1. #1
    Üye
    Murat.Y - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2014
    Şehir
    Antalya
    Mesajlar
    1,998
    Blog Mesajları
    31
    Bahsedilme
    1 Gönderi
    Etiketleme
    0 Konu

    Exclamation Küçük Ağacın Eğitimi

    Sponsor Bağlantılar


    Küçük Agacın Egitimi adlı romanda, bir Kızılderili dede, Küçük Agaç isimli torununu egitmektedir. Daha dogrusu,
    torununun gelismesinde ona rehberlik/koçluk etmektedir.
    Yazar romanda, belki Kızılderili aileleri gözleyip aynen yansıtmıs, belki de egitim psikolojisi alanında edindigi
    bilgilerden yola çıkarak olayı kurgulamıs. Hangisi, bilmiyorum. Ancak romanda sergilenen aile--içi iletisim
    biçimi etkileyici.

    Küçük Agaç'ın dedesi, torununa hiç ceza vermemektedir; ödül de vermemektedir. Zaman zaman geribildirimler
    vererek, davranıslarının ne ise yaradıgı konusunda rehberlik etmektedir. Küçük Agaç ise pozitif
    geribildirimler aldıkça kendisiyle gurur duymaktadır. (Dede burada, kendisine güvenen yetiskin tavırlı bir insan
    yetistirmektedir.)

    Dede, mısırı kazanda, belirli yöntemlerle kaynatarak viski yapmaktadır. Bir gün Küçük Agaç, kaynatma islemi
    bittiginde dedesine "Kazanı ben temizleyebilir miyim?" diye sorar. Dedesi de "olur" der.Küçük Agaç, uzun süre ugrasıp kazanı temizler. Dedesi gelip bakar, "aferin" demez; çünkü aferin ödüldür. Dede "Küçük Agaç, sen kazanı çok iyi temizlemissin, bulasık kalmamıs, yarın viskimiz kötü kokmayacak. Ayrıca, bize zaman kazandırdın; kasabaya daha çabuk gidip gelecegiz" der. Burada dede geribildirim vermistir. Küçük Agaç,ailesine katkıda bulundugu için kendisiyle gurur duyar.

    Dede, verdigi geribildirimlerle, torununun davranıslarının ne ise yaradıgını fark etmesine katkıda bulunmustur.
    Küçük Agaç davranıslarının ne ise yaradıgını kendi kendine fark etse, iç kaynaklı geribildirim alsa, belki daha
    iyi olurdu. Ama henüz küçüktür ve bir büyügün rehberligine ihtiyacı vardır. Dede, Küçük Agaç'a geribildirim vererek, neyi iyi yaptıgını fark etmesi konusunda ona rehberlik etmistir. (Neyin "iyi" oldugu görecelidir. Ancak insanların, göreceli olanları ögrenmeye de ihtiyaçları vardır. Üstelik dedenin yukarıda kazan konusunda verdigi mesajlar, göreceli olmaktan çok, yere, zamana göre pek fazla degismeyecek bilgileri içermektedir.)

    * Yetiskin tavrının ne oldugu konusunda, Dökmen'in "İletisim Çatısmaları ve Empati" adlı kitabına bakılabilir; Sistem Yayıncılık, 2004

    Eger Küçük Agaç kazanı iyi temizlemeseydi, dedesi büyük ihtimalle onu azarlamayacaktı. O zaman geribildirimi bir ihtimal söyle verecekti: "Küçük Agaç, surası kirli kalmıs, bu yüzden yarın viskimiz kötü kokabilir."
    Önceki bölümde, insanların, hayvanların davranıslarını ceza vererek sekillendirmenin, sınırlı bir etkiye sahip
    oldugunu, fazlaca islevsel olmadıgını belirttik. (Ceza, yapmamayı, korkmayı, fobi edinmeyi kolaylastırıyordu;
    karmasık seyleri ceza ile ögretmek kolay degildi.) Özellikle insanların düsüncelerini ve bunun bir uzantısı
    olarak davranıslarını sekillendirmek istiyorsak, onlara kabul edici iletisim ortamları saglamalı, uygun
    geribildirimler vermeli ve özellikle iltifat/ödül yöneltmeliyiz. "İnsanların düsüncelerini sekillendirmeye
    hakkımız var mı?" sorusu ayrı bir konu. Hakkımız var veya yok, pek çogumuz, özellikle ana babalar ve
    ögretmenler bunu yapıyoruz. Toplumsal degerler dogrultusunda galiba, asırıya kaçmadan yapmak da
    zorundayız. (Eger "Ben toplumun degerlerinin ödüllerle kisilere benimsetilmesine karsıyım" derseniz, bu da baska
    bir degerdir, toplumun üyelerinden birisi olan siz, kendi degerinizi ortaya koymus olursunuz.)

    Madem eninde sonunda, su ya da bu degeri öne çıkarıp çocuklarımızın düsüncelerini ve davranıslarını
    sekillendirmeye çalısıyoruz, o halde bu isi usulüne uygun yapalım. Madem eninde sonunda, dogru veya yanlıs
    insanları yönlendirecegiz, bari onlara acı vermeden, cezalar vermeden yapalım. Ceza yerine geribildirimler
    verelim, ödüller verelim, iltifatlar edelim. Yalnızca kendi isteklerimiz dogrultusunda onları sekillendirmek için
    degil, insan oldukları için iltifat edelim. Çagdas, demokratik degerlere uygun davranabilmeleri için iltifat
    edelim. Bazen, yerine göre, Küçük Agaç'ın dedesi gibi yeni yollar deneyelim. Romandan bir olay:

    Dede bir gün yaban hindisi avına gidecegini söyler. Küçük Agaç da heveslenir, katılmak ister. Dede "Geleneklerimize göre, bir erkek hindi avına gidecegi zaman, günes dogmadan kendi kendine uyanmalıdır. Onu kimse uyandırmaz. Eger kendi kendine uyanabilirsen gelirsin" der.Küçük Agaç o güne kadar hiç, günes dogmadan kendi kendine uyanmamıstır. Ava gidemeyecegini düsünerek umutsuz bir sekilde yatar. Ancak o gecenin sabahında dede, barakada gürültü yapmaya baslar. Saga sola vurur, çarpar, gürültüyle öksürür. Küçük Agaç gürültüden uyanır.Henüz günes dogmamıstır. Hemen giyinip avluya çıkar.

    Dedesi söyle bir bakıp "A kalktın mı?" der. Küçük Agaç kendisiyle gurur duyarak "Evet" der. Birlikte ava giderler.

    Burada ne olmustur? Su galiba: Dede pas vermistir, Küçük Agaç ise gol atmıstır. Burada iyi bir ekip/takım vardır.
    Kazanı temizleme konusunda Küçük Agaç topu kendisi ele geçirip gol attı diye düsünebiliriz. Ama hindi avı
    konusunda topu kendisi ele geçirememistir; dedesi ona pas vermistir. Küçük Agaç da bu pası degerlendirerek gol
    atmıstır.

    Simdi sevgili ana babalara sormak isterim: Gerektiginde yagınıza geçirip onlar adına gol mü atmaya
    çalısıyorsunuz? Eger ödevlerini/projelerini siz yapıyorsanız, onlar adına gol atmaya çalısıyorsunuz
    demektir. Yok, eger ödevlerine kaynak bulmada yardımcı oluyor, neyin nasıl yapılacagı konusunda onlarla birlikte
    sesli düsünerek olayı sorgulamalarına rehberlik/katalizörlük ediyorsanız, onlara pas veriyorsunuzdemektir.

    Çocuklarımız kendileri gol attıklarında, kendilerine güvenleri artar, benlik saygıları yükselir, beceri
    gelistirirler, bagımsız olmayı ögrenirler. Onlara destek olmak, rehberlik etmek yerine, bir seyleri onlar adına
    planladıgımızda, onlar adına kararlar aldıgımızda, kendilerine güvenmeyen, kendi ayakları üzerinde
    duramayan, hayat boyu sürekli birilerinin destegine ihtiyaç duyacak bir insan yetistirmeye basladık demektir.

    Zaman zaman bazı okullarda (daha çok ilkögretimde) bazı velilerin ögretmenlerin yüzüne karsı söyle söyledigini
    duymusumdur: "Hocam hep söylüyorum, matematik, fen,ingilizce senin temel derslerin diyorum. Sen onlara çalıs, öteki derslerin ödevlerini getir, ben yapayım diyorum. "Bu tavır yanlıstır; birkaç açıdan yanlıstır, haksızlıktır; hem öteki derslere karsı haksızlıktır hem de çocuga karsı haksızlıktır. Çocuga haksızlıktır, çünkü çocuk, eger iyi
    okutulursa tüm derslerde yasamı boyunca kullanabilecegi temel beceriler kazanabilir. İlerde bir gün yönetici olacak bir çocuk, beden egitimi dersinde ekip olmayı, resim dersinde organize etmeyi, müzik dersinde uyum saglamayı ögrenebilir. Velinin bu tavrı, çocuga oldugu kadar resme, müzige, beden egitimine, kompozisyona da haksızlıktır. Çünkü eger bu derslere de iltifat etmezsek, sanata, spora ve topluma da haksızlık etmis oluruz. Marifet iltifata tâbidir.


    Prof. Dr. Üstün DÖKMEN' in Küçük Şeyler adlı kitabından alıntıdır...




    Konu Gazoz Agacı tarafından (03-05-2015 Saat 22:35:49 ) değiştirilmiştir.

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş

Giriş