Karadenizde Fırtına

Ucali sefer reis nam bir kimsenin şaykasına 150 nefer arkadaş ile giderek denizde nice muhataralar geçirdim. Fi yevmi nahsin müstemir ( uğursuzluğu boyuna devam eden bir dün ) demeğe layık bir günde sandal ile limandan taşra çıktık.

Yıldız rüzgarına yelken açarak bir gün bir gecede pupa yelken güdüp karadenizin tahminen ortalarına vardık. Burada şimal canibinde ( sol ) Anapa dağları, Balıklava semtinde Suluyar dağları görünüp Snop ve Amasra dağlarıda önümüzde idi.

Derken hiçbirinden nam-ü nişane kalmadı, bir girdab-i elime düştük.Gah muvafık gah gayr-ı müvafık eyyam ile bir gün bir gece derya-yı bi-eman içre çalkalanıp durduk.

Ne cabibe ( yan taraf ) gideceğimiz na-malum ahürül-emr (bilinmezlik ) Güneş deryada doğar, deryada batar bu vechile girdabı gamda telatum-i derya ile serseri gezerken hikmet-i Hüdadan gün doğusu tarafından kara bulutlar zahir oldu. Bundan başka rad-ü berkli sağnaklar, kırıntılı üçerleme kumlar peyda olunca gemicilerin rengi rüları mütegayyir ( başkalaştı, değişik ) oldu.

Biçareler ellerini uğmağa başladılar. Geminin kıç tarafındaki pusula ve kıble numaralarına bakarak birbirlerine can pazarı muamelesiyle bakınmaya koyuldular.

İçlerinden Dede Dayı namlı bir ihtiyar gemicilere hitaben:

Bre dayılar! ne havfe düşersiniz Hüda kerimdir, işte kırıntı ve sağnak gelmektedir. Mayna alabora dedikte alaborna iplerini indirdiler. Alaborna direğide aşağı indi Temevvüc-i derya git gide müşted olmakta olduğundan, hemen gemi üzerindeki büyük yapağı çuvallarını, papir hasırlarını, balık turşusu fıçılarını gemi kerestelerini denize attılar.

İki yüzlü mütecaviz üserayı'da der-anbar edip anbar kapısını seddeylediler (klitlediler).

Gemi bir parça hafiflesede ne çare girdapda savaşıp duruldu üç gün üç gece kar, tipi, boran eksik olmadı. Gemicilerin gemi üzerinde durmaya takaatleri kalmadı. Her biri geminin bir künçünde genç bulmuş gibi nihan ve pinhan oldular. Yolcuların kimisi istigfar ediyor ,kimisi istifrağ ediyor ,kimisi kurbanlar sadakalar adıyorlardı.