Ceza ve ödül, canlının belirli bir davranısı yapmasını
saglamak için bir insan tarafından kasıtlı olarak verilen
uyarıcılardır. Geribildirim ve yaptırım (müeyyide) ise bir
davranısın dogal sonucudur; davranısın neye yol açtıgı,
hedefe ne kadar yaklastıgı konusunda ortaya çıkan
bilgidir. İstenen dügmeye basınca hayvanın yiyecek
alması veya çocugun istenen bir davranısı yapınca aferin
alması ödüldür. Hayvana veya bir insana istenmeyen bir
davranıs yaptıktan sonra bir itici uyarıcı yöneltirsek, bu da
ceza olur. Bilgisayar basında bir tusa dokunduktan sonra
ekranda bir sekil ortaya çıkması geribildirimdir; bir ayının
agaç kabugunu kurcaladıgında bal bulması geribildirimdir;
ögrenciye verilen sınav sonuçları geribildirimdir.
Geribildirimler olumlu veya olumsuz -eger bir insan
elinden çıkıyorsa ödül veya ceza- olabilir. Geribildirim,
dogada veya toplumda ortaya çıkabilir, kasıtlı olabilir veya
olmayabilir. Yaptırım ise geribildirimin özel bir halidir.
"Yaptırım" dendiginde, toplum kurallarını gözetmeye yönelik
kasıtlı geribildirimler kastedilir. Dogada yaban
arılarını rahatsız ettiginizde arıların sizi sokması, daha çok
bir geribildirimdir. Trafik kurallarını ihlâl ettiginizde
polisin ceza yazması da bir geribildirim, ama aynı
zamanda bir yaptırımdır.

Geribildirimde adeta yapılan bir isin sonucu hakkında
bilgi verilir. Yaptırımda ise "yapmazsan yaptırırım"
mantıgı vardır. (Yaptırımların hepsi degilse de bir kısmı cezadır.)

Ceza Tuhaftır, Komiktir

Ceza dogal degildir, tuhaftır, komiktir. Bakınız niçin:

Geribildirim, yaptırım, bir davranıs sonucunda ortaya
çıkan dogal durumdur. Ceza dogal degildir. Çünkü dogada
ceza veya ödül yoktur, geribildirimler, yani davranısınız
sonucunda ortaya çıkan dogal durumlar vardır. Örnek:
Dogada, elinize bir çubuk alıp yaban arılarını rahatsız
ederseniz, bu davranısınızın dogal sonucu sudur: Arılar
sizi sokar. Arılar sizi cezalandırmak için sokmazlar;
davranısınızın dogal sonucu sokulmaktır. Eger siz arıları
rahatsız ettiginiz için bir fil gelip sırtınıza hortumuyla
vursaydı, bu ceza olurdu. Çok sükür dogada böyle
tuhaflıklar yoktur.

Eger ormanda yanlıs mantarı yerseniz, bunun dogal
sonucu (geribildirimi) sudur: Hekimler midenize hortum
sokup yıkarlar. Bunu size ceza olsun diye yapmazlar.

Yanlıs mantar yemenin dogal sonucu, midenizin
yıkanmasıdır. Eger siz yanlıs mantar yediginiz için yaban
atları size çifte atsaydı, bu ceza olurdu.
Trafikte ceza ise yaramıyor. (stediginiz kadar para cezası
verin, insanlar bir yolunu bulup kurtulmayı beceriyorlar;
kurtulmak için yöntemler gelistiriyorlar. Örnegin, soförler
arası dayanısma (!) sergiliyorlar, radarı gören, diger
soförleri uyarmak için sevabına (!) selektör yapıyor.

Trafik cezası ise yaramıyor. En azından parası olan için
caydırıcı degil. Bir de ehliyetin belirli bir süre alınması
var. Birkaç defa radara yakalanırsanız ve alkollü araç
kullanırsanız ehliyetiniz alınıyor. Ehliyete el konması,
kısmen ceza sayılabilir, ama bence daha çok bir yaptırım
(müeyyide). Çünkü temelde insanların korunması amacına
yönelik; ehliyet, alkollü sürücüyü ve baskalarını korumak
amacıyla alınıyor.

Simdi eger alkollü yakalanan sürücüye polis, bir ögün
yemek yememe cezası verseydi, çok tuhaf olurdu. (Bazı
Batılı filmlerde çocuklara yemek yememe cezası
verildigini sıklıkla görebilirsiniz. Örnegin bir anne "Sana
tatlı yok, çabuk odana çık" der.)

Ceza tuhaftır, çünkü yapılan davranıs ile ceza arasında
dogrudan bir iliski yoktur. Çocugun sofrada gürültü
yapması ile ceza alıp tatlı yememesi arasında dogrudan bir
iliski yoktur. Gürültü yapan çocuga yemek yememe cezası
vermek yerine mola uygulanabilir. (Mola kavramını bir sonraki bölümde ele alacagız.)

Çocuk yemek yemiyor, bagırıyoruz (cezadır bu), Kalemle
duvarı çiziyor, bagırıyoruz. Suyla oynayıp üstünü
ıslatıyor, bagırıyoruz. Yemek yemiyor, bagırıyoruz.
Tuhaflıgı görüyor musunuz? Çocugun davranıs repertuarı
zengin, bizimki ise bir tane: Hep aynı davranısı sergiliyoruz; bagırıyoruz ya da vuruyoruz.

Cezanın Güçsüzlügü

Çocuk yemek yemiyorsa, biraz beklemek, uyarmak, daha
sonra da sofrayı toplamak uygun olur. Bir sonraki ögüne
kadar sofra kurulmaz. Bu bir ceza degildir, isin dogası
geregidir; bu bir geribildirimdir, yaptırımdır. Biz, önce
yemedi diye çocuga bagırıyoruz, daha sonra da iki ögün
arasında istedigi anda sofrayı kuruveriyoruz. Bu
tavrımızda bir tutarsızlık vardır.

Çocuk eger kalemle duvarı çizerse, bunun yaptırımı duvarı
silmesi veya çizmemeyi ögrenene kadar kalemsiz
kalmasıdır. Eger çocuk suyla oynarsa bunun yaptırımı
ıslanmaktır.

Ahsap, toprak kap, yünlü, pamuklu gibi dogal
malzemelerin yanı sıra plastikler, sentetikler, dogal
olmayan malzemeler var. Dogal olmayan esyalar isimize
yarıyor. Ama sonuçta gönlümüz dogaldan yana. Doga,
dogal olmayan malzemeyi, örnegin plastigi kolay kolay
hazmedemiyor. Bana öyle geliyor ki, insana geribildirim
verilmesi, yaptırım uygulanması dogal, insanın dogasına
uygun bir sey. Ceza ise insan dogasına aykırı bir seydir.
Plastigi hazmedemeyen doga gibi, insan da cezayı kolay
kolay hazmedemiyor, içine sindiremiyor.

Ceza, dogaya, insanın dogasına uygun degildir.
Plastigi hazmedemeyen doga gibi, insan da cezayı kolay kolay hazmedemiyor.
Oysa yaptırımlar dogaldır, dogamıza uygundur;
sindirilebilir.


Ceza/elestiri, bir davranısı yapmamayı ögretir, örnegin
ceza okul fobisi olusturabilir. Ancak karmasık
davranısları, elestirel düsünmeyi, hayata olumlu bakmayı,
insan sevgisini veya matematigi ceza ile ögretemeyiz.
Ceza, korku yaratabilir, geriletebilir, ama gelistirmez. İste
bu yüzden ceza güçsüzdür.
Güçsüzler, konusmak yerine ceza vermeyi tercih ederler.
Ama ne ilginç ki cezaları da kendileri gibi güçsüzdür.

Çocuga Dayak Ahlak Dısı mı?

Maalesef evet. Çünkü, "Çocugun iyiligi için" diye mantıga
büründürsek bile, bir yetiskinin bir çocugu dövmesi
demek, güçlünün zayıfı dövmesi demektir. Güçlünün
zayıfı dövmesi ise genelde istenmeyen bir seydir, ahlaki
bakımdan kabul edilmez. Güçlünün zayıfa fiziksel güç
uygulaması, toplumlarda göre geldigimiz bir sey. Dogada
bu durum dogaldır; güçlünün zayıfı ezmesi, yemesi ahlak
dısı degildir. Çünkü dogada "ahlak" kavramı yoktur.
Neokortekse, dile, dilin refakat ettigi bilince sahip insan,
ahlak anlayısına da sahiptir. Ve insanlar için güçlünün
zayıfı ezmesi, islevsel olabilir, ancak ahlaki degildir.

Güçlünün zayıfı ezmesi dogada dogaldır.
Ancak bu durum,
insanlar arasında dogal degildir, anlak dısıdır.


Bir baba düsünün: Gün boyu ev dısında bir çok kisiye
sinirleniyor; ama kendini tutuyor. Gittigi resmi dairedeki
kadın memura sinirleniyor, içinden bir tokat atmak geçiyor
belki ama asla böyle bir sey yapmıyor. So-kakta, isyerinde
insanlara kızıyor, içinden vurmak geçiyor ama vurmuyor.
Niçin vurmuyor? Çünkü saga sola birer tokat atarsa çok
masraflı olur, karsılık verirler, mahkemeye düser.

Aynı baba evine geliyor ve on yasındaki oglu canını
sıkıyor, o da kalkıp bir tokat atıyor. Niçin? Çünkü ogluna
tokat atması masrafsızdır; babaya pahalıya mal olmaz.
Çocuk karsılık veremez, mahkemeye veremez. Evde biri
çocugu dövmenin maliyeti yoktur. İste bu yüzden
çocuklarımızı dövmek ahlak dısıdır. Adamına göre
davranıyoruz; karsımızdaki adam güçlüyse, arkası saglam
ise öfkemizi kontrol ediyor, saygılı davranıyoruz. Eger
karsımızda küçük bir adam, küçük bir hanım varsa,
gücümüzü kullanıp onu eziyoruz. Bu tavır ahlak dısıdır.

Yaptıgı sporun felsefesini kavramıs bir tekvandocu bir
boksör sokakta dövüsmez; üzerine gelirlerse, kendini
korumadan önce uyarır. Böyle davranan bir sporcu,
güçlünün zayıfı ezmesinin ahlakdısı oldugunun farkındadır.

Sokakta güçlünün zayıfı, evde ana babanın çocugu veya
erkegin karısını dövmesi ahlaki degildir. İsyerinde amirin,
bana gücü yetmez rahatlıgı içinde memura hakaret etmesi ahlaki degildir.

Ceza ve Ödül Yerine Geribildirim

Egitim psikolojisi alanında, farklı uzman görüslerinden
kaynaklanan çesitli modalar yasandı bugüne kadar.
Örnegin, İkinci Dünya Savası'nda otorite altında insanların
umulmadık saldırganlıklar sergilediklerini gözlemleyen
uzmanlar, savası izleyen yıllarda, otoriteden uzak,
tamamen serbest çocuklar yetistirilmesini önerdiler. Ancak
görüldü ki, "sıfır otorite" çocuk egitiminde yararlı
olmuyor. Çocukların ifadelerinden de anlasılıyordu ki,
çocuklar, ana babalarının baskıcı olmayan rehberliklerine
ihtiyaç duyuyorlardı. Neyi yapıp neyi yapamayacaklarının
kendilerine söylenmesini, ancak bu konuda ısrarcı ve katı
davranılmamasını istiyorlardı.

Yine bir dönem, çocukların ödül ve ceza ile egitilmesi
gerektigi -bu aslında tarihin basından beri yaygın bir
görüstü- önerildi. Daha sonra uzmanlar çocukların
yalnızca ödülle egitilebilecegini ileri sürdüler. Cezaya
karsı bir tavır sergilendi. Son zamanlarda ise "Ne ceza
olmalı ne ödül; yalnızca geribildirimle çocuk
yetistirilebilir" görüsü yaygınlastı. Öfkeli çocuklara mola
uygulaması, bu görüsün bir uzantısı oldu.

Günümüzdeki yaygın görüs, ödüle ve cezaya
basvurmadan, yalnızca geribildirimle çocukların
egitilebilecekleri yolunda.

Geribildirim nedir? Bir davranısın sonucu hakkında
çevreden edinilen bilgiye "geribildirim" adı verilir.
(Yukarıda da belirtildigi üzere, bazı geribildirimler
yaptırım niteligi de tasıyabilir.) Bu bilgiyi, yani
geribildirimi, çocuk bazen kendi kendine edinir,
davranısının sonucunu kendi kendine degerlendirir.
Örnegin odasını topladıgında, bu durumun kendine
kolaylık sagladıgını fark eder. Kendi kendine aldıgı bu tür
geribildirimler çocugun bagımsız, kendine güvenli
olmasını kolaylastırır.

Bazen de çocuga geribildirimleri çevresi verir. Çocugunuz
odasını topladıgında ona "aferin" derseniz, bu ifade içinde
yogun olarak ödül bulunan bir geribildirim sayılır.
Asagıda tartısılacagı üzere, yerinde kullanılmayan ödülün
birtakım sakıncaları vardır. Eger odasını topla yan çocukla
bu davranısının ne ise yaradıgını konusursanız, örnegin
ona, "Artık aradıgın kitabı kolayca buluyorsun, bu yüzden
de sabahları çantanı rahat hazırlıyorsun, okula geç
kalmayacaksın" derseniz, ona geribildirimi vermis
olursunuz. Verilen bu geribildirim aynı zamanda bir ödül
de içerir. Aslında her geribildirim, aynı zamanda bir ödül
veya elestiri içerir. Ancak her ödülün içinde, bu ödülün
niçin verildigine dair açık bir bilgi, yani geribildirim
bulunmayabilir. Burada sunu belirtmek isterim: Ödül
cezadan, geribildirim ise ödülden üstündür. Ödül ile
geribildirim arasında, geribildirimin lehine küçük bir
farklılık bulunabilir. Ancak bu farklılık uygulamada
önemli farklar yaratabilir.
Ödül--ceza--geribildirim üçlüsünde benim tercihim,
çocuklara "sıfır ceza, az ödül, bol geribildirim" vermektir.


Ödülün Sakıncaları

Çocuklarımıza ödül verelim, ancak ödül verirken sunları
bilmekte yarar var:

1. Çocuga küçükken, bazı seyleri ögretirken, örnegin
tuvalet alıskanlıgını kazandırırken aferin gibi, seker gibi
dıs ödüller verilebilir. Ancak çocugun yası büyüdükçe, dıs
ödüllerin yerini iç ödüller almalıdır; çocuk kendi
davranıslarının sonucunu degerlendirebilmen, bazı seyleri
basardıgında kendisiyle gurur duymalıdır.

2. Ödül, çocugu, ödül verene bagımlı kılabilir. Çocuk
kendisi istedigi için veya gerekli oldugu için degil, birileri
ödül verdigi için bazı seyleri yapmaya yönelebilir. Bagımlı
kılıcı özellikleriyle dıs kaynaklı ödüller, vicdan gelisimini
ve bireysellesmeyi engelleyebilir.

3. "Sınıfı geçersen sana sunu alırım" seklindeki haberli
ödüller, bir tür rüsvet sayılabilir. Rüsvete alısan bir
elemanın, rüsvet olmadıgında isini aksatması gibi, ödüle
alısan çocuklar da, ödül olmadıgında istenen davranısları
sergilemeyebilirler.

4. Her ödül, her aferin, aynı zamanda bir elestiri de içerir.
"Bugün çok sıksın" mesajının altında, dünkü kıyafete
iliskin bir elestiri de bulunmaktadır. Bazen uzun saçlı bir
genç erkek saçını kestirir, komsu teyzeler, "Aman pek
efendi oldun" derler. Burada da saçını kestirmeden önce
efendi olmadıgı görüsü örtük sekilde dile getirilmektedir.

5. Okullarda, isyerlerinde ödül, kisilerin motivasyonunu
artırabilir; ancak dikkatli verilmezse bazı ödüller
küskünler de yaratabilir. Özellikle okullarda, kimi ögrenci
kurdeleyi erken hak eder, bir digeri nice sonra okumaya
çıkar. Kurdeleyi geç takan ögrencinin bu durumdan zarar
görmesini önlemek için ögretmenin birtakım telafi edici
önlemler alması gerekecektir. Hem okumaya erken çıkanı
magdur etmeyecek hem geç çıkanı mahzun etmeyecek
önlemler gereklidir.

Kurumlarda ödül verilirken,
hem ödülü hak edenler magdur edilmemeli,
hem de ödül alamayanlar mahzun edilmemelidir.


6. Ödül karsılıgında istenen davranısları sergileyen bir
çocuk, ödüle doydugunda veya ödülü kendi gayretiyle elde
ettiginde* sizi dinlemeyecek, isteneni yapmayacaktır.
Çünkü ödül, bizi, yaptıgımız isin dogruluguna degil, kârlı olduguna inandırır.

Ödül, bizi, yaptıgımız isin dogru olduguna degil, kârlı olduguna inandırır.
Geribildirim ise bize dogru yolda oldugumuzu gösterir.


Çocuklarımıza, birbirimize ödül verelim, ancak dikkatli olalım.


Prof. Dr. Üstün DÖKMEN' in Küçük Şeyler adlı kitabından alıntıdır..