"Kıskançlık bir kişinin veya bir ilişkinin yitirilmesinden korkulan, karmaşık bir ruhsal yaşantı ve olumsuz tutumdur. Bunun dışında başkasının sahip olduğuna kendisinin de sahip olma gerekliliğini hissettiren bir duygudur.''


Türk Dil Kurumu, kıskançlık kelimesini şöyle açıklamıştır:

"Bir kimse bir üstünlük gösterdiğinde veya sevilen birisinin, başkası ile ilgilendiği kanısına varıldığında takınılan olumsuz tutum"

Kıskançlık doğuştan değil, sonradan öğrenilen ve birçok insanı etkileyen, rahatsız eden bir duygudur. Dozunda bırakıldığı sürece kıskançlık bir hastalık değil davranış bozukluğudur. Kişi bu konuda kendini kontrol edemezse bu davranış bozukluğu ileride depresyona sebebiyet verebilir. Kıskançlık öz güven eksikliği ve yetersizlik duygusundan dolayı ortaya çıkmaktadır. Kıskançlık yaşayan birisi zaman ile değersizlik, çaresizlik, öfke, mutsuzluk ve yalnızlık gibi duyguları da yaşar."

Kıskançlık bir kişinin ya da ilişkinin yitirilmesinden korkmak ve sonrasında bunu olumsuz olarak karşındakine yansıtmak olgusudur. Doğuştan gelmediği sonradan edinildiği düşünülen bu duygu, insan hayatında çok erken yaşlarda ortaya çıkar. Daha ilk yaşlarını yaşayan çocuklar kardeşleri olduğu zaman içgüdüsel olarak ebeveynlerini paylaşmayı kabullenemeyerek yeni geleni kıskanmaya başlar.

Okul hayatında ya da oyun hayatında da devam eden bu duygu durumu yıllar geçtikçe artık kanıksanmış bir hal alır. İlerleyen dönemlerde ikili ilişkiler söz konusu olduğunda çocuklukta edinilen ve farklı kişilere karşı beslenerek büyüyen kıskançlık duygusunun ne kadar tehlikeli boyutlarda olduğu ortaya çıkar.

İkili ilişkiler söz konusu olduğunda genellikle iki taraftan biri daha çok kıskançtır. Dozunu ayarlayamadığı bu duygu durumu yüzünden karşısındakinin hayatına bazen büyük kısıtlamalar getirir. İlk etapta karşı cinsten kıskanma ile başlayan bu süreç, kontrol edilip düzeltilme yoluna gidilmezse arkadaşlardan ve aileden kıskanma boyutuna ulaşarak diğer kişinin günlük hayatını engelleyici düzeyde olabilir.

Aşırı kıskançlığın temelinde özgüven sorunu ile ilişkiye olan güvensizlik yatar. Kişi kendine ne kadar az güveniyorsa karşısındakini bir o kadar kıskanır. Ama bunu kendi kendine itiraf edemediği için "Seven insan kıskanır, ben sana güveniyorum etrafa güvenmiyorum" gibi klişe kılıflar bularak örtmeye çalışır.

Özünde yaşadığı bu güvensizlik problemini karşısındakinin sırtına başka kılıflar bularak yükleyen kişi bu olayı sürdürdükçe ilişkinin sağlamlığına olan inancını da yitirir ve böylece kısır bir döngü başlar. Kıskanır, kıskandıkça bunu karşısındakine sanki onun sorunuymuş gibi yansıtır, sonrasında ilişkinin sağlamlığı azalır.

Karşı cinsten kıskanmanın yanı sıra bazıları partnerini arkadaşlarından ve ailesinden de kıskanır. Bu kıskançlığın en üst boyutlarından biridir ve ciddi psikolojik sorunlar yaşandığının göstergesidir. Partnerinin hayatının, arkadaşlarının ve ailesinin kendi yaşamından daha üst düzeyde olduğuna inanan kişi onu o ortamdan soyutlayıp kendi seviyesine çekmek istemekte, böylece kendisine eşit seviyede bir insanla ilişki yaşayabileceğine inanmaktadır. Eğer bir ilişki böyle bir seviyeye geldiyse, iki taraf için de en hayırlı olanı o ilişkinin sonlandırılması olacaktır.

Aşırısının faydadan çok zarar getirdiği kıskançlık, eğer ölçülü seviyede kalırsa ilişkiyi besleyen ateşini canlı tutan bir duygudur. Çünkü insanoğlu kendisini ateşleyecek, hırslandıracak ve böylece bir üst seviyeye taşıyacak basamaklara ihtiyaç duyar ve dozunda kıskançlık ilişkiler için böyle bir basamaktır. İki tarafın da birbirini kısıtlamayacak ve önce kendilerine sonra birbirlerine olan saygılarını kaybettirmeyecek dozda olanı, aşkın ölmemesini ve sevginin daimi olmasını sağlar. Önceki yazılarımda da belirttiğim gibi iki tarafın kendilerine özel zamanlar ayırması ve ayrı geçirilen bu zamanlarda "acaba şimdi kiminle ne yapıyor" gibi kıskançlık duygusuna odaklanmaktansa yaşanılan bireysel ana odaklanmak en sağlıklısıdır.

Vücudumuzun 3/4'ü su olmasına ve susuz bir hayat düşünülememesine rağmen kısa zamanda aşırı su tüketilirse sudan zehirlenerek hayati tehlike yaşanabilir. Yani her şeyin aşırısı zararlıdır. Sevginin de, nefretin de aşırısı kişinin kendisine zarar verir. Kıskançlığın aşırısı ise hem ikili ilişkilerde hem de yaşamın diğer alanlarında yıpratıcıdır ve aşırı kıskançlığın olduğu ilişkiler bitmeye mahkumdur.

Kişiyi en iyi yine kendisi bilir; bu yüzden kıskançlığının boyutlarının normalin dışına çıktığını fark ettiği anda kendisiyle yüzleşmeli ve bu duygunun aslından kendine olan güvensizliğinden kaynaklandığını itiraf etmelidir. Hangi yönüne karşı güvensizlik duyduğunu keşfedip (fiziğine olabilir, eğitimine olabilir, işine olabilir, arkadaş çevresine olabilir hatta sevgisine bile olabilir) bunu düzeltmenin yollarını aramalı ve mutlaka içinde yaşadığı bu durumu partneriyle paylaşmalıdır. Birbirini gerçekten seven iki insanın konuşarak ve birlikte adım atarak çözemeyeceği şey yoktur.

Her şeyi 'dozunda' yaşadığınız mutlu ve sevgi dolu hayatlar dilerim.