Engelliler.gen.tr Platformu Sitesine Hoşgeldiniz.
Toplam 10 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 10 arasi kadar sonuc gösteriliyor

Konu: Tüberküloz (verem) nasıl bir hastalıktır?

  1. #1
    Fırtına
    Guest

    Tüberküloz (verem) nasıl bir hastalıktır?

    Sponsor Bağlantılar


    Verem Hastalığının başka ismi var mıdır?

    Evet. Tıpta tüberküloz olarak adlandırılmaktadır. Ayrıca halk arasında ince hastalık, ciğerlerinde duman var denildiğinde de çoğu zaman verem kastedilmektedir.

    Tüberküloz nasıl bir hastalıktır?

    Asıl olarak akciğerlerde yerleşen, fakat tüm vücuda dağılabilen mikrobik, bulaşıcı, süreğen bir hastalıktır.

    Tüberküloz hala korkulacak bir hastalık mıdır?

    Bilinen en eski hastalıklardan birisi olmasına; sebebinin kesin olarak bilinmesine; 50 yıldır tedavisinin mümkün olmasına ve üstelik korunulabilir bir hastalık olmasına karşın halen dünyada en yaygın ve ölümcül bulaşıcı hastalıklardan biri olmaya devam etmekte ve yılda üç milyonu aşkın kişi tüberküloz nedeniyle kaybedilmektedir.

    Dünyada tüberkülozun durumu nedir?

    Yerküre üzerinde yaşayan her üç kişiden birisi tüberküloz mikrobuyla karşılaşmış ve onunla tanışmış durumdadır. Halen yılda üç milyon kişi tüberküloz nedeniyle ölmekte olup her yıl 8 milyon yeni tüberküloz hastası teşhis edilmektedir. Özellikle Asya, Afrika kıtasında çok sık olarak rastlanmaktadır. Eskiden gelişmiş Avrupa ve Kuzey Amerika ülkeleri bu hastalıktan hiç söz etmezlerdi. Oysa AIDS salgınına ve küreselleşme sürecine paralel olarak bu ülkelerde de tüberkülozlu hastaların sayısı artmağa başlamıştır.

    Ülkemizde tüberküloz sık mıdır?

    Evet. Türkiye tüberkülozun sık görüldüğü ülkeler arasında yer almaktadır. Maalesef sağlıkla ilgili güvenilir istatistik bilgilerimiz olmadığından kesin rakamlarla konuşmak mümkün olmamaktadır.

    Bölgemizde hastalığın durumu nedir?

    Karadeniz bölgesi ülkemizde tüberkülozun en sık görüldüğü ikinci coğrafi bölgemizdir. Bu bölgede yaptığımız çalışmalarda tüberkülozun yaygınlığıyla ilgili çeşitli parametrelerin çok yüksek olduğu ve çok tehlikeli bir gelişme olarak bu bölgede tüberküloz ilaçlarına karşı direnç profilinin çok yüksek olduğu gözlenmiştir.

    Nasıl bulaşır?

    Hastalığa sebep olan mikrop veremli hastadan sağlam kişiye geçerek yayılır. Çok daha nadir olarak hasta sığırların süt ve bu sütlerden yapılan süt ürünleri ile de bulaşabilir.

    Hastadan sağlam kişiye nasıl geçer?

    Verem mikrobu hava yoluyla bulaşır. Hasta kişinin öksürmesi, aksırması, konuşması ve nefes alıp vermesi sırasında havaya saçılan mikroplar havada günlerce asılı halde canlı kalmaktadır. Hasta kişiyle teması olan yani kapalı bir ortamda uzun süre aynı havayı soluyan sağlam kişiler nefes aldıklarında havadaki bu mikroplar onların akciğerlerine ulaşır ve orada yerleşerek hastalığı başlatır. Hastalığın yayılmasından sorumlu asıl bulaşma şekli budur. Bunun dışında cilt ve mukozalardan, doğum kanalından, anne sütünden de çok nadiren bulaşabilirse de pratikte bu tür bulaşmalar önemsizdir.

    Her tüberküloz hastası mikrobu bulaştırır mı?

    Hayır. Balgamında mikrop bulunan, hastalığı yaygın olup öksüren hastalar daha çok bulaşmadan sorumludur. Akciğer dışı organ tüberkülozu olanlar, 15 gündür tedavi almakta olanlar pratik olarak bulaştırıcı değildir.

    Hastayla teması olan her sağlam kişide hastalık ortaya çıkar mı?

    Hayır. Tüberküloz hastasıyla teması olup mikropla karşılaşan, hatta mikrobu soluyan kişilerin çok şükür ki az bir kısmında hastalık gelişir.

    Neden mikrobu alan kişilerin bazısında hastalık ortaya çıkarken diğerlerinde gelişmiyor?

    Bu solunan mikrobun sayısına, hastalık yapma gücüne (bazı mikroplar ölü veya zayıf olup hastalık yapamaz) ve sağlam kişinin direncine, savunma sisteminin kuvvetine bağlı olarak kişiden kişiye farklılık gösterir. Sigara içen, alkolik, beslenmesi bozuk ve kötü yaşam koşullarına sahip kişilerde ve başka akciğer hastalığı, şeker hastalığı, bazı kan hastalıkları, AIDS ve böbrek hastalıkları gibi süreğen hastalığı olanlarda verem oluşma olasılığı daha yüksektir.

    Mikrobun bulaşmasından itibaren ne kadar süre sonunda hastalık ortaya çıkar?

    Bu süre çok farklıdır. Mikrobu alan kişide bazen 1-2 ay; bazen bir kaç yıl bazen de onlarca yıl sonra hastalık gelişebilir. Veya hiç gelişmeyebilir.

    Tüberküloz mikrobu diğer organ ve dokulara nasıl ulaşıyor?

    Mikrobun vücuda giriş yolu hastaların tamanına yakın bir çoğunluğunda akciğerlerdir. Ancak buradan lenf akımı ve kan yoluyla vücudumuzdaki tüm doku ve organlara yayılabilir.

    Tüberküloz akciğer dışında en sık hangi organ ve dokuları hastalandırır?

    Kemik ve eklemler, böbrek ve üreme sistemi, beyin zarı, göğüs ve karın boşluğunu çevreleyen zarlar, cilt ve lenf bezelerinde sık yerleşir.

    Tüberkülozun belirtileri nelerdir?

    Hastalık ani ve gürültülü olarak ortaya çıkmaz. Sinsi ve yavaş ilerler. Hastalar genellikle aylardır devam ede gelen halsizlik, iştahsızlık, kilo kaybı, hafif ateş, geceleri terleme gibi yakınmalarla hekime başvururlar. Zamanla bunlara öksürük ve balgam çıkarma da eklenir. Balgamda kan da gelebilir. Ağrıya pek rastlanmaz. Akciğer dışı organ tüberkülozlarında tutulan organla ilişkili yakınmalar bulunabilir. Örneğin idrarla ilgili şikayetler (kırmızı idrar yapma, idrar yaparken yanma vb ..) boyunda lenf bezelerinin büyümesi gibi..

    Bu belirtiler görülünce tüberküloz teşhisi kesin midir?

    Hayır. Bu sayılan yakınmaların hiç birisi tüberküloza özgü olmayıp diğer bir çok hastalıkta da rastlanabilen şikayetlerdir. Bu nedenle bu tür şikayetleri olan hastaların mutlaka konunun uzmanı bir hekim tarafından değerlendirilip, göğüs röntgeninin çekilip araştırılması gerekir.

    Tüberküloz teşhisi nasıl konmaktadır?

    Kişinin tüberküloz olduğu ancak vücut örneklerinde (balgam, idrar, mide açlık sıvısı, beyin omirilik sıvısı, plevra-periton sıvısı, lenf bezi aspirasyonu vb ..) tüberküloz mikrobunun görülmesi ve üretilmesiyle söylenebilir. Bazen alınan doku biyopsilerinde tüberküloza özgü değişikliklerin izlenmesiyle de tanı konabilir.

    Mikrop araştırılmadan yada araştırıldığı halde bulunmadan sadece şikayet ve muayene bulgularına dayanarak tüberküloz tedavisine başlanmaktadır. Bu doğru mudur?

    Hayır. Maalesef bu tür tedavilere sık başlanmaktadır. Oysa tüberküloz tedavisi uzun süreli ve bir çok ilacın kullanıldığı bir tedavidir. İlaçlara bağlı yan etkiler ve maliyet göz önüne alındığında gereksiz yere, yanlış bir tüberküloz tedavisi uygulanma ihtimalinin yüksek olması dolayısıyla bu tür kör (ampirik) tedaviler doğru değildir. Üstelik yanlış tedavi asıl hastalığın teşhis ve tedavisini de geciktirir. Tüberküloz çok kere tümör ile benzer belirtiler verir. Buna bağlı olarak tümör teşhisi gecikip hasta için çok önemli zaman kaybı söz konusu olabilir. Tedavi edilebilir bir tümör tüberküloz zannedilerek kör tedavi sırasında vücuda yayılabilir.

    Mikrobu araştırmak için gerekli tetkikler yapılamıyorsa ne yapılmalıdır?

    Hasta bu tür incelemelerin yapılabildiği en yakın bir merkeze sevk edilmeli veya hastadan alınan balgam vb örnekler usulüne uygun şekilde ilgili laboratuarlara gönderilmelidir.

    Bölgemizde tüberküloz teşhisi için gerekli laboratuar imkanları var mıdır?

    Evet. Fakültemizde tüberküloz teşhisi için her türlü modern ve en gelişmiş tanı yöntemleri uygulanabilmektedir.

    Verem Savaş Dispanserlerinin kuruluş amacı nedir?

    Ülkemizde Sağlık Bakanlığı verem ile savaşmak üzere Verem Savaş Daire Başkanlığı altında bir örgütlenme geliştirmiştir. Verem Savaşı Grup Başkanlıkları, yataklı kurumlar, dispanserler hemen her bölgede ve il ve ilçelerde mevcuttur. Tüberküloz teşhis, tedavi ve takibi, aşılamalar buralarda ücretsiz olarak yapılmaktadır. Bazı dispanserlerde mikrop araştırması yapılırken diğerlerinde yapılamamaktadır. Ancak hastaların muayene örnekleri uygun laboratuarlara gönderilebilir.

    Verem Savaş Dernekleri ne amaçla kurulmuştur?

    Verem savaşı için gerekli hizmetlerin finansını sağlamak, hasta ve ailelerine ekonomik yardımlarda bulunmak amacıyla hizmet vermektedirler.

    Tüberkülozun tedavisi mümkün müdür?

    Evet. Elimizdeki tedavi imkanlarıyla uygun şekilde tedavi edilmek koşuluyla artık tüberküloz %100’e yakın tedavi edilebilir bir hastalık haline gelmiştir. Ancak bu pratikte tüberküloz tedavisinde sorun olmadığı anlamına gelmemektedir. Günlük uygulamalarda maalesef bir çok hastanın tedavisi yetersiz kalmakta ve hastalık müzminleşmektedir. Bunun nedeni yanlış veya eksik tedavilerdir.

    Doğru tüberküloz tedavisi nasıl olmalıdır?

    Öncelikte hastadan mikrop üretilerek teşhis kesinleştirilmeli ve mikrobun hangi ilaçlara duyarlı hangilerine dirençli olduğunu gösteren ilaç direnç testleri mümkünse yapılmalıdır. Çünkü ülkemizde tüberküloz ilaçlarına karşı primer direnç oranları çok yüksektir. En az dört ayrı ilacı aynı anda birlikte kullanacak şekilde bir tedavi başlanmalıdır. Daha az sayıda ilaçla başlanan tedavi ülkemiz için yanlıştır. Birlikte kullanılacak olan ilaçlar hastanın yaşına, tıbbi durumuna göre seçilmelidir. Tedavi süresince ilaçlar mutlaka uygun doz ve sürelerde tedaviye ara vermeden, aksatmadan kullanılmalıdır. Günümüzde en kısa süreli tüberküloz tedavisi 6 ay devam etmek zorundadır. 6 aydan kısa tüberküloz tedavisi olmaz. Fakat hastanın durumuna göre bu süre 9 ay, 12 ay, 24 aya kadar hekim tarafından uzatılabilir. Bundan daha uzun süre tedavi almadın mantığı yoktur.

    Bunlara dikkat edilmezse ne olur?

    Yukarıda tanımlanan prensiplerden birisine bile dikkat edilmezse zamanla tüberküloz mikrobu tedaviye direnç kazanır ve bir müddet sonra artık tedavi edilebilir hastalık tedavi edilemez hastalık haline gelir. Bu nedenle Dünya Sağlı Örgütü “tüberkülozu yanlış tedavi etmenin hiç tedavi etmemekten daha kötü olduğunu” duyurmuştur.

    Yanlış veya eksik tedaviler sonuç vermez mi?

    Maalesef verir. Yani bu tür uygun olmayan tedavilere başlandıktan sonra da 15-20 gün içerisinde hastanın şikayetleri tamamen düzelir ve hasta iyi oldum, işler yolunda gidiyor zanneder. Oysa 3-6 ay içerisinde ilaç direnci gelişir ve hastalık tekrar geri döner. İşte bu taktirde tedavi çok zorlaşır bazen de imkansız hale gelebilir.

    İlaç direnci oluşmuş hastalarda ne yapılabilir?

    Bu tür hastaların tedavisi güçleşmiş ve tedavinin başarılı olma olasılığı çok azalmıştır. Üstelik bu hastalar ilaçlara dirençli mikropları etraflarına yaydıkları için bunlardan mikrop kaparak hastalanan yeni kişilerin de tedavisi güçtür. Bu şekilde toplumda tüberkülozun tedavi ve kontrolü giderek daha da zorlaşır. Bu durum tüm dünyada ilgili kişileri endişelendirmekte ilaç direncindeki artışın önlenmesi için gerekli tedbirlerin alınması hususunda yakın takip ve öneriler Dünya Sağlık Örgütü ve ilgili örgütler tarafından ülkelere iletilmektedir. Her şeye rağmen ilaç direnci olan veya ilk tedavileri yetersiz olan hastaların mutlaka bu tür hastaların yatırılarak tedavi edilebileceği, alternatif ilaçların kullanılabileceği, dirençli tüberküloz tedavisinde deneyimli uzmanların bulunduğu özel merkezlere gönderilmeleri ve sadece buralarda tedavi edilmeleri gereklidir. Bu hastaların orada-burada rasgele tedavi edilmeleri, değişik ilaçları kullanmaları sadece zaman kaybettirmekle kalmaz hastalığı tamamen tedavi edilemez hale getirebilir.

    Tüberküloz ilaçları nasıl kullanılır?

    Streptomisin hariç diğer tüberküloz ilaçları ağızdan hap yada şuruplar şeklinde her gün bir defada topluca alınabilir. Gerekirse iki üç öğüne de bölünmüş olarak verilebilir. Rifampisin adlı ilacın aç karnına alınması önerilir.

    Haftada iki gün ilaç alınarak tedavi mümkün mü?

    Teoride evet fakat ülkemiz koşullarında hayır. Çünkü bu tür aralıklı tedavi rejimlerinde ilaçların görevli bir sağlık personeli tarafından hasta adresinde ziyaret edilerek gözetim altında içirilmesi gerekir. Yoksa günlük tedavide olduğu gibi ilaçları hastaya vererek uygulanamaz. Çünkü bir doz unutma veya atlamada direnç gelişme olasılığı yüksektir.


    alıntı


  2. #2
    Fırtına
    Guest

    Tüberküloz Hastalığı "Utandırınca" Öldürüyor






    Halk arasında "verem" olarak bilinen tüberküloz, bulaşıcı olduğu için toplumda dışlanma korkusu nedeniyle saklanıyor.

    Halk arasında ’’ince hastalık’’ ya da ’’verem’’ olarak bilinen tüberkülozun, bulaşıcı özelliği ve buna bağlı olarak toplumdan dışlanma korkusuyla hastalar tarafından gizlenmesinin, bu hastalığın önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya devam etmesine yol açtığı bildirildi.

    Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi bünyesindeki Tropikal Hastalıklar Araştırma ve Uygulama Merkezi ile Sağlık Bakanlığı’na bağlı faaliyet gösteren Verem Savaş Bölge Tüberküloz Laboratuvarı Müdürü Prof. Dr. Fatih Köksal, dünyada her 3 kişiden birinin tüberküloz mikrobu ile enfekte olduğunu, Türkiye’nin de bu hastalığın görülme sıklığı yönünden riskli ülkeler arasında yer aldığını belirtti.

    Köksal, umutsuz aşk yaşayan insanlarda da görüldüğü için ’’İnce hastalık’’ ya da ’’kara sevda hastalığı’’ olarak da bilinen tüberkülozun önüne geçmek için Türkiye genelinde Sağlık Bakanlığı bünyesinde 6 Verem Savaş Bölge Başkanlığı, 44 Verem Savaş İl Başkanlığı, 21 Bölge Tüberküloz Laboratuvarı ve 257 Verem Savaşı Dispanseri ile tanı ve tedavi çalışmalarının sürdüğünü ifade etti.

    Tedavisi Mümkün;

    Tüberkülozun bulaşıcı özelliği ve buna bağlı olarak toplumdan dışlanma korkusuyla hastalar tarafından gizlenmesinin, bu hastalığın önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya devam etmesine yol açtığını belirten Köksal, ’’Hastalığın, gizlenmediği sürece tedavisi mümkün.. Ancak, hastalar, utanıp gizlenmekle sadece kendi hayatlarını değil, yakın çevresinin yanı sıra otobüste, vapurda ve diğer toplu yaşam alanlarındaki tüm vatandaşları riske atıyorlar’’ dedi.

    Her yıl dünyada yaklaşık 8 milyona yakın yeni vaka tespit edildiğini, yine her yıl dünyada 2 milyon kişinin de kaybedildiğini vurgulayan Köksal, hastalığın Türkiye’de en yoğun Marmara Bölgesinde, metrekareye düşen nüfus fazlalığı nedeniyle de yine en fazla İstanbul’da görüldüğünü, bu gibi yerlerde yakın temas neredeyse soluk mesafesinde olduğundan, hastalığın hızla ve kolayca bulaşabildiğini ifade etti.

    Köksal, tüberküloz kontrolü ile ilgili çalışmaların Sağlık Bakanlığı bünyesinde yürütüldüğünü belirterek, ’’Tanı ve tedavi konusunda hastadan asla para talep edilmiyor. Adana bölge laboratuvarı olarak, Adana, Hatay, Gaziantep, Kilis, Kahramanmaraş, Osmaniye, Mersin, Adıyaman ve Şanlıurfa illerindeki verem savaş dispanserleri ile yataklı tedavi kurumlarının tüm hastalarının balgam örneklerini biz topluyoruz. Yılda yaklaşık 16 bin balgam örneğini tahlil ediyoruz’’ dedi.

    Vakaların Yüzde 2-3’ü Tedaviye Cevap Vermiyor;

    Köksal, vakaların yüzde 2-3’lük bir kısmının tedaviye cevap vermediğini ve hastaların kaybedildiğini belirterek, ’’Bu hastalığın tedavisinde kullanılan 4 ilacın da etki etmediği hastalar var. Şimdi biz bunları erken tanımaya çalışıyoruz. Çünkü bu hastalar evlerinde, sokakta, çevrelerine bu hastalığı yayabiliyorlar. Tüberküloz ilaçlarının kullanımı zor ve yoğun miktarda alınıyor. Hasta bu ilaçları alırken kötü tadından dolayı dayanamıyor ve yarım bırakıyor. Tedavi yarıda kesilince akciğerlerdeki mikrobun direnci güçleniyor. Tedavinin 3. ayında iyileştiğini sanıp ilacı kesen vakalarda virüs, ilaca direnç geliştiriyor’’ dedi.

    Dünya Sağlık Örgütü’nün ilaç kullanımını hasta inisiyatifinden çıkartıp, ilaçların önerilen biçimde kullanılabilmesini sağlayabilmek amacıyla ’doğrudan gözetim tedavisi’ adında bir tedavi yöntemi başlattığını vurgulayan Köksal, şunları kaydetti;

    ’’Bu tedavi şekli ülkemizde de başarıyla uygulanıyor. Burada hastanın eline ilacı vermiyor, hasta ya kendi geliyor ya da biz gidiyoruz. Böylece hastanın ilacı kullandığına emin oluyoruz. Ülkemizde 3 yıldan bu yana biz Sağlık Bakanlığı yoluyla ilaç alımını denetliyoruz. Bakanlık bu konuda çok titiz davranıyor. İlaç kullanımının gerçekleşip gerçekleşmediği bizzat bakanlık ekiplerince kontrol ediliyor. Gerekirse her gün hastanın ayağına gidilip ilacı veriliyor..’’

    Pekin Kökenli Tür;

    Köksal, 2006 yılından bugüne kadar laboratuvara gelen örneklerle yaptıkları istatistik çalışmada, Pekin kökenli bir tüberküloz türüne rastladıklarını belirterek, şunları kaydetti;

    ’’Dirençsiz görünen ancak, ilaçla tedaviye cevap vermeyen bir tür bu. Şu an dünyanın başının belası.. Adana’da yoktu, Pekin’de çıkmıştı. Ama bu yıl Adana’da 2 vaka bulduk.. Bunu klasik metotlarla bulmanıza imkan yok. Bunu ancak genetik anlamda geniş çaplı bir inceleme sonucu bulabiliyoruz. Bu çok olumlu bir haber değil belki ama, daha önce sadece Avrupa’da yapılabilen tanıları burada yapabilmemiz açısından çok önemli..’’

    Gizlenmek Tehlikeyi Artırıyor;

    Tüberkülozla mücadelenin oldukça zor olduğunu, gizlenmenin de tehlikeyi artırdığını ifade eden Köksal, ’’Örneğin; cinsel yolla bulaşan bir hastalıktan korunmak kişinin kendisinin elindedir. Ancak, toplum içindeki bir tüberküloz hastasını kişi nasıl bilecek? Fakirlik, kötü hijyen şartları, kötü beslenme, gece hayatı, ilaç kullanımı, fizyolojik sefalet gibi vücut direncini kırabilecek sebep yaratıldığında kişinin vücudunda saklanan organizma başlıyor çalışmaya’’ dedi.

    Üzüntü ve ruhsal çöküntünün de hastalığın oluşmasında etken olduğunu vurgulayan Köksal, ’’Kara sevdalıların da bu hastalığa yakalanması da bu yüzdendir. Bu hastalık, kişinin fizyolojik ve psikolojik çöküntü yaşadığı, vücut direncinin düştüğü anı kollar’’ dedi.


    trt

  3. #3
    Fırtına
    Guest

    DSÖ'den verem uyarısı.!






    Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), verem hastalığını tespit etmek için kullanılan kan testlerinin güvenilir olmadığını bildirdi.

    BM örgütü DSÖ'den bugün yapılan açıklamada, verem hastalığıyla ilgili testlere yönelik yeni bir tavsiye yayımlanacağı belirtilirken, gelecek hafta sonuna doğru yayımlanması beklenen tavsiyede hastalara eski metot tükürük mikroskopisine devam etmelerinin önerileceği kaydediliyor.

    DSÖ'nün Veremi Durdurma Bölümünün Müdürü Mario Raviglione, Amerikan Associated Press haber ajansına verdiği demeçte, testlerin para ve zaman kaybına neden olduğunu, hastalıkla ilgili uygun tedavileri riske attığını söyledi. Veremle ilgili kan testlerinin genellikle Hindistan gibi gelişmekte olan ülkelerde uygulandığı bildiriliyor. Dünyada halen 3 milyonu Hindistan'da olmak üzere 14 milyon verem hastası olduğu tahmin ediliyor.

  4. #4
    Fırtına
    Guest

    WHO, 'Kan testi'nin durmasını istedi



    Dünya Sağlık Teşkilatı; "Verem için kullanılan kan testini kullanmayı acilen durdurun"

    Dünya Sağlık Teşkilatı (WHO), verem hastalığı tanısında kullanılan kan testinin, ''bozuk laboratuvar kiti kullanımı'' nedeniyle acilen durdurulmasını istedi.

    WHO Veremle Savaş Bölümü Başkanı Mario Raviglione, yaptığı açıklamada, verem hastalığı teşhisinde kullanılan ve büyük bölümü Batılı firmalarca üretilen laboratuvar kitlerinin, gelişmiş ülkelerin standartlarından geçmeden gelişmekte olan ülkelere ihraç edildiğini belirtti.

    Veremle savaş konusunda bir yıl süren analiz sonuçlarını açıklayan Raviglione, standart dışı kitler nedeniyle kan testlerinin kabul edilemez düzeyde hatalı sonuçlar verdiğinin tespit edildiğini, yapılan testlerin ancak yarısının hastalığı teşhis ettiğini kaydetti.

    Aralarında Hindistan ve Çin'in de olduğu 17 yoksul ülkede her yıl 2 milyon kan testinin yapıldığını ifade eden Raviglione, WHO'nun ülkelere kusurlu ve kanıtlanmamış kan testi yerine mikrobiyoloji ve moleküler testleri tavsiye ettiğini belirtti.

    WHO verem uzmanı Karin Weyer de yaptığı açıklamada, Hindistan'dan 1990 yılı ortalarından bu yana yapılan verem hastalığına ilişkin kan testleriyle ilgili ayrıntılı bir değerlendirme yapmasını istediklerini ifade etti.

    Weyer, verem hastalığı tanısında asla kan testini tavsiye etmediklerini, kan testlerinin genellikle düzenleyici mekanizmaların zayıf olduğu ülkelerde kullanıldığını belirtti. Weyer, ''Bu multi milyon dolarlık işin merkezinde, standarta uygun olmayan testlerin ortaya koyduğu güvenilmez sonuçlar var'' dedi.


    Anadolu Ajansı

  5. #5
    Fırtına
    Guest

    'İnce hastalık' en verimli çağda vuruyor



    Sağlık Bakanlığı’nın ''Türkiye'de Verem Savaşı 2011 Raporu''na göre, hastaların yüzde 36'sı 25 ile 44 yaş arasında.!

    Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığı (RSHM) Moleküler Mikrobiyoloji Araştırma ve Uygulama Laboratuvarı Şefi Prof. Dr. Rıza Durmaz, verem görülme oranının bu yaş grubundakilerde daha yüksek olmasının, aktif bir yaşam sürmeleri nedeniyle bu hastalarla daha fazla karşılaşmalarından kaynaklandığını bildirdi.

    Sağlık Bakanlığı Verem Savaş Dairesi Başkanlığınca ''Türkiye'de Verem Savaşı 2011 Raporu'' hazırlandı. Rapora göre 2009 yılında toplam 17 bin 402 tüberküloz hastası verem savaşı dispanserlerinin kayıtlarına girdi. Yeni olguların oranı yüzde 91.6 (15 bin 943), önceden tedavi gören olguların oranı ise yüzde 8.4 (bin 459) olarak saptandı.

    Sağlık Bakanlığının raporuna göre ''ince hastalığa'' erkekler kadınlardan daha fazla yakalanıyor. Bu hastaların 10 bin 519'u (yüzde 60.4) erkek, 6 bin 883'ü (yüzde 39.6) kadın.. Buna göre erkek hasta sayısı kadınların 1.5 katı fazla.!

    AKTİF YAŞAM ETKİLİ OLUYOR

    Rapora göre, verem en çok genç ve orta yaş grubundaki kişilerde görülüyor. Kayıtlardaki tüm hastaların yüzde 1.3'ü 0-4, 4.2'si 5-14, 20.5'i 15-24, 36.1'i 25-44, 26'sı 45-64, 11.9'u ise 65 yaş ve üstü kişilerden oluşuyor.

    Prof. Dr. Rıza Durmaz, rapordaki bu veriyi değerlendirirken verem hastalığının kişileri en verimli çağda vurmasının, bu yaş grubundakilerin aktif bir yaşam sürmesinden kaynaklandığını söyledi. Prof. Durmaz, ''Gerek iş, gerekse sosyal açıdan hareketli bir yaşam süren genç ve orta yaş grubundakilerin verem hastalarıyla karşılaşma, dolayısıyla hastalığı bu kişilerden kapma riskleri diğer yaş grubundakilere göre daha yüksek'' diye konuştu.


    NTV

  6. #6
    Fırtına
    Guest

    DSÖ, yapılacak testle tüberkülozu 100 dakikada saptayacak yeni bir aygıt geliştirdi



    DSÖ yetkililerinden Mario Raviglione düzenlediği basın toplantısında, bu basit ve hızlı testi yapan aygıtın, tüberkülozun kontrol altına alınması ve tedavisinin yapılma tarzında önemli değişiklikler sağlayacağını belirtti.

    Yetkili, tamamen otomatik olan bu aygıtın, tüberküloza neden olan basilin 100 dakikada saptanmasına olanak tanıyacağını kaydetti.

    DSÖ, büyük bir bilgisayara benzeyen, kolayca taşınabilen bu aygıtın gerçek bir gelişme olduğunu çünkü mevcut testlerin laboratuvarlarda mikroskoplarla yapıldığını ve "üç aya kadar" sürebildiğini bildirdi.

    Raviglione, bu yeni gelişmenin avantajlarından birinin ise, hastalığın en karmaşık formlarını, özellikle ilaca dayanıklı suşları saptamaya olanak tanıması olduğunu söyledi. Bu aygıtın, özellikle hastalıktan en çok etkilenen gelişmekte olan ülkelerde işe yarayacağı belirtildi.

  7. #7
    Fırtına
    Guest

    ''ince hastalık'' veremin, kişileri en verimli çağlarında vurduğu ortaya çktı






    Sağlık Bakanlığının ''Türkiye'de Verem Savaşı 2011 Raporu''na göre, hastaların yüzde 36'sı 25-44 yaş arasında. Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığı (RSHM) Moleküler Mikrobiyoloji Araştırma ve Uygulama Laboratuvarı Şefi Prof. Dr. Rıza Durmaz, verem görülme oranının bu yaş grubundakilerde daha yüksek olmasının, aktif bir yaşam sürmeleri nedeniyle bu hastalarla daha fazla karşılaşmalarından kaynaklandığını bildirdi.

    Sağlık Bakanlığı Verem Savaş Dairesi Başkanlığınca ''Türkiye'de Verem Savaşı 2011 Raporu'' hazırlandı. Rapora göre 2009 yılında toplam 17 bin 402 tüberküloz hastası verem savaşı dispanserlerinin kayıtlarına girdi. Yeni olguların oranı yüzde 91.6 (15 bin 943), önceden tedavi gören olguların oranı ise yüzde 8.4 (bin 459) olarak saptandı.

    Sağlık Bakanlığının raporuna göre ''ince hastalığa'' erkekler kadınlardan daha fazla yakalanıyor. Bu hastaların 10 bin 519'u (yüzde 60.4) erkek, 6 bin 883'ü (yüzde 39.6) kadın. Buna göre erkek hasta sayısı kadınların 1.5 katı fazla.

    0-14 yaş aralığında iki cinsiyet arasında sayı bakımından fazla bir fark yokken 15 yaş sonrası bu fark daha belirgin hale geliyor. 15-24 yaş aralığındaki hastaların yüzde 56.6'sını erkekler yüzde 43.4'ünü kadınlar, 25-34 aralığındakilerin yüzde 60.2'sini erkekler yüzde 39.8'ini kadınlar, 35-44 yaş aralığındakilerin yüzde 65.4'ünü erkekler yüzde 34.6'sını kadınlar, 45-54 yaş aralığındakilerin yüzde 68.4'ünü erkekler yüzde 31.6'sını kadınlar, 55-64 yaş aralığındakilerin yüzde 60.7'sini erkekler yüzde 39.3'ünü kadınlar, 65 yaş üstündekilerin ise yüzde 60.4'ünü erkekler yüzde 39.6'sını kadınlar oluşturuyor.

    En verimli yaşlarda yakalıyor;

    Rapora göre, verem en çok genç ve orta yaş grubundaki kişilerde görülüyor;

    Kayıtlardaki tüm hastaların yüzde 1.3'ü 0-4, 4.2'si 5-14, 20.5'i 15-24, 36.1'i 25-44, 26'sı 45-64, 11.9'u ise 65 yaş ve üstü kişilerden oluşuyor. Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığı (RSHM) Moleküler Mikrobiyoloji Araştırma ve Uygulama Laboratuvarı Şefi Prof. Dr. Rıza Durmaz, rapordaki bu veriyi değerlendirirken verem hastalığının kişileri en verimli çağda vurmasının, bu yaş grubundakilerin aktif bir yaşam sürmesinden kaynaklandığını söyledi.

    Prof. Durmaz, ''Gerek iş, gerekse sosyal açıdan hareketli bir yaşam süren genç ve orta yaş grubundakilerin verem hastalarıyla karşılaşma, dolayısıyla hastalığı bu kişilerden kapma riskleri diğer yaş grubundakilere göre daha yüksek'' diye konuştu. Rapora göre verem savaşı dispanserlerinde 2009 yılında kayıt altına alınan yabancı ülke doğumlu hastaların sayısı da 163 olarak belirlendi. Bunların yüzde 60.7'si (99) Asya, yüzde 25.8'i (42) Avrupa ve yüzde 13.5'i (22) Afrika kıtası ülkelerinden geldi. En fazla tüberküloz hastasının geldiği ülkelerin ise sırasıyla Azerbaycan (37), Bulgaristan (20), Türkmenistan (17), Somali (13) ve Özbekistan (10) olduğu saptandı.

    Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığı (RSHM) Moleküler Mikrobiyoloji Araştırma ve Uygulama Laboratuvarı Şefi Prof. Dr. Rıza Durmaz, bu saptamayla ilgili değerlendirmesinde de, şu uyarıları dile getirdi; ''Afrika ve eski Sovyetler Birliği ülkelerinden gelen bu hastalar için özellikle dikkatli olunması gerekiyor. Zira bunlar dirençli bakterinin görüldüğü ülkeler. Ülkemize özellikle Afrika ülkelerinden kaçak yollarla giriş yapan bu hastalarla ilgili sorun yaşanmakla birlikte ciddi bir direnç sorunuyla karşı karşıya değiliz. Bu sorunun yaşanmaması için sınırlarımızda daha etkili önlemler geliştirilmelidir..''

    Raporda, Türkiye'de verem tedavisinde yüksek başarı sağlandığı da bildirildi. ''Türkiye'de Verem Savaşı 2011 Raporu''nda, tedavi başarı yüzdesinin en yüksek olduğu 5 ülke, Malta (92.3), Bosna Hersek (92.1), Türkiye (91.6), Arnavutluk (90.6) ve Makedonya (88.8) olarak yer aldı.

  8. #8
    Fırtına
    Guest

    Daha etkili bir aşı yolda!






    Bilim adamları, mevcut BCG aşısından daha etkili ve uzun süre koruma sağlayan verem aşısı geliştirilmesi yolunda önemli bir adım attı.!

    Nature Medicine dergisinde yayımlanan makaleye göre, fareler üzerinde yapılan deneylerde, genetik yapısı değiştirilen bir bakterinin tüberküloz mikrobunu vücuda girer girmez öldürdüğü görüldü.

    Araştırmayı yöneten, New York'taki Albert Einstein tıp fakültesinde görevli bilim adamı William Jacobs, mevcut BCG aşısıyla verem mikrobu "mycobacterium tuberculosis"in sadece büyümesinin yavaşlatılabildiğini, aşının koruyuculuk süresinin her zaman uzun olmadığını ve bazen ciddi yan etkiler görülebildiğini belirtti. Yeni aşıda ise mikrobun tamamen öldüğünü gördüklerini kaydeden Jacobs, "Daha uzun koruyuculuk özelliği ve bakteriyi öldüren bir bağışıklık; yıllardır bunun hayalini kuruyorduk" dedi.

    Bilim adamları araştırmalarında, tüberküloza neden olan mikroba yakın, ancak daha zararsız olan "mycobacterium smegmatis" bakterisindeki esx-3 genini çıkardı. Bu gen, bakterinin bağışıklık sistemi tarafından tanınmasını ve bunun sonucunda yok edilmesini engelliyor.

    "Görünmezlik kalkanı" esx-3 geni olmayan bakteriler enjekte edilen kobaylara daha sonra verem mikrobu verildi, farelerin vereme karşı tam bağışıklığı olduğu görüldü. Kobayların bağışıklık sistemi verem mikrobunu yok etti.

    Aşının koruyuculuğunda bağışıklık sistemindeki belirli hücrelerin etkili olduğunu belirten bilim adamları, CD4 yardımcı T-hücrelerinin diğer bağışıklık sistemi hücrelerini faaliyete geçirdiğini ve onlara, mikrobu bulmalarında yardım ettiğini kaydetti. Yapılan deneylerde ayrıca, sadece bu bağışıklık sistemi hücreleriyle bile aşı etkisi elde edildiği görüldü.

    Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre, her yıl 2-3 milyon insan veremden ölüyor, saniyede bir kişiye verem bulaşıyor.


    AA

  9. #9
    Fırtına
    Guest

    Türkiye'deki verem mikrobu Latin kökenli!



    Sağlık Bakanlığı Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi (RSHM) Başkanlığında verem mikrobunun kökeninin belirlenmesi için yürütülen çalışmayla dirençli vakaların tedavisinde karşılaşılan zorluğun aşılması hedefleniyor. Şimdiye kadar elde edilen bulgular, mikrobun Latin Amerika ve Akdeniz kökenli olduğunu ortaya koydu.

    Moleküler Mikrobiyoloji Araştırma ve Uygulama Laboratuvarı Şefi Prof. Dr. Rıza Durmaz, enfeksiyon hastalıklarında mikrobun izini sürmenin çok büyük önem taşıdığını belirterek, ''Verem mikrobunun da ülkemize daha çok hangi ülkelerden geldiğini bulmak tedavide bize büyük katkı sağlayacak'' dedi.

    Geçmişte ''ince hastalık'' diye adlandırılan ve çok sayıda ölüme yol açan veremin tedavisi için ilaçların bulunmasının ümitleri artırdığını, bununla birlikte hastalığın ihmal edilmeye başlandığını anlatan Durmaz, bu ihmalin beraberinde direnç sorununu getirdiğini söyledi.

    Dünyada ve Türkiye'de verem tedavisinde karşılaşılan en büyük problemin direnç sorunu olduğunu, verem tedavisinde ilaçların, özellikle de antibiyotiklerin doğru kullanılmasının bu sorunun önlenmesinde büyük önem taşıdığını vurgulayan Durmaz, şu bilgileri verdi;

    ''Merkezimizde tüm Türkiye genelinde hizmet veren laboratuvar görevlilerine verem konusunda eğitimler veriyoruz. Bu eğitimlerle daha doğru bir tedavi rejimi sağlanacak. Verem hastalığında laboratuvar eğitimi çok önemli. Veremle ilgili konular belirli standartlarda çalışılmalı ki teşhis ve tedavi buna göre yapılsın.''

    ''Strateji geliştirilmeli"

    Veremin teşhis ve tedavisindeki bu standartların uygulamaya konulmasının, Dünya Sağlık Örgütünün (DSÖ) gündeminde bulunduğunu ifade eden Durmaz, ''DSÖ'nün bu konuda bir alarm vermesinin ardından son 10 yıldır ülkeler ciddi stratejiler geliştiriyor'' dedi.

    Bu çerçevede veri toplama ve kalite kontrol gibi konularda ulusal referans laboratuvarları oluşturulduğunu kaydeden RSHM Moleküler Mikrobiyoloji Araştırma ve Uygulama Laboratuvarı Şefi Prof. Dr. Rıza Durmaz, Türkiye'de de eğitim ve surveyans programları yürütüldüğünü, bir veri tabanı oluşturulmaya çalışıldığını kaydetti.

    Bu çalışmalar kapsamında, Türkiye'de görülen verem mikroplarının birbiriyle bağlantısını kurup ülkeye nereden geldiğini bulmaya çalıştıklarını bildiren Durmaz, yürütülen programla ilgili şunları söyledi;

    ''Günümüzde bütün enfeksiyon hastalıklarında mikrobun izini sürmek çok büyük önemtaşıyor. Verem mikrobunun da ülkemize daha çok hangi ülkelerden geldiğini bulmak tedavide bize büyük katkı sağlayacak. Tüberkülozun kontrol altına alınmasında hastanın takibi, doğru tanı ve tedaviye uyum çok önemli. Doğru tanı yapılmadığı takdirde vereme karşı mücadelede başarı sağlanamaz. Çünkü ilaca dirençli vaka oranı yüzde 1-3 civarında. Kaynağın tespiti, bulaşın durması ve kişilerin bu mikroba karşı dirençli olması gerekir. Hiç tedavi yapmamak yanlış tedaviden daha iyidir. Çünkü direnç yanlış tedaviyle gelişiyor. Aile, iş ya da yakın çevrede bu mikrobu taşıyan biri hastalık açısından kaynaktır. Bu nedenle kaynağın bulunması çok önemli. Kaynak ve miktoptan etkilenenler, moleküler tiplendirme yoluyla yapılabilir. Türkiye'deki verem mikrobunun kökeni, Latin Amerika ve Akdeniz suşlarını (bir bakteri veya virüsün farklı alt türlerinin, aralarında genetik farklılıklar bulunan grupları) kapsıyor. Bazı suşlar tedaviye dirençli ve daha kolay yayılır. Mikrobun kökeninin bulunması bu yönden önemli. Bu tespit yapılırsa tedavi de buna göre uygulanabilir.''

    Türkiye'nin verem görülme sıklığı açısından 100 binde 20 oranıyla orta düzeydeki ülkeler arasında bulunduğunu belirten Durmaz, ''Önümüzde hala hedeflerimiz var. Daha alacak yolumuz bulunuyor. Perifere ulaşmalıyız'' diye konuştu.

    Dirençli hastanın tespitiyle daha etkin alternatif yöntemler uygulanabileceğini anlatan Durmaz, ''Ama bunlar çok pahalı ve yan etkisi olan ilaçlardır. Direnç gelişmeyenlerde ise daha ucuz ve yan etkisi az ilaçlar kullanılabilir'' dedi.

    Durmaz, laboravutar tetkikleriyle bu tür hastaların tespit edilebildiğini kaydederek, verem hastalarında HIV taşıyıcılığının yaygın olduğunu, Türkiye'de bu oranının bilinmediğini, laboratuvar çalışmalarıyla bunun belirlenmesiyle tedaviden daha iyi sonuç alınabileceğini sözlerine ekledi.

  10. #10
    Fırtına
    Guest

    Avrupa'daki verem (tüberküloz) vakalarında tehlikeli artış yaşandığı bildirildi

    Sponsor Bağlantılar





    Dünya Sağlık Örgütünden yapılan açıklamada, Avrupa'da ilaca dirençli tüberküloz vakalarında yaşanan artışın endişe verici boyutlara ulaştığı ve gerekli önlemler alınmazsa hastalığın binlerce ölüme yol açabileceği kaydedildi.

    Yetkililer, eski bir hastalık olarak nitelendirilen tüberkülozun aslında hiç ortadan kaybolmadığını belirtirken, son dönemde bildirilen vakaların sayısında korkutucu bir artışın yaşandığını kaydetti.

    ''Mycobacterium tuberculosis'' bakterisiyle bulaşan ve genellikle akciğerleri etkileyen bir hastalık olan tüberküloz, dünya çapında her yıl yaklaşık 1,7 milyon kişinin ölümüne neden oluyor.

    Hastaların antibiyotik tedavisine cevap vermediği ''çoklu ilaca dirençli'' tüberküloz vakalarının hızla arttığını belirten uzmanlar, söz konusu vakaların en sık yaşandığı 27 ülkeden 15'inin, Dünya Sağlık Örgütünün Avrupa bölgesinde yer aldığını belirtiyor.

    Avrupa ve Orta Asya'daki toplam 53 ülkeyi kapsayan söz konusu bölgede her yıl 80 binden fazla çoklu ilaca dirençli tüberküloz vakasına rastlanıyor.

 

 

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Tüberküloz tespitinde devrim!
    By Fırtına in forum Sağlık Hakkında Genel Bilgiler - Soru / Cevap
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 10-12-2010, 02:21:41

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
© 2010 - 2014 Engelliler.gen.tr. Her Hakkı Saklıdır. 5651 sayılı yasaya göre forumumuzdaki mesajlardan doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. İçerikle ilgili şikayetlerinizi admin[@]engelliler.gen.tr e-posta adresinine iletiniz.