Tam 3 yaş var aramızda abimle. O üçüncü yaş gününü kutladıktan tam bir hafta sonra doğmuşum ben.Canım abim benim. O benim hep en yakın arkadaşım oldu. En yakınım, sırdaşım, en sevdiğim, en özendiğim. Onu benden, beni ondan iyi tanıyan yoktur bu hayatta. Eger benden onu iki kelimeyle anlatmam istense telaşlı ve durgun derim. O okula başladığında nasılda ağlardım her sabah peşinden. Saatlerce bıkmadan aynı oyunu oynardı benimle. Oysa arkadaşlarım sıkılır, bir süre sonra oynamak istemezlerdi benimle. O aldırmazdı hiç, sanki hep ilk kez oynuyormuşuz gibi aynı hevesle oynardı.
Hep aceleciydi, hep dikkatsiz. Öyle hızlı koşardı ki hızından gittiğin yeri görmezdi bile. Telaşçılığı yüzünden hiç dikkat etmezdi olan bitene. Yola kaçan topu almak için peşinden gittiğinde sadece topa bakardı, yoldan geçen arabalara bakmak aklına bile gelmezdi. O yüzden kaçkez ezilmekten son anda kurtuldu. Öyle zekiydi ki ilkokula başlamadan okumayı söktü. Duvardaki saatli maarif takvimini okumak en büyük zevkiydi. Okur, öğrenir sonra mahallenin çocuklarını etrafına toplar o gün öğrendiklerini anlatırdı bize.
Herkes gibi konuşmazdı. Kelimeler ya çok hızlı dökülürdü dudaklarından çok zor anlaşılırdı ne dediği yada başladığın cümleyi bitirmesi dakikalar alırdı. Sakin sakin, aynı cümleye tekrar tekrar başlayarak; aralarda uzun boşluklar vererek konuşurdu. Tamamıyla o anki ruh haline bağlıydı nasıl konuşacağı. Ne hızlı konuşurken ne de sakin sakin anlatırken kimse sözünü bölmezdi. Öyle güzel şeyler anlatırdı ki, konuşması masalımsı bir büyü katardı anlattıklarına. Aklımızda yer ederdi söyledikleri, unutmazdık kolay kolay. Yağmur getiren bulutları, denizlerin, okyanusların isimlerini, sütün faydalarını, bilim adamlarını, icatları, isimlerimizin anlamlarını, yıldızları biz ilk ondan öğrendik.
Yazmayı hiç sevmezdi. Ellerini ve parmaklarını çok hızlı hareket ettirdiği için kargacık burgacık bir karalamadan ibaretti el yazısı. Hiçkimse ne yazdığını kolay kolay anlamazdı ama ondan okumasını istediklerinde gayet güzel okurdu o karalamaları. Öğretmenleri hep şikayet ederlerdi yazılılarda ne yazdığını anlayamadıklarından. Hep kıpır kıpırdı ellerin Dedemin tesbihini ele geçirdi mi dünyalar onun olurdu. Hızlı hızlı çevirirdi tesbihi parmaklarının arasında. Bize de öğretmeye çalıştı ama hiçbirimiz onun gibi çeviremiyorduk tesbihi.
Hayvanları çok severdi. Mahallede bir köpek vardı. Haydut takmıştı mahalleli ismini. Herkesi kovalar, durmadan herkese havlar, çöpleri karıştırır, durduk yere ısırırdı yoldan geçenleri. Diğer sokak köpekleri bile kuyruklarını kıstıra kıstıra geçer, Haydut kıyametleri koparsada sadece hırlar, gözlerini deli Haydut'tan ayırmadan geçer giderlerdi. Çok asabi bir sokak köpeğiydi Haydut. Ama iyi tarafı mahalleye yabancı biri girdi mi yeri göğü inletirdi. Abimi görünce deli Haydut bile dize gelirdi. Koşa koşa abimin yanına gider, kuyruğunu sallamaya başlar, sevgi dilenirdi abimden. Abim hayvanları öyle çok severdi ki kurban bayramı geldiğinde konu komşunun yüreği ağzına gelirdi. “Aman hayvanları sıkı bağlayalım da Mehmet yine çözmeye kalkmasın” derlerdi. DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN