• Engelliliğin Atasözü ve Deyimlere Yansımasının Sosyolojik Analizi

    ÖZET

    Engellilik fiziksel farklılıklarla birlikte toplumun bakış açısıyla da şekillenmektedir. Önemli bir kültürel aktarım aracı olan atasözü ve deyimlerde engelliliğe ilişkin günlük yaşamda sıkça kullanılan tanımlamalar bulunmaktadır. Engelli bireylerin sosyal yaşamlarında karşılaştıkları bu tanımlamalardan bazıları kör, sağır, dilsiz, deli şeklindedir. Bu çalışmada engelliliğin sosyal yapının bir ürünü olan atasözü ve deyimlerde ele alınış şekli kategorik olarak incelenmiştir.
    --------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
    Yazar: Çiğdem Sema POLAT (Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyoloji Anabilim Dalı)
    *** *** ***

    GİRİŞ

    Türk Dil Kurumu’nun internet sitesinde atasözü anonim özellik taşıyan, atalardan kaldığı kabul edilen ve toplumun yüzyıllar boyunca geçirdiği gözlem ve denemelerden, ortak düşünce, tutum ve davranışlarıyla dünya görüşünden oluşan, genel kural niteliğindeki kısa, özlü, kalıplaşmış sözler olarak tanımlanmaktadır. Deyim ise anlatım gücünü artırmak için, gerçek anlamı dışına kayan, bazı sözcükleri değişmediği halde bazıları değişip çekimlenebilen kalıplaşmış birden çok sözcüktür. Ergan (1998) Türk atasözleri ve deyimlerinin bir yandan sosyal yapının bir ürünü olarak ortaya çıkıp onu yansıtırken, diğer taraftan da zaman boyutunda bu sosyal yapıya şekil verdiğini belirtmiştir. Atasözleri ve deyimler bir topluma mal olmuş, toplum tarafından benimsenmiş, toplumun, duygu düşünce, inanç ve kültürel yapısını yansıtan özellikler taşımaktadır.

    Sosyolojik perspektiften hareketle engellilik konusuna kültürel bakış önem kazanmaktadır. Kültürel olarak engelliliğin tanımlanması, sosyal sınıflandırma, politik tanımlama, engelli bireylerin karakteristik özelliklerinin toplanması ve kültürel söylemle bağlantılıdır. (Mackelprang ve Salsgiver 1999 akt. Gilson ve Depoy 2000:209). Doğuştan ya da sonradan kazanılmış engelliliğin sosyal anlamı, bireyin engelliliğe yönelik tepkilerine, o an ki durumuna ve geleceğine nasıl baktığına, engelliliğin bireyin yaşamını nasıl etkilediğine ve toplumun engelliliğe bakış açısına göre şekillenmektedir. Bu sosyal anlam toplumdan topluma değişiklik gösterebilir (Burcu 2002:86).

    Burcu (2007:203)’nun engelli bireylere ilişkin toplumun bakış açısının kategorileştirilmesi ile ilgili çalışmasında dört tanımlama belirlenmiştir. Bunlar acınan, dışlanan, alay edilen/ikinci sınıf görülen ve güvenilmeyen şeklindedir. Benzer şekilde Wolfe (1996 akt.Yalçın 2004:112) makalesinde engellilere karşı toplumsal tutumun genellikle acıma, kalıp yargı (stereotip), cehalet ve merak hisleri ile özdeşleştiğini belirtmiştir. Sosyal inşa teorisyenleri bireylerin farklılıklarını açıklama ve bu farklılıklara tanımlamalar getirmede kültür kavramına vurgu yapmışlardır. Barnes (1996), engellilik konusunda geçerli sosyal cevaplar vermek için kültürel olarak anlamların üretilmesi ve merkez sosyal değerler arasındaki etkileşimin açıklanması gerektiğini belirtmiştir (akt. Tregaskıs 2002:462). Diğer teorisyenler, engelliliğin sosyal inşasında engellilerin ana toplumsal akımdan nasıl uzaklaştırıldığını ve bu uzaklaştırmanın nasıl devam ettiğinin açıklanmasında kültürel imajları kullanmışlardır. Bu imajlara medya ve edebiyatta engelli bireyler için kabul edilemez, ‘şeytan’ veya Tanrı tarafından cezalandırılmışlar gibi negatif imajların kullanılması örnek olarak verilmektedir (Thomas 1982, Barnes 1991, Morris 1991, Hevey 1992, Hafferty ve Foster 1994, Shakespeare 1994, Peters 1996, Mason ve Rieser 1999 akt. Tregaskıs 2002:462).

    Engelli bireylere ilişkin değer yargılarını içeren kültürel ve sosyal tanımlamalar bir aktarım aracı olarak film, gazete ve dergilerde yer almaktadır. Fakat bu çalışmada, engelli bireylere ilişkin kültürel ve sosyal tanımlamalar atasözleri ve deyimlerde incelenmiştir. Engelli bireylere ilişkin toplumsal bakışın, toplum tarafından benimsenmiş, topluma öğüt veren atasözü ve deyimlerimiz aracılığıyla Burcu (2007) ve benzer şekilde Wolfe (1996) tarafından saptanan dört ana başlık altında ortaya konulması çalışmanın temel amacını oluşturmaktadır. Engellilikle ilgili atasözleri ve deyimler Türk Dil Kurumu’nun internet sitesindeki Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü’nden taranmıştır. Örnek olarak seçilen atasözleri ve deyimler uygun görülen kategorilere yerleştirilerek açıklanmıştır.

    SOSYOLOJİK ANALİZ

    1. (Atasözü ve Deyimlerde) Engelli Bireylere İlişkin Acıma Kategorisinin İncelenmesi


    Engelliği açıklamada ve engelli bireylerin sorunlarının çözümünde tarihsel olarak medikal yaklaşımlar ön planda olmuştur. Günümüzde medikal model hâkimiyetini kaybetmiş yerini ise, bireysel sorunlar yerine bireyin çevresel koşullarına odaklanan sos- yal modele bırakmıştır. Medikal model çerçevesinde, engellilik büyük ölçüde bireyin yetersizliğine, patolojisine dayalı olarak açıklanmaktadır. Başka bir deyişle engelli bireyler çeşitli engelleri ya da yetersizlikleri olması nedeniyle toplumda “normal” bireylerden ayrı konumdadırlar. Sosyal model bireyleri engelli kılan durumun, onların “engelleri” olmadığını ileri sürmektedir. Çünkü bireyi engelli kılan temel faktör, toplumun kısıtlayıcı, damgalayıcı, ayrımcı ve dolayısıyla engelleyici tutumlarıdır. Sosyal model, engelli bireylerin kendilerini toplumdan soyutlanmış değil tersine toplumla bütünleşmiş hissetmelerine ortam hazırlamaktadır (Arıkan 2002:12).

    Engelliliğin sosyal anlamı, sosyal etkileşim ağı içinde kendini bulur. Bireylerin sosyal ilişkileri, sosyal rolleri ve statüleri bu anlamı bir kültürel zemin üzerinde şekillendirir. Toplum çeşitli kategorilerin uyumlu bileşkesi, engelli olmayanlar ve engelli olanların bir arada bulunduğu bir birlikteliktir. Engelli olma, fiziksel engellilikten çok engelli olanlara yönelik bakış açısında ortaya çıkmaktadır (Burcu 2004:23). Bu noktada sözlü kültürümüzün önemli parçası olan atasözü ve deyimlerden engelli bireylere engellerini hatırlatan ve onlara bu engellerinden ötürü geliştirilen acıma bakış açısına örnek olarak “Kel ölür, sırma saçlı olur, kör ölür badem gözlü olur; Kör Allah’a nasıl bakarsa Allahda köre öyle bakar; Kör kuşun yuvasını Allah yapar; Köre renkten bahsolunmaz; Körün yanına varırsan, sen de bir gözünü kapa; Ağlama ölü için, ağla deli için; Gece gözü kör gözü; Gece işi körler işi” verilebilir. Örneklerde görüldüğü gibi görme engelli bireylere ilişkin atasözü ve deyimlerde acıma duygusu diğer engel türlerine göre daha fazla işlenmiştir.

    Engellilik, hem fiziksel hem psikolojik hem de sosyal içiçeliği beraberinde getiren bir olgudur. Sosyolojik perspektifte engellilik, fiziksel bir durumun ortaya koyduğu gerçeklikten hareketle, sosyal çevreye, sosyal tutumlara, sosyal rollere, sosyal izolasyona ve sosyal bütünleşmeye ağırlık veren bir anlam içermektedir (Burcu 2002: 84). Bireylerin engellilere karşı olumsuz duygularının kaynağını “acıma duygusunun” oluşturduğu saptanmıştır. Bireylerin engellilere nasıl yardımcı olacakları, onların durumunu nasıl anlayıp kabul edebilecekleri konusunda eğitime ihtiyaçları olduğu anlaşılmıştır (Shapiro:1994 akt. Tuğrul, Üstün, Akman, Erkan ve Şendoğdu 2001:35). Engelli olmayan bireylerin engelli bireylere yönelik geliştirdiği tanımlamalar engelli bireylerin toplumsal yaşam içerisinde yer bulamamasına neden olmaktadır. Engelli bireylere yönelik toplumsal bakış açısından biri olan acıma duygusu toplumun duygu ve düşüncelerini tek bir cümleye sığdıran atasözleri ve deyimlerde yer bulmuştur.

    2. (Atasözü ve Deyimlerde) Engelli Bireylerin Dışlanması/Kabul Görmemesi Kategorisinin İncelenmesi

    Yapılan çalışmalarda engelli bireyin toplumsal yapı içerisinde yer alamamasına ilişkin olarak pek çok açıklama getirilmiştir. Fiziksel çevredeki sorunlar, kitle iletişim araçlarındaki olumsuz mesajlar ve eşit olmayan rekabet koşulları engelli bireyin toplumsal yaşamdan izole olmasına neden olmaktadır. Engelli bireylerin engeline yönelik kullanılan tanımlamalarda toplumsal ve kültürel çerçeve içerisinde engelli bireyi toplumsal yaşam içine almaya yönelik değildir.

    Sosyal model kapsamında engelliliğin sosyal tanımı, “marjinalleşme, dışlama, etiketleme/damgalama, sosyal izolasyon, sosyal yalnızlık, sosyal uyum, bütünleşme” gibi teorik açıklamalarla ilişkilendirilmiştir (Burcu 2007:9). Engelli bireyin karşılaştığı “engelin” temelinde, sahip olunan “engel” değil; engelin yarattığı farklılığı bahane eden toplumun, engelliye karşı geliştirdiği “engelleyici tutumlar” yattığı belirtilmiştir (Kara- taş 2002:3). Medyada sürekli olarak fiziksel bütünlük, güzel vücuda sahip olma, atletik yetenek vb. gibi unsurların vurgulanması engelliliğe karşı olumsuz tutumun oluşmasına neden olan sosyo-kültürel faktörler arasında yer alır (Roessler ve Bolton, 1978; Wright 1983 akt. Yalçın 2004:112). Kişisel başarıya, rekabete, kâr getiren işlere verilen önem, engelliliğe karşı olumsuz tutumu oluşturan diğer sosyo-kültürel faktörlere örnek olarak verilebilir (Safilios-Rothschild, 1970 akt. Yalçın 2004:112). Engellilere ayrımcı uygulamaları pekiştiren bir başka etmen ise onlar hakkında oluşmuş olan son derece yanlış değer yargılarıdır. Toplum engellileri çoğunlukla “ellerinden hiçbir şey gelmeyen, korunmayamuhtaç, zavallılar” şeklinde algılarken bazen de kimi yeteneklerini abartılı bir şekilde algılama ve sunma yoluna gidebilmektedir. Temelinde bilgisizliğin yattığı bu çelişik tuttumların hepsi, özünde ayrımcıdır (Karataş 2002:5).

    Engelli bireylerin dışlanması/ kabul görmemesine ilişkin örnek olarak gösterilebilecek atasözü ve deyimlerden bazıları, “Deli deliden hoşlanır, imam ölüden; Deli deliyi görünce çomağını (değneğini) saklar (gizler); Gördün deli savul geri; Karaya sabun, deliye öğüt neylesin; Parayı zapt etmek deliyi zapt etmekten zor; Taş ne kadar ıslanırsa deli o kadar uslanır; (herhangi birileri analamına gelen) Keli körü toplamak” şeklindedir.

    Burcu (2007) tarafından yapılan araştırmada katılımcılar atasözü ve deyimlerde ki dışlama/kabul görmeme ifadesini destekleyici görüş belirtmişlerdir. Örneğin;

    “İnsanların bir özelliği de ad vermek, isim koymaktır: O zaman kendini üstün, belirleyici ve güçlü sanıyor: Tıpkı “özürlü” kelimesi gibi. “Biz özürlüler travestilere ben- zeriz, ikimiz de dışlanırız. Onları açıkça, bizi aileden başlayarak gizli dışlarlar: Çünkü toplumun genelindeki biçimsel normlara uymuyoruz. Normal olanın dışında anomi- patolojik sayılıyoruz…” (Katılımcı 585, İstanbul Burcu 2007:208).

    “Ya riyakârca, ya da bilinçsiz bir şekilde toplumdan dışlanıyoruz. İzole edilmemeliyiz. Kör parkı, kör hastanesi vb.. isteyenler var. Biz içinde yaşadığımız topluma entegre olmalıyız…” (Katılımcı 585, İstanbul Burcu 2007:208).

    İnsan bedeni kültürün bir yansımasıdır, beden tüm deneyimlerini kültürde yaratır ve engelli beden kültürel kimliğini yorumlamaya zorlanır (Peters 2000:594). Beden ve kişiyle ilgili kültürel varsayımların alışılagelmiş sosyal etkileşim bağlamında düşünülmesi gerekir (Ingstad ve Whyte 1995:4). Sosyal etkileşim bağlamında engelli bireyin yapmış olduğu veya yapacağı her türlü eylem bireyin engeline yönelik tepkilerle karşılaşmaktadır. Engelli bireylerin mesleklerini yapamaması farklı işlerde çalıştırılmak istenmesi, sportif ve sanatsal faaliyetlerde başarılı olamaz yönündeki bakış açısı engelli bireyleri sosyal yaşamdan uzaklaştırmaktadır.

    3. (Atasözü ve Deyimlerde) Engelli Bireylere İlişkin Alay Edilme/İkinci Sınıf Görülme Kategorisinin İncelenmesi

    Engelli olmak, biyolojik olarak, “normal”liğin dışında olma şeklinde tanım- lansa da, sosyal anlamda engelli olmak bireyin toplumda yaşamını bağımsız ve kolay sürdürebilmesini sağlayabilecek bir sosyal sistem içinde karşılaştığı sosyal ve kültürel engellemeler çerçevesinde kendini göstermektedir. Bu anlamda sosyal engellilik, en ge- nel biçimde, bireyin sosyal yaşamında ihtiyaçlarının karşılanamaması, bağımsızlığının oluşumunun ve devamlılığının sağlanabileceği sosyal, kültürel, siyasal ve ekonomik alt yapıların yetersizliği ve bu çerçevede “diğerlerinden farklı birey” olarak görülmesinde belirlenmektedir (Burcu 2007:1).Pek çok engelli insan, engelliliğin negatif imajı üzerinde durulduğuna inanmaktadır (Finkelstein 1987:3). Sosyolojik olarak düşünüldüğünde, özürlü bireylerin sahip oldukları “fiziksel özelliklerinden” çok onlara atfedilen anlamlar önemlidir. Daha açık bir ifadeyle, fiziksel engelliliğin yaşanılan sosyal ve kültürel ta- nımlaması yani diğerlerinin engelliliğe yüklediği anlam ile yine engelli bireyin kendine yüklediği anlamı şekillendiren sosyokültürel ortam önemlidir (Burcu 2007:3). Engelli birey sosyalizasyon sürecinde, engelli olmayan bireyler tarafından neleri yapıp neleri yapamayacağını ve kendisine nasıl tanımlamalarda bulunulduğunu öğrenir. Atasözleri ve deyimlerde de, engelli bireylere ilişkin toplumsal ve kültürel yapının ayrımcı bakışını gösteren ifadeler bulunmaktadır.

    Burcu’nun 2007’de yaptığı çalışmada bir katılımcının ifadesi“Özürlüyüm resmen önemsemiyorlar. Aha bir insan girmiş, aha bir hayvan girmiş; hiç fark etmiyor…” şeklindedir (Katılımcı 29, Ankara; Burcu 2007:207).

    Diğer bir ifade “Bizi sömürücü görüyorlar, aciz görüyorlar; üretici görmüyorlar…” şeklindedir (Katılımcı 560, Sakarya; Burcu 2007:207).

    Engelli bireylerin alay edilmesi/küçümsenmesiyle ilgili örnek atasözü ve deyim- ler, “Sağır işitmez (duymaz) uydurur (yakıştırır); Bekâr gözü, kör gözü; Kilimci ile kör hacı; Kör pazara varmasın, pazar körsüz kalmasın; Körle yatan şaşı kalkar; Körler mahallesinde ayna satmak; Körler memleketinde şaşılar padişah olur; Körler memleketinde tek gözlü kraldır; Kurtlu baklanın kör alıcısı olur; Baz bazla, kaz kazla, kel tavuk topal horozla; Bir deli kuyuya taş atar, kırk akıllı çıkaramazmış; Deli kız düğün etmiş, kendi baş sedire geçmiş; Deli kızın çeyizi gibi; Deli saraylı gibi; Deliye bal tattırmışlar, çarşıda katran bırakmamış; Deliye her gün bayram; Deliye taş atma, başını yarar; Demir ıslanmaz, deli uslanmaz” şeklindedir.

    Dil engelli bireyler için çok önemlidir. “engelli” veya “engele sahip birey” arasındaki fark kültürel olarak tartışılmaktadır. Pek çok engelli birey “tekerlekli sandalyeye mahkûm”, “sağır ve dilsiz (araz)”, “geri zekâlı” kavramlarına karşı çıkmakta ve bu kavramlar insanlık dışı görülmektedir. Bu kavramlar yerine “tekerlekli sandalye kullanıcısı”, “işitme ve zihinsel yetilerinde zorlanan” kavramları kullanılabilir. Kısacası günlük hayatımızda ve yazılı metinlerde kullandığımız kelimeler kültürümüzün ve kültürel kimliğimizin önemli unsurlarıdır (Peters 2000:590). Engelli bireyler toplumsal yaşamda işe yaramayan, yük ve aciz olarak görülmektedir. Toplumun bu bakışı da sosyo-kültürel çerçevede önemli bir aktarım aracı olan atasözleri ve deyimlerde yer almıştır.

    4. (Atasözü ve Deyimlerde) Engelli Bireylere İlişkin Güven Kategorisinin İncelenmesi

    Engelli bireylerin, bireysel becerilerini geliştirebilmesi ve toplumsal yaşamda bir yer edinmesini sağlayacak uygun sosyo-kültürel ortam önem taşımaktadır. Fiziksel çevre koşullarında dahi zorluklarla karşılaşan engelli bireyler toplumsal konumlanmada büyük sorunlarla karşılaşmaktadır. Burcu (2007)’nun çalışmasında anne-babalarıyla, engelli olmalarından dolayı sorun yaşayanlara, yaşadıkları en önemli sorunun ne olduğu sorulduğunda; %24,2 oranında engelli birey, anne-babasının kendisine güvenmediğini, buna bağlı olarak aşırı ilgi gösterdiğini ve aşırı korumacı bir tutum sergilediğini belirtmiştir.

    Engelli beden; sosyal çevreyle etkileşim içerisine girdiğinde “bedeni kimliği ol- maya başlar: bedeninin ne yaptığı, bedeninin nasıl gözüktüğü, bedeninin ne söylediği, nasıl hissettiği, diğer insanların kişinin bedeni ile ilgili deneyimlerinin ne olduğu?” şeklinde gerçekleşmektedir (Gabel 1998 akt. Peters 2000:595). Engelli bireyin sosyal pozisyonu ve saygınlık düzeyi, içinde bulunduğu toplumun sosyal şartları ve sosyal çevresiyle geliştirdiği/geliştirebildiği ilişkiler bağlamında ortaya çıkar. Engelli bireylerin yaşadıkları toplumda iş edinme, evlilik, boş zaman değerlendirme, meslek edinme, eğitimi sürdürebilme kanalları çerçevesinde; çeşitli sosyal kurumlarla olan ilişkileri de onların sosyal statü kazanımını ve toplumla bütünleşmesini belirleyici gözükmektedir (Burcu 2006:69).

    Sosyal model ve sosyal inşa teorisyenleri engelliği analiz ederken kültür kavramına yer vermişlerdir. Sosyal inşada yararlanılan nokta, farklılıkları şartlara bağlı olarak algılama ve tanımlamadır. Sosyal inşacılık göstermektedir ki; ‘dünyayı genel olarak anlamanın yolu, kullandığımız kategori ve kavramlar, tarihsel ve kültürel özelliklerden ’ oluşmaktadır (Burr 1995:4 akt. Marks 1999:78). İnsanoğlu kültürü doğumla başlayan bir etkileşim süreciyle öğrenmektedir. Kültürel değerler, inançlar ve davranışlar diğer insanlarla birlikte aile aracılığıyla öğrenilir. Kültürel sistem, kurallar örneğin yeme içme pratikleri, dinî pratikler ve çocuk yetiştirme pratikleri, iletişim kodları (sözlü veya sözsüz), bilgi (bir kültürel grubun üyesi olabilmeniz için gereklidir), problem çözme stratejileri (günlük problemlerin nasıl çözüldüğü), ilişkiler (ailevi ve sosyal), kültürü yayma yolları veya yeni bir kültürel grubun üyesi olma yollarından oluşmaktadır (Sotnik ve Jeaewski 2005:21). Atasözleri belli bir toplumun ve/veya bütün insanlığın yaşam felsefesini oluş- turmaktadır. Atasözleri evrensel değerlerin yanında bir ulusa özgü kültürel değerleri de yansıtmaktadır

    Bu kategoriye örnek olarak “Deli ile çıkma yola, başına getirir bela; Bir görüş bir kör biliş” verilebilir. Engelli bireyin engelinden ötürü yaşadığı zorlukların farkında olarak toplumda bir yer edinebilmesi için, öncelikle toplumun kendini gerçekleştirebilmesinde uygun bir ortam sağlamasıyla birlikte, ailenin bireye güveni daha sonra da bi reyin kendine güveni gerçekleşecektir. Bu kategori, hem engelli bireyin bir şeyi yapa- mayacağını hem de kendisiyle bir işin sağlıklı bir şekilde sonlandırılamayacağını ifade etmektedir.

    SONUÇ

    Engelliliğin fiziksel değil toplumsal bir olgu olduğu bu çalışmada vurgulanmaya çalışılmıştır. Engelliliğin toplumsal bir olgu olduğu noktasında sosyo-kültürel bir aktarım aracı olan atasözleri ve deyimlere yer verilmiştir. Çünkü atasözleri ve deyimler bir toplumun herhangi bir konuyla ilgili olarak bakışını yansıtmakla birlikte toplumsal yaşamda da önemli bir rol üstlenmektedir. Engellilere yönelik toplumda kalıplaşmış ve ayrımcı yaklaşımlar olduğu için atasözleri ve deyimlerde bu olumsuz görüşün bir aktarım aracı olarak seçilmiştir.

    Kültür bireysel değildir, ister büyük veya küçük, ister ulusal veya uluslararası olsun; kültür insanların yaşam stilleriyle ilgilidir (Finkelstein 1987:1).Tylor (1871:I,1 akt. Güvenç 2002: 101) kültür ya da uygarlığı, bir toplumun üyesi olarak, insanoğlunun öğrendiği (kazandığı) bilgi, sanat, gelenek- görenek ve benzer, yetenek, beceri ve alışkanlıkları içine alan bir bütündür şeklinde tanımlamıştır. Birey sosyalleşme süreci içerisinde kültüre dair olan her unsuru öğrenmektedir. Bu noktada da engelli ve engelsiz birey, engellilikle ilgili kalıp yargı olarak da tanımlanabilecek görüşleri içeren atasözü ve deyimleri de öğrenmektedir. Atasözleri ve deyimler de bir toplumun sosyo-kültürel yapısının (düşünüş, beğeniler, değerlendirmeler) aktarımında önemli rol üstlenmektedir. Engelli bireylerin içinde yaşadıkları sosyo- kültürel çevre, toplumla bütünleşmelerini ve günlük hayatlarını devam ettirmelerini birincil dereceden etkilemektedir. Engelli bireylere ilişkin kalıp yargılar toplumla bütünleşmelerinde bir engeldir ve bu kalıp yargılar toplumsal bütünleşme noktasında önem taşımaktadır.

    Sosyal model uyarınca, engellilik bedensel ya da fiziksel sakatlığı değil, bir engellenmişliği ifade eder. Bu doğrultuda “engelli bireyin” içinde yaşadığı sosyal organizasyon ve kültürel çerçeve uyarınca nasıl engellendiği üzerinde durulması gerekmektedir. Örneğin, bir bireyin fiziksel fonksiyon bozukluğu yürüyememek olabilir, ancak kent içi ulaşımda gerekli düzenlemelerin yapılmaması bireyin “engellenmişliğini” ifade eder. (Morris 2001 akt.Burcu 2007:10). Engelli bireylere ilişkin sosyo-kültürel çerçevede kalıp yargı olarak da tanımlanabilecek ayrımcı yaklaşımlar nedeniyle bu anlamları içinde barındıran atasözleri ve deyimler dilimize yerleşmiştir.

    Engelli bireylere ilişkin olarak bu çalışmada yer verilen “acıma, dışlanma/kabul görmeme, alay edilme/ikinci sınıf görülme, güven” kalıp yargıları engelli bireyler toplumda kendilerine yer buldukça anlamını yitirecektir. Bunun içinde engelli bireylere yönelik olarak geliştirilen sosyal politikalar önem taşımaktadır. Sosyal politikaların en önemli sonucu olarak, engelli bireyin toplumsal yaşamdan izole edilmemesi gösterile- bilir. Engelli bireylere yönelik bakış açısının değişmesi için engelli bireylerin topluma entegre olmaları gerekmektedir. Böylece engelli bireyler neler yapabileceklerini topluma göstermekle birlikte, toplumsal yaşam içerisinde kendilerine yer buldukça engellerine ilişkin olumsuz değer yargıları da yavaş yavaş ortadan kalkmaya başlayacaktır. Bu nok- tada da engelli bireylere yönelik kalıp yargılar taşıyan atasözleri ve deyimlerin dilden uzaklaşacağı ve engelli bireylerin neler yapabildiğini/yapabileceğini gösteren atasözleri ve deyimlerin de zamanla dilimizde yer alacağı düşünülmektedir.

    KAYNAK
    Fırtına ve mete akçer bunu beğendi.

Giriş

Giriş