Bir delinin hatıra defteri; insanların, halk arasındaki seviye farkından dolayı davranışlarını ana karakterin hatıra defteriyle anlatan, Nikolay Vasilyeviç Gogol’un unutulmaz bir eseridir. Kitap üç ayrı hikâyeden oluşmaktadır ve bu hikâyelerin makam düşüncesine en çok değineni “Palto” dur. Bir dairede altıncı derece memur olarak hayatını sürdüren Akaki Akakiyeviç, çok talihsiz olmasına ek, akıl sağlığı da pek yerinde olmayan biridir. Tek başına yaşayan karakterin tek zevki yazıları kopya etmektir. Makamı pek yüksel olmadığından, kendisine yapılan haksızlıklara göz yummaktadır, tıpkı güzümüzde otorite sahibi olmayanların davrandığı gibi. Fakir biri olan Akaki Akakiyeviç, paltosunun giyilmeyecek hale gelmesi üzerine terziye gider ve tamiri için yalvarır. Fakat terzi, Akaki’nin deli olduğunu bildiğinden paltonun tamirinin imkânsız olduğunu söyler ve ona yenisini yapmayı önerir. Akaki, güçlükle para toplar ve paltoyu yaptırır. Bunun üzerine daireden arkadaşları, ne kadar ona eziyet etmekten zevk alsalar da, bir buluşma düzenleyip bunu kutlamaya karar verirler. Bu olayı inceleyecek olursak, insanların Akaki’yi veya paltosunu önemsemedikleri pek açıktır. Bu bencil insanların tek amacı bir buluşma ortamı sağlamaktır. Akaki de önemsendiğini zanneder ve ayıp olmasın diye daveti geri çeviremez. Kutlamadan dönerken paltosu çalınır ve ertesi gün polise gitmeye karar verir. Ona acıyan bir iş arkadaşı, daha yüksek kademeden biriyle konuşmasının daha etkili olacağını önerir ki toplum içerisinde “makam” kavramının önemini buradan da çıkartmak mümkündür. Kitapta “Önemli Kişi” olarak anılan adam, üst makama yeni geçmiş, herkese sert davranarak otoritesini tatmin edeceğini düşünen, “kendinden önce yaşamışları taklit ederek üst kademenin hakkını vereceği yargısında olan” bir memurdur. Akaki Akakiyeviç’in, paltosu için geldiğini öğrendiğinde onu azarlar ve odasından kovar. Akaki o olaydan sonra çok kötülenir ve yataklık olur. Kısa zaman içinde ömrü sonunu bulur ve “Önemli Kişi” bile bunu öğrendiğinde pişmanlık duyar.

“Asker olsun, sivil olsun; daire ve büroların başında bulunanların hepsi makamları adına fazlasıyla alıngan olur.”
(Bir Delinin Hatıra Defteri, s. 37)


Etrafımıza baktığımızda birçok insan görmekteyiz. Bu insanların her birinin farklı özellikleri vardır, fakat dikkatle incelediğimizde asıl önemli ayrımın seviye veya makam olduğu açıktır. Gogol'un da dediği gibi makam sahibi insanlar çok alıngan bir yapıya sahiptir. Tüm memurlar üst makamlardakilere gizliden gizliye atıflarda bulunmaktadır, ama hiç biri de düşünmemektedir ki alttakiler de onları pek sevmemektedir. Herkes böyledir demek istememiştir Gogol, ama toplumdaki genel durum böyledir. Bir konuda danışacak olsanız, kendilerini dünyanın merkezi sanır yukarıdakiler. Ama bir gün işiniz düşse, yardım isteseniz, ertelemekten başka bildikleri bir şey yoktur. Küçümsenmekten de nefret etmektedirler. Bu yüzden patronları geldiğinde süt dökmüş kediye döner, patron ne düşünüyorsa doğruluğunu günler evvelinden kabul etmiş bulunurlar. Normalde yapmadıkları işleri, üst makamdan biri görsün kaygısıyla, yapmaktan büyük zevk duyuyormuş edasıyla bitirirler. Toparlamak gerekirse makam sahipleri, alıngan oldukları kadar, kendilerine de laf ettirmemekte birer usta gibidirler.


“Aslına bakılırsa fena adam değildi; arkadaş canlısı, iyilikseverdi. Ne var ki, mevkiini hazmetmemiş, general sandalyesine oturunca ne oldum deliğine düşmüştü.”
(Bir Delinin Hatıra Defteri, s. 60)


İnsanlar, üst makamlara atandıklarında kendilerinde bir güç bulmaktadırlar. Sanki her şey onlarınmış gibi yücelmekte ve diğerlerini ezmeyi bir marifet sanmaktadırlar. Bu gibi tipler, dairelerde çok görülmektedir, tıpkı “bir delinin” hatıra defterinde anlattığı gibi. Akaki Akakiyeviç’in, paltosunun bulunması için müracaat ettiği üst makam kişisi tarafından ezilmesi, neredeyse her gün karşımıza çıkan olaylardan biridir. Çok sert davrandıkları zaman işlerinin hakkından geldiğine (!) inanan bu tip insanlar, elbette ki makam sahibi olmanın şımartılışı ile kavrulurken, onlardan ufacık bir yardım bekleyen biz diğerlerini hiçe sayarak egolarını tatmin etmekten başka bir şey yapmamaktadırlar.

“Yalnızca 9. derece memur ya da - ki bu daha iyi –binbaşı rütbesinde olduğumu yazarsınız.”
(Bir Delinin Hatıra Defteri, s.86)


Üst makamlarda olduğuna inanan insanların bir diğer takıntısı da şudur ki, herkesin bilmesine rağmen mevkilerini tekrar tekrar dile getirmekten büyük bir zevk almaktadırlar. Onlara saygı sözcükleriyle hitap edildiğinde mutluluktan uçtukları gibi, daha fazlasını istemekten de çekinmemektedirler. Gogol’un eserinde de gördüğümüz üzere “Önemli Kişiler” kapıda kımızı halıyla karşılanmak arzusundadırlar. Herkesi köleleri olarak görmeleri, toplum içinde gerçekten büyük bir sıkıntı oluşturmuş, insanları ümitsizliğe sürüklemeye başlamıştır. Şüphesiz ki herkes beklemenin ötesine geçemeyeceğinin farkındadır, eğer işi düşerse bu çok büyük, yardımsever insanlara.

Bir Delinin Hatıra Defteri’nin yazarı Nikolay Vasilyeviç Gogol, “palto” ve “burun” hikâyelerini de eklediği kitabında, memurların davranışlarına eleştiri yapmıştır. Kitabın tarzı, adaletsiz Dünya’nın bir delinin bakış açısından gösterilmesidir. Gogol’un kitabının da konusu olan “makam” kavramı, günümüz toplumlarında problemler yaratmakta, üst makamlarda bulunan kimselerin, kendilerini diğerlerinden üstün görmelerine neden olup, belirli bir mevkii sahibi olamamışların ezilmesi ile karşımıza çıkmaktadır.