septik

Kader nedir? Bilinenmi?

Değer Biç
Yazan [27-08-2014 saat 01:53:22] (1870 Hit)
Sizlere kader kelimesinin sözlük anlamını veya değişik dinlerdeki anlamını veya dinimizdeki yanlış anlaşılmış yönlerini fetva yönüyle değilde ve hatta uzun uzadıya Ayet Hadis dökümanına gerek duyulmayacak şekilde konuya girmeden bildiğim ve aksini söleyebilecek kişi bulamadığım için çözdüğümü sandığım bir şekilde anlatmaya gayret edeyim.

Açık konuşmak gerekirse hemen tüm müslüman ların aklını karıştıran Amentü dua sıdır imanın şartlatı arasında bulunur,

Bakınız Müsslüman akıllı olmak zorundadır, her duyduğu ve kendisine her anlatılana değilde dinimizin özü olan mantığı ki hemen her Ayet Kuran-ı Kerimde teşvik edici aklı öne sürer araştırın okuyun anlayın gibi.

Kader neden yukarda bahsettiğim Amentü ve imanın şartlarında yer aldığı halde Ayet değildir ... sebeb şudur Ayet Yüce Allahımızın sözüdür ve diğer her durumu kabul etmez. Ayet doğrunun doğrusunu işaret eder ve sonuç nokta dır aşamazsınız.


Şimdi kader dediğimiz olay yani bizlere kabullendirilen kader Yüce Allahımızın tanımında yer alan geçmiş ve geleceği bildiği konusu Ayettir yani Allahımızın sözü ve farzdır inanmayanı din dışına çıkarır.



Bakınız kader şudur... zaman diye adlandırdığımız durum ( bu noktada başladı......................................... .................................................. .bu noktada siz doğdunuz ....................bu noktada da öldünüz .................................. ve zaman ilerledi ve kıyamet yaşandı Yüce Allahın bu dönemi bilmesinin adıdır kader.


Özgür düşünce ise sizin yukarda bahsettiğim zamanı nasıl değerlendirdiğinizle ilgilidir.

Bir ricadır henüz bulamadığım aksi bir düşünce ve bu durumu çürütecek fikirleri bekliyorum çünkü özür dileyerek Allahın sözlerini geçmişte ki dualar ve ve islam düşünürlerinin hatasımı haklımıyım.
Etiketler: Yok Etiketleri Düzenle
Kategori
Diğer

Yorum

  1. septik - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Zaman zaman anlatmak yazmak sormak isteyipte çekindiğim durumlardan bir konu bu geceye nasip olan bir cüretkarlık
  2. celal1973 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kader senin tercihindir

    Herkesin kadere belli ölçülerde inancı vardır. Ama kadere, hayrın ve şerrin Allah'tan geldiğine kesin olarak inanmak, imanın bir şartıdır.

    Çoğu insan hapishanedekilere diyor ki "Kader mahkumu". Ne demek kader mahkumu? Eğer ortada özgür irade ile şeçilerek işlenilen bir fiil varsa, kaderin ne suçu var.

    Allah iki tür irade ile insanların kaderini yazmıştır. Dikkat edin bu nokta mühim. Önceden bilerek yazma söz konusudur. Birincisi "külli irade" ve ikincisi "cüz-i irade” dir.

    Külli irade; önceden Allah'ın imtihan olarak, insanlara takdir buyurduğu olaylardır. Bunlar insanlara seçme iradesi verilmeyen olaylardır.

    Örneğin, Tekerlekli sandalyeye bağlı bu hastalığı, ben seçmedim. Bu, bana Allah tarafından imtihanımın bir gereği olarak verildi.

    Bunun gibi insanların dünyaya gelme yılı, ailesi, ülkesi, rengi vs. hep külli iradenin yani Allah'ın bizlere takdir buyurduğu kaderin parçalarıdır.

    Cüz-i irade ise, Allah tarafından özgür irademizle seçmemiz için verilen özgürlüklerdir. Ve yaptığımız her iyi/kötü her seçimin ahirette hesabı var.

    Mesela, televizyonun karşısına oturmayı, bilgisayara tercih ettik diyelim. Hangi kanalda, hangi tür programı izlemeyi seçmeyi, hep bize verilen bu cüz-i irade ile yapmaktayız. Haram şeyleri izleyene günah yazılır. Faydalı şeyler izleyene sevap yazılır.

    Kader’le tevekkül birbirini tamamlar. Yani bir öğrencinin üniversiteyi kazanması kaderdir. Fakat, Öğrenci sebeplere sarıldıktan sonra neticeyi Allah'tan beklemelidir.

    Öncelikle çok çalışmalı, dinlenmeli, uykusunu almalı, düzgün beslenmeli... Yani bütün şartları yerine getirip, sonuçtaki bir başarı yada başarısızlığın Allah'ın takdiriyle oldugunu kabul etmelidir.

    Şimdi diyelim ki birisinin elinde bıçak var. Ve bu bıçakla ne yapacağını kendisi seçer. İnsan da öldürebilir, salata da yapabilir.

    Ama olay şu ki, zaman ve mekanın dışında olan Allah ezelden ebede olan ve olacak herşeyi sonsuz ilmiyle bilmektedir.

    Yani Allah olayları önceden biliyor. Mesela bir adam Kasım-2013 de güneş tutulması olayı olacak diye bir deftere yazsa ve o gün geldiğinde güneş tutulması olduğunda, olay adam deftere yazdığı için olmaz.

    Bu misal gibi Allah sonsuz ilmi ile gelmiş geçmiş bütün olayları bilmektedir. Bu örnek gibi önceden bilmenin olacak olaylara etkisi yoktur.

    Peygamberimiz SAV biliyorsunuz Allah’ın bildirmesiyle kıyamete yakın ahir zamanda olacak olayları bildirmiştir. (Ahir zaman yaşadığımız bu devirdir)

    Ve Allah, Kader defterinde aslında bizim ömür boyu cüzi iradelerimizle hangi tercihleri yapacağımızı önceden bilerek yazmıştır.

    Ben dünya hayatını bir futbol maçına benzetiyorum. Saha dünyamız... Takımımızda tek oyuncu var, o da biziz... Rakip takım ise kötülüğü emreden bizim nefsimiz ve görünmeyen şeytanlar ve de şeytanlaşmış insanlar.

    Bunlarla mücadele edip yaptıgımız her iyilik, ibadet, hayırlar attığımız gollerdir. Nefsimiz ve şeytana mağlup olarak yaptıgımız her günahta yediğimiz gollerdir.

    Kader konusunda epey bir araştırma yaptım. Kader Allah'ın herşeyi ezeli ilmiyle bilmesidir. Allah zaman ve mekanla bağımlı olmadığı için, onun katında her şey sanki olmuş ve bitmiştir.

    Ben buna bir maçın tekrarını izlemek gibidir diyorum. Yani Allah, her insanın yaptığı maçın sonucunu biliyor. Ama bilmek sonuca etki etmiyor...

    Yani diyelim ki, bir öğretmen (KAHİN olsa, olmaz ya diyelim ki) sınav yapmadan önce not defterine öğrencilerin sınavda alacağı bütün notları yazsa ve öğrencilerini sınav yapsa...

    Sınavdan zayıf alan öğrencinin öğretmene kızmaya hakkı var mı? Sen notumu düşük yazdın o yüzden ben zayıf aldım diyebilir mi? Önceden alacağı notu bilmesinin öğrencinin iradesine yani alacağı nota bir tesiri yok...

    Allah katında olay maçın tekrarını izlemek gibidir... Ama biz insanlar zaman ve mekanla bağımlı olduğumuz için, bize maç devam ediyor ve maçın sonucunu bilmiyoruz...

    Öğrendiğime göre aslında kader şunun için iman akidesine dahil olmuş. Yaptığımız iyiliklerle övünmemek için kadere yapışmalıyız. Ve kötülüklere kaynak olarak nefsimizi göstermeliyiz ve her an istiğfar etmeliyiz.

    Yani mesela çok zengin olduk, bu benim çalışmamdan oldu demek... Yada bir insan öldürsek, suçu kadere atsak, kaderimde bu yazılmış desek... Bunlar büsbütün kadere ve seçme iradesine aykırı bir durumdur.

    Düşündüklerimi kısaca özetledim. Yazmaktan çok hoşlanıyorum. İnşallah düşündüklerime katılırsınız. Yine ara ara yazmak istiyorum. Düşünmek ibadettir.
    zeynep45 ve septik bunu beğendi.
  3. unuttum.29 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Selamlar Septik,
    Konu kader:
    İslami açıdan çeşitli mezhepler(ki sapıtanlar ve hak olanlar diye ikiye ayrılırlar) ilgili konuyu açıklamalarıyla birbirlerinden ayrılırlar.
    Yanılmıyorsam Cebriyeciler Allah (CC)’ın geçmişte ve gelecekte tüm yaşanmışları ve yaşanacakları/olacakları bilmesinden mütevellit insan’ın (yeryüzündeki) durumunu rüzgarın tesirinde bir kuru yaprağa benzetirler. Bu yaprak bir oyana bir buyana uçarken etkilenen kendidir ama uçmasının nedeni rüzgardır.
    Durum aslında o kadar basit değildir.
    Senin blog’unda yazdığın ve benim farklı düşündüğüm bir durum yok. Yine bu mevzu ile alakalı iki link yapıştırıyorum. Dikkatlice ve açık zihinle okunması gerek bence.
    Saygılar..
    zeynep45 ve septik bunu beğendi.
  4. unuttum.29 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    İnsan rüzgarın önünde bir yaprak gibi iradesiz bir varlık mıdır?
    Değerli kardeşimiz;
    Dikkat edilirse, kaderi bahane ederek, “Benim ne suçum var?” diyen kişinin, iradeyi yok saydığı görülür.

    Eğer insan iradesinin bir hükmü yoksa ve “insan rüzgarın önünde sürüklenen bir yaprak” gibi ise, yaptığından mesul değilse, o zaman suç kavramının bir manası kalmaz. Böyle diyen kişinin, bir haksızlığa uğradığı zaman mahkemeye müracaat etmemesi gerekir. “Bu adam benim evimi yaktı, çocuğumu öldürdü, ama mazurdur. Kaderinde bu fiilleri işlemek varmış, ne yapsın, başka türlü davranmak elinden gelmezdi .” demesi icap eder.

    Hakkı çiğnenenler gerçekten böyle mi düşünüyorlar?

    İnsan yaptığından sorumlu olmasaydı, “iyi” ve “kötü” kelimeleri manasız olurdu; kahramanları takdire, hainleri aşağılamaya gerek kalmazdı. Çünkü, her ikisi de yaptığını isteyerek yapmamış olurlardı. Hâlbuki hiç kimse böyle iddialarda bulunmaz.

    Vicdanen her insan, yaptıklarından sorumlu olduğunu ve rüzgarın önünde bir yaprak gibi olmadığını kabul eder.
    İnsan rüzgarın önünde bir yaprak gibi iradesiz bir varlık mıdır? | Sorularla İslamiyet
    septik ve zeynep45 bunu beğendi.
  5. unuttum.29 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kaderin fiillerimiz üzerindeki etkisi nedir? Tedbirli olsak da, ezelde takdir edilen mi olur, bunu açıklar mısınız?
    Sorunun Detayı
    Allah bir şeye ol dediyse olur, buna inacımız tam. Hayatımızda, her şeyde, iş ararken de, sosyal haytta da, askerde de, tedbir alsak da, her şeye rağmen tedbirli olsak da, ezelde takdir edilen mi olur, bunu açıklar mısınız?
    Değerli kardeşimiz;
    1. Kader konusunda aklınıza takılan her şeyi sorabilirsiniz; bu durum inkar ettiğiniz anlamına gelmez. Nitekim Kur'an'dan öğrendiğimize göre Hz. İbrahim aleyhisselam ölülerin nasıl diriltileceğini sormuş, sonra da "Allah'ım inanmadığımdan değil, kalbim tatmin olsun diye soruyorum." demiştir. Bu nedenle bizler de aklımıza takılan sorularımızı sorabiliriz. Biz de elimizden geldiği kadar cevap vermeye çalışırız.
    2. Kaderin esas anlamı Allah’ın, olmuş olacak her şeyi bilmesi demektir.Dikkat edersek insan iradesini yok saymıyor. Bilmek ayrı yapmak ayrıdır.Bilen Allah’tır, yapan kuldur. Yaratıcı, her şeyi; geçmişi, şimdiki zamanı ve geleceği de bilendir. Bu konuya bir misal verelim; Peygamberimiz (asm) İstanbul'un fethini ve komutanını yüz yıllar önce müjdelemiş ve haber vermiştir. Zamanı gelince de dediği gibi çıkmış. Şimdi, İstanbul Peygamberimiz (asm) dediği için mi fethedildi, yoksa fethedileceğini bildiği için mi söyledi. O zaman Fatih Sultan yatsaydı, çalışmasaydı, ordular hazırlatıp savaşmasaydı yine olacak mıydı?.. Demek ki Allah Fatih'in çalışıp İstanbul’u fethedeceğini biliyordu ve bunu elçisi Hz. Peygamber (asm)'e bildirdi. Buradaki ince nokta: Allah bildiği için yapmıyoruz; biz yapacağımız için Allah biliyor.
    Zaten Allah’ın geleceği bilmemesi düşünülemez. Bilmese veya bilemese yaratıcı olamaz. Buna bir örnek verelim:
    Allah dostu evliyadan bir öğretmen düşünelim. Öğrencilerinden birisine “Yarın seni şu kitaptan imtihan edeceğim.” diyor. Fakat öğretmen Allah’ın izniyle onun filim, maç, oyun, eğlence, derken sabah okula çalışmadan geleceğini bilerek, akşamdan karnesine “0” yazıyor. Ertesi sabah öğrenci sorulan sorulara cevap veremiyor ve sıfırı hak ettiğini bildiği anda, öğretmen cebinden not defterini çıkarıp “Senin çalışmayıp sıfır alacağını bildiğim için önceden deftere sıfır yazmıştım.” diyor. Buna karşı öğrenci “Hocam sen sıfır yazdığın için ben sıfır aldım. Yoksa geçer puan yazsaydın geçerdim.” diyebilir mi? Demek ki Allah yazdığı için biz yapmıyoruz, bizim yapacağımız şeyleri bilerek Allah yazıyor. İşte buna kader diyoruz.
    3. Kaderi ikiye ayırabiliriz: ızdırari kader, ihtiyari kader. "Izdırari kader"de bizim hiçbir tesirimiz yok. O, tamamen irademiz dışında yazılmış. Dünyaya geleceğimiz yer, annemiz, babamız, şeklimiz, kabiliyetlerimiz ızdırari kaderimizin konusu. Bunlara kendimiz karar veremeyiz. Bu nevi kaderimizden dolayı mesuliyetimiz de yok.
    İkinci kısım (ihtiyari) kader ise, irademize bağlıdır. Biz neye karar vereceksek ve ne yapacaksak, Allah ezeli ilmiyle bilmiş, öyle takdir etmiştir. Sizin sorduğunuz soruda bu alanda müzakere edilmektedir. Yani siz bir aday tipi belirliyorsunuz ve arıyorsunuz. Allah da sizin istediğiniz vasıflara sahip birkaç kişiyi önünüze çıkarıyor. Siz de bunlardan birini iradenizle beğenip kabul ediyorsunuz.Alah’ın alacağınız eşin kim olduğunu ezelde bilmesi kader, fakat sizin iradenizle seçmeniz cüz’i irade dediğimiz insanın mesuliyet sınırlarıdır.
    Kalbimiz çarpıyor, kanımız temizleniyor, hücrelerimiz büyüyor, çoğalıyor, ölüyor. Vücudumuzda, bizim bilmediğimiz birçok işler yapılıyor. Bunların hiçbirini yapan biz değiliz. Uyuduğumuz zaman bile bu tür faaliyetler devam ediyor. Ama şunu da çok iyi biliyoruz ki, kendi isteğimizle yaptığımız işler de var. Yemek, içmek, konuşmak, yürümek gibi fiillerde karar veren biziz. Zayıf da olsa bir irademiz, az da olsa bir ilmimiz, cılız da olsa bir gücümüz var.
    Yol kavşağında hangi yoldan gideceğimize kendimiz karar veriyoruz. Hayat ise, yol kavşaklarıyla dolu. Şu halde, bilerek tercih ettiğimiz, hiçbir zorlamaya maruz kalmaksızın karar verip işlediğimiz bir suçu kendimizden başka kime yükleyebiliriz? İnsanın cüz-i ihtiyari adı verilen iradesi, önemsiz gibi görülmekle beraber, kainatta geçerli olan kanunlardan istifade ederek büyük işlerin meydana gelmesine sebep olmaktadır.
    Bir apartmanın üst katının lütuflarla, bodrum katının ise işkence aletleriyle dolu olduğunu ve bir şahsın bu apartmanın asansörü içerisinde bulunduğunu farz ediniz. Kendisine, apartmanın bu keyfiyeti daha önce anlatılmış bulunan bu zat, üst katın düğmesine bastığında lütfa mazhar olacak, alt katın düğmesine bastığında ise azaba duçar olacaktır. Burada iradenin yaptığı tek şey, sadece hangi düğmeye basılacağına karar vermesi ve teşebbüse geçmesidir. Asansör ise, o zatın kudret ve iradesiyle değil, belirli fizik ve mekanik kanunlarla hareket etmektedir. Yani, insan üst kata kendi iktidarıyla çıkmadığı gibi, alt kata da kendi iktidarıyla inmemektedir. Bununla beraber asansörün nereye gideceğinin tayini, içindeki şahsın iradesine bırakılmıştır. İnsanın kendi iradesiyle yaptığı bütün işler, bu ölçüyle değerlendirilebilir.
    Mesela; Cenab-ı Hak, meyhaneye gitmenin haram, camiye gitmenin ise faziletli olduğunu insanlara bildirmiş bulunmaktadır. İnsan bedeni ise kendi iradesiyle, misaldeki asansör gibi her iki yere de gitmeye müsait bir yapıdadır. Kainattaki faaliyetlerde olduğu gibi, beden içindeki faaliyetlerde de insanın iradesi söz konusu olmamakta ve insan bedeni, kanun-u külli adı verilen ilahi kanunlarla hareket etmektedir. Fakat onun nereye gideceğinin tayini, insanın irade ve ihtiyarına bırakılmıştır. O hangi düğmeye basarsa, yani nereye gitmek isterse, beden oraya doğru hareket etmekte, dolayısıyla da gideceği yerin mükafatı veya cezası o insana ait olmaktadır.
    Dikkat edilirse, kaderi bahane ederek, “Benim ne suçum var.” diyen kişinin, iradeyi yok saydığı görülür. Eğer insan, “rüzgarın önünde sürüklenen bir yaprak”ise, seçme kabiliyeti yoksa, yaptığından mesul değilse, o zaman suçun ne manası kalır? Böyle diyen kişi, bir haksızlığa uğradığı zaman mahkemeye müracaat etmiyor mu? Halbuki, anlayışına göre şöyle düşünmesi gerekirdi: “Bu adam benim evimi yaktı, namusuma dil uzattı, çocuğumu öldürdü, ama mazurdur. Kaderinde bu fiilleri işlemek varmış, ne yapsın, başka türlü davranmak elinden gelmezdi ki!..”
    Hakkı çiğnenenler gerçekten böyle mi düşünüyorlar? İnsan yaptığından sorumlu olmasaydı, “iyi” ve “kötü” kelimeleri manasız olurdu. Kahramanları takdire, hainleri aşağılamaya gerek kalmazdı. Çünkü, her ikisi de yaptığını isteyerek yapmamış olurlardı. Halbuki hiç kimse böyle iddialarda bulunmaz. Vicdanen her insan, yaptıklarından sorumlu olduğunu ve rüzgarın önünde bir yaprak gibi olmadığını kabul eder.
    Kaderin fiillerimiz üzerindeki etkisi nedir? Tedbirli olsak da, ezelde takdir edilen mi olur, bunu açıklar mısınız? | Sorularla İslamiyet
    zeynep45 ve septik bunu beğendi.
  6. gülümse_hayata - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Okadar derin bir konuki bu konu hakkında ne denilebilir yada ne söylense doğru olur bilemiyorum. Fakat bir takım durumları kader deyip geçiştirmek belkide işimize geliyor. Bir kader var fakat ALLAH ın insanlara verdiği akıl mantık, irade, sayesinde yapacağı yada yapmaması gerekenleri kadere bağlamak gibi bir düşncede var. Bu ne kadar doğru işte ben bunun yanıtını bilemiyorum.

    Allah c.c insanın doğumundan ölümüne dek yaşayacaklarını nerede ve ne şekilde öleceğini tayin eden ve bilen olarak kadere imanı şart koşmuştur. Kayıtsız şartsız kadere inanalım diyorum bu seferde bize verilen akıl ne işe yarıyor her yapılan hataya kader deyip geçmelimiyiz. Yada öyle şeyler yaşanıyor ki nekadar çabalasakta aksi olmuyor sanki bir gizli güç sadece istediği şekilde bizi yönlendiriyor. İşte o anda kader diyorum ne akıl , ne irade hiç bir şekilde etki etmiyor. Akılda sanki o kadere ayak uydurur şekilde işliyor.

    İşin açıkcası ben bu durumun içinden çıkamıyorum. Kaderin insanları istediği yere doğru çektiğini ve istediği hayatı yaşattırdığına inanıyorum. Dediğim gibi ne kadar düşüncelerimizle hareket etmeye çalışırsak çalışalım kaderin onlarada hükmettiğine inanıyorum. İşin özü bence kader insanın yaşadığı yaşayacağı ve dahi öleceği her anın önceden bilinmesidir. Bunun hiç bir şekilde değiştirilemiyeceği bir adım sapılsa yine o noktaya geri dönüleceğine inanıyorum.
  7. septik - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Hepinize çok teşekkür ediyorum, arkadaşlar arasında dün akşamın konusuydu, içimizde alim yoktu ve herkes fikrini sölemişti ben açıklama yaptığımda herkesin katıldığı birşeylerin eksik olduğu fakat tam olarak neticelenmeyen bir şekilde kısacası tatmin olamadan konu değişmiştti ki benim sizler gibi arkadaşlarım olduğu için şanslıyım ve gece hem fikrimi yazayım hemde fikirlerinizi öğreneyim diye yazmış bulundum ve çok güzel örneklerle gerçekten tatminkar yorumlar oldu konu tekrar açılırsa inş yazılarınızdan aklımda kalanlarla ortama destek sunacağım hepinize ve daha sonra yorum yazacaklara şimdiden teşekkür ediyorum.
    zeynep45 ve unuttum.29 bunu beğendi.
  8. unuttum.29 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    konuyla ilgili bir video 'EZEL NOKTASI'
    Allah Yapacaklarımızı Yapmadan Nasıl Biliyor? - YouTube
    septik bunu beğendi
  9. Halil Yılmaz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Arkadaşlar kader konusu islam alimlerinin bile üzerinde tam mutabakat kalamadığı bir konudur. Bu nedenle sıradan bir insanın bu konu üzerine çokta kafa patlatması gereksiz benim. Kendi adıma kader meselesini düşündüğümde "kadere inanalım ama kaderci olmayalım" der çıkarım işin içinden. İnsan oğlu inançlarıyla yaşamını özdeşleştirir. Yani yaşamındaki bir başarıyı inancına yüklediği gibi başarısızlığıda inancına yükleyebiliyor. İş yaşamında başarısız olan biri demekki Allah böyle istedi deyip suçu inancına bir anlamda Allaha atıyor. Oysa Allah dünyayı yaratır ve dünyevi işlerdeki başarı yada başarısızlık sizin doğru yerde doğru zamanda atacağınız adıma bağlıdır...

    Buraya kadar kimsenin bir itirazı olmaz sanırım. Ama biri kalkıp bana derse "benim engelli olmam kader değilmi" orda bir nokta kor ve uzun uzun düşünürüm. Sonunda cevap verebilirmiyim veremem. Çünkü bunun cevabını bende bulamadım hala...
  10. Gazoz Agacı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Selam Sevgili Arkadaşlar,

    Konu ilginç, güzel, yeterince kışkırtıcı ama bir sorun var ki şu an çok yorgunum yoksa okumadığımı düşünmeyin bu kadar emeği okumadan geçemem zaten bu yüzden kısaca bir yorum yapmak istiyorum...başımıza gelen hadi kişisel olsun başıma gelen bunca olaydan sonra yada yaşadığım bunca yılın hakkını vermek adına sizlere diyebilirim ki kader gerçeği var ve hayat siz neyi ne kadar değiştirmek istesenizde belli bir noktada önünüze önceden sunulan imkanları ne kadar zorlasanızda ancak bir yere kadar başarılı olabiliyorsunuz gerisi yaradanın hükmü doğrultusunda sonuca ulaşıyor o yüzden şimdi şans dediğim bir olay aslında şanssızlık da olabiliyor kimi zaman da en büyük şansızlığım aslında benim bu hayattaki en büyük şansımmış da diyebiliyorum...

    biliyorum belki anlaşılmaz cümlelerim oldu ama demem o ki sonradan engelli olduğum için başıma gelen bunca dert ve engelimin kendi tercihim asla olmadığı ve olamayacağı yönünde yani ne celal1973 ün dediği gibi bu benim başıma gelen kesinlikle güzel bir şey değil ( kendisi engelinin hediye olduğunu savunur da ) ben bunu kabul etmiyorum ama bir yere kadar yaşamımızı kontrol edebilme şansımız var bir yerden sonra sorular içinde kayboluyorum ve aslında bu tür bloglara fazla katılmak istemiyorum...

    Elbette insan düşünen bir varlıktır ve düşünmek de ibadete dahildir ama fazla düşününce insan yaşamını çoğu sorunun cevabını almak istiyor ama yanıt verecek bir muhatap yok ben dinimi de dini düşüncelerimi de arkadaşlarımla pek paylaşmam okurum ve kendimce yorumlarım kutsal kitabım olan kılavuzumu..

    Kur'an-ı Kerim benim en büyük tek hocamdır gerisi tamamen söylemlere ve kimin kimi ne kadar ikna edebileceğine kalmıştır ki yaradanımla arama kimsenin girmesini de uygun görmüyorum...bu benim inancımdır ve benim düşüncemdir...tamamen yoruma açık olmakla birlikte okurum en çok okurum ama dini konularda tartışmalara açık değilim.

    Sevgiyle kalın, paylaşımla kalın...

Giriş

Giriş