Nedir özel eğitim?

Ve kimlere bu eğitim verilmektedir?

Bu eğitimi kimler ve hangi şartlarda verebilir?

Yada özel eğitime hangi insanlar gereksinim duyuyor?

Bu sorulara elbette bilimsel bir araştırmanın verebileceği cevaplar daha kapsamlı ve belirleyici olacaktır. Biz bu yazıda yukarıdaki soruları kendi gerçekliğimizden ve deneyimlerimizden yararlanarak cevaplamaya çalışacağız.

Nedir özel eğitim?

Bu, adından da anlaşılacağı üzere kişilerin eğitimlerinin diğer yaşıtlarına göre farklı yöntemlerle ve farklı şartlarda verilmesi. Bu eğitime gereksinimi olan kişiler kimi zaman ağır engelliler kimi zaman da engeli gözle fark edilemeyen kişiler olabilir. Özel eğitime ihtiyaç duyan insanların tanımı günümüzde oldukça bilimsel ve kapsamlı bir şekilde belirtilmiştir.

Çeşitli nedenlerle bireysel özellikleri ve eğitim yeterlilikleri açısından yaşıtlarına göre beklenilen düzeyden anlamlı farklılık gösteren bireyler. Günümüzde engellilik durumu hukuki açıdan da oldukça kapsamlı ve açıktır. Bunu özellikle belirtiyoruz zira ülkemizde yaşayan sayıları milyonlarla ifade edilen engellilerin birçoğu yasal haklarından yeterince faydalanamamaktadırlar.

AB’ye giriş çerçevesinde yeniden ele alınan engelliler yasasında engelli tanımı ve devletin sorumlulukları da yeniden tanzim edilmiştir; Kanun uyarınca; Özürlü, Doğuştan veya sonradan herhangi bir nedenle bedensel, zihinsel, ruhsal, duygusal ve sosyal yeteneklerini çeşitli derecelerde kaybetmesi nedeniyle toplumsal yaşama uyum sağlama ve günlük gereksinimlerini karşılamada güçlükleri olan ve korunma, bakım, rehabilitasyon, danışmanlık ve destek hizmetlerine ihtiyaç duyan kişiye denir. Bu tanımı bir yelpazeyle sembolleştirirsek, yelpazenin bir ucunda otistikler, dawn sendromlular yer alırken, diğer uçta öğrenme zorluğu çekenler, ve disleksililer bulunmaktadır. Bizim daha çok üzerinde duracağımız engel gurubu ise görme engelliler olacaktır.

Özel eğitim almış olan herhangi bir görme engelli bugün teknolojininde yardımıyla birçok sorunu geride bırakmış yada çözümlere yaklaşmıştır. İlkokulu görme engelliler için açılmış olan bir okulda okudum ve burayı tamamladıktan sonra çevremizdeki bulunan bir ortaokula başladım. Öğretmenler daha önceleri görme engelli bir talebeleri olmadığı için biraz tereddüt gösterdilerse de bu kısa zamanda değişti ve kendini karşılıklı olarak üreten yeni bir ilişki haline geldi.

Örneğin bir gün fen dersi sırasında Mendel kanunları anlatılıyordu, tahtaya bezelyeler çaprazlanıyor ve bunun ne anlama geldiği açıklanıyordu, fakat tahtadakileri göremediğim için hiçbir şey anlamamıştım, bunu farkeden öğretmenim yanıma gelerek bu konuyu aynen şöyle aktardı; -- Bak şimdi iki elinin işaret parmaklarını birbirine çapraz biçimde tut ve bu çaprazların her bir ucuna söyleyeceğim değerlikleri koyduğumu düşün, daha sonrada dominant ve resesif paydaları birbirleriyle topla..

Söylenenleri aynen gerçekleştirdim ve görmesem de kolayca kavramıştım; Yeter ki biz insanoğlunun algı kapısı açık olsun ve birileri çıkıp da farklılıklardan ötürü şöyle düşünmesin; “Sen engellisin algılama kapısından giremezsin.” Elbette her eğitimci yukarıdakine benzer çözümleri bulabilir diyemeyiz zira bu durum bir istisnadır ve istisnalar kaideleri bozmaz bilakis destekler. bu nedenledir ki özel eğitim verebilecek bilgi ve yeterliliğe haiz uzmanlar yetiştirmek zorundayız.

Bu da ancak üniversitelerin konuyla ilgili bölümlerinde eğitimin kalitesini arttırmak ve öğrenci sayısındada artışa gidilmesiyle bir nebze olsun halledilebilir. Tabiî ki yalnızca eğitimci yetiştirmek ve lojistik imkanları arttırmak tek başına tüm sorunları çözemez. Bunun yanı sıra engelliler ile ilgili toplumun bakış açısını doğru yönde değiştirmek, mevcut yanlış kanıları düzeltmek ve toplumun engelliler konusuna ölçülü fakat abartısız bir biçimde yaklaşmasını sağlayacak bilinç düzeyine ulaşmak da çözüm yolunda atılacak önemli ve büyük bir adım olacaktır. Bugün dünyanın çeşitli ülkelerini basın yayın araçlarıyla şöyle bir dolaştığımızda buralarda otizim gibi genellikle ağır biçimde süren bazı engelleri olan inanılmaz çocuklar görebiliyoruz.

Örneğin;

Fotojenik hafızası inanılmaz gelişkin yada sayısal tahminleri normalin üzerinde bir oranla bilebilen bu çocukların maalesef ki ülkemizde toplumun bilgisizliği, ön yargıları ve genel ve yerel yönetimlerin ihmali nedeniyle zor olan hayat mücadeleleri daha da zor bir hale geliyor. Eskilerin deyişiyle teşbihte kusur olmazmış özel çocukların algılamalarını bir evin kapısına değil de penceresine benzetebiliriz yada zor durumlarda kullandığımız bir yangın merdivenine..

Şunu hatırlatmakta yarar görmekteyiz;

Farklı olmak bir sorunsal değildir sorunlar insanın bu farklılıkları sorunmuş gibi algılamasından doğar. Türkiye’ de sayıları bir buçuk ila iki milyona yakın görme engelli olduğu tahmin edilmektedir, yine malesef ki bu tahminleri de ancak BM’in yaptığı araştırmalardan yola çıkarak söyleyebiliyoruz.

Görme engelliler yukarıda bahsi geçen Otizim yada Dawn senromu gibi engellerin yanında baş etmesi daha kolay bir engelmiş gibi görünüyorsa da, birileri bu durumu anormal bulursa işte o vakit biz Türkiye’ de yaşayan milyonlarca görme engelli engelenmişlik durumuyla burun buruna geliyoruz. Eğer ki birileri sizin görmemenizi saçınızın siyah oluşu gibi algılıyorsa elbetteki sorun çıkmayacaktır.

Bazen hiç aklınıza dahi gelmeyecek sorularla karşılaşabiliyoruz;

Bir çok insan bize şu soruyu sık sık soruyorlar; Nasıl okuyorsunuz? Böyle bir soruya herhalde şu yanıtı vermemiz oldukça şaşırtıcı ve yararlı olabilir. Peki ya siz yemek sofrasında karşınıza bir ayna mı koyuyorsunuz? Tabi bunu böyle söyleyip konuyu kapatmıyoruz fakat bu sual karşımızdaki insana hayatı algıladığı pencerenin haricinde başka başka pencerelerde olduğunu anımsatıyor yada öğretiyor.. Biyolojide bir kural vardır çalışan organ gelişir tıpkı işleyen demir ışıldar örneğinde olduğu gibi. Özel çocuklarda bizler farkedelim yada fark edemeyecek kadar algılayıcılarımız atıllaşmış olsun onların da vücudumuzdaki kılcal damarlara benzer çok hassas ve ulaşılabildiği taktirde içlerindeki potansiyeli ortaya koyabilecekleri engin ufukları vardır. Yeter ki bu olanaklar evreninde yol aramak tutkumuzu yitirmeyelim.

ÖZEL EĞİTİMDE YENİ YAKLAŞIMLAR VE KAYNAŞTIRILMIŞ EĞİTİM

Ülkemizde çeşitli engel guruplarına yönelik gerek devlet gereksede özel sektörün açtığı yüzün üstünde okul mevcuttur. Biz burada bu okulların eğitim kalitelerinden ziyade kuruluş amaçları ve genel yararları ve doğurduğu sorunlar üzerine eğilmeye çalışacağız. Bir sorunu ele alırken öncelikle sorunun tanımının doğru yapılması çözüm yolunda atılmış önemli bir adımdır.

O halde sorun nedir?

Herhangi bir engeli olan bireyin engellilik durumunu kabullenmememesi, bu durumun farkındalığına ulaşma bilincine sahip olmaması olarak özetlenebilir. Engelliler için açılmış okullar her konuda olduğu üzre olumlu ve olumsuz yönleri içermektedir. Peki bu olumlu ve olumsuzluklar nelerdir? Bu okullarda çocuk kendi engeline sahip kişilerle birlikte okur bu nedenle de toplumun dışarıda yarattığı farklılıklardan doğan bir dışlanmışlık duygusu yaşamaz. Yine bu okullar Türkiye genelindeki şartlar göz önüne alındığında ortalamanın üzerinde imkanlara sahiptir ve bu nedenle de eğitim kalitesi de bundan olumlu yönde etkilenmiştir.

Ancak yukarıda da değindiğimiz üzere niceliksel şartların iyiliği Türkiye’ deki engellilik (sorununu) çözmek için tek başına yeterli değildir. Şunu da belirtmeliyiz ki engellilerle ilgili toplumumuzun bilinç düzeyi oldukça düşüktür. Bu nedenledir ki toplumun konuya bakışı aileleri çocuklarını en azından yatılı olan bu okullara göndermeye yöneltmektedir. Her meselede olduğu üzere özel eğitim veren okullar gerçeği de kendi içinde olumsuzlukları da barındırmaktadır; Bu okullarda kendisi gibi engelli olan kişilerle birlikte olmaya alışmış çocuk kafasında istemsiz olarak oluşturduğu gideceği okulunda bitirdiği okul gibi olucağı fikrine sahip olur.

Bu da daha sonraki eğitim hayatını olumsuz yönde etkiler. Ayrıca özel eğitim fikri bireyin gelecekteki yaşamında da çeşitli sorunları beraberinde getirir örneğin engelliler için özel parklar, hastaneler açılması vb. ne yazık ki bu gizli izolasyon fikri görmeyenler arasında da oldukça taraftar bulmaktadır. Bu da toplum yaşamında kendiliğinden bir izolasyon fikrinin doğmasına neden olur.

Peki bu sorunlar aşılabilinir mi?

Ya da aşmak için neler yapılması gerekmektedir?

Toplumun gelişmişlik düzeyi yüksek ülkelerde devlet engelli vatandaşı için özel bir okul açmak yerine mevcut okulların alt yapılarını ihtiyaca göre düzenleyerek bütün okulları engellilerin de faydalanabileceği bir hale getirmiştir. Elbette ki bir zamanlar o ülkelerde de özel eğitim için açılmış okullar mevcutt Ancak gelişen pedegoji bilimi ve teknolojik imkanlar göz önüne alındığında günümüzde bu ülkelerde homojenleştirilmiş bir eğitim anlayışı benimsenmemektedir.

Yine bu ülkelerde milli eğitim programları içerisinde yer alan toplumun temel çekirdeği olan gençlere yönelik engelliliğe dair bilgilendirici dersler verilmektedir. Örneğin; Almanyada ben sen ve öteki adlı bir ders yapılmaktadır. Böylece toplumun engellilerle ilgili bilinç düzeyi ilk baştan çocukluk esnasında arttırılmaya çalışılmaktadır. Ülkemizde de toplumun kanayan yaralarından biri olan engellilik (sorunu) üzerine yeni açılımlar ve fikirler kök salmaktadır. Ancak halen pek çok teknik konu yeterince açıklığa kavuşturulamamıştır.

Sonuç;

Engellilerin eğitimi noktasında henüz istenilen düzeyin çok gerisinde bulunmaktayız. Bunun yanı sıra AB’ye giriş sürecinde hukuki açıdan çeşitli düzenlemelere gidilmişse de bunlar ileriye dönük çözümleyici olmaktan uzak kısa vadeli değişikliklerden ibarettir. Çözüm ancak ülkemizin içerisinde bulunduğu şartları iyi analiz edip engellilik olgusunu toplumlarının kanayan yarası olmaktan çıkarmış devletlerin geliştirdiği çözüm yollarını kendi ülkemizin ekonomik ve toplumsal koşullarının gerçekliğiyle örtüştürerek, ya da her problemin çözümünü de içerdiği anımsanarak kendimize özgü çözüm yolları geliştirerek gerçekleşebilir. Bu şekilde, gelecekte ülkemizde engellenmişlik (sorunu) tarihin karanlık sayfalarına gömülebilir..

Levent Aclan