Dolunay Derneği Başkan Yardımcısı ve Engelliler Birim Başkanı Faruk Ocak'ın 'Engellilerin Yaşam Kalitesi' yazısı:
Toplumumuzda engelli vatandaşlarımızın genel nüfusa oranları dikkate alındığında engelli vatandaşlarımızın sorunlarının ne kadar önem arz ettiği daha kolay anlaşılacaktır. Fakat engelli vatandaşların yaşam kalitesi üzerine yapılan araştırmalar gösteriyor ki gerekli desteği ne devlet olarak nede toplum olarak onlara sunamıyoruz. Engelli vatandaşlarımızın yaşam kalitesinin artırılması bir toplumsal sorumluluk olmakla birlikte onlara destekte bulunmamız ve herkes gibi yaşamaları için imkan sağlamamız birey olarak bizlerin bir borcudur.

Devlet yasalarınca da güvence altına alınan ve çeşitli kurumlarca farklı fırsatlar sunulan engelli vatandaşlarımızın yaşam kalitesi ülkemizde ne yazık ki düşük olmakla birlikte bu yöndeki çalışmaların azımsanmayacak kadar çok ve kalitesiz olduğu gerçeği de unutulmamalıdır.

Engelli vatandaşlarımızın yaşam kalitesini 2 farklı alanca incelemekte fayda var. Kırsal ve kentsel alanlarda yaşayan engellilerin yaşam kaliteleri mutlaka ki farklılık gösterecektir ki bu farklılıklar Engellilerin yaşadıkları yerleşim bölgeleri, yerleşim yerleri, aile yapıları, toplumsal çevreleri hizmet kuruluşlarının düzeyi, yaşam kaliteleri açısından önemli farklılıklar göstermektedir. Yerleşim bölgesine ve tipine özgü koşullar, ekonomik sosyal ve kültürel özellikler engelliğin yarattığı engelleri aşmada farklı bakışlar, değer, tutum ve davranışlar doğurmaktadır.

Yerleşim bölgesinin sosyo-ekonomik koşulları. sosyo-kültürel ilişkileri ve sosyo-politik yaklaşımları yapısal farklılıklar taşımaktadır. “Kentte ve kırsalda engelli olmak" yaşam koşulları yönünden eşit olmayan düzeyleri ortaya çıkarmaktadır. Kırsal kesimde engelli olmak, görece daha büyük yoksunluklar çıkarmaktadır. Kentsel ortamlarda engelli olarak yaşamak fırsat eşitsizliği olarak yansımakta; kentsel yaşam olanaklarından yararlanma ve kendini gerçekleştirme düzeyini olumsuz yönde etkilemektedir.

Eğitim yoluyla yaşama hazırlanmak, erken özel eğitim görerek akranlarından dışlanmamak, sağlıklı yaşamak, toplumsal ilişkilere katılmak, eğitim yoluyla bir meslek kazanmak, istihdam olanağı bulmak, gelir dağılımından dengeli pay almak, sürdürülebilir ve kendini besleyen bir yaşamı gerçekleştirmek sorun alanları olarak gözlenmektedir. engelin yol açtığı işlev kayıpları, kalitesiz bir yaşam surecine neden olmaktadır Değer yargıları, kalıp yargılar, önyargılar şekline dönüşürken engellinin konumu dışlanma ve yoksulluk ile daha da marjinal hale gelmektedir. Engelli bireyin dünyası kişiliği, benliği, tutum ve davranışları bunlarla baş etme çabası içinde biçimlenmektedir. Yaşam beklentileri, özlemleri hep göz ardı edilen gerçekler olarak kalmaktadır.

Engellilere devlet tarafından tanınan sosyal haklar yine engelliler tarafından yetersiz bulunmakta. Bunun altında yatan sebeplere bakıldığında engellilere tanınan sosyal hakların günümüz çağdaş dünyasında ki engellilere tanınan sosyal hakların çok gerisinde oluşu, bu sosyal hakları elde etmenin bir yığın yasal düzenleme ve prosedüre bağlanarak engellilere bu sosyal hakları elde etmenin adeta işkence haline getirildiği ve tanınan bu sosyal hakların büyük bir kısmının sadece “kâğıt” üzerinde kalıp hayata geçirilememesi v.b gibi sebeplere dayandığı görülmektedir.

Engelli vatandaşlarımızın yasalarca da koruma altına alınan yaşama hakkı ve sosyokültürel hakları bulunmakla birlikte bizim de üzerimize düşen belirli şeyler bulunmaktadır. Bu açıdan engelli kardeşlerimize gerekli yardımları onları incitmeden yapmalı ve yaşam kalitelerini artırmayı amaçlamalıyız...