Merhaba sevgili okurlar. Bu köşemizin konuğu Engelsiz Gazete ve haber.engelliler.gen.tr yazarlarından, yazılarını severek okuduğumuz ve her yazısı ile yankı uyandıran sevgili Satı İlen.Çıkarmış olduğu son kitabı “Sakatlığa Övgü” ile bizlerle olacak.

ilen-sati.jpg

RT: Satı Hanım, öncelikle hoş geldiniz. Okurlarımıza kendinizden bahseder misiniz?
Sizi tanımaları adına.

S.İ: Hoş bulduk. 1966 yılında Ankara'da doğdum. 1988 yılında M.Ü. İletişim Fakültesi'ni bitirdim. Fiilen gazetecilik yapmadım. Bankacılık ve muhasebecilik yaptım. Bu arada engellilerle ilgili sivil toplum örgütlerinin dergilerinde makaleler yazdım. Bir ara Sevgi Çemberi Dergisi'nde yöneticilik yaptım. 2006 yılında emekli oldum. Emekli olduktan sonra yazmaya daha çok ağırlık vermeye başladım.

RT: Yazarlığa nasıl başladınız? Ne ilham oldu yazarlığa başlamanız için?

S.İ: Ben eskiden beri edebiyata meraklıydım. Çocukken kitap okumaya bayılır, yazar olmak isterdim. Söz büyülü gelirdi bana. Yazarlığa yönelmem yalnızlığımın sonucudur. Çocukken engelli olmamdan dolayı karşılaştığım olumsuz tutum ve davranışlar kendi içime doğru kapanmaya itti beni. Bu arada hem okuyor hem debirşeyler karalıyordum. Üniversiteyi bitirdikten sonra engelli sivil toplum örgütlerine yolum düştü. O aradaengelli sorunlarıyla ilgili makaleler yazmaya başladım.Bu arada evlendim, çocuğum oldu. Kızımı büyütene kadar yazmaya ara verdim. Yeniden öykü yazmaya karar verdiğim sıralarda İnsancıl Atölyesi'yle yollarım kesişti. Yazarlık seminerlerinde öykü ve roman yazma tekniklerini öğrendim. Bu arada felsefe, estetik, kadın seminerleri gibi bir çok seminere katıldım. Öykülerim İnsancıl Dergisi'nde yayınlandı.Arkasından bir öykü ve deneme kitabım geldi.

RT: Son kitabınızından bahseder misiniz? Neden kitabınızı alıp, okumalı okurlar?

S.İ:Tabii. Ben özellikle kitabımı engelsiz okurların okumasını isterdim. Çünkü biz engelliler en çok onların olumsuz bakış açılarından etkileniyoruz.Kitabımda engelli çocuk olmaktan tutun da engelli kadın ya da engelli anne olmak gibi çeşitli olguları yaşamımdan kesitlerle anlattım.Kitabım aslında bir sistemeleştirisi. Sağlam beden ideolojisinin kapitalizm aygıtlarıyla nasıl belleklerimize kazındığını açıklıyor. Bu ideolojiyle“sağlam” olmanın dille, medyayla, sinemayla, dizilerle nasıl kutsandığını örnekleriyleanlatıyor. İnsanları “sakat”, “sağlam” diyerek sınıflandırmanın yanlış olduğunu, bunun en çok kapitalizmin işine yaradığını, bu tür ayrımlarla insanlığın bütünselliğinin parçalandığını dile getiriyor.Aslında tüm engellilere vermek istediğim mesaj şu: Toplumun ve sistemin gözünden kendinize bakmayın.Bedeninizi sevin. Sizi siz yapan nedenler elinizin, kolunuzun, gözünüzün olmaması değil.Sizi siz yapan kişiliğinizdir. Öyleyse başkalarının dediklerine göre yaşamayın. Yırtın, parçalayın tüm önyargıları.Bilincinizi sistemin dayattığı ideolojilerdentemizleyin.Sonra da kendinizi oluşturun.İşte o zaman özgürlüğe koşacaksınız.Engelli olmak hayatı farklı yaşamaktır dedim.Tüm insanları sevgiye, hoşgörüye, empatiye davet ederken bu ideolojiyle nasıl savaşılması gerektiğinin ipuçlarını verdim. Bunun yanısıra, engelli derneklerindeki sorunların ne olduğunu, niçin bu alanda uluslararası normlara kavuşamıyoruz gibi birçok sorunun yanıtını aradım. Hatta hep tabu olan, hiç konuşulmayan engellilerin cinselliğinden de söz ettim. Amacım her anlamda engellilerin nasıl kıskaca alındığını yazarak bir farkındalık oluşturmaktı.

RT: “Sakatlığa Övgü” son kitabınızın adı. Peki, neden bu isim? Nelerden etkilenip
bu ismi verdiniz?

S.İ:Bu ismi vermemin nedeni şuydu. Bu kitabı yazarken engellilerin tarihini araştırdım. Engellilerin tarihi insanlık için kara bir lekebana göre. Kimi zaman o tarihi okurkenengellilere yapılan vahşetkarşısında tüylerim diken diken oldu. Öyle pek iç açıcı bir tarihimiz yoktu. Hangi çağda olursa olsun, engellilik olgusuna hep kötü gözle bakılmış. “Deliliğe Övgü” vardı, “Yalnızlığa Övgü” vardı niye “Sakatlığa Övgü” olmasındı?Madem yapay bir “sakat” ve “sağlam” karşıtlığı yaratılarak sakatlar ötekileştiriliyordu. Ben de sakatlığı dile getirdim. Bir de onun gözünden “sağlamlık” ve“sakatlık” olgusuna baktım.Amacım sağlam beden ideolojisinin dayatmalarına karşı çıkarak sakatlıkla ilgili tüm olumsuz önyargıları yıkmaktı.Umarım bunu başarabilmişimdir.

RT: Yazarlık dışında neler yapıyorsunuz?

S.İ:Edebiyat dışında sanatın her türünü severim. Sinema ve tiyatroları takip eder, resim sergilerine giderim. Bu arada doğa yürüyüşleri yapmaya bayılırım. Her insan gibi arkadaşlarımla buluşur, sohbet eder, onlarla zaman geçirmekten hoşlanırım.

RT: Engelliler ile ilgili bir projeniz var mı? Sanırım “Sakatlığa Övgü” kitabınız projelerinizdendi?

S.İ: Şu an zaten engellilerle ilgili köşe yazıları yazıyorum.Evet, "Sakatlığa Övgü" projelerim arasındaydı ama artık öykü ve roman üstüne yoğunlaşmak istiyorum.Engellilerle ilgili başka bir proje düşünmüyorum.

RT: Siz de bir engellisiniz, sokakta ne gibi sorunlarla karşılaşıyorsunuz?

S.İ: Ben bedensel engelli olduğum içinen çok yüksek kaldırımlardan şikayetçiyim. Üst geçitlerde asansör olmamasından, olan asansörlerin çalışmamasından, o asansörleri engelsiz insanların çok kullanmasından şikayetçiyim. Bu yüzden metro ve alışveriş merkezlerinde o asansörleri kullanamıyorum. Çünkü engelsiz insanlardan bana sıra gelmiyor. Sinema, tiyatro ya da galerilerde rampa yok. Merdiven çıkamıyorum. Kısacası, alt yapının bizlere göre düzenlenmemesinden şikayetçiyim. Eskiden insanların bakışlarından çok rahatsız olurdum. Şimdilerde hiç kimsenin saldırgan bakışlarından etkilenmiyorum. Gülüp geçiyorum.

RT: Sokaklar dedik oradan devam edelim, ne dersiniz? Sizce dışarısı bir engelli için ne kadar emniyetli?

S.İ: Hiç emniyetli değil. Engellilik bireysel bir sorun değil toplumsal bir sorun. Görme engelliler için zemini farklı yollar henüz çok eksik. Yine bu arkadaşlarımız kaldırımlarda yer alan, direklere, trafik levhalarına, ağaçlara çarpıp oralarını buralarını yaralıyorlar. Yine kaldırımlarda yer alan mantarlar, engellilerin düşmesine sebep oluyor. Kaldırımlar tekerlekli sandalyeliler için uygun değil. O zaman yaya yolunu değil de, araç yolunu kullanmak zorunda kalıyorlar. Bu kez de ölümle burun buruna geliyorlar. İnsanlar o kadar duyarsız ki, engelli rampalarının önüne araçlarını park ediyorlar. Hareket serbestliğiniz baltalanıyor. Trafik lambalarında sesli sinyalizasyon sistemleri yok. Bu da görme engelli arkadaşlarımızı çok zor durumda bırakıyor. Daha birçok şey sıralanabilir bu konuda. Kelle koltukta yaşıyoruz vesselam.

RT: Başınıza dışarıdayken bir olay geldi mi? Yani kaldırım veya yolcu taşıma araçları ile ilgili?

S.İ: Tabii, bir kaç kere toplu taşıma araçlarından inerken kaza geçirdim.Ben haliyle diğer yolculara göre daha ağır iniyorum. O arada şoför aynaya bakmadan hareket ediyor. Ben ya kapıya sıkışıyorum ya da ölümle burun buruna geliyorum.

RT: Avrupa sokakları mı yoksa Türkiye sokakları mı desem ne söylersiniz?

S.İ: Avrupa'nın tamamını gezmedim ama örneğin, Viyana tam engellilere uygun bir şehir. Hiç kaldırım falan yok oralarda. Hatta bisiklet yolları bile var. Çok kolayca bir noktadan başka bir noktaya ulaşabiliyorsunuz. Yine kamu binaları ve müze gibi kültürel alanlar engelliler ve yaşlılar düşünülerek yapılmış.Prag'da trafik lambalarında sesli sinyalizasyon sistemi var. Asansörler görme engelliler ve renk körü olanlara göre düzenlenmiş.Gittiğim yerler içinde Viyana'da alt yapı sorunları çözülmüştü. Türkiye ile kıyaslanamaz bile.

RT: Kaç tane kitap yazdınız bu zamana kadar? İsimlerini söyler misiniz? İlgilenenler için...

S.İ: İki kitap yazdım. Birincisi İnsancıl Yayınları'ndan çıkan Denize Şiir Okumak.Bu bir öykü kitabı. İkincisi ise Kozalak Yayınları'ndan çıkan “Sakatlığa Övgü”. Bu da deneme türünde bir kitap.

RT: Eğer yazar olmasaydınız hangi mesleği seçerdiniz?

S.İ: Radyo ya da televizyon programcılığı.

RT: Yapmak isteyipte yapamadıklarınız var mı?

S.İ: Radyocu olmayı çok isterdim.

RT: Hayatınızda keşke dediğiniz oldu mu? Neden?

S.İ: Keşke üniversiteyi bitirdiğimde kendi mesleğimi yapsaydım. Başka alanlara kaymasaydım. Çünkü insanın sevdiği işi yapmasının mutluluk olduğunu düşünüyorum.

RT: Herkesin bir amacı vardır öyle değil mi? Mesela benim amacım engellilerleilgili bir hikâye yazıp bunu beyaz perdeye yansıtmak istiyorum.
Sizin amacınız nedir?Amaçlarınıza ulaştığınızı düşünüyor musunuz?

S.İ: Umarım senin de istediğin olur.Bunu gönülden arzu ediyorum. Ben amaçlarıma kısmen ulaştım. Çocukken yazar olmak isterdim. Şimdi yazıyor olmaktan dolayı mutluyum. Ama yaşamda hiçbir zaman "ben oldum" diye bir şey yok. Yaşam bir yolculuk. O yolculukta arayış ve öğrenme isteği hiç bitmiyor. Hep yoldayız yani.

RT: Biz engelliler kendimizi ispatlama çabasındayız. Hayata katılmaya çalışıyoruz.
Sizin bu konuyla ilgili düşüncelerinizi öğrenebilir miyim?

S.İ: Ben pek genellemeleri sevmiyorum.Örneğin, benimkendimi ispatlama gibi bir çabam olmadı.Yalnızca şunu söyleyebilirim. Çocukken arkadaşlarım benimle alay ettiklerinde odama gelir, duyguları kağıtlara dökerdim. Nasıl kırıldığımı, nasıl yerin dibine geçtiğimi anlatırdım. Sonra da yazdıklarımı onlara okuduğumu düşünür, beni sevmelerini isterdim. Elbette insan toplumsal bir varlık. Yalnız yaşayamaz. Toplumdan soyutlanmakölüm gibi. İnsanın en çok sevgiye ve birlikte yaşamaya ihtiyacı var. Bu yüzden de buradan tüm topluma şu mesajı vermek istiyorum: Lütfen, engellilere acıyarak, hor görerek bakmayın, onları dışlamayın. Onları sevgiyle kucaklayın yeter.

RT: Ülkemizde engelliler için yapılan düzenlemeleri yeterli buluyor musunuz? Ülkeyi yönetiyior
olsaydınız ne gibi düzenlemeler yapardınız?

S.İ: Yeterli bulmuyorum elbette. İlk önce Engelliler Bakanlığı'nı kurardım. Sonra siyasi partilere engellilerin siyasete aktif katılmaları için kotalar getirirdim. Engelli sivil toplum örgütlerine mevcut gelirlerden pay ayırırdım. Önce okullardan başlamak üzere engelli kültürünün oluşturulması için politikalar üretirdim. Tüm kamu çalışanlarını bu konuyla ilgilieğitimden geçirirdim.Şiddete uğrayan engelli kadınlar için sığınma evleri açardım.Mimari engellerin kaldırılması için gereken denetimleri artırır, gerekli alt yapıyı yapmayanlara cezai işlem uygulardım.Kalifiyeengelli eleman yetiştirmek için meslek kurslarını çoğaltırdım.Türk Dil Kurumu'nda bir komisyon kurdurur, engellilerle ilgili tüm olumsuz deyim ve atasözlerini dilimizden ayıklatırdım. Devlet kitle iletişim araçlarında engellilerle ilgili farkındalık oluşturacak programlar yapılmasını teşvik ederdim.

RT: Siyasete girmeyi düşündünüz mü? Eğer siyasete girseydiniz, ilk icraatınız ne olurdu?

S.İ:Hayatım boyunca siyasete girmeyi hiç düşünmedim. Çünkü günümüzde siyaset yalan söyleme sanatı halini aldı. Siyasetçilerin çoğu retorikle gerçekleri gizliyor.Siyasette birçok şeyin şeffaf olmaması, zaman zaman nefret dilinin egemen olması, kimliklerin ön plana çıkartılıp halkların birbirine düşman edilmesi, oy avcılığı için popülist söylemlerbu alanı kirletiyor. Bu yüzden siyasete girmek aklımın ucundan bile geçmedi.

RT: Kitabınız hayırlı olsun. Bol satışlar diliyorum.

S.İ: Çok teşekkür ederim. Sağolun.

RT: Bu güzel ve samimi röportaj için, size çok çok teşekkür ediyorum.

S.İ: Ben de size zamanınızı bana ayırdığınız için teşekkür ediyorum.