Engelliler.Gen.Tr Forumları Sitesine Hoşgeldiniz.
  • Engel Olma Başka İhsan İstemez!

    Artık birisi “Zeynep hastalanmış” dediğine karşı taraf “hangi Zeynep?” diye sorarsa “Ufuk’un karısı Zeynep” yerine “Lal Zeynep” cevabını alıyordu. Haklılardı kendilerince. Eğer engelli isen gereksiz olduğun zannı meşrulaşmış bir halde idi. Aynı soru kulakları ağır işiten Selahattin amca için sorulunca “kör Selahattin” lafı duyuluyordu. Daha kimler vardı bir bilsen…

    Yazar: Zeynep Aydemir Bayram: 20 Ekim 2011, Perşembe
    -----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


    Bu ülkede yıllar yılı engelli kardeşlerime “özürlü” diye ötekileştirme yapan “özürlü zihniyet” yönetimde bulundu. Onlarca içi boş engelli kanunu ile oyalayıp durdu bizi. Oy zamanı bayramı vadetti ama seçimlerden sonra arifeyi bile göstermedi.

    Engelli vatandaşını – sanki bizzat engelli olma konusunda bir tercih yapmış gibi – ötekileştiren siyasi otoritenin yönettiği halkta devletine bu konuda yardım etmek için elinden gelen tüm çabayı gösterdi sanki onlarında engelli olma ihtimali yokmuş gibi... Site yöneticilerimizin de sitenin en alt kısmında altını çizdiği gibi görme engellinin adı “kör”, işitme engellinin adı “sağır”, konuşma engellinin adı “lal” , zihinsel engellinin adı “deli” olup çıkmıştı bir kere.

    Artık birisi “Zeynep hastalanmış” dediğine karşı taraf “hangi Zeynep?” diye sorarsa “Ufuk’un karısı Zeynep” yerine “Lal Zeynep” cevabını alıyordu. Haklılardı kendilerince. Eğer engelli isen gereksiz olduğun zannı meşrulaşmış bir halde idi. Aynı soru kulakları ağır işiten Selahattin amca için sorulunca “kör Selahattin” lafı duyuluyordu. Daha kimler vardı bir bilsen…
    Bir gün, bir kolunu savaşta kaybeden bedensel engelli Hulusi Dede öldüğünde “bizim çolak Hulusi dede mi? Vallahi Allah’ın sevgili kulu imiş. Bu yaşta tek kolu olmadan yaşamaya çalışıyordu. Allah kurtarmış” cümlesi eden biri bile “haklısın kardeşim” diye onaylanmıştı cenaze evinde.

    Peki Dünden Bugüne Söylemler Dışında Ne Değişti?

    Aslında kilit soru bu. Devlet var geçmişte kendi halkına kadın, çoluk, çocuk demeden işkence etmiş, zor günler yaşatmış… Ama yıllar geçmiş, devran dönmüş, elbiselerin kendi ile birlikte içindekilerde modernleşmiş, ders alınan hatalar bir daha hatırlamamak üzere tarihin derinliklerine gömülmüştü.

    Bizim ülkemizde ise bırakın hatalardan ders alınmayı, sırf hata işlensin diye kanun çıkarılmış. Kafanın içi değişmedikten sonra, kelimeler beyninde sentezlenip yüreğinden gelmedikten sonra ha özürlü demişsin ha engelli… Sence kelimenin değişmesi ile bizim kazandığımız ne?

    Beni tanıyan tanır, bilen bilir. Son raddeye gelinceye kadar konuşmam. Konuşmaya başlayınca da karşıdaki mebusmuş, reisi cumhurmuş tanımam! Ucu nere giderse gitsin umurumda olmaz. Zira benim hakkını savunduklarımın, kader arkadaşı olduklarımın altlarındaki tekerlekli sandalyeden, ellerinde ki bastondan başka kaybedeceği bir şeyleri yok.

    Engeline Kurban Olduğum Bu Özürlüler Beni Delirtecek!

    Geçtiğimiz sene Eminönü’ndeki tramvay durağının kenarındaki banklarda eşimle otururken zabıtanın engelli bir kardeşimin kurup üç kuruş nafaka kazanmaya çalıştığı tezgahını kaldırmaya çalıştığını fark ettik. Olduğumuz yerden fırlayıp zabıtanın yanına gidip “kardeş hayırdır? Adam engelli. Fatih Belediyesi engelli vatandaşların ekonomik özgürlüklerini sağlaması için işporta sergi açmasına izin veriyor. Sen ne hakla bu hakkı gasp edersin?” sorularını bir çırpıda yönelttik.

    Zabıta sorduğumuz bu uzun ve öfkeli soruları daha büyük bir öfke ile –aynı anda da zorlukla ayakta durmaya çalışan engelli kardeşimi göstererek – şu tarihi cümlelerle yanıtladı. “anladık kardeşim özürlü. Bende görüyorum özürlü olduğunu. Ama ne yapabilirim? Kanun diyor ki yüzde bilmem kaç özürlü raporu yoksa bu haktan faydalanamaz. Alsın raporunu, gelsin açsın geniş geniş tezgahını.

    O zaman kaldırmaya çalışmam tezgahını kurmasına yardım ederim” O an beynimden vurulmuşa döndüm. Herhangi bir sebeple engelli raporu alamayan engelli kardeşime raporu getirip evinde vermesi gereken devlet; bunun yerine kolluk kuvveti marifeti ile kişinin hayata tek tutunma noktası olan ekmek teknesini elinden alıyor ve buda yetmezmiş gibi engelli vatandaşı kabahatli buluyordu. Zabıtada engelli vatandaşa yardım etmek için rapor bekliyor. Karbonfiber misin be birader? Senin çoluğun çocuğun o adamın durumuna gelemez mi?

    Yüce yaradan akıl fikir dağıtırken değirmende karpuz öğütme işlemi gerçekleştiren zihniyetin eseri memur kardeşimde sonuç olarak yasalar önünde saygın, kamu vicdanında rezil olan görevi yerine getirmek zorunda kaldı.
    Yahu sen devlet değil misin? Özürlü diye tabir ettiğin vatandaşının her türlü ihtiyacını karşılamakla mükellef değil misin? Değilsen neden verdin bize o nüfus cüzdanını? Senden medet ummadan üç kuruş rızkını kazanmak için el avuç açmaktansa güneşin anlında tezgah açmayı evla sayan engelli vatandaşa her türlü kolaylığı sağlayacağına neden köstek olursun?

    Empati kurmak zor olmasa gerek. İlahi adalet tecelli edip senin de bir sevdiğin bizim aramıza katılmadan gerekeni yapmalısın. Sen bizi düşünmesen de, her fırsatta göz ardı etsen de, bizi insandan bile saymasan da; senin için değer arz eden kişi; bir gün bizim yaşadıklarımızı yaşasın istemeyiz. Hazır görev sendeyken, henüz daha iyisini yapma fırsatı elinden kaçmamışken KENDİNE YAKIŞANI YAP!