Like Tree4Beğeni

Konu: Türk Mitolojisi - Dede Korkut Hikayeleri

  1. #1
    Üye
    Murat.Y - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2014
    Şehir
    Antalya
    Mesajlar
    1,998
    Blog Mesajları
    31
    Bahsedilme
    1 Gönderi
    Etiketleme
    0 Konu

    Exclamation Türk Mitolojisi - Dede Korkut Hikayeleri

    Sponsor Bağlantılar


    Giriş

    Bismillahirrahmanirrahim


    Resul Aleyhisselam zamanına yakın Bayat boyundan Korkut Ata derler bir er ortaya çıktı. Oğuzun o kişi tam bilicisi idi. Ne derse olurdu. Gaipten türlü haber söylerdi. Hak Teala onun gönlüne ilham ederdi. Korkut Ata söyledi: Ahir zamanda hanlık tekrar Kayıya geçecek. Kimse ellerinden almayacak, ahir zaman olup kıyamet kopuncaya kadar. Bu dediği Osman neslidir, işte sürüp gidiyor ve daha nice buna benzer söz söyledi. Korkut Ata Oğuz kavminin müşkülünü hallederdi. Her ne iş olsa Korkut Ata'ya danışmayınca yapmazlardı. Her ne ki buyursa kabul ederlerdi. Sözünü tutup tamam ederlerdi.

    Dede Korkut söylemiş: Allah Allah demeyince işler düzelmez, kadir Tanrı vermeyince er zenginleşmez. Ezelden yazılmasa kul başına kaza gelmez, ecel vakti ermeyince kimse ölmez. Ölen adam dirilmez, çıkan can geri gelmez. Bir yiğidin kara dağ yumrusunca malı olsa yığar, toplar, talep eyler, nasibinden fazlasını yiyemez. Gürüldeyip sular taşsa deniz dolmaz. Kibirlilik eyleyeni Tanrı sevmez, gönlünü yüce tutan erde devlet olmaz. El oğlunu beslemekle oğul olmaz, büyüyünce bırakır gider, gördüm demez. Kül tepecik olmaz, güveyi oğul olmaz. Kara eşek başına gem vursan katır olmaz, hizmetçiye elbise giydirsen hanım olmaz. Lapa lapa karlar yağsa yaza kalmaz, yapağılı yeşil çimen güze kalmaz. Eski pamuk bez olmaz, eski düşman dost olmaz. Kara koç ata kıymayınca yol alınmaz, kara çelik Öz kılıcı çalmayınca hasım dönmez, er malına kıymayınca adı çıkmaz. Kız anadan görmeyince öğüt almaz, oğul babadan görmeyince sofra çekmez. Oğul babanın yerine yetişenidir, iki gözünün biridir. Devletli oğul olsa ocağının korudur. Oğul da neylesin baba ölüp mal kalmasa. Baba malından ne fayda başta devlet olmasa. Devletsiz şerrinden Allah saklasın hanım sizi!

    Dede Korkut bir daha söylemiş: Sert yürürken cins bir ata namert yiğit binemez, binince binmese daha iyi. Çalıp keser öz kılcı namertler çalınca çalmasa daha iyi. Çala bilen yiğide ok ile kılıçtan bir çomak daha iyi. Misafiri gelmeyen kara evler yıkılsa daha iyi. Atın yemediği acı otlar bitince bitmese daha iyi. İnsanın içmediği acı sular sızınca sızmasa daha iyi. Baba adını yürütmeyen hoyrat oğul baba belinden inince inmese daha iyi, ana rahmine düşünce doğmasa daha iyi. Baba adını yürütünce devletli oğul daha iyi. Yalan söz bu dünyada olunca olmasa daha iyi. Gerçeklerin üç otuz on yaşını doldursa daha iyi. Üç otuz on yaşınız dolsun, Hak size kötülük getirmesin, devletiniz devamlı olsun hanım hey! Dede Korkut bir daha söylemiş, görelim hanım ne söylemiş: Gittikte yerin otlaklarım geyik bilir. Yeşermiş yerlerin çimenlerin! yaban eşeği bilir. Ayrı ayrı yolların izini deve bilir. Yedi dere kokularını tilki bilir. Geceleyin kervan göçtüğünü ana bilir. Erin ağırını hafifini at bilir. Ağır yüklerin zahmetini katır bilir. Nerede sızılar var ise çeken bilir. Gafil başın ağrısını beyni bilir. Kolca kopuz yükseltip elden ele, beyden beye ozan gezer. Erin cömerdim, erin cimrisini ozan bilir. Karşınızda çalıp söyleyen ozan olsun. Azıp gelen kazayı Tanrı savsın hanım hey!

    Dede Korkut gene söylemiş, görelim hanım ne söylemiş: Ağız açıp över olsam üstümüzde Tanrı güzel. Tanrı dostu din ulusu Muhammet güzel. Muhammed'in sağ yanında namaz kılan Ebubekir Sıddık güzel. Ahir, otuzuncu cüz başıdır amme güzel. Hecesince düz okunsa yasin güzel. Kılıç çaldı, din açtı erlerin şahı Ali güzel. Ali'nin oğulları, Peygamber torunları, Kerbela ovasında yezidîler elinde şehit oldu. Hasan ile Hüseyin iki kardeş beraber güzel. Yazılıp düzülüp gökten indi, Tanrı ilmi Kur'an güzel. O Kur'an'ı yazdı düzdü, ulemalar öğreninceye kadar bekledi biçti, alimler sultanı Osman Aftan oğlu güzel. Çukur yerde yapılmıştır Tanrı evi Mekke güzel. O Mekke'ye sağ varsa esen gelse imanı bütün hacı güzel. Hesap gününde cuma güzel. Cuma günü okuyunca hutbe güzel. Kulak verip dinleyince ümmet güzel. Minarede ezan okuyunca müezzin güzel. Dizini bastırıp oturunca helalli güzel. Şakağından ağarsa baba güzel. Yanaşıp yola girince kara erkek deve güzel. Sevgili kardeş güzel. Yan tarafta, ev yanında dikilse gelin odası güzel, uzunca çadır ipi güzel. Oğul güzel. Hiç birine benzemedi cümle yatacak yerim gene bu harap olası idi, ne olaydı benim evime birazcık bakaydınız, komşu hakkı Tanrı hakkı diye söyler. Bunun gibisinin, hanım, bebekleri yetişmesin. Ocağına bunun gibi kadın gelmesin.

    Geldik o ki ne kadar dersen bayağıdır: Uzak kırdan yabandan bir edepli misafir gelse, kocası evde olsa, ona dese ki: kalk ekmek getir yiyelim, bu da yesin dese, pişmiş ekmeğin bekası olmaz, yemek gerektir; kadın der: Neyleyeyim, bu yıkılacak evde un yok elek yok, deve değirmeninden gelmedi der; ne gelirse benim kalçama gelsin diye elini arkasına vurur, yönünü öteye kalçasını kocasına döndürür; bir yönünü öteye kalçasını kocasının sözünü kulağına koymaz. O Nuh peygamberin eşeği asıllıdır. Ondan da sizi, hanım. Allah saklasın. Ocağınıza bunun gibi kadın gelmesin.


    Dirse Han Oğlu Boğaç Han Destanı'nı Beyan Eder Hanım Hey

    Bir gün Kam Gan oğlu Han Bayındır yerinden kalkmıştı. Şami otağını yer yüzüne diktirmişti Alaca gölgeliği gök yüzüne yükselmişti. Bin yerde ipek halıcığı döşenmişti. Hanlar hanı Bayındır yılda bir kerre ziyafet verip Oğuz beylerini misafir ederdi.
    Gene ziyafet tertip edip attan aygır, deveden erkek deve, koyundan koç kestirmişti. Bir yere ak otağ, bir yere kızıl otağ, bir yere kara otağ kurdurmuştu. Kimin ki oğlu kızı yok, kara otağa kondurun, kara keçe altına döşeyin, kara koyun yahnisinden önüne getirin, yerse yesin, yemezse kalksın gitsin demiştir. Oğlu olanı ak otağa, kızı olanı kızıl otağa kondurun, oğlu kızı olmayana Allah Teala beddua etmiştir, biz de beddua ederiz, belli bilsin demiş idi.

    Oğuz beyleri bir bir gelip toplanmağa başladı.

    Meğer Dirse Han derlerdi bir beyin oğlu kızıyok idi. Söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

    Serin serin tan yelleri estiğinde
    Sakallı boza çalan çayır kuşu öttüğünde
    Sakalı uzun müezzin ezan okuduğunda
    Büyük cins atlar sahibini görüp homurdandığında
    Aklı karalı seçilen çağda
    Göğsü güzel koca dağlara gün vuranca
    Bey yiğitlerin kahramanların birbirine koyulduğu çağda sabahın ilk aydınlığında Dirse Han kalkarak yerinden doğrulup, kırk yiğidini beraberine alıp Bayındır Han'ın sohbetine geliyordu.

    Bayındır Han'ın yiğitleri Dirse Han'ı karşıladılar. Getirip kara otağa kondurdular. Kara keçe, altına döşediler. Kara koyun yahnisinden önüne getirdiler. Bayındır Han'dan buyruk böyledir hanım, dediler. Dirse Han der: Bayındır Han benim ne eksikliğimi gördü, kılıcımdan mı gördü. soframdan mı gördü, benden aşağı kimseleri ak otağa, kızıl otağa kondurdu, benim suçum ne oldu ki kara otağa kondurdu dedi. Dediler: Hanım, bugün Bayındır Han'dan buyruk şöyledir ki oğlu kızı olmayana Tanrı Teala beddua etmiştir, biz de beddua ederiz demiştir dediler. Dirse Han yerinden kalktı, der: Kalkarak yiğitlerim yerinizden doğrulun, bu garaip bana ya bendendir ya hatundandır dedi.

    Dirse Han evine geldi. Çağırıp hatununa söyler, görelim ne söyler:

    Deyiş

    Der:

    Beri gel başımın bahtı evimin tahtı
    Evden çıkıp yürüyünce servi boylum
    Topuğunda sarmaşınca kara saçlım
    Kurulu yaya benzer çatma kaşlım
    Çift badem sığmayan dar ağızlım
    Kavunum yemişim düvleğim
    Görüyor musun neler oldu

    Kalkarak Han Bayındır yerinden doğrulmuş, bir yere ak otağ, bir yere kızıl otağ, bir yere kara otağ diktirmiş, oğulluyu ak otağa, kızlıyı kızıl otağa, oğlu kızı olmayanı kara otağa kondurun, kara keçe altına döşeyin, kara koyun yahnisinden önüne getirin, yerse yesin, yemezse kalksın gitsin, onun ki oğlu kızı olmaya Tanrı Teala ona beddua etmiştir, biz de beddua ederiz demiş. Ben varınca gelerek karşıladılar kara otağa kondurdular, kara keçe altıma döşediler, kara koyun yahnisinden önüme getirdiler, oğlu kızı olmayana Tanrı Teala beddua etmiştir, biz de beddua ederiz, belli bil dediler: Senden midir, benden midir, Tanrı Teala bize bir topaç gibi oğul vermez nedendir, dedi, söyledi:

    Der:

    Han kızı yerimden kalkayım mı
    Yakan ile boğazından tutayım mı
    Kaba ökçemin altına atayım mı
    Kara çelik öz kılıcımı elime alayım mı
    Öz gövdenden başını keseyim mi
    Can tatlılığını sana bildireyim mi
    Alca kanını yer yüzüne dökeyim mi
    Han kızı sebebi nedir söyle bana
    Müthiş gazap ederim şimdi sana
    dedi.
    Dirse Han'ın hatunu söylemiş, görelim ne söylemiş. Der: Hey Dirse Han, bana gazap etme, incinip acı sözler söyleme, yerinden kalk, alaca çadırını yer yüzüne diktir, attan aygır, deveden erkek deve, koyundan koç keş, İç Oğuz'un Dış Oğuz'un beylerini basma topla, aç görsen doyur, çıklak görsen donat, borçluyu borcundan kurlar, tepe gibi et yığ, göl gibi kımız sağdır, büyük ziyafet ver, dilek dile, olur ki bir ağzı dualının hayır duası ile Tanrı bize bir topaç gibi çocuk verir, dedi.

    Dirse Han dişi ehlinin sözü ile büyük bir ziyafet verdi, dilek diledi. Attan aygır, deveden erkek deve, koyundan koç kestirdi. İç Oğuz, Dış Oğuz beylerini basma topladı. Aç görse doyurdu. Çıplak görse donattı. Borçluyu borcundan kurtardı. Tepe gibi et yığdı, göl gibi kımız sağdırdı. El kaldırdılar, dilek dilediler. Bir ağzı dualının hayır duası ile Allah Teala bir çocuk verdi. Hatunu hamile oldu. Bir nice müddetten sonra bir oğlan doğurdu. Oğlancığım dadılara verdi, baktırdı.

    At ayağı çabuk, ozan dili çevik olur. Her kemikli gelişir, kaburgalı büyür. Oğlan on beş yasma girdi. Oğlanın babası Bayındır Han'ın ordusuna karıştı.

    Meğer hanım. Bayındır Han'ın bir boğası var idi, bir de erkek devesi var idi. O boğa sert tasa boynuz vursa un gibi öğütürdü. Bir yazın bir güzün boğa ile erkek deveyi savaştırırlardı. Bayındır Han kudretli Oğuz beyleri île temaşa ederdi. seyreder eğlenirdi.

    Meğer sultanım, gene yazın boğayı saraydan çıkardılar. Üç kişi sağ yanından, üç kişi sol yanından demir zincir île boğayı tutmuşlardı. Gelip meydanın ortasında koyu verdiler. Meğer sultanım, Dirse Han'ın oğlancığı üç de kabile çocuğu meydanda aşık oynuyorlardı. Boğayı koyu verdiler; oğlancıklara koç dediler.

    O üç oğlan kaçtı. Dirse Han'ın oğlancığı kaçmadı. Ok meydanın ortasında baktı durdu. Boğa da oğlana sürdü geldi. Diledi ki oğlanı helak kılsın. Oğlan yumruğu ile boğanın alnına kıyasıya tutup vurdu. Boğa geri geri gitti. Boğa oğlana sürdü tekrar geldi. Oğlan yine boğanın alnına yumruğu île sert vurdu. Oğlan bu sefer boğanın alnına yumruğunu dayadı, sürdü meydanın basma çıkardı. Boğa ile oğlan bir hamle çekiştiler. İki kürek kemiğinin üstüne boğanın köpük bağlandı. Ne oğlan yener, ne boğa yener. Oğlan fikreyledi, der: Bir dama direk vururlar, o dama destek olur, ben bunun alnına niye destek oluyorum duruyorum dedi. Oğlan boğanın alnından yumruğunu giderdi, yolundan sövüldü. Boğa ayak üstünde duramadı, düştü tepesinin üstüne yikıldı Oğlan bıçağına el attı. boğanın basını kesti. Oğuz beyleri gelip oğlanın basma toplandılar, aferin dediler. Dedem Korkut gelsin, bu oğlana ad koysun, beraberine alıp babasına varsın, babasından oğlana beylik istesin, taht alı versin dediler.

    Çağırdılar. Dedem Korkut gelir oldu. Oğlanı alıp babasına vardı. Dede Korkut oğlanın babasına söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

    Der:

    Hey Dirse Han beylik ver bu oğlana
    Taht ver erdemlidir
    Boynu uzun büyük cins at ver bu oğlana
    Biner olsun hünerlidir
    Ağıllardan on bin koyun ver bu oğlana
    Etlik olsun hünerlidir
    Develerden kızıl deve ver bu oğlana
    Yük taşıyıcı olsun hünerlidir
    Altın başlı otağ ver bu oğlana
    Gölge olsun erdemlidir
    Omuzu kuşlu cübbe elbise ver bu oğlana.
    Giyer olsun hünerlidir.

    Bayındır Han'ın ak meydanında bu oğlan cenk etmiştir, bir boğa öldürmüş senin oğlun, adı Boğaç olsun, adını ben verdim yaşını Allah versin dedi. Dirse Han oğlana beylik verdi, taht verdi.

    Oğlan tahta çıktı, babasının kırk yiğidini anmaz oldu. O kırk yiğit haset eylediler, birbirine söylediler : Gelin oğlanı babasına çekiştirelim. olur ki öldürür, gene bizim izzetimiz hürmetimiz onun babasının yanında hoş olur, ziyade olur dediler. Vardı bu kırk yiğidin yirmisi bir yana. yirmisi de bir yana oldu. Önce yirmisi vardı, Dirse Han'a şu haberi getirdi, der: Görüyor musun Dirse Han neler oldu, murada maksuda ermesin, senin oğlun kötü çıktı hayırsız çıktı, kırk yiğidini yanına aldı, kudretli Oğuz'un üstüne yürüyüş etti, nerede güzel ortaya çıktı ise çekip aldı, ak sakallı ihtiyarın ağzına sövdü, ak bürçekli kadının sütunu çekti, akan duru sulardan haber geçer, çapraz yatan Ala Dağ'dan haber aşar, hanlar hanı Bayındır'a haber varır, Dirse Han'ın oğlu böyle görülmemiş şey yapmış derler, gezdiğinden öldüğün daha iyi olur. Bayındır Han seni çağırır, sana müthiş gazap eyler, böyle oğul senin nene gerek, böyle oğul olmaktan olmamak daha iyidir, öldürsene dediler. Dirse Han varın getirin, öldüreyim, dedi.

    Böyle deyince hanım, o namertlerin yirmisi daha çıka geldi ve bir dedikodu onlar da getirdiler. Der: Kalkarak Dirse Han senin oğlun yerinden doğruldu, göğsü güzel koca dağa ava çıktı, sen var iken av avladı kuş kuşladı, anasının yanma alıp geldi, al şarabın keskininden aldı içti. anası ile sohbet eyledi, babasına kast eyledi, senin oğlun kötü çıktı hayırsız çıktı, çapraz yatan Ala Dağ'dan haber geçer, hanlar hanı Bayındır'a haber varır, Dirse Han'ın oğlu böyle görülmemiş şey yapmış derler, seni çağırtırlar, Bayındır Han'ın katında sana gazap olur, böyle oğul nene gerek, öldürsene dediler. Dirse Han der: Varın getirin öldüreyim, böyle oğul bana gerekmez, dedi. Dirse Han'ın hizmetkarları der: Biz senin oğlunu nasıl getirelim, senin oğlun bizim sözümüzü dinlemez, bizim sözümüzle gelmez, kalkıp yerinden doğrul, yiğitlerini okşa beraberine al, oğluna uğra, yanına alıp ava çık, kuş uçurup av avlayıp oğlunu oklayıp öldürmeğe bak, eğer böyle öldürmezsen bir türlü daha öldüremezsin, belli bil dediler.

    Deyiş

    Serin serin tan yelleri estiğinde
    Sakallı boza çalan çayır kuşu öttüğünde
    Büyük cins atlar sahibim görüp homurdandığında
    Sakalı uzun müezzin ezan okuduğunda
    Aklı karalı seçilen çağda
    Kudretli Oğuzun gelininin kızının bezendiği çağda
    Göğsü güzel koca dağlara gün vurunca
    Bey yiğitlerin kahramanların birbirine koyulduğu çağda sabahın ilk aydınlığında Dirse Han yerinden kalktı. Oğlancığını yanına alıp kırk yiğidi beraberine aldı, ava çıktı.

    Av avladılar, kuş kuşladılar. O kırk namerdin bir kaçı oğlanın yanına geldi, der: Baban dedi geyikleri kovalasın getirsin benim önümde tepelesin, oğlumun at koşturuşunu, kılıç çalışını, ok atışını göreyim, sevineyim, kıvanayım, güveneyim dedi, dediler. Oğlandır ne bilsin, geyiği kovalıyordu, getiriyordu. babasının önünde vuruyordu. Babam at koşturuşuma baksın kıvansın, ok atışıma baksın güvensin, kılıç çalışıma baksın sevinsin diyordu. O kırk namertler derler: Dirse Han, görüyor musun oğlanı, kırda bayırda geyiği kovalıyor senin önüne getiriyor, geyiğe atarken ok ile seni vurup öldürecek, oğlun seni öldürmeden sen oğlunu öldürmeğe bak dediler.

    Oğlan geyiği kovalarken babasının önünden gelip gidiyordu. Dirse Han Korkut sinirli sert yayını eline aldı. Üzengiye kalkıp kuvvetle çekti, doğrultup attı, oğlanı iki küreğinin arasından vurup çaktı, yıktı. Ok isabet etti, alca kanı fışkırdı koynu doldu, büyük cins atının boynunu kucakladı yere düştü. Dirse Han istedi ki oğlancığının üstüne gürleyip düştü. O kırk namert bırakmadı. Atının dizginim döndürdü, yurduna gelir oldu.

    Dirse Han'ın hatunu oğlancığınım ilk avıdır diye attan aygır, deveden erkek deve, koyundan koç kestirdi. Oğuz beylerine ziyafet vereyim dedi. Toparlanıp yerinden kalktı, kırk ince kızı beraberine aldı, Dirse Han'a karşı vardı. Başını kaldırdı Dirse Han'ın yüzüne baktı. Sağ ile soluna göz gezdirdi, oğlancığını görmedi. Kara bağrı sarsıldı, bütün yüreği oynadı, kara süzme gözleri kan yaş doldu. Çağırıp Dirse Han'a söyler, görelim hanım ne söyler:

    Beri gel basımın bahtı evimin tahtı
    Han babamın güveyisi
    Kadın anamın sevgisi
    Babamın anamın verdiği
    Göz açıp da gördüğüm
    Gönül verip sevdiğim
    A Dirse Han
    Kalkarak yerinden doğruldun
    Yelesi kara cins atına sıçrayıp bindin
    Göğsü güzel koca dağa ava çıktın
    İki vardın bir geliyorsun yavrum hani
    Karanlık gecede bulduğun oğul hani
    Çıksın benim görür gözüm a Dirse Han yaman seğriyor
    Keşlisin oğlanın emdiği süt damarım yaman sızlıyor
    San yılan sokmadan akça temin kalkıp şişiyor
    Yalnızca oğul görünmüyor bağrım yanıyor
    Kuru kuru çaylara su saldım
    Kara elbiseli dervişlere adaklar verdim
    Aç görsem doyurdum çıplak görsem donattım
    Tepe gibi et yığdım göl gibi kımız sağdırdım
    Dilek ile bir oğul zorla buldum
    Yalnız oğul haberini a Dirse Han söyle bana
    Karşı yatan Ala Dağdan bir oğul uçurdunsa söyle bana
    Taşkın akan koşan sudan bir oğul akıttınsa söyle bana
    Aslan ile kaplana bir oğul yedirdinse söyle bana
    Kara giyimli azgın dinli kafirlere bir oğul aldırdınsa söyle bana
    Han babamın katına ben varayım
    Ağır hazine bol asker alayım
    Azgın dinli kafire ben varayım
    Paralanıp cins atımdan inmeyince
    Yenim ile alca kanımı silmeyince
    Kol but olup yer üstüne düşmeyince
    Yalnız oğul yollarından dönmeyeyim
    Yalnız oğul haberini a Dirse Han söyle bana
    Kara başım kurban olsun bugün sana

    dedi. feryat figan eyledi ağladı. Böyle deyince Dirse Han hatununa cevap vermedi, o kırk namert karşı geldi, der: Oğlun sağdır esendir, avdadır, bugün yarın nerde ise gelir, korkma kaygılanma, bey sarhoştur cevap veremez dediler.

    Dirse Han'ın hatunu çekildi geri döndü. Dayanamadı, kırk ince kızı beraberine aldı. büyük cins ata binip oğlancığım aramağa gitti. Kışta yazda karı buzu erimeyen Kazılı Dağına geldi çıktı. Alçaktan yüce yerlere koşturup çıktı. Baktı gördü bir derenin içine karga kuzgun iner çıkar, konar kalkar. Büyük cins atını ökçeledi, o tarata yürüdü.

    Meğer sultanım, oğlan orada yıkılmıştı. Karga kuzgun kan görüp oğlanın üstüne konmak isterdi. Oğlanın iki köpekceğîzi var idi. kargayı kuzgunu kovalardı, kondurmazdı. Oğlan orada yıkılınca boz atlı Hızır oğlana hazır oldu. üç defa yarasını eli île sıvazladı, sana bu yaradan korkma oğlan ölüm yoktur, dağ çiçeği ananın sütü ile senin yarana merhemdir dedi, kayboldu.

    Oğlanın anası oğlanın üstüne koşturup çıka geldi. Baktı gördü oğlancığı alca kana bulanmış yatıyor. Çağırarak oğlancığına söyler, görelim hanım ne söyler:

    Der:

    Kara süzme gözlerim uyku bürümüş aç artık
    On iki kemikçiğin harap olmuş topla artık
    Tanrının verdiği tatlı canın seyranda imiş yakala artık
    Öz gövdende canın var ise oğul haber bana
    Kara başım kurban olsun oğul sana
    Akar senin suların Kazılık Dağı
    Akar iken akmaz olsun
    Biter senin otların Kazılık Dağı
    Biter iken bitmez olsun
    Koşar senin geyiklerin Kazılık Dağı
    Koşar iken koşmaz olsun taş keşlisin
    Ne bileyim oğul arslandan mı oldu
    Yoksa kaplandan mı oldu ne bileyim oğul
    Bu kazalar sana nereden geldi
    O gövdende canın var ise oğul haber bana
    Kara başım kurban olsun oğul sana
    Ağız diden bir kaç kelime haber bana

    dedi. Böyle diyince oğlanın kulağına ses geldi. Başını kaldırdı, ansızın gözünü açtı anasının yüzüne baktı. Söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

    Der:

    Beri gel ak sütunu emdiğim kadınım ana
    Ak bürçekli izzetli canım ana
    Akanlardan sularına beddua etme
    Kazılık Dağının günahı yoktur
    Bitenlerden otlarına. beddua etme
    Kazılık Dağının suçu yoktur
    Koşan geyiklerine beddua etme
    Kazlık Dağının günahı yoktur
    Arslan ile kaplanma beddua etme
    Kazılık Dağının suçu yoktur
    Beddua edersen babama et
    Bu suç bu günah babamdandır

    dedi. Oğlan yine der: Ana ağlama, bana bu yaradan ölüm yoktur korkma, boz atlı Hızır bana geldi, üç kerre yaramı sıvazladı, bu yaradan sana Ölüm yoktur, dağ çiçeği, ananın sütü sana merhemdir dedi. Böyle diyince kırk ince kız yayıldılar, dağ çiçeği topladılar. Oğlanın anası memesin! bir sıktı sütü gelmedi. iki sıktı sütü gelmedi, üçüncüde kendisini zorladı, iyice doldu, sıktı süt ile kan karışık geldi. Dağ çiçeği ile sütü oğlanın yaraşma sürdüler. Oğlanı ata bindirdiler, alarak yurduna gittiler. Oğlanı hekimlere emanet edip Dirse Han'dan sakladılar.

    At ayağı çabuk, ozan dili çevik olur. Hanım, oğlanın kırk günde yarası iyileşti, sapa sağlam oldu. Oğlan ata biner kılıç kuşanır oldu, av avlar kuş kuşlar oldu. Dirse Han'ın haberi yok, oğlancığını öldü biliyor.

    O kırk namertler bunu duydular, ne eyleyelim diye konuştular. Dirse Han eğer oğlancığını görürse, bırakmaz bizi hep öldürür dediler. Gelin Dirse Han'ı tutalım, ok ellerini ardına bağlayalım, kıl sicim ok boynuna takalım, alıp kafir ellerine yönelelim diyerek. Dirse Han'ı tuttular. Ak ellerini ardına bağladılar, kıl sicim boynuna taktılar, ok etinden kan çıkıncaya kadar dövdüler. Dirse Han yayan, bunlar atlı yürüdüler, alıp kanlı kafir ellerine yöneldiler. Dirse Han esir oldu gider. Dirse Han'ın esir olduğundan Oğuz beylerinin haberi yok.

    Meğer sultanım, Dirse Han'ın hatunu bunu duymuş. Oğlancığına karşı varıp söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

    Der:

    Görüyor musun ay oğul neler oldu
    Sarp kayalar oynamadı yer oyuldu

    yurtta düşman yok iken senin babanın üstüne düşman geldi, o kırk namertler babanın arkadaşları baban; tuttular, ak ellerini ardına bağladılar, kıl sicim ek boynuna taktılar, kendileri atlı babanı yayan yürüttüler, alıp kanlı kafir ellerine yöneldiler, hanım oğul kalkarak yerinden doğrul, kırk yiğidim beraberine al, babanı o kırk namertten kurtar. yürü oğul. baban sona kıydı ise sen babana kıyma, dedi. Oğlan anasının sözünü kırmadı. Boğaç Bey yerinden kalktı, kora çelik öz kılıcını beline kuşandı, ok kirişli sert yayını eline aldı, altın mızrağını koluna aldı, büyük cins atını tutturdu sıçrayıp bindi, kırk yiğidini beraberine aldı, babasının ardınca koşturup gitti.

    O namertler de bir yerde konmuşlardı, al şarabın keskininden içiyorlardı. Boğaç Han sürüp yetişti. O kırk namert de bunu gördüler. Dediler: Gelin varalım şu yiğidi tutup getirelim, ikisini bir arada kafire yetiştirelim dediler. Dirse Han der:

    Kırk yoldaşım aman
    Tanrının birliğine oktur güman

    benim elimi çözün, kolca kopuzumu elime verin, o yiğidi döndüreyim, ister beni öldürün ister diriltin, bırakı verin dedi. Elini
    çözdüler, kolca kopuzunu eline verdiler. Dirse Han oğlancığı olduğunu bilmedi, karşı geldi. Söyle, görelim hanım ne söyler :

    Der:

    Boynu uzun büyük cins atlar gider ise benim gider
    Senin de içinde bineğin var ise söyle bana
    Savaşmadan vuruşmadan alı vereyim dön geri
    Ağıllardan on bin koyun gider ise benim gider
    Senin de içinde etliğin var ise söyle bana
    Savaşmadan vuruşmadan alı vereyim dön geri
    Develerden kızıl deve gider ise benim gider
    Senin de içinde yük taşıyıcın var ise söyle bana
    Savaşmadan vuruşmadan alı vereyim dön geri
    Altın başlı otağlar gider ise benim gider
    Senin de içinde odan var ise yiğit söyle bana
    Savaşmadan vuruşmadan alı vereyim dön geri
    Ak yüzlü ela gözlü gelinler gider ise benim gider
    Senin de içinde nişanlın var ise yiğit söyle bana
    Savaşmadan vuruşmadan alı vereyim dön geri
    Ak sakallı ihtiyarlar gider ise benim gider
    Senin de içinde ak sakallı baban var ise yiğit söyle bana
    Savaşmadan vuruşmadan kurtarayım dön geri
    Benim için geldin ise oğlancığımı öldürmüşüm
    Yiğit sana günahı yok dön geri

    dedi. Oğlan burada babasına söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

    Boynu uzun büyük cins atlar senin gider
    Benim de içinde bineğim var
    Bırakmam yok kırk namerde
    Develerde kızıl deve senin gider
    Benim de içinde yük taşıyıcım var
    Bırakmam yok kırk namerde
    Ağıllarda on bin koyun senin gider
    Benim de içinde etliğim var
    Bırakmam yok kırk namerde
    Ak yüzlü ela gözlü gelin senin gider ise
    Benim de içinde nişanlım var
    Bırakmam yok kırk namerde
    Altın başlı otağlar senin gider ise
    Benim de içinde odam var
    Bırakmam yok kırk namerde
    Ak sakallı ihtiyarlar senin gider ise
    Benim de içinde bir aklı şaşmış şuuru yitmiş ihtiyar babam var
    Bırakmam yok kırk namerde

    dedi. Kırk yiğidine tülbent salladı, el eyledi. Kırk yiğit büyük cins atım oynattı, oğlanın etrafına toplandı. Oğlan kırk yiğidini beraberine aldı, at tepti, cenk ve savaş etti. Kiminin boynunu vurdu, kimini esir eyledi. Babasını kurtardı, çekildi geri döndü. Dirse Han burada oğlancığının sağ olduğunu bildi. Hanlar hanı Bayındır oğlana beylik verdi, taht verdi, dedem Korkut destan söyledi deyiş dedi, bu Oğuznameyi düzdü koştu, böyle dedi:

    Onlar da bu dünyaya geldi geçti
    Kervan gibi kondu göçtü
    Onları da ecel aldı yer gizledi
    Fani dünya yine kaldı
    Gelimli gidimli dünya
    Son ucu ölümlü dünya

    Kara ölüm geldiğinde geçit versin. Sağlıkla, akılla devletini Hak artırsın. O övdüğüm yüce Tanrı dost olarak medet eriştirsin.

    Dua edeyim hanım: Yerli kara dağların yıkılmasın. Gölgeli büyük ağacın kesilmesin Taşkın akan güzel suyun kurumasın. Kanatlanın uçları kırılmasın. Koşar iken ak boz atın sendelemesin. Vuruşunca kara çelik öz kılıcın çentilmesin. Dürtüşürken alaca mızrağın utanmasın. Ak bürçekli ananın yeri cennet olsun. Ak sakallı babanın yeri cennet olsun. Hakkın yandırdığı çırağın yana dursun. Kadir Tanrı seni namerde muhtaç eylemesin hanım hey!...


  2. #2
    Üye
    Murat.Y - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2014
    Şehir
    Antalya
    Mesajlar
    1,998
    Blog Mesajları
    31
    Bahsedilme
    1 Gönderi
    Etiketleme
    0 Konu

    Exclamation



    Salur Kazan'ın Evinin Yağmalandığı Destan'ı Beyan Eder



    Yağız al atını çektirdi, sıçrayıp bindi. Alnı beyaz aygırına Dündar bindi. Kazan Bey'in kardeşi Kara Göne bindi. Beyaz büyük cins atım çektirdi. Bayındır Han'ın düşmanı yenen Şîr Şemseddin bindi. Parasarın Bayburt Hisarı' ndan fırlayıp uçan Beyrek boz aygırına bindi. Yağız al atlı Kazan'a keşiş diyen Bey Yigene doru aygırına bindi. Saymağa kalksam tükense olmaz, kudretli Oğuz beyleri bindi, Ala Dağa alaca asker ava çıktı.

    Kafirin casusu casusladı, vardı kafirler azgını Şökli Melik'e haber verdi. Yedi bin kaftanının ardı yırtmaçlı, yarısından kara saçlı, pis dinli, din düşmanı alaca atlı kafir bindi, dört nala hücum etti, gece yarısında Kazan Bey'in yurduna geldi. Altın otağlarını kafirler yıktılar. Kaza benzer kızı gelini feryat ettirdiler. Tavla tavla koç atlarına bindiler. Katar katar kızıl develerini yedekte çektiler. Ağır hazinesini, bol akçesini yağmaladılar. Kırk ince belli kız ile boyu uzun Burla Hatun esir gitti. Kazan beyin ihtiyarcık olmuş anası kara deve boynunda asılı gitti. Han Kazan'ın oğlu Uruz Bey üç yüz yiğit ile eli bağlı, boynu bağlı gitti. Eylik Koca Oğlu Son Kulmaş, Kazan Bey' in evi üzerine şehit oldu. Kazanın bu işlerden haberi yok. Kafir der: Beyler, Kazanan tavla tavla koç atlarına binmişiz, altın akçasını yağmalamışız, kırk yiğit ile oğlu Uruz'u esir etmişiz, katar katar develerini yedekte çekmişiz, kırk ince belli kız ile Kazan'ın helallisini tutmuşuz, bu darbeleri biz Kazan'a vurmuşuz dedi. Kafirin biri der: Kazan Bey'de bir Öcümüz kaldı. Şökli Melik der: Bre asilzade ne öcümüz kaldı? Kafir der: Kazanın Kapulu Derbendinde on bin koyunu vardır, şu koyunları da getirsek Kazan'a büyük darbe vurmuş olurduk dedi. Şökli Melik der: Altı yüz kafir varsın, koyunu getirsin dedi.

    Altı yüz kafir atlandı, koyunun üzerine dört nala gitti.

    Gece yatarken Karacık Çoban kara kaygılı rüya gördü. Rüyasından sıçradı ayağa kalktı. Kıyan Gücü, Demir Gücü bu iki kardeşi yanına aldı. Ağılın kapışını berkitti. Üç yerde tepe gibi taş yığdı. Alaca kollu sapanını eline aldı.

    Ansızın Karacık çobanın üzerine altı yüz kafir yüklendi.

    Kafir der:

    Karanlık akşam olunca kaygılı çoban
    Kar ile yağmur yağınca çakmaklı çoban
    Sütü peyniri bol kaymaklı çoban

    Kazan Bey'in penceresi altın otağlarını biz yıkmışız, tavla tavla koç atlarına biz binmişiz, katar katar kızıl devesini biz yedekte çekmişiz, ihtiyarcık anasını biz getirmişiz, ağır hazine bol akçasını biz yağmalamışız. kaza benzer kızı gelini biz esir etmişiz, kırk yiğidi ile Kozan'ın oğlunu biz getirmişiz, kırk ince belli kız ile Kazan'ın helallisini biz getirmişiz, bre çoban uzağından yakınından beri gel, baş indirip bağır, bas, biz kafire selam ver, öldürmeyelim, Şökli Melik'e seni iletelim, sana beylik verelim.

    Çoban der:

    Lakırdı söyleme bre itim kafir
    İtim ile bir yalakta bulaşığımı içen azgın kafir
    Altındaki alaca atını ne översin
    Alaca başlı keçim kadar gelmez bana
    Başındaki tulganı ne översin bre kafir
    Baçımdaki börküm kadar gelmez bana
    Altmış tutam mızrağım ne översin murdar kafir
    Kızılcık değeneğim kadar gelmez bana
    Kılıcım ne översin bre kafir
    Eğri başlı çomağım kadar gelmez bana
    Okluğunda doksan okunu ne översin bre kafir
    Alaca kollu sapanım kadar gelmez bana
    Uzağından yakınından beri gel

    Yiğitlerin darbesini gör öyle geç dedi. Derhal kafirler at teptiler, ok serptiler. Yiğitler ejderhası Karacık Çoban sapanının oyasına taş koydu attı. Birini alınca ikisini üçünü yıktı, ikisini atınca üçünü dördünü yıktı. Kafirlerin gözüne korku düştü. Karacık Çoban kafirin üç yüzünü sapan taşı ile yere serdi. İki kardeşi okla vuruldu, şehit oldu. Çobanın taşı tükendi, koyun demez keçi demez, sapanının ayasına koyar atar, kafiri yıkar. Kafirin gözü korktu. Dünya alem kafirin basma karanlık oldu, der: Murada, maksuda ermesin, bu çoban bizim hepimizi öldürür mü öldürür dediler, ve durmayıp kaçtılar.

    Çoban şehit olan kardeşlerini Hakka teslim etti, kafirlerin (esinden bir büyük tepe yığdı, çakmak çakıp ateş yaktı ve keçesinden isli kül yapıp yarasına bastı, yolun kenarına geçip oturdu, ağladı sızladı. Der : Salur Kazan, Bey Kazan, ölü müsün diri misin, bu işlerden haberin yok mudur dedi.

    Meğer hanım o gece kudretli Oğuz'un devleti. Bayındır Han'ın güveyisi. Ulaş oğlu Solur Kazan kara kaygılı rüya gördü. Sıçradı ayağa kalktı, der: Biliyor musun kardeşim Kara Göne, rüyamda ne göründü, kara kaygılı rüya gördüm, yumruğumda çırpınan benim şahin kuşumu ölüyor gördüm, gökten yıldırım ak otağımın üzerine çakıyor gördüm, kapkara duman yurdumun üzerine dökülüyor gördüm, kuduz kurtlar evimi dişleyip yırtıyor gördüm, kargı gibi kara saçımı uzanıyor gördüm, uzanarak gözümü örtüyor gördüm, bileğimden on parmağımı kanda gördüm, ne vakit ki bu rüyayı gördüm, ondan beri aklımı fikrimi toplayamıyorum, hanım kardeş benim bu rüyamı yor bana dedi. Kara Göne der: Kara bulut dediğin senin devletindir, kar ile yağmur dediğin senin askerindir, sac kaygıdır, kan karadır, geri kalanını yoramam, Allah yorsun dedi. Böyle söyleyince Kazan der: Benim avımı bozma, askerimi dağıtma, ben bugün yağız al atı ökçelerim, üç günlük yolu bir günde alırım, öğle olmadan yurdumun üstüne varırım, eğer sağdır esendir, akşam olmadan gene ben bana gelirim, yurdum sağ esen değilse başınızın çaresine bakın, ben artık gittim dedi.

    Yağız al atım mahmuzladı Kazan Bey yola gitti. Gele gele yurdunun üzerine geldi. Gördü ki uçanlardan kuzgun kalmış, fazı dolaşmış yurtta kalmış. Kazan Bey burada yurt ile haberleşmiş, görelim hanım ne haberleşmiş:

    Kazan der:

    Kavım kabile benim ortak yurdum
    Yaban eşeği ile yabani geyiğe komşu yurdum
    Seni düşman nereden dolamış güzel yurdum
    Ak otağlar dikilince yurdu kalmış
    İhtiyarcık anam oturunca yeri kalmış
    Oğlum Uruz ok alınca hedef kalmış
    Oğuz beyleri at sürünce meydan kalmış
    Kara mutfak dikilince ocak kalmış

    Bu halleri gördüğünde Kazan'ın kara süzme gözleri kan yaş doldu, kan damarları kaynadı, kara bağrı sarsıldı. Yağız al atım ökçeledi, kafirin geçtiği yola düştü gitti.

    Kazan'ın önüne bir su geldi. Kazan der: Su Hak yüzünü görmüştür, ben bu su ile haberleşeyim dedi. Görelim hanım nice haberleşti:

    Kazan der:

    Çağıl çağıl kayalardan çıkan su
    Ağaç gemileri oynatan su
    Basan ile Hüseyin’in hasreti su
    Bağ ve bostanın ziyneti su
    Ayişe ile Fdtıma'nın bakışı su
    Koç atların gelip içtiği su
    Kızıl develerin gelip geçtiği su
    Ak koyunların gelip çevresinde yattığı su
    Yurdumun haberini biliyor musun söyle bana

    Kara başım kurban olsun suyum sana dedi. Su nasıl haber versin. Sudan geçti, bu sefer bir kurda rastladı. Kurt yüzü mübarektir, kurt ile bir haberleşeyim dedi. Görelim hanım ne haberleşti:

    Kazan der:

    Karanlık akşam olunca günü doğan
    Kar ile yağmur yağınca er gibi duran
    Kara koç atlar gördüğünde kişnettiren
    Kızıl deve gördüğünde bağrıştıran
    Akça koyun gördüğünde kuyruk çarpıp kamçılayan
    Arkasını vurup berk ağılın ardım söken
    Karma öğeçin semizim alıp tutan
    Kanlı kuyruk yüzüp çap çap yutan
    Avazı kalın köpeklere kavga salan
    Çakmaklıca çobanları geceleyin koşturan
    Yurdumun haberini biliyor musun söyle bana

    Kara basımın sağlığında iyilikler edeyim köpek dedi. Kurt nasıl haber versin. Kurttan da geçti. Karoca Çoban'ın kora köpeği Kazan'ın karşısına geldi. Kazan, kara köpek ile haberleşti, görelim hanım ne haberleşti:

    Der:

    Karanlık akşam olunca vaf vaf üren
    Acı ayran dökülünce çap çap içen
    Gece gelen hırsızları korkutan
    Korkutarak şamatasıyla ürküten
    Yurdumun haberini biliyor musun söyle bana

    Kara basımın sağlığında iyilikler edeyim köpek sana dedi. Köpek nasıl haber versin. Köpek Kazan'ın atının ayağına çap çap düşer, sin sin sinler. Kazan bir sopa ile köpeği vurdu, köpek çekildi geldiği yola gitti. Kazan köpeği takip ederek Karaca Çoban'ın üzerine geldi. Çoban'ı gördüğünde haberleşti, görelim hanım ne haberleşti:

    Kazan der:

    Karanlık ahsam olunca kaygılı çoban
    Kar ile yağmur yağınca çakmaklı çoban
    Ünümü anla sözümü dinle
    Ak otağım surdan geçmiş gördün mü söyle bana
    Kara başım kurban olsun çoban sana dedi.
    Çoban der:
    Ölmüş muydun yitmiş miydin a Kazan
    Nerde geziyordun neredeydin a Kazan

    Dün değil evvelki gün evin burçtan geçti. İhtiyarcık anan kara deve boynunda asılı geçti. Kırk ince belli kızı île helalim boyu uzun Burla Hatun ağlayarak şurdan geçti. Kırk yiğit île oğlun Uruz başı açık yalın oyak kafirlerin yarımca esir gitti. Tavla tavla koç atlarına kafir binmiş. Katar katar develerim kafir yedekte çekmiş Altın akçe, bol hazineni kafir almış.

    Çoban böyle deyince Kazan oh etti, aklı basından gitti, dünya alem gözüne karanlık oldu. Der: Ağzın kurusun çoban, dilin çürüsün çoban, Kadir senin alnına bela yazsın çoban dedi. Kazan Bey böyle söyleyince çoban der:

    Ne kızıyorsun bana ağam Kazan
    Yoksa göğsünde yok mudur iman

    Altı yüz kafir de benim üzerime geldi, iki kardeşim şehit oldu. üç yüz kafir öldürdüm gaza ettim, semiz koyun zayıf toklu senin kapından kafirlere vermedim, üç yerden yaralandım, kara başım bunaldı, yalnız kaldım, suçum bu mudur dedi. Çoban der.

    Yağız al atım ver bana
    Altmış tutam mızrağım ver bana
    Ap alaca kalkanım ver bana
    Kara çelik öz kılıcım ver bana
    Okluğunda seksen okunu ver bana
    Ak kirişli sert yayını ver bana
    Kafire ben yarayım
    Yeniden doğanım öldüreyim
    Yenim ile alnımın kanım ben şileyim
    Ölürsem senin uğruna ben öleyim
    Allah Teala kor ise evini ben kurtarayım dedi.

    Çoban böyle diyince Kazan'a kahır geldi, tuttu yürüyü verdi. Çoban da Kazan'ın ardından yetişti. Kazan döndü baktı, oğul çoban nereye gidiyorsun dedi Çoban der: Ağam Kazan sen evini almağa gidiyorsan. ben de kardeşimin kanım almağa gidiyorum dedi. Böyle söyleyince Kazan dar: Oğul çoban karnım açtır, bir şeyin var mıdır yemeğe dedi. Çoban der: Evet ağam Kazan, geceden bir kuzu pişirmişimdir, gel bu ağaç dibinde inelim yiyelim dedi. İndiler, çoban dağarcığı çıkardı, yediler.

    Kazan fikreyledi, der: Eğer çoban ile varacak olursam kudretli Oğuz beyleri benim başıma kakınç kakarlar, çoban beraber olmasa Kazan kafiri yenemezdi derler dedi. Kazan'a gayret geldi. Çobanı bir ağaca sara sara muhkem bağladı, kalktı yürüyü verdi. Çobana der: Bre çoban karnın acıkmamışken, gözün kararmamışken bu ağacı koparmağa bak, yoksa seni burda kurtlar kuşlar yer dedi. Karaca Çoban zorladı, koca ağacı yeri île yurdu ile kopardı, arkasına aldı. Kazan'ın ardına düştü. Kazan baktı gördü çoban ağacı arkasına almış geliyor. Kazan der. Bre çoban bu ağaç ne ağaçtır? Çoban der: Ağam Kazan bu ağaç o ağaçtır ki sen kafiri tepelersin, karnın acıkır, ben sancı bu ağaç ile yemek pişiririm dedi. Kazana bu söz hoş geldi. Atından indi, çobanın ellerim çözdü, alnından bir öptü. Der: Allah benim evimi kurtaracak olursa seni tavlacı başı eyleyeyim dedi. İkisi yola girdi.

    Beri yanda Şökli Melik kafirlerle şen şadıman yiyip içip duruyordu. Der: Beyler biliyor musunuz Kazan'a nasıl gadreylemek gerek, boyu uzun Burla Hatun'unu getirip kadeh sundurmak gerek dedi.

    Boyu uzun Burla Hatun bunu işitti, yüreği ile canına ateşler düştü. Kırk ince belli kızın içine girdi, öğüt verdi.

    Der : Hanginizi yapışırlarsa Kazan'ın hatunu hanginizdir diye, kırk yerden ses veresiniz, dedi.

    Şökli Melik'ten adam geldi, Kazan Bey'in hatunu hangisidir dedi. Kırk yerden ses geldi, hangisidir bilmediler.

    Kafire haber verdiler, birine yapıştık, kırk yerden ses geldi, bilmedik hangisidir dediler. Kafir de: Bre varın Kazan'ın oğlu Uruz'u çekin çengele asın, kıyma kıyma ak etinden çekin, kara kavurma pişirip kırk bey kızma iletin. kim ki yedi o değil, kim ki yemedi odur, alın galin kadeh sunsun dedi. Boyu uzun Burla Hatun oğlunun yomacına geldi, çağırıp oğluna söyler, görelim hanım ne söyler:

    Der:

    Oğul oğul ay oğul
    Biliyor musun neler oldu
    Söyleştiler fısıl fısıl
    Kafirin fiilini duydum
    Penceresi altın otağımın kabzası oğul
    Kaza benzer kızımın gelinimin çiçeği oğul
    Oğul oğul ay oğul
    Dokuz ay dar karnımda taşıdığım oğul
    On ay diyince dünyaya getirdiğim oğul
    Dolaması altın beşikte belediğim oğul

    kafirler ters konuşmuşlar: Kazan oğlu Uruz'u hapisten çıkarım, boğazımdan urgan ile asın, iki küreğinden çengele takın, kıyma kıyma ak etinden çekin, kora kavurma edip kırk bey kızına iletin, kim ki yedi o değil, kim ki yemedi o Kazan'm hatunudur, çekin döşeğimize getirelim, kadeh sunduralım demişler. Senin etinden oğul yiyeyim mi, yoksa pis dinli kafirin döşeğine gireyim mi, baban Kazan'm namusunu lekeleteyim mi, nice deyim oğul bey dedi. Uruz der: Ağzın kurusun ana, dilin çürüsün ana, ana hakkı Tanrı hakkı olmamış olsaydı kalkarak yerimden doğrulaydım, yakan ite boğazından tutaydım, kaba ökçem altına ataydım, ak yüzünü kara yere tepeydim, ağzın île burnundan kan fışkırtaydım, can tatlılığını sana göstereydim, bu nasıl sözdür, sakın kadın ana benim üzerime gelmeyesin, benim için ağlamayasın, bırak beni kadın ana çengele vursunlar, bırak elimden çeksinler kara kavurma etsinler kırk bey kızının önüne iletsinler, onlar bir yediğinde sen iki ye, seni kafirler bilmesinler duymasınlar. takı pis dinli kafirin döşeğine varmayasın, kadehim sunmayasın, babam Kazan'ın namusunu lekelemeyesin. sakın dedi. Oğlan böyle diyince boncuk boncuk gözünün yaşı revan oldu. Boyu uzun, beli ince Burla Hatun boynu ile kulağım tuttu düştü, güz elması gibi al yanağını çekti yırttı, karat gibi kara saçını yoldu, oğul oğul diyerek feryat figan etti ağladı. Uruz der:

    Kadın ana karşıma geçip ne böğürüyorsun
    Ne bağırıyorsun ne ağlıyorsun
    Bağrım ile yüreğimi ne dağlıyorsun
    Geçmiş benim günümü ne andırıyorsun
    Hey ana arap atlar olan yerde
    Bir tayı olmaz mı olur
    Kızıl develer olan yerde
    Bir deve yavrusu olmaz mı olur
    Akça koyunlar olan yerde
    Bir kuzucağı olmaz mı olur
    Sen sağ ol kadın ana babam sağ olsun
    Bir benim gibi oğul bulunmaz mı olur dedi. Böyle diyince anasının kararı kalmadı, yürüyü verdi, kırk ince belli kızın içine girdi.

    Kafirler Uruz'u alıp kesim için çengelin dibine getirdiler.

    Uruz der:

    Bre kafir aman
    Tanrının birliğine yoktur güman bırakın beni, bu ağaç ile söyleşeyim dedi. Çağırıp ağaca söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

    Ağaç ağaç der isem sana üzülme ağaç
    Mekke ile Medine'nin kapışı ağaç
    Musa Kelimin asası ağaç
    Büyük büyük suların köprüsü ağaç
    Kara kara denizlerin gemisi ağaç
    Erlerin şahı Ali'nin Düldülünün eyeri ağaç
    Zülfikarın kını ile kabzası ağaç
    Şah Hasan ile Hüseyin'in beşiği ağaç
    Eğer erdir eğer avrattır korkuşu ağaç
    Başına doğru bakar olsam başsız ağaç
    Dibine doğru bakar olsam dipsiz ağaç
    Beni sana asarlar çekme ağaç
    Çekecek olursan yiğitliğim seni tutsun ağaç
    Bizim elde olmalıydın ağaç
    Kara hindu kullanma.. buyuraydım
    Seni para para doğrayalardı ağaç

    Sonra dedi:

    Tavla lavla bağlanırken atıma yazık
    Kardeş diye beslerken arkadaşıma yazık
    Yumruğumda çırpınırken şahin kuşuma yazık
    Yetişmesi ile tutarken tazıma yazık
    Beyliğe doymadan kendime yazık
    Yiğitlikten usanmadan canıma yazık dedi, tane tane göz yaşı dokur) ağladı, yanık ciğerciğini dağladı.

    Bu sırada sultanım, Salur Kazan ile Karoca Çoban dört nota yetişti. Çobanın üç yaşında dana derisinden sapanının ayası idi, üç keçi tüyünden sapanının kolları idi, bir keçi tüyünden çatlayıcı idi. Her atınca on iki batman taş atardı. Attığı taş yere düşmezdi. yere dahi düşse toz gibi savrulurdu, ocak gibi oyulurdu. Üç yıla kadar taşı düştüğü yerin otu bitmezdi. Semiz koyun zayıf toklu bayırda kalsa, kurt gelip yemezdi sapanının korkusundan. Öyle olunca sultanım, Karaca Çoban sapan çatlattı, dünya alem kafirin gözüne karanlık oldu. Kazan der: Karacık Çoban anamı kafirden dileyeyim, at ayağı altında kalmasın dedi. At ayağı çabuk, ozan dili çevik olur. Kazan kafire çağırıp söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

    Der:

    Bre Şökli Melik
    Penceresi altın otağlarımı getirmişsin
    Sana gölge olsun
    Ağır hazinemi bol akçemi getirmişsin
    Sana harçlık olsun
    Kırk ince belli kız ile Burla Hatun'u getirmişsin
    Sana esir olsun
    Kırk yiğit ile oğlum Uruz’u getirmişsin
    Kulun olsun
    Tavla tavla koç atlarımı getirmişsin
    Sana binek olsun
    Katar katar develerimi getirmişsin
    Sana yük taşıyıcı olsun
    İhtiyarcık anamı getirmişsin
    Bre kafir anamı ver bana
    Savaşmadan vuruşmadan çekileyim
    Geri döneyim gideyim belli bil dedi.
    Kafir der:
    Bre Kazan
    Penceresi altın otağım getirmişiz
    Bizimdir
    Kırk ince belli kız ile
    Boyu uzun Burla Hatun'u getirmişiz
    Bizimdir
    Kırk yiğit ile oğlun Uruz'u getirmişiz
    Bizimdir
    Tavla tavla koç atlarını
    Katar katar develerini getirmişiz
    Bizimdir
    İhtiyarcık ananı getirmişiz
    Bizimdir

    Şano vermeyiz, Yayhan Keşiş oğluna veririz, Yayhan Keşiş oğlundan oğlu doğar, biz onu sana hasım koruz dediler. Çoban hiddetlendi, dudakları kabardı. Çoban der:

    Bre dini yok akılsız kafir
    Aklı yok derneksiz kafir
    Karşı yatan karlı kara dağlar ihtiyarlamışlar otu bitmez
    Kanlı kanlı ırmakları ihtiyarlamıştır suyu gelmez
    Yiğit yiğit atlar ihtiyarlamıştır tay vermez
    Kızıl kızıl develer ihtiyarla maçtır yavru vermez
    Bre kafir Kazanan anası ihtiyarlamıştır oğul vermez dölünü olmaktan sefan var ise Şökli Melik, kara gözlü kızın var ise, getir Kazan'a ver, bre kafir senin kızından oğlu doğsun. siz onu Kazan Beğe hasım koyasınız dedi.

    Bu sırada kudretli Oğuz beyleri yetişti. Hanım görelim kimler yetişti. Kara Dere ağzında Kadir veren, kara boğa derisinden beşiğinin örtüşü olan, hiddeti tutunca kara taşı kül eyleyen, bıyığını ensesinde yedi yerde düğümleyen, yiğitler ejderhası, Kazan Beyin kardeşi Kara Göne dört nata yetişti. Çal kılıcım kardeş Kazan, yetiştim dedi.

    Bunun ardınca görelim kimler yetişti: Demir Kapı Derbendindeki demir kapıyı tepip alan, altmış tutam alaca mızrağının uçunda er böğürten, Kıyan Selçuk oğlu Deli Dündar dört nala yetişti. Çal kılıcını ağam Kazan, yetiştim dedi.

    Bunun ardınca hanım görelim kimler yetişti: Hemid île Merdin kalesini tepip yıkan, demir yaylı Kapçak Melik'e kan kusturan, gelerek Kazan'ın kızını erlik ile alan, Oğuz'un ak sakallı ihtiyarlarının görünce o yiğidi takdir ettiği, al ipekli şalvarlı, atı deniz ördeği püsküllü, Kara Göne oğlu Kara Budak dört nala yetişti. Çal kılıcını, ağam Kazan, yetiştim dedi.

    Bunun ardınca görelim hanım kimler yetişti : Destursuzca Bayındır Han'ın düşmanını bastıran, altmış bin kafire kan kusturan, ak boz atının yelesi üstünde kar durduran. Gaflet Koca oğlu Şir Şemseddin dört nala yetişti. Çal kılıcını ağam Kazan, yetiştim, dedi.

    Bunun ardınca görelim hanım kimler yetişti: Parasarın Bayburt Hisarından fırlayıp uçan, ap alaca gerdeğine karşı gelen, yedi kızın ümidi, kudretli Oğuz'un imrenileni, Kazan Beyin inançlısı, boz aygırlı Beyrek dört nala yetişti. Çal kılıcım ağam Kazan, yetiştim, dedi.

    Bunun ardında hanım görelim kimler yetişti: Dönüp baksa çalımlı, kartal hünerli, süslü eklem kuşaklı, kulağı altın küpeli, kudretli Oğuz beylerini bir bir alından yıkıcı. Kazılık Koca oğlu Bey Yigenek dört nala yetişti. Çal kılıcını ağam Kazan, yetiştim, dedi.

    Bunun ardınca görelim hanım kimler yetişti: Altmış ögeç derisinden kürk eylese topuklarım örtmeyen, altı ögeç derisinden külah etse kulaklarını örtmeyen, kolu budu irice, uzun baldırları ince, Kazan Beyin dayısı, at ağızlı Aruz Koca dört nala yetişti. Çal kılıcını beyim Kazan, yetiştim, dedi.

    Bunun ardınca görelim kimler yetişti: Giderek Peygamberin yüzünü gören, gelerek Oğuz'da sahabesi olan, hiddeti tutunca bıyıklarından kan çıkan, bıyığı kanlı Büğdüz Emen dört nala yetişti. Çal kılıcını ağam Kazan, yetiştim, dedi.
    Bunun ardınca görelim kimler yetişti: Kafirleri it ardına bırakıp horlayan, yurttan çıkıp Aygır Gözler suyundan at yüzdüren, elli yedi kalenin kilidini alan, Ak Melik Çeşme kızına nikah eden, Sofi Sandal Melik'e kan kusturan, kırk cübbe bürünüp otuz yedi kale beyinin dilber kızlarını çalıp bir bir boynunu kucaklayan, yüzünden dudağından öpen, Eylik Koca oğlu Alp Eren, dört nala yetişti. Cal kılıcını ağam Kazan yetiştim, dedi. Sayılmakla Oğuz beyleri tükense olmaz, hep yetiştiler. Arı sudan abdest aldılar, ak alınlarını yere kodular, iki rekat namaz kıldılar Adı güzel Muhammed'e salavat getirdiler, derhal kafire at saldılar, kılıç çaldılar. Gümbür gümbür davullar dövüldü, burması altın tunç borular çalındı. O gün ciğerinde olaner yiğitler belirdi. O gün namertler sapa yer gözetti. O gün bir kıyamet savaş oldu, meydan dolu baş oldu. Başlar kesildi top gibi. Yiğit yiğit atlar koştu, nalı düştü. Alaca alaca mızraklar saplandı. Kara çelik öz kılıçlar çalındı, ağzı düştü. Üç kanatlı kayın oklar atıldı, temreni düştü. Kıyametin bir günü o gün oldu. Bey hizmetkarından, hizmetkar beyinden ayrıldı.

    Dış Oğuz beyleri ile Deli Dündar sağdan tepti. İç Oğuz beyleri Ne Kazan merkeze tepti. Şökli Melik'e havale oldu. Şökli Melik'i böğürderek attan yere düşürdü, derhal kara basını tutup kesti, parçalayarak olca kanını yer yüzüne döktü. Sağ tarafta Kara Tüken Melik'e Kıyan Selçuk oğlu Deli Dündar karşı geldi, sağ yanını kılıçladı, yere düşürdü. Sol tarafta Buğacık Melik'e Kara Göne oğlu Deli Budak karşı geldi, altı dilimli gürz ile tepesine şiddetle tutup vurdu, dünya alem gözüne karanlık oldu, at boynunu kucakladı, yere düştü. Kazan Bey'in kardeşi kafirin tuğu ile sancağını kılıçladı yere düşürdü. Derelerde tepelerde kafire kırgın girdi, leşine kuzgun üşüştü. On iki bin kafir kılıçtan geçti. Beş yüz Oğuz yiğitleri şehit oldu. Kaçanım Kazan Bey kovalamadı, aman diyenini öldürmedi. Kudretli Oğuz beyleri ganimet aldı.

    Kazan Bey ordusunu, çoluğunu çocuğunu, hazinesini aldı geri döndü. Altın tahtında yine evini dikti. Karacık Çobanı tavlacı başı eyledi. Yedi gün yedi gece yeme içme oldu. Kırk tane kul, kırk cariye oğlu Uruz'un basma azat eyledi. Kahraman koç yiğitlere çok ülke verdi, şalvar, cübbe, çuha verdi. Dedem Korkut gelerek destan söyledi deyiş dedi, bu Oğuznameyi düzdü koştu, böyle dedi.

    Hanı dediğim bey erenler
    Dünya benim diyenler
    Ecel aldı yer gizledi
    Fani dünya kime kaldı
    Gelimli gidimli dünya
    Ahir son ucu ölümlü dünya

    Dua edeyim hanım: Karlı kara dağların yıkılmasın. Gölgeli büyük ağacın kesilmesin. Taşkın akan güzel suyun kurumasın. Kadir Tanrı seni namerde muhtaç etmesin. Koşar iken ak boz atın sendelemesin. Vuruşunca kara çelik Öz kılıcın çentilmesin. Dürtüşürken alaca mızrağın utanmasın. Ak sakallı babanın yeri cennet olsun. Ak bürçekli ananın yeri cennet olsun. Amin diyenler Tanrı'nın yüzünü görsün. Ak alnında beş kelime dua kıldık, kabul olsun. Allah'ın verdiği ümidin kesilmesin. Derlesin toplasın günahınızı adı güzel Muhammed Mustafa yüzü suyuna bağışlasın hanım hey!...

  3. #3
    Üye
    Murat.Y - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2014
    Şehir
    Antalya
    Mesajlar
    1,998
    Blog Mesajları
    31
    Bahsedilme
    1 Gönderi
    Etiketleme
    0 Konu

    Exclamation



    Kam Püre'nin Oğlu Bamsı Beyrek Destanı'nı Beyan Eder Hanım Hey

    Kam Gön oğlu Han Bayındır yerinden kalkmıştı. Kara yerin üstüne ak otağını diktirmişti. Alaca gölgeliği gök yüzüne yükselmişti. Bin yerde ipek halıcığı döşenmişti. İç Oğuz, Dış Oğuz beyleri Bayındır Han’ın sohbetine toplanmıştı. Pay Püre Bey de Bayındır Han'ın sohbetine gelmişti.

    Bayındır Han'ın karşısında Kara Göne oğlu Kara Budak yaya dayanıp durmuştu. Sağ yanında Kazan oğlu Uruz durmuştu. Sol yanında Kazılık Koca oğlu Bey Yigenek durmuştu. Pay Püre Bey bunları gördüğünde ah eyledi, basından aklı gitti, mendilini aldı, böğüre böğüre ağladı.

    Böyle edince, kudretli Oğuz'un arkası, Bayındır Han'ın güveyisi Solur Kazan kaba dizinin üzerine çöktü, gözünü dikerek Pay Püre Bey'in yüzüne baktı, der: Pay Püre Bey ne ağlayıp bağırıyorsun? Pay Püre der Han Kazan nasıl ağlamayayım, nasıl bağırmayayım, oğulda nasibim yok, kardeşte kaderim yok. Allah Teala bana beddua etmiştir, beyler tacım tahtım için ağlarım, bir gün olacak düşeceğim öleceğim, yerimde yurdumda kimse kalmayacak dedi. Kazan der: Maksudun bu mudur? Pay Püre Bey der: Evet budur, benim de oğlum olsa, Han Bayındır'ın karşısına geçse dursa, hizmet eylese, ben de baksam sevinsem, kıvansam, güvensem dedi.

    Böyle diyince kudretli Oğuz Beyleri yüzlerim göğe tuttular, el kaldırıp dua eylediler, Allah Teala sana bir oğul versin dediler. O zamanda beylerin hayır duası hayır dua, bedduası beddua idi, duaları kabul olunurdu.

    Pay Piçen Bey de yerineleri kalktı, der: Beyler benim de hakkıma bir dua eyleyin, Allah Teala bana da bir kız versin dedi. Kudretli Oğuz beyleri el kaldırdılar dua eylediler. Allah Teala sana da bir kız versin dediler. Pay Piçen Bey der: Beyler Allah Teala bana bir kız verecek olursa, siz şahit olun, benim kızım Pay Püre Bey'in oğluna beşik kertme yavuklu olsun dedi.

    Bunun üzerine bir kaç zaman geçti. Allah Teala Pay Püre Bey'e bir oğul, Pay Piçen Bey'e bir kız verdi. Kudretli Oğuz beyleri bunu işittiler, şad olup sevindiler. Pay Püre Bey bezirganlarınım yanına çağırdı, buyruk etti : Bre bezirganlar. Allah Teala bana bir oğul verdi. Rum eline benim oğlum için güzel armağanlar getirin, benim oğlum büyüyünceye kadar dedi.

    Bezirganlar da gece gündüz yola girdiler. İstanbul'a geldiler. Fevkalade, nadide, güzel armağanlar aldılar. Pay Püre'nin oğlu için bir deniz tayı boz aygır aldılar, bir ok kirişli sert yay aldılar, bir de altı kanatlı gürz aldılar. Yol hazırlığını yaptılar.

    Pay Püre'nin oğlu beş yasma girdi, beş yaşından on yaşına girdi, on yaşından on beş yaşına girdi. Dönüp baksa çalımlı, kartal hünerli bir güzel iyi yiğit oldu. O zamanda bir oğlan baş kesmese kan dökmese ad koymazlardı. Pay Püre Bey'in oğlu atlandı, ava çıktı. Av avlarken babasının tavlasının üzerine geldi. Tavlacı başı karşıladı, indirdi misafir etti. Yiyip içip oturuyorlardı. Beri yandan da bezirganlar gelerek Kara derbent ağzına konmuşlardı. Murada maksuda erişmesin, Evnük Kalesi'nin kafirleri bunları casusladı.

    Bezirganlar yatarken ansızın beş yüz kafir saldırdılar, vurdular, yağmaladılar. Bezirganın büyüğü tutuldu, küçüğü kaçarak Oğuz'a geldi.

    Baktı gördü Oğuz'un hududunda bir alaca gölgelik dikilmiş, bir bey oğlu güzel yiğit kırk yiğit ile, sağında ve solunda, oturuyorlar. Oğuz'un bir güzel yiğidi ancak, yürüyeyim medet diyeyim dedi.

    Bezirganlar der: Yiğit yiğit bey yiğit, sen benim ünümü anla sözümü dinle, on altı yıldır ki Oğuz içinden gitmiştik. fevkalade kafir malını Oğuz beylerine getiriyorduk. Pasının Kara Derbent ağzına göğüs vermiş idik. Evnük Kalesi'nin beş yüz kafiri üzerimize saldırdı. kardeşim esir oldu, malımızı rızkımızı yağmaladılar, geri döndüler, kara başımı kaldırdım sana geldim, kara basının sadakası yiğit medet bana dedi.

    Bu defa oğlan şarap içerken içmez oldu. Altın kadehi elinden yere çaldı, der: Ne diyorsam yetiştirin, giyimim ile benim koç atımı getirin hey, beni seven yiğitler binsinler dedi. Bezirgan da önlerine düştü, kılavuz oldu.

    Kafir de inerek bir yerde akçe bölüşmekteydi. Bu sırada yiğitler meydanının arslanı, pehlivanların kaplanı boz oğlan yetişti. Bir iki demedi, kafirlere kılıç vurdu, baş kaldıran kafirleri öldürdü, gaza eyledi, bezirganların malını kurtardı.

    Bezirganlar der: Bey yiğit bize sen erlik işledin, gel şimdi beğendiğin maldan al dediler. Yiğidin gözü bir deniz tayı boz aygırı tuttu, bir de altı kanatlı gürzü, bir de ak kirişli yayı tuttu. Bu üçünü beğendi. Der: Bre bezirganlar bu aygırı ve sonra bu yayı ve bu gürzü bana verin dedi. Böyle diyince bezirgan lar bozuldu. Yiğit der: Bre bezirganlar çok mu istedim dedi. Bezirganlar dediler: Niye çok olsun, amma bizim bir beyimizin oğlu vardır, bu üç şeyi ona armağan götürmemiz gerek idi dediler. Oğlan der: Bre beyinizin oğlu kimdir? Dediler. Pay Püre' nin oğlu vardır, adına Bamsı derler dediler. Pay Püre'nin oğlu olduğunu bilemediler. Yiğit parmağını ısırdı. Der: Burda minnetle olmaktansa, orda babamın yanında minnetsiz almak daha iyidir dedi. Atını kamçıladı yola girdi. Bezirganlar ardından baka kaldılar, vallah güzel yiğit, faziletli yiğit dediler.

    Boz oğlan babasının evine geldi. Babasına haber verildi bezirganlar geldi diye. Babası sevindi, çadır otağ, alaca gölgelik diktirdi, ipek halıcıklar serdi, geçti oturdu. Oğlunu sağ yanına aldı. Oğlan bezirganlar hususundan bir söz söylemedi, kafirleri öldürdüğünden bahsetmedi. Birdenbire bezirganlar geldiler. Baş indirip selam verdiler. Gördüler ki o yiğit ki baş kesmiştir, kan dökmüştür. Pay Püre Bey'in sağında oturuyor. Bezirganlar yürüdüler yiğidin elini öptüler. Bunlar böyle edince Pay Püre Bey'in hiddeti tuttu, bezirganlara der: Bre kavat oğlu kavatlar, baba dururken oğul elini mi öperler? Dediler: Hanım, bu yiğit senin oğlun mudur? Evet benim oğlumdur dedi. Dediler: şimdi incinme hanım önce onun elini öptüğümüze, eğer senin oğlun olmasaydı bizim malımız Gürcistan'da gitmişti, hepimiz esir olmuştuk dediler. Pay Püre Bey der: Bre, benim oğlum baş mı kesti, kan mı döktü? Evet baş kesti, kan döktü, adam devirdi dediler. Bre, bu oğlana ad koyacak kadar var mıdır dedi. Evet sultanım, fazladır dediler.

    Pay Püre Bey kudretli Oğuz beylerini çağırdı misafir etti. Dedem Korkut geldi, oğlana ad koydu.

    Der:

    Ünümü anla sözümü dinle Pay Püre Bey
    Allah Teala sana bir oğul vermiş tutu versin
    Ak sancak kaldırınca müslümanlar arkası olsun
    Karşı yatan kara karlı dağlardan aşar olsa
    Allah Teala senin oğluna aşıt versin
    Kanlı kanlı sulardan geçer olsa geçit versin
    Kalabalık kafire girince
    Allah Teala senin oğluna fırsat versin
    Sen oğlunu Bamsam diye okşarsın
    Bunun adı boz aygırlı Bamsı Beyrek olsun

    Adım ben verdim yaşını Allah versin dedi. Kudretli Oğuz beyleri el kaldırdılar dua kıldılar, bu ad bu yiğide kutlu olsun dediler. Beyler hep ava bindi. Boz aygırını çektirdi Beyrek bindi. Ala dağa alaca asker ava çıktı. Birdenbire Oğuz'un üzerine bir sürü geyik geldi. Bamsı Beyrek birini, kovalayıp gitti. Kovalaya kovalaya bir yere geldi, ne gördü?

    Sultanım gördü : Yeşil çayırın üzerine bir kırmızı otağ dikilmiş, Yarap bu otağ kimin ola dedi. Haberi yok ki alacağı ela gözlü kızın otağı olsa gerek. Bu otağın üzerine varmağa haya etti. Dedi: Ne olursa olsun, hele ben avımı alayım dedi. Otağın önünde erişi verdi, geyiği arka ayağından vurdu. Baktı gördü —bu otağ Banı Çiçek otağı imiş ki Beyreğin beşik kertme nişanlısı, adaklısı idi— Banı Çiçek otağdan bakıyordu. Bre dadılar, bu kavat oğlu kavat bize erlik mi gösteriyor dedi, varın bundan pay isteyin, görün ne der dedi.

    Kısırca Yenge derler bir hatun var idi, ileri vardı pay istedi: Hey bey yiğit, bize de bu geyikten pay ver dedi. Beyrek der: Bre dadı, ben avcı değilim, bey oğlu beyim, hepsi size dedi. aman sormak ayıp olmasın bu otağ kimindir dedi. Kısırca Yenge der: Bey yiğidim, bu otağ Pay Piçen Bey kızı Banu Çiçeğindir dedi. Bunun üzerine hanım. Beyreğin kanı kaynadı, edepte usul usul geri döndü.

    Kızlar geyiği kaldırdılar, güzeller şahı Banı Çiçeğin Önüne getirdiler. Baktı gördü ki bir sultan semiz yabani geyiktir. Banı Çiçek der: Bre kızlar, bu yiğit ne yiğittir? Kızlar der: Vallah sultanım, bu yiğit yüzü örtülü güzel yiğittir, bey oğlu bey imiş dediler. Banu Çiçek der: Hey hey dadılar, babam bana ben seni yüzü örtülü Beyreğe vermişim derdi, olmaya ki bu ola, bre çağırın haberleşeyim dedi.

    Çağırdılar Beyrek geldi. Banu Çiçek yaşmaktandı, haber sordu, der: Yiğit, gelişin nerden? Beyrek der: İç Oğuz'dan. İç Oğuz'da kimin nesisin dedi. Pay Püre oğlu Bamsı Beyrek dedikleri benim dedi. Kız der: Peki ya ne yapmaya geldin yiğit dedi. Beyrek der: Pay Piçen Beyin bir kızı varmış, onu görmeğe geldim dedi. Kız der: O öyle insan değildir ki sana görünsün dedi, amma ben Banu Çiçeğin dadısıyım, gel şimdi seninle ava çıkalım, eğer senin atın benim atımı geçerse onun atını da geçersin, hem seninle ok atalım, beni geçersen onu da geçersin ve hem seninle güreşelim, beni yenersen onu da yenersin dedi. Beyrek der: Pekala şimdi atlanın. ikisi atlandılar, meydana çıktılar. At teptiler. Seyreğin atı kızın atını geçti. Ok attılar. Beyrek kızın okunu geride bıraktı. Kız der: Bre yiğit benim atımı kimsenin geçtiği yok, okumu kimsenin geride bıraktığı yok, şimdi gel seninle güreş tutalım dedi.

    Hemen Beyrek attan indi. Kavuştular, iki pehlivan olup birbirine sarmaştılar. Beyrek kaldırır kızı yere vurmak ister, kız kaldırır Beyreği vurmak ister. Beyrek bunaldı, der: Bu kıza yenilecek olursam, kudretli Oğuz içinde başıma kakınç, yüzüme dokunç ederler dedi. Gayrete geldi, kavradı kızı sarmaya aldı, memesinden tuttu. Kız kocundu. Bu sefer Beyrek kızın ince beline girdi, sarma taktı, arkası üzerine yere yıktı. Kız der: Yiğit Pay Piçen'in kızı Banu Çiçek benim dedi. Beyrek üç öptü bir dişledi, düğün kutlu olsun han kızı diye parmağından altın yüzüğü çıkardı kızın parmağına geçirdi. Aramızda bu nişan olsun han kızı dedi. Kız der: Mademki böyle oldu, hemen şimdi ileri atılmak gerek bey oğlu dedi. Beyrek de ne olacak hanım, baş üzerine dedi.

    Beyrek kızdan ayrılıp evlerine geldi. Ak sakallı babası karşı geldi, der: Oğul fevkalade olarak bugün Oğuz'da ne gördün? Der: Ne göreyim, oğlu olan evlendirmiş. kızı olan kocaya vermiş. Babası der: Oğul yoksa seni evlendirmek mi gerek. Evet ya ak sakallı aziz baba, evlendirmek gerek dedi.. Babası der: Oğuz'da kimin kızını alıvereyim dedi. Beyrek der: Baba bana bir kız alı ver ki ben yerimden kalkmadan o kalkmalı, ben kara koç atıma binmeden o binmeli ben hasmıma varmadan o bana baş getirmeli, böyle kız alıver baba bana dedi. Babası Pay Püre Han der: Oğul sen kız istemiyorsun, kendine bir hempa istiyormuşsun, oğul galiba senin istediğin kız Pay Piçen Bey kızı Banu Çiçek'tir dedi. Beyrek der: Evet ya, evet ak sakallı aziz baba benim de istediğim odur dedi. Babası der: Ay oğul Banu Çiçeğin bir deli kardeşi vardır, adına Deli Karçar derler, kız isteyeni öldürür. Beyrek der: Peki ya nidelim? Pay Püre Bey der: Oğul kudretli Oğuz beylerim evimize çağıralım, nasıl uygun görürlerse ona göre işedelim dedi.

    Kudretli Oğuz beylerini hep çağırdılar, evlerine getirdiler. Ağır misafirlik eylediler. Kudretli Oğuz beyleri dediler: Bu kızı istemeğe kim vara bilir? Uygun gördüler ki Dede Korkut varsın dediler. Dede Korkut der: Dostlar, madem ki beni gönderiyorsunuz, biliyorsunuz ki Deli Karçar kız kardeşini isteyeni öldürür, bari Bayındır Han'ın tavlasından iki güzel koşucu at getirin, bir keçi başlı geçer aygırı, bir toklu başlı doru aygırı, ansızın kaçma kovalama olursa birisine bineyim, birisini yedekte çekeyim dedi. Dede Korkut'un sözü haklı görüldü. Vardılar Bayındır Han'ın tavlasından o iki atı getirdiler. Dede Korkut birine bindi, birini yedekte çekti, dostlar sizi Hakka ısmarladım dedi gitti.

    Meğer sultanım, Deli Karçar da ak çadırını, ak otağını kara yerin üzerine kurdurmuştu, arkadaşları ile nişan talimi yapıp oturuyordu. Dedem Korkut öteden beriye geldi. Baş indirdi, bağır bastı; ağız dilden güzel selam verdi. Deli Karçar ağzını köpüklendirdi. Dede Korkut' un yüzüne baktı, der: Aleykesselam ey ameli azmış fiili dönmüş, kadir Allah ak alnına bela yazmış!. Ayaklıların buraya geldiği yok, ağızlıların bu suyumdan içtiği yok, sana noldu amelin mi azdı fiilin mi döndü, ecelin mi geldi, buralarda neylersin dedi.

    Dede Korkut der:

    Karsı yatan kara dağım aşmağa gelmişim
    Akıntılı güzel suyunu geçmeğe gelmişim
    Geniş eteğine dar koltuğuna sığınmağa gelmişim

    Tanrı’ nın buyruğu ile Peygamberin kavli ile aydan arı, güneşden güzel kız kardeşin Banu Çiçeği Bamsı Beyreğe istemeğe gelmişim dedi. Dede Korkut böyIe söyleyince Deli Karçar der: Bre ne diyorsam yetiştirin, kara aygırı silah ve teçhizatla getirin dedi.

    Kara aygırı silah ve teçhizatla getirdiler. Deli Karçar'ı bindirdiler.. Dede Korkut kösteği üzdü durmadan kaçtı. Deli Karçar ardına düştü.

    Toklu başlı doru aygır yoruldu, Dede Korkut keçi başlı geçer aygıra sıçradı bindi. Dedeyi kovalaya kovalaya Deli Karçar on tepe yer aşırdı. Dede Korkud'un ardından Deli Karçar erişti. Dede şaşkına döndü, Tanrı'ya sığındı, ismiazam duasını okudu. Deli Karçar kılıcını eline aldı, yukarısından öfke ile hamle kıldı. Deli Bey diledi ki Dedeyi tepeden aşağı çalsın. Dede Korkut dedi : Çalarsan elin kurusun dedi. Hak Teala'nın emri ile Deli Karçar'ın eli yukarıda asılı kaldı. Zira Dede Korkut keramet sahibi idi, dileği kabul olundu.

    Deli Karçar der:

    Medet aman’el’aman
    Tanrının birliğine yoktur güman

    Sen benim elimi iyileştiri ver, Tanrı’nın buyruğu ile, Peygamberin kavli ile kız kardeşimi Beyreğe vereyim dedi. Üç kerre ağzından ikrar eyledi, günahına tövbe eyledi. Dede Korkut dua eyledi. Delinin eli Hak emri ile sapa sağlam oldu. Döndü der: Dede, kız kardeşimin yoluna ben ne istersem verir misin? Dede der: Verelim dedi, görelim ne istersin. Deli Karçar der: Bin erkek deve getirin dişi deve görmemiş olsun, bin de aygır getirin ki hiç kısrakla çiftleşmemiş olsun, bin de koyun görmemiş koç getirin, bin de kuyruksuz kulaksız köpek getirin, bin de pire getirin bana dedi. Eğer bu dediğim şeyleri getirirseniz pekala verdim, amma getirmeyecek olursan bu sefer öldürmedim, o vakit öldürürüm dedi.

    Dede döndü Pay Püre Bey'in evlerine geldi. Pay Püre Bey der: Dede, oğlan mısın kız mısın? Dede oğlanım dedi. Peki ya nasıl kurtuldun Deli Karçar'ın elinden dedi. Dede der: Allah'ın inayeti, erenlerin himmeti oldu, kızı aldım dedi. Beyreğe ve anasına ve kız kardeşlerine müjdeci geldi, sevindiler, şad oldular. Pay Püre Bey der: Deli ne kadar mal istedi? Dede der: Murada maksuda ermesin, Deli Karçar öyle mal istedi ki hiç bitmez dedi. Pay Püre Bey der: Hele ne istedi? Dede der: Bin aygır istemiştir ki kısrakla çiftleşmemiş olsun, bin de erkek deve istedi ki dişi deve görmemiş olsun, bin de koç istemiştir koyun görmemiş olsun, bin de kuyruksuz kulaksız köpek istedi, bin de ufacık karacık pireler istedi. Bu şeyleri getirecek olursanız kız kardeşimi veririm, getirmeyecek olursan gözüme görünmeyesin, yoksa seni öldürürüm dedi. Pay Püre Bey der: Dede ben üçünü bulursam ikisini sen bulur musun dedi. Dede Korkut evet hanım, bulayım dedi. Pay Püre Bey dedi: Şimdi Dede. köpek ile pireyi sen bul dedi.

    Sonra, kendisi tavla tavla atlarına vardı bin aygır seçti, develerine vardı bin erkek deve seçti, koyunlarına vardı bin koç seçti. Dede Korkut da bin kuyruksuz kulaksız köpek ile bin de pire buldu. Alıp bunları Deli Karçar'a gitti.

    Deli Karçar işitti karşı geldi, göreyim dediğimi getirdiler mi dedi. Aygırları görünce beğendi, develeri gördüğünde beğendi, koçları beğendi, köpekleri görünce kah kah güldü. Der: Dede yani hani benim pirelerim? Dede Korkut, hay oğul Karçar insan için tıpkı sığır sineği gibi tehlikelidir, o bir müthiş canavardır, hep bir yerde toplamışımdır, gel gidelim, semizini al zayıfım bırak dedi.

    Aldı Deli Karçar'ı bir pireli yere getirdi. Deîi Karçar'ı çırıl çıplak eyledi, ağıla soktu. Pireler Deli Karçar'a üşüştüler. Gördü başa çıkamıyor, der: Medet Dede, kerem eyle Allah aşkına kapıyı aç çıkayım dedi. Dede Korkut: Oğul Karçar ne gürültü patırtı ediyorsun, getirdim, bu ısmarladığın şeydir, noldun böyle bunaldın, semizini al zayıfını bırak dedi. Deli Karçar der: Hay Dede Sultan, Tanrı bunun semizini de alsın zayıfını da alsın, derhal beni kapıdan dışarı çıkar, medet dedi.
    Dede kapıyı açtı. Deli Karçar çıktı. Dede gördü ki Delinin canına geçmiş, başının derdine düşmüş, gövdesi pireden görünmez, yüzü gözü belirmez. Dedenin ayağına kapandı. Allah aşkına beni kurtar dedi. Dede Korkut, var oğul kendini suya at dedi. Deli Karçar koşarak vardı suya atladı. Piredir suya aktı gitti. Geldi elbisesini giydi, evine gitti. Ağır düğün hazırlığını yaptı.

    Oğuz zamanında bir yiğit ki evlense ok atardı, oku nereye düşse orada gelin odası dikerdi. Beyrek Han da okunu attı, dibine gelin odasını dikti.

    Adaklısından gelin hediyesi olarak bir kırmızı kaftan geldi. Beyrek giydi. Arkadaşlarına bu iş hoş gelmedi, müteessir oldular. Beyrek der: Niye müteessir oldunuz dedi. Dediler: Nasıl müteessir olmayalım. sen kızıl kaftan giyiyorsun, biz ak kaftan giyiyoruz dediler. Beyrek der: Bu kadar şeyden ötürü niye müteessir oluyorsunuz, bugün ben giydim, yarın naibim giysin, kırk güne kadar sıra ile giyiniz, ondan sonra bir dervişe verelim dedi.

    Kırk yiğit ile yiyip içip oturuyorlardı. Murada maksuda ermesin, kafirin casusu bunları casusladı,varıp Bayburd Hisarının beyine haber verdi. Der: Ne oturuyorsun sultanım, Pay Piçen Bey o sana vereceği kızı Beyreğe verdi, bu gece gelin odasına giriyor dedi. Murada maksuda ermesin, o mel'un, yedi yüz kafir ile dört nala hücum etti.

    Beyrek apalaca gelin odası içinde yiyip icip habersiz oturuyordu. Gece uykusunda kafir otağa saldırdı. Naibi kılıcını sıyırdı eline aldı, benim başım Beyreğin başına Kurban olsun dedi. Naip paralandı, şehit oldu. Derin olsa batırır kalabalık korkutur, at işler er övünür, yayan erin ümidi olmaz. Otuz dokuz yiğit ile Beyrek esir gitti.

    Tan ağardı, güneş doğdu. Beyreğin babası anası baktı gördü ki, gerdek görünmez olmuş. Ah ettiler, akılları başlarından gitti. Gördüler ki uçanlardan kuzgun kalmış, tazı dolaşmış yurtta kalmış, gelin odası paralanmış, naip şehit olmuş. Beyreğin babası kaba sarığı kaldırıp yere çaldı, çekti yakaşını yırttı, oğul oğul diyerek böğürdü feryat figan etti. Ak bürçekli anası boncuk boncuk ağladı, gözünün yaşını döktü, acı tırnak ak yüzüne çaldı, al yanağını yırttı, kargı gibi kara saçını yoldu, ağlayarak sızlayarak evine geldi. Pay Püre Bey'in penceresi altın otağına feryat figan girdi. Kızı gelini kah kah gülmez oldu. kızıl kına ak eline yakmaz oldu. Yedi kız kardeşi ak çıkardılar kara elbiseler giydiler, vay beyim kardeş, muradına maksuduna ermeyen yalnız kardeş diyip ağlaştılar böğrüştüler. Beyreğin yavuklusuna haber oldu, Banu Çiçek karalar giydi ak kaftanını çıkardı, güz elması gibi al yanağım çekti yırttı,

    Vay al duvağımın sahibi
    Vay alnımın başımın umudu
    Vay şah yiğidim vay şahbaz yiğidim
    Doyuncaya kadar yüzüne bakmadığım hanım
    Nereye gittin beni yalnız koyup canım yiğit
    Göz açıp da gördüğüm
    Gönül ile sevdiğim
    Bir yastıkta baş koyduğum
    Yolunda öldüğüm kurban olduğum
    Vay Kazan Bey'in inançlısı
    Vay kudretli Oğuzun imrenileni
    Han Beyrek diyip zarı zarı ağladı.

    Bunu işitip Kıyan Selçük oğlu Deli Dündar ak çıkardı kara giydi. Beyreğin yar ve yoldaşları akı çıkarıp karalar giydiler. Kudretli Oğuz beyleri Beyrek için büyük yas tuttular, ümit kestiler.

    Bunun üzerine on altı yıl geçti, Beyreğin ölüsünü dirisini bilmediler.

    Bir gün kızın kardeşi Deli Karçar Bayındır Hanın divanına geldi, dizini çöktü, der: Devletli hanım ömrü uzun olsun. Beyrek sağ olsa on altı yıldan beri gelirdi, bir yiğit olsa dirisi haberini getirse, sırmalı elbise, cübbe, altın akçe verirdim, ölüşü haberini getierene kız kardeşimi verirdim dedi. Böyle diyince, murada maksuda ermesin. Yalancı oğlu Yaltacuk der: Sultanım ben varayım, ölüsü dirisi haberim getireyim dedi.

    Meğer Beyrek buna bir gömlek bağışlamışta giymezdi, saklardı. Vardı, gömleği kana mana batırdı, Bayındır Han'ın önüne getirip bıraktı. Bayındır Han der; Bre bu ne gömlektir? Beyreği Kara Derbentte öldürmüşler, işte delili sultanım dedi. Gömleği görünce beyler hüngür hüngür ağlaştılar, feryat figana girdiler. Bayındır Han der: Bre niye ağlıyorsunuz, biz bunu tanımayız, adaklısına götürün görsün, o iyi bilir, zira o dikmiştir, yine o tanır dedi.

    Vardılar, gömleği Banu Çiçeğe ilettiler. Gördü tanıdı, odur dedi, çekti yakasını yırtı, acı tırnak ak yüzüne aldı çaldı, güz elması gibi al yanağını yırttı,

    Vay göz açıp gördüğüm
    Gönül verip sevdiğim
    Vay al duvağımın sahibi
    Vay alnımın başımın umudu

    Han Beyrek diye ağladı. Babasına anasına haber oldu, apalaca yurduna feryat figan girdi, ak çıkardılar, kara giydiler. Kudretli Oğuz Beyleri Beyrek'ten ümit kestiler.

    Yalancı oğlu Yaltacuk küçük düğününü yaptı büyük düğününe mühlet koydu.

    Beyreğin babası Pay Püre Bey de bezirganlarını çağırdı yanına getirdi, der: Bre bezirganlar varın, iklim iklim arayın. Beyreğin ölüsü dirisi haberini getirirsiniz belki der.

    Bezirganlar hazırlık gördüler. Gece gündüz demeyip yürüdüler. Birdenbire Parasarın Bayburt Hisarına geldiler. Meğer o gün kafirlerin mukaddes günleri idi. Her biri yemekte içmekte idi. Beyreği de getirip kopuz çaldırıyorlardı. Beyrek yüce çardaktan baktı bezirganları gördü. Bunları gördüğünde haberleşti, görelim hanım ne haberleşti:

    Der:

    Düz engin havadar yerden gelen kervancı
    Bey babamın kadın anamın hediyesi kervancı
    Ayağı uzun koç ata binen kervancı
    Ünümü anla sözümü dinle kemancı
    Ulaş oğlu Salur Kazan'ı sorar olsam sağ mı kervancı
    Kudretli Oğuz içinde Kıyan Selçük oğlu Deli Dündarı sorar
    Olsam sağ mı kervancı
    Kara Göne oğlu Kara Budağı sorar olsam sağ mı kervancı
    Ak sakallı babamı
    Ak bürçekli anamı sorar olsam sağ mı kervancı
    Göz açıp da gördüğüm
    Gönül ile sevdiğim
    Pay Piçen kızı Banu Çiçek evde mi kervancı
    Yoksa kimseye vardı mı kervancı
    Söyle bana
    Kara başım kurban olsun kervancı sana dedi.
    Bezirganlar der:
    Sağ mısın esen misin canım Bamsı
    On altı yılın hasreti hanım Bamsı
    Kudretli Oğuz içinde
    Kazan Beyi sorar olsan sağdır Bamsı
    Kıyan Selçuk oğlu Deli Dündar'ı sorar olsan sağdır Bamsı.
    Kara Göne oğlu Budağı sorar olsan sağdır Bamsı
    O beyler ak çıkardı kara giydi senin için Bamsı
    Ak sakallı babanı
    Ak bürçekli ananı sorar olsan sağdır Bamsı
    Ak çıkarıp kara giydiler senin için Bamsı
    Yedi kız kardeşini yedi yol ayırımında ağlar gördüm Bamsı
    Güz elması gibi al yanaklarını yırtar gördüm Bamsı
    Vardı gelmez kardeş diye feryad eder gördüm Bamsı
    Göz açıp da gördüğün
    Gönül verip sevdiğin
    Pay Piçen kızı Banu Çiçek
    Küçük düğününü yaptı büyük düğününe mühlet koydu
    Yalancı oğlu Yaltacuğa varır gördüm Han Beyrek
    Parasarın Bayburt Hisarından uçmağa bak
    Ap alaca gerdeğine gelmeğe bak

    Gelmez olsan Pay Piçen kızı Banu Çiçeği aldırdın belli bil dedi. Beyrek kalktı, ağlaya ağlaya kırk yiğidin yanına geldi. Kaba sarığı kaldırdı yere çaldı, der: Hey benim kırk arkadaşım, biliyor musunuz neler oldu? Yalancı oğlu Yaltacuk benim ölüm haberini iletmiş, penceresi altın otağına babamın figan girmiş, kaza benzer kızı gelini ak çıkarmış kara giymiş, göz açıp da gördüğüm, gönül verip sevdiğim Banu Çiçek Yalancı oğlu Yaltacuğa varır olmuş. Böyle diyince kırk yiğidi kaba sarıklarını kaldırdılar yere çaldılar, böğüre böğüre ağlaştılar, feryat figan kıldılar.

    Meğer kafir beyinin bir bekar kızı var idi. Her gün Seyreği görmeğe getirdi. O gün yine görmeğe geldi. Baktı gördü Beyrek müteessir olmuş. Kız der: Niçin müteessirsin hanım yiğit? Geldikçe seni şen görürdüm, gülerdin oynardın, şimdi noldun dedi. Beyrek der: Nasıl müteessir olmayayım? On altı yıldır ki babanın esiriyim, babaya anaya, akrabaya kardeşe hasretim ve hem bir kara gözlü yavuklum var idi. Yalancı oğlu Yaltacuk derler bir kişi var idi. Varmış yalan söylemiş, beni öldü demiş, ona varır olmuş dedi. Böyle söyleyince kız —Beyreğe aşık olmuştu— der: Eğer seni hisardan aşağı urgan ile sallandıracak olursam, babana anana sağlık ile varacak olursan beni burada gelip helallığa alır mısın dedi. Beyrek and içti: Kılıcıma doğranayım, okuma saplanayım, yer gibi kertmeyim, toprak gibi savrulayım. sağlık ile varacak olursam Oğuz'a gelip seni helallığa olmazsam dedi.

    Kız da urgan getirip Beyreği hisardan aşağı sallandırdı. Beyrek aşağı baktı kendisini yeryüzünde gördü. Allah'a şükreyledi, yola düştü. Giderek kafirin at sürüsüne geldi. Bir at bulursam tutayım bineyim dedi. Baktı gördü kendisinin deniz tayı boz aygırı burada otlayıp duruyor. Boz aygır da Beyreği görüp tanıdı, iki ayağının üzerine kalktı kişnedi. Beyrek de övmüş, görelim hanım nasıl övmüş:

    Der :

    Açık açık meydana benzer senin alıncığın
    İki gece ışık saçan tasa benzer senin gözceğizin
    İbrişime benzer senin yeleciğin
    İki çift kardeşe benzer senin kulacığın
    Eri muradına yetiştirir senin arkacığın
    At demem sana kardeş derim kardeşimden daha iyi

    Başıma iş geldi arkadaş derim arkadaşımdan daha iyi dedi. At başını yukarı tuttu, bir kulağını kaldırdı Beyreye karşı geldi. Beyrek atın göğsünü kucakladı, iki gözünü öptü. Sıçradı bindi, hisarın kapısına geldi. Otuz dokuz arkadaşım emanet etti, görelim hanım nasıl emanet etti:

    Beyrek der:
    Bre pis dinli kafir
    Benim ağzıma söğüp duruyordun tahammül edemedim
    Kara domuz etinden yahni yedirdin tahammül edemedim
    Tanrı bana yol verdi gider oldum bre kafir
    Otuz dokuz yiğidimin emaneti bre kafir
    Birini eksik bulsam yerine on öldüreyim
    Onunu eksik bulsam yerine yüzünü Öldüreyim bre kafir

    Otuz dokuz yiğidimin emaneti bre kafir dedi. sonra tuttu yürüyü verdi. Kırk kişi kafirler atlandılar, ardına düştüler. Kovalayıp gittiler yetişemediler döndüler.

    Beyrek Oğuz'a geldi. Baktı gördü bir ozan gidiyor. Der: Bre ozan nereye gidiyorsun? Ozan der: Bey yiğit düğüne gidiyorum. Beyrek der: Düğün kimin? Yalancı oğlu Yaltacuğun dedi. Bre kimin nesini alıyor dedi. Ozan der: Han Beyreğin adaklısını alıyor dedi. Beyrek der: Bre ozan kopuzunu bana ver atımı sana vereyim, sakla, geleyim değerini getireyim alayım dedi. Ozan der: Avazım kısılmadan, sesim kalınlaşmadan bir attır elime geçti, götüreyim saklayayım dedi. Ozan kopuzu Beyreğe verdi.

    Beyrek kopuzu aldı, babasının yurduna yakın geldi. Baktı gördü ki bir kaç çobanlar yolun kenarını almışlar ağlıyorlar, hem durmayıp taş yığıyorlar. Beyrek der: Bre çobanlar, bir kişi yolda taş bulsa yabana atar, siz bu yolda bu taşı niçin yığıyorsunuz? Çobanlar der: Bre sen seni bilirsin, bizim halimizden haberin yok dediler. Bre ne haliniz vardır? Çobanlar der: Beyimizin bir oğlu var idi, on altı yıldır ki ölüsü dirisi haberini kimse bilmez. Yalancı oğlu Yaltacuk derler, ölüsü haberini getirdi, adaklısını ona verir oldular, gelir burdan geçer, vuralım onu, ona varmasın, eşine dengine varsın dediler. Beyrek der: Bre yüzünüz ak olsun, ağanızın ekmeği size helal olsun dedi.

    Oradan babasının yurduna geldi. Meğer evlerinin önünde bir büyük ağaç var idi. Dibinde bir güzel pınar var idi. Beyrek baktı gördü kim küçük kız kardeşi pınardan su almağa geliyor, kardeş Beyrek diye ağlıyor feryat ediyor, toyun düğünün kara oldu diye ağlıyor. Beyreğe müthiş ayrılık acısı çöktü, dayanmadı. boncuk boncuk gözünün yaşı akıp gitti. Çağırarak burada söyler, görelim hanım ne söyler:

  4. #4
    Üye
    Murat.Y - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2014
    Şehir
    Antalya
    Mesajlar
    1,998
    Blog Mesajları
    31
    Bahsedilme
    1 Gönderi
    Etiketleme
    0 Konu

    Exclamation



    Kam Püre'nin Oğlu Bamsı Beyrek Destanı'nı Beyan Eder Hanım Hey

    Beyrek der:

    Bre kız ne ağlıyorsun ne bağırıyorsun ağabey diye
    Yandı bağrım yakıldı içim
    Senin ağabeyin yok mu olmuştur
    Yüreğine kaynar yağlar mı dökülmüştür
    Kara bağrın mı sarsılmıştır
    Ağabey diye ne ağlıyorsun ne bağırıyorsun
    Yandı bağrım yakıldı içim
    Karşı yatan kara dağı sorar olsam yaylak kimin
    Soğuk soğuk sularını sorar olsam içme kimin
    Tavla tavla koç atları sorar olsam binek kimin
    Katar katar develeri sorar olsam yük taşıyıcı kimin
    Ağıllarda akça koyunu sorar olsam şölen kimin
    Karalı mavili otağı sorar olsam gölge kimin
    Ağız dilden kız işi haber bana
    Kara başım kurban olsun bugün sana dedi.

    Kız der:

    Çalma ozan söyleme ozan
    Yaslı ben kızın nesine gerek
    Karşı yatan kara dağı sorar olsan
    Ağabeyim Beyreğin yaylası idi
    Ağabeyim Beyrek gideli yaylayanım yok
    Soğuk soğuk sularını sorar olsan
    Ağabeyim Beyreğin içmesi idi
    Ağabeyim Beyrek gideli içenim yok
    Tavla tavla koç atları sorar olsan
    Ağabeyim Beyreğin bineği idi
    Ağabeyim Beyrek gideli binenim yok
    Katar katar develeri sorar olsan
    Ağabeyim Beyreğin yük taşıyıcısı idi
    Ağabeyim Beyrek gideli yükleyenim yok
    Ağıllarda akça koyunu sorar olsan
    Ağabeyim Beyreğin şöleniydi
    Ağabeyim Beyrek gideli şölenim yok
    Karalı mavili otağı sorar olsan
    Ağabeyim Beyreğindir
    Ağabeyim Beyrek gideli göçenim yok

    Yine kız der.

    Bre ozan
    Karşı yatan kara dağdan geldiğinde geçtiğinde
    Beyrek adlı bir yiğide rastlamadın mı
    Taşkın taşkın suları aşıp geldiğinde geçtiğinde
    Beyrek adlı bir yiğide rastlamadın mı
    Ağır adlı şehirlerden geldiğinde geçtiğinde
    Beyrek adlı bir yiğide rastlamadın mı
    Bre ozan gördün ise söyle bana
    Kara başım kurban olsun ozan sana dedi.

    Kız gene der:

    Karşı yatan kara dağım yıkılmıştır
    Ozan senin haberin yok
    Gölgeli koca ağacım kesilmiştir
    Ozan senin haberin yok
    Dünyalıkta bir kardeşim alınmıştır
    Ozan senin haberin yok
    Çalma ozan söyleme ozan
    Yaslı ben kızın nesine gerek ozan

    Önünde düğün var düğüne varıp öt dedi. Seyrek bundan geçti, büyük kız kardeşlerinin yanına geldi. Baktı gördü kız kardeşleri karalı mavili oturuyorlar. Çağırıp Beyrek söyler, görelim hanım ne söyler:

    Der:

    Sabah sabah yerinden kalkan kızlar
    Ak otağı bırakıp kara otağa giren kızlar
    Ak çıkarıp kara giyen kızlar
    Bağır gibi katılaşan yoğurttan ne var
    Kara saç altında kül ekmeğinden ne var
    Deri yaygıda ekmekten ne var
    Üç gündür yoldan geldim doyuran beni

    Üç güne varmasın Allah sevindirsin sizi dedi. Kızlar vardılar yemek getirdiler, Beyreğin karnını doyurdular. Beyrek der: Ağabeyinizin başı ve gözü sadakası eski kaftanınız var ise giyeyim düğüne varayım, düğünde elime kaftan verirler, tekrar kaftanınızı geri vereyim dedi. Vardılar, Beyreğin kaftanı var imiş, buna verdiler. Aldı giydi, boyu boyura, beli beline, kolu koluna yakıştı. Büyük kız kardeşi bunu Beyreğe benzetti, kara süzme gözleri kan yaş doldu. Söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

    Kara sürme gözlerin fersizleşmeseydi
    Ağabeyim Beyrek diyeydim ozan sana
    Yüzünü kara saç örtmeseydi
    Ağabeyim Beyrek diyeydim ozan sana
    Sağlam sağlam bileklerin solmasaydı
    Ağabeyim Beyrek diyeydim ozan sana
    Sallana sallana yürüyüşünden
    Aslan gibi duruşundan
    Darda kalmış yiğidin arkası
    Zavallının biçarenin ümidi
    Bayındır Han'ın güveyisi
    Yırtıcı kuşun yavrusu
    Türkistanın direği
    Amıt suyunun aslanı
    Karacuğun kaplanı
    Yağız al atın sahibi
    Han Uruz'un babası
    Hanım Kazan
    Ünümü anla sözümü dinle
    Sabah sabah kalkmışsın
    Ak ormana girmişsin
    Ak kavağın budağından sallayarak geçmişsin
    Can yaycığını eğmişsin
    Okcağızını kurmuşsun
    Adını gelin odası koymuşsun
    Sağda oturan sağ beyler
    Sol kolda oturan sol beyler
    Eşikteki inançlılar
    Dipte oturan has beyler

    Kutlu olsun devletiniz dedi. Böyle söyleyince Kazan Bey der: Bre deli ozan benden ne dilersin, çadırlı otağ mı dilersin, kul hizmetçi mi dilersin, altın akçe mi dilersin, vereyim dedi. Beyrek der: Sultanım beni bıraksan da şölen yemeğinin yanına varsam, karnım açtır, doyursam dedi. Kazan der: Deli ozan devletini tepti, beyler bugünkü beyliğim bunun olsun, bırakın nereye giderse gitsin, neylerse eylesin dedi.

    Beyrek şölen yemeğinin üzerine geldi. Karnını doyurduktan sonra kazanları tepti, döktü, çevirdi. Yahninin kimini sağma, kimini soluna atar. Sağdan gideni sağ alır, soldan gideni sol alır. Haklıya hakkı değsin, haksıza yüzü karalığı değsin.

    Kazan Bey'e haber oldu, sultanım deli ozan hep yemeği döktü dediler, şimdi kadınların yanına varmak istiyor.

    Kazan der: Bre bırakın kadınların yanına da varsın dedi.

    Beyrek kalktı, kadınların yanına vardı Zurnacıları kovdu, davulcuları kovdu, kimini dövdü, kiminin başını yardı. Kadınların oturduğu otağa geldi, eşiğini tuttu oturdu. Bunu gördü Kazan Bey'in hatunu boyu uzun Burla kızdı, der: Bre kavat oğlu deli kavat, sana düşer mi teklifsizce benim üzerime gelesin dedi. Beyrek der: Hamın. Kazan Bey'den bana buyruk oldu. bana kimse karışamaz dedi. Burla Hatun der: Bre madem ki Kazan Bey'den buyruk olmuştur, bırakırı otursun dedi. Yine döndü Seyreğe der: Bre deli ozan peki maksadın nedir? Der: Hanım maksadım odur ki kocaya varan kız kalksın oynasın, ben kopuz çalayım dedi.

    Kısırca Yenge derler bir hatun var idi, ona dediler: Bre Kısırca Yenge kalk sen oyna. ne bilir deli ozan dediler. Kısırca Yenge kalktı, der: Bre deli ozan kocaya varan kız benim dedi. oynamağa başladı. Beyrek kopuz çaldı söyledi, görelim hanım ne söyledi:

    Der:

    And içmişim kısır kısrağa bindiğim yok
    Binip mukaddes savaşlara vardığım yok
    Öküz ardında çobanlar sana bakar
    Boncuk boncuk gözlerinin yaşı akar
    Sen onların yanına var
    Muradını onlar verir belli bil
    Seninle benim işim yok
    Kocaya varan kız kalksın
    Kol sallayıp oynasın

    Ben kopuz çalayım dedi. Kısırca Yenge, vay bu zeval gelecek deli beni görmüş gibi söylüyor, dedi, vardı yerinde oturdu.

    Bu sefer Boğazca Fatma derler bir hatun var idi. kalk sen oyna dediler. Kızın kaftanını giydi, çal bre deli ozan, kocaya varan kız benim, oynayayım dedi.

    Deli ozan der:

    And içeyim bu sefer boğaz kısrağa bindiğim yok
    Binip mukaddes savaşlara vardığım yok
    Evinizin ardı derecik değil miydi
    Köpeğinizin adı Barak değil miydi
    Senin adın kırk oynaşlı Boğazca Fatma değil miydi
    Daha aybını açarım belli bil dedi.
    Seninle benim oyunum yok
    Var yerine otur
    Kocaya varan yerinden kalksın
    Ben kopuz çalayım

    Kol sallayıp oynasın dedi. Böyle söyleyince Boğazca Fatma der: Vay deli boğmaca çıkaracak olanca aybımızı kalktı, kalk kız, oynarsan oyna, oynamazsan cehennemde oyna, Beyrek'ten sonra başına bu hal geleceğini biliyorduk dedi. Burla Hatun der: Kız kalk oyna, elinden ne gelir dedi.

    Banu Çiçek kırmızı kaftanını giydi, ellerini yenine çekti gözükmesin diye, oyuna girdi, dedi. Bre deli ozan çal. kocaya varan kız benim, oynayayım dedi.

    Beyrek der:

    Ben bu yerden gideli deli olmuş
    Pek çok beyaz karlar yağmış dize çıkmış
    Han kızının evinde kut, halayık tükenmiş
    Maşrapa almış suya varmış
    Bileğinden on parmağını soğuk almış
    Kızıl altın getirin han kızına tırnak yontun

    Ayıplıca han kızı kocaya varmak ayıp olur dedi. Banu işitince Banu Çiçek kızdı: Bre deli ozan ben ayıplı mıyım ki, bana ayıp koşuyorsun dedi, gümüş gibi ak bileğini açtı, elini çıkardı. Beyreğin geçirdiği yüzük göründü. Beyrek yüzüğü tanıdı. Burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

    Beyrek gideli bam bam tepe başına çıktığım çok
    Kargı gibi kara saçımı yolduğum çok
    Güz elması gibi al yanağımı yırttığım çok
    Vardı gelmez bey yiğidim han yiğidim Beyrek diye ağladığım çok
    Seviştiğim Bamsı Beyrek sen değilsin
    Altın yüzük senin değildir
    Altın yüzükte çok nişan vardır
    Altın yüzüğü istiyorsan nişanını söyle dedi.

    Beyrek der:

    Sabah sabah hankızı yerimden kalkmadım mı
    Boz aygırın beline binmedim mi
    Senin evinin üzerine yabani geyik yıkmadım mı
    Sen beni yanına çağırmadın mı
    Seninle meydanda at koşturmadık mı
    Senin atını benim atım geçmedi mi
    Ok atınca ben senin okunu geride bırakmadım mı
    Güreşte ben seni yenmedim mi
    Üç öpüp bir ısırıp
    Altın yüzüğü parmağına geçirmedim mi

    Seviştiğin Bamsı Beyrek ben değil miyim dedi. Böyle diyince, kız tanıdı bildi ki Beyrek'tir, cübbesi ile çuhası ile Beyreğin ayağına kapandı. Beyreğe dadılar kaftan giydirip donattılar. Hemen kız sıçradı ata bindi. Beyreğin babasına anasına müjdeye koşturup gitti.

    Kız der:

    Halka halka kara dağın yıkılmıştı yüceldi ahir
    Kanlı kanlı suların çekilmişti çağladı ahir
    Koca ağacın kurumuştu yeşerdi ahir
    Yiğit atın ihtiyarlamıştı tay verdi ahir
    Kıvıl develerin ihtiyarlamıştı yavru verdi ahir
    Ak koyunun ihtiyarlamıştı kuzu verdi ahir
    On altı yıllık hasretin oğulun Beyrek geldi ahir
    Kayın baba kaynana müjde bana ne verirsiniz dedi.

    Beyreğin babası anası der:

    Dilin için öleyim gelinciğim
    Yoluna kurban olayım gelinciğim
    Yalan ise bu sözlerin gerçek olsun gelinciğim
    Sağ esen çıkıp gelse
    Karşı yatan kara dağlar sana yaylak olsun
    Soğuk soğuk suları sana içme olsun
    Kulum halayığım sana cariye olsun
    Yiğit atlarım sana binek olsun
    Katar katar develerim sana yük taşıyıcı olsun
    Ağıllarda akça koyunum sana şölen olsun
    Altın akçem sana harçlık olsun
    Penceresi altın otağım sana gölge olsun

    Kara başım kurban olsun sana gelinciğim dedi. Bu sırada beyler Beyreği getirdiler. Kazan Bey der: Müjde Pay Püre Bey oğlun geldi dedi. Pay Püre Bey der: Oğlum olduğunu şundan bileyim, serçe parmağını kanatsın, kanını mendile silsin, gözüme süreyim, açılacak olursa oğlum Beyrek'tir dedi. Zira ağlamaktan gözleri görmez olmuştu. Mendili gözüne sürünce Allah Teala'nın kudreti ile gözü açıldı. Babası anası feryat ettiler. Beyreğin ayağına kapandılar.

    Der:

    Penceresi altın otağımın kabzası oğul
    Kaza benzer kızımın gelinimin çiçeği oğul
    Görür gözümün aydını oğul
    Tutar belimin kuvveti oğul
    Kudretli Oğuz imrenileni canım oğul diyerek çok ağladı, Allah'ına şükürler eyledi.

    Yalancı oğlu Yaltacuk bunu işitti. Seyreğin Korkusundan kaçtı kendini Dana Sazına attı. Beyrek ardına düştü, kovalaya kovalaya saza düşürdü. Beyrek der: Bre ateş getirin. Getirdiler, sazı ateşe verdiler. Yaltacuk gördü ki yanıyor, sazdan çıktı Beyreğin ayağına kapandı, kılıcı altından geçti Beyrek de suçundan geçti. Kazan Bey der: Gel muradına eriş. Beyrek der: Arkadaşlarımı çıkarmayınca, hisarı almayınca murada erişmem dedi. Kazan Bey, Oğuz'una beni seven binsin dedi.

    Kudretli Oğuz beyleri atlandılar, Bayburt Hisarı'na dört nala yetiştiler. Kafirler de bunları karşıladılar.

    Kudretli Oğuz beyleri arı sudan abdest aldılar, ak alınlarını yere kodular, iki rekat namaz kıldılar. Adı güzel Muhammed'i yad ettiler. Gümbür gümbür davullar dövüldü. Bir kıyamet savaş oldu, meydan dolu baş oldu. Şöklü Melik'i böğürderek Kazan Bey attan yere düşürdü. Kara Tekürü Deli Dündar kılıçladı yere düşürdü. Kara Arslan Meliki Kara Budak yere düşürdü. Derelerde kafire kırgın girdi. Yedi kafir beyi kılıçtan geçti. Beyrek, Yigenek, Kazan Bey, Kara Budak. Deli Dündar, Kazan oğlu Uruz Bey bunlar kaleye yürüyüş ettiler. Beyrek otuz dokuz yiğidinin üzerine geldi, onları sağ ve esen gördü. Allah'a şükreyledi. Kafirin kilisesini yıktılar, yerine mescit yaptılar. Keşişlerini öldürdüler. Ezan okuttular, aziz Tanrı adına hutbe okuttular. Kusun, alaca kanını, kumaşın temizini, kızın güzelini, dokuz katlı işlenmiş süsler elbise, cübbe hanlar hanı Bayındır'a hisse çıkardılar. Pay Püre Bey'in oğlancığı Beyrek, melikin kızını aldı, ak evine ak otağına geri döndü, düğüne başladı.

    Bu kırk yiğidin bir kaçına Han Kazan, bir kaçına Bayındır Han kızlar verdiler. Beyrek de yedi kız kardeşini yedi yiğide verdi. Kırk yerde otağ dikti. Otuz dokuz kız talihli talihine birer ok attı. Otuz dokuz yiğit okunun ardınca gitti. Kırk gün kırk gece toy düğün eylediler. Beyrek yiğitleri ile murat verdi, murat aldı. Dedem Korkut geldi, neşeli havalar çaldı, destan söyledi deyiş dedi. gazi erenler başına ne geldiğini söyledi, bu Oğuzname Beyreğin olsun dedi.

    Dua edeyim hanım: Yerli kara dağların yıkılmasın. Gölgeli koca ağacın kesilmesin. Ak sakallı babanın yeri cennet olsun. Ak bürçekli ananın yeri cennet olsun. Oğul ile kardeşten ayırmasın. Ahir vaktinde arı imandan ayırmasın. Amin amin diyenler Tanrı’nın yüzünü görsün. Derlesin toplasın günahınızı adı güzel Muhammet Mustafa'nın yüzü suyuna bağışlasın hanım hey!...

  5. #5
    Üye
    Murat.Y - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2014
    Şehir
    Antalya
    Mesajlar
    1,998
    Blog Mesajları
    31
    Bahsedilme
    1 Gönderi
    Etiketleme
    0 Konu

    Exclamation



    Duha Koca Oğlu Deli Dumrul Destanı'nı Beyan Eder Hanım Hey

    Meğer hanım, Oğuz'da Duha Koca oğlu Deli Dumrul derlerdi bir er var idi. Bir kuru çayın üzerine bir köprü yaptırmıştı. Geçeninden otuz üç akçe alırdı, geçmeyeninden döve döve kırk akçe alırdı. Bunu niçin böyle ederdi? Onun için ki benden deli, benden güçlü er var mıdır ki çıksın benimle savaşsın der iki, benim erliğim, bahadırlığım, kahramanlığım, yiğitliğim Ruma, Şama gitsin, ün salsın der idi.

    Meğer bir gün köprüsünün yanında bir bölük oba konmuştu. O obada bir iyi güzel yiğit hasta düşmüştü. Allah'ın emriyle o yiğit öldü. Kimi oğul diye, kimi kardeş diye ağladı. O yiğit üzerine dehşetli kara feryat koptu.

    Ansızın Deli Dumrul dört nala yetişti. Der: Bre kavatlar, ne ağlıyorsunuz, benim köprümün yanında bu gürültü nedir, niye feryat ediyorsunuz dedi. Dediler: Hanım, bir güzel yiğidimiz öldü, ona ağlıyoruz dediler. Deli Dumrul der: Bre yiğidinizi kim öldürdü? Dediler: Vallah bey yiğit, Allah Teala'dan buyruk oldu, al kanatlı Azrail o yiğidin canını aldı. Deli Dumrul der: Bre, Azrail dediğiniz ne kişidir ki adamın canını alıyor, ya kadir Allah, birliğin varlığın hakkı için Azrail'i benim gözüme göster, savaşayım, çekişeyim, mücadele edeyim, güzel yiğidin canını kurtarayım, bir daha güzel yiğidin canını almasın dedi. Çekildi döndü Deli Dumrul evine geldi.

    Hak Teala'ya Dumrul'un sözü hoş gelmedi. Bak bak, bre deli kavat benim birliğimi tanımıyor, birliğime şükür kılmıyor, benim ulu dergahımda gezsin benlik eylesin dedi. Azrail’e buyruk eyledi kim ya Azrail, var ve o deli kavatın gözüne görün, benzini sarart, dedi, canını hırıldat al dedi.

    Deli Dumrul kırk yiğit ile yiyip içip otururken ansızın Azrail çıka geldi. Azrail'i ne çavuş gördü ne kapıcı. Deli Dumrul’un görür gözü görmez oldu, tutar elleri tutmaz oldu. Dünya alem Deli Dumrul'un gözüne karanlık oldu. Çağırıp Deli Dumrul söyler, görelim hanım ne söyler:

    Der:

    Bre ne heybetli ihtiyarım
    Kapıcılar seni görmedi
    Çavuşlar seni duymadı
    Benim görür gözlerim görmez oldu
    Tutar benim ellerim tutmaz oldu
    Titredi benim canım cuşa geldi
    Altın kadehim elimden vere düştü
    Ağzımın içi buz gibi
    Kemiklerim tuz gibi oldu
    Bre sakalcığı akça ihtiyar
    Gözceğizi fersiz ihtiyar
    Bre ne heybetli ihtiyarsın söyle bana
    Kazam belam dokunur bugün sana dedi.

    Böyle diyince Azrail'in hiddeti tuttu, der:

    Bre deli kavat
    Gözümün fersiz olduğunu ne beğenmiyorsun
    Gözü güzel kızların gelinlerin canım çok almışım
    Sakalımın ağardığını ne beğenmiyorsun
    Ak sakallı kara sakallı yiğitlerin canım çok almışım

    Sakalımın ağarmasının manası budur dedi. Bre deli kavat övünüyordun: Al kanatlı Azrail benim elime geçse, öldüreydim, güzel yiğidin canını onun elinden kurtaraydım diyordun, şimdi bre deli geldim ki senin canını alayım, verir misin yoksa benimle cenk eder misin dedi. Deli Dumrul der: Bre, al kanatlı Azrail sen misin dedi. Evet benim dedi. Bu güzel yiğitlerin canını sen mi alıyorsun dedi. Evet, ben alıyorum dedi. Bre Azrail, ben seni geniş yerde istiyordum, dar yerde iyi elime girdin değil mi dedi. Ben seni öldüreyim, güzel yiğidin canını kurtarayım dedi.

    Kara kılıcını sıyırdı eline aldı. Azrail’e çalmağa hamle kıldı. Azrail bir güvercin oldu. pencereden uçtu gitti. İnsan oğlunun ejderhası Deli Dumrul elini eline çaldı, kah kah güldü. Der: Yiğitlerim Azrail'in gözünü öyle korkuttum ki geniş kapıyı bıraktı dar bacadan kaçtı, mademki benim elimden güvercin gibi kuş oldu uçtu, bre ben onu bırakır mıyım doğana aldırmayınca dedi. Kalktı atma bindi, doğanını eline aldı, ardına düştü. Bir iki güvercin öldürdü. Döndü, evine gelirken Azrail atının gözüne göründü. At ürktü. Deli Dumrul’u kaldırdı yere vurdu. Kara başı bunaldı, darda kaldı. Ak göğsünün üzerine Azrail basıp kondu. Demin mırıldanıyordu, şimdi hırıldanmağa başladı.

    Der:

    Bre Azrail aman
    Tanrının birliğine yoktur güman
    Ben seni böyle bilmezdim
    Hırsız gibi can aldığını duymazdım
    Tepesi büyük büyük bizim dağlarımız olur
    O dağlarımızda bağlarımız olur
    O bağların kara salkımlı üzümü olur
    O üzümü sıkarlar al şarabı olur
    O şaraptan içen sarhoş olur
    Şaraplıydım duymadım
    Ne söyledim bilmedim
    Beylikten usanmadım yiğitliğe doymadım

    Canımı alma Azrail medet dedi. Azrail der: Bre deli kavat bana ne yalvarıyorsun. Allah Teala'ya yalvar, benim de elimde ne var, ben de bir emir kuluyum dedi. Deli Dumrul der: Peki ya can veren can alan Allah Teala mıdır? Evet odur dedi. Döndü Azrail’e, peki ya sen ne eylemekli belasın, sen aradan çık, ben Allah Teala ile haberleşeyim dedi. Deli Dumrul burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

    Yücelerden yücesin
    Kimse bilmez nicesin
    Güzel Tanrı
    Nice cahiller seni gökte arar yerde ister
    Sen bizzat müminlerin gönlündesin
    Daim duran cebbar Tanrı
    Baki kalan settar Tanrı
    Benim canımı alacaksan sen al

    Azrail'e almağa bırakma dedi. Allah Teala’ya Deli Dumrul’un burada sözü hoş geldi. Azrail’e nida eyledi ki madem deli kavat benim birliğimi bildi, birliğime şükür kıldı, ya Azrail, Deli Dumrul can yerine can bulsun, onun canı azat olsun der. Azrail der: Bre Deli Dumrul Allah Teala' nın emri böyle oldu ki Deli Dumrul canı yerine can bulsun, onun canı azat olsun dedi. Deli Dumrul der: Ben nasıl can bulayım, yalnız, bir ihtiyar babam, bir ihtiyar anam var, gel gelelim. ikisinden biri belki canını verir, al, benim canımı bırak dedi.

    Deli Dumrul sürdü babasının yanına geldi. Babasının elini öpüp söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

    Ak sakallı aziz izzetli canım baba
    Biliyor musun neler oldu
    Küfür söz söyledim
    Hak Tealaya hoş gelmedi
    Gök üzerinde al kanatlı Azdaile emreyledi
    Uçup geldi
    Benim akça göğsümü bastırıp kondu
    Hırıldatıp tatlı canımı alır oldu
    Baba senden can dilerim verir misin
    Yoksa oğul Deli Dumrul diye ağlar mısın

    Babası der:

    Oğul oğul ay oğul
    Canımın parçası oğul
    Doğduğunda dokuz erkek deve kestiğim aslan oğul
    Penceresi altın otağımın kabzası oğul
    Kaza benzer kızımın gelinimin çiçeği oğul
    Karşı yatan kara dağım gerek ise
    Söyle gelsin Azrailin yaylası olsun
    Soğuk soğuk pınarlarım gerek ise
    Ona içme olsun
    Tavla tavla koç atlarım gerek ise
    Ona binek olsun
    Katar katar develerim gerek ise
    Ona yük taşıyıcı olsun
    Ağıllarda akça koyunum gerek ise
    Kara mutfak altında onun şöleni olsun
    Altın gümüş para gerek ise
    Ona harçlık olsun
    Dünya tatlı can aziz
    Canımı kıyamam belli bil
    Benden aziz benden sevgili anandır

    Oğul anana var dedi. Deli Dumrul babasından yüz bulmayıp sürdü anasına geldi.

    Der:

    Ana biliyor musun neler oldu
    Gök yüzünden al kanatlı Azrail uçup geldi
    Benim akça göğsümü bastırıp kondu
    Hırıldatıp canımı alır oldu
    Babamdan can diledim ana vermedi
    Senden can dilerim ana
    Canını bana verir misin
    Yoksa oğul Deli Dumrul diye ağlar mısın
    Acı tırnak ak yüzüne çalar mısın

    Kargı gibi kara saçını yolar mısın ana dedi. Anası burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş :

    Anası der:

    Oğul oğul ay oğul
    Dokuz ay dar karnımda taşıdığım oğul
    On ay diyince dünya yüzüne getirdiğim oğul
    Dolma beşiklerle belediğim oğul
    Dolu dolu ak sütümü emzirdiğim oğul
    Akça burçlu hisarlarda tutulaydın oğul
    Pis dinli kafir elinde esir olaydın oğul
    Altın akçe gücüne dayanarak seni kurtaraydım oğul
    Yaman yere varmışsın varamam
    Dünya tatlı can aziz

    Canımı kıyamam belli bil dedi, anası da canını vermedi. Böyle diyince Azrail geldi Deli Dumrul'un canını almağa.

    Deli Dumrul der:

    Bre Azrail aman
    Tanrının birliğine yoktur güman

    Azrail der: Bre deli kavat daha ne aman diliyorsun, ak sakallı babanın yanına vardın can vermedi, ak bürçekli ananın yanına vardın can vermedi, daha kim verecek dedi. Deli Dumrul der: Hasretlim vardır, buluşayım dedi. Azrail der: Bre deli hasretlin kimdir?

    Der:

    El kızı helallim var, ondan benim iki oğlancığım var, emanetim var, ısmarlayacağım onlara, ondan sonra benim canımı alasın dedi.

    Sürdü helallisinin yanına geldi, der:
    Biliyor musun neler oldu
    Gök yüzünden al kanatlı Azrail uçup geldi.
    Benim beyaz göğsümü bastırıp kondu
    Benim tatlı canımı alır oldu
    Babama ver dedim can vermedi
    Anama vardım can vermedi
    Dünya şirin can tatlı dediler
    Şimdi
    Yüksek yüksek kara dağlarım sana yaylak olsun
    Soğuk soğuk sularım sana içme olsun
    Tavla tavla -koç -atlarım 'sana binek olsun
    Penceresi altın otağım sana gölge olsun
    Katar katar develerim sana yük taşıyıcı olsun
    Ağıllarda beyaz koyunum sana şölen olsun
    Gözün kimi tutarsa
    Gönlün kimi severse
    Sen ona var

    İki oğlancığı öksüz koyma dedi. Kadın burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

    Der:

    Ne diyorsun ne söylüyorsun
    Göz açıp da gördüğüm
    Gönül verip sevdiğim
    Koç yiğidim şah yiğidim
    Tatlı damak verip öpüştüğüm
    Bir yastıkta baş koyup emiştiğim
    Karşı yatan kara dağları
    Senden sonra ben neylerim
    Yaylar olsam benim mezarım olsun
    Soğuk soğuk sularını
    İçer olsam benim kanım olsun
    Altın akçeni harcar olsam benim kefenim olsun
    Tavla tavla koç atını
    Biner olsam benim tabutum olsun
    Senden sonra bir yiğidi
    Sevip varsam beraber yatsam
    Alaca yılan olup beni soksun
    Senin o namert anan baban
    Bir canda ne var ki sana kıyamamışlar
    Arş şahit olsun sekizinci kat gök şahit olsun
    Yer şahit olsun gök şahit olsun
    Kadir Tanrı şahit olsun
    Benim canım senin canına kurban olsun dedi, razı oldu.

    Azrail hatunun canını almağa geldi, insan oğlunun ejderhası eşine kıyamadı. Allah Teala'ya burada yalvarmış, görelim nasıl yalvarmış:

    Der:

    Yücelerden yücesin
    Kimse bilmez nicesin
    Güzel Tanrı
    Çok cahiller seni gökte arar yerde ister
    Sen bizzat müminlerin gönlündesin
    Daim duran cebbar Tanrı
    Ulu yollar üzerine
    İmaretler yapayım senin için
    Aç görsem donatayım senin için
    Alırsan ikimizin canını beraber al
    Bırakırsan ikimizin canını beraber bırak

    Keremi çok kadir Tanrı dedi. Hak Teala'ya Deli Dumrul'un sözü hoş geldi. Azrail’e emreyledi: Deli Dumrul'un babasının anasının canını al, o iki helalliye yüz kırk yıl ömür verdim dedi. Azrail de babasının anasının derhal canını aldı. Deli Dumrul yüz kırk yıl daha eşi ile ömür sürdü.

    Dedem Korkut gelip destan söyledi deyiş dedi. Bu destan Deli Dumrul'un olsun, benden sonra alp ozanlar söylesin, alnı açık cömert erenler dinlesin dedi.

    Dua edeyim hanım: Yerli kara dağların yıkılmasın. Gölgeli koca ağacın kesilmesin. Taşkın akan güzel suyun kurumasın. Kadir Tanrı seni namerde muhtaç etmesin. Ak alnında beş kelime dua kıldık, olsun kabul. Derlesin toplasın günahınızı adı güzel Muhammed'e bağışlasın hanım hey!...

  6. #6
    Üye
    Murat.Y - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2014
    Şehir
    Antalya
    Mesajlar
    1,998
    Blog Mesajları
    31
    Bahsedilme
    1 Gönderi
    Etiketleme
    0 Konu

    Exclamation



    Kanglı Koca Oğlu Kan Turalı Destanı'nı Beyan Eder Hanım Hey


    Oğuz zamanında Kanglı Koca derlerdi bir gürbüz er var idi. Yetişmiş bir yiğit oğlu var idi, adına Kan Turalı derlerdi.

    Kanglı Koca der: Dostlar, babam öldü ben kaldım, yerim yurdunu tuttum, yarınki gün ben Öleceğim oğlum kalacak, bundan daha iyisi yoktur ki gözüm görürken oğul gel seni evlendireyim dedi. Oğlan der: Baba mademki beni evlendireyim diyorsun, bana layık kız nasıl olur? Kan Turalı der: Baba ben yerimden kalkmadan o kalkmış olmalı, ben kara koç atıma binmeden o binmiş olmalı, ben kanlı kafir eline varmadan o varmış bana baş getirmiş olmalı dedi. Kanglı Koca der: Oğul sen kız istemezmişsin, bir yiğit bahadır istermişsin, onun arkasında yiyesin içesin hoş geçesin. Der: Evet canım baba öyle isterim, ya varasın bir cici bici türkmen kızını alasın, birdenbire kayayım üzerine düşeyim, karnı yırtılsın dedi. Kanglı Koca der: Oğul kız görmek senden, mal rızk vermek benden dedi.

    Böyle diyince yiğitler ejderhası Kan Turalı yerinden kalktı. Kırk yiğidini yanına aldı. İç Oğuz'u gördü, kız bulamadı. Çekildi geri döndü, evlerine geldi. Babası der: Oğul kız buldun mu? Kan Turalı der: Yıkılsın Oğuz elleri, bana yarar kız bulamadım baba dedi. Babası der: Hey oğul kız dileyip varan böyle varmaz. Kan Turalı der: Ya nasıl varır baba dedi. Kanglı Koca der: Oğul sabah varıp öğlen gelmek olmaz, öğlen varıp akşam gelmek olmaz, oğul sen mala dört elle sarıl, yığ, ben sana kız aramağa gideyim dedi.

    Kanglı Koca sevine kıvana kalktı. Ak sakallı çok yaşlı ihtiyarları yanına aldı. Iç Oğuz'a girdi, kız bulamadı. Dolandı Dış Oğuz'a girdi, bulamadı. Dolandı Tırabuzan'a geldi.

    Meğer Tırabuzan tekfürünün bir fevkalade güzel dilber kızı var idi. Sağına soluna iki çift yay çekerdi. Attığı ok yere düşmezdi. O kızın üç canavar kalınlığı kaftanlığı var idi. Kim o üç canavarı bastırsa yense öldürse kızımı ona veririm diye vad eylemişti. Bastıramasa başını keserdi. Böylelikle otuz iki kafir beyinin oğlunun başı burç bedeninde kesilip asılmıştı. O üç canavarın biri kükremiş aslan idi, biri kara boğa idi, biri de kara erkek deve idi. Bunların her birisi bir ejderha idi. Bu otuz iki baş ki burçta asılmıştı, kükremiş aslan ile kara erkek devenin yüzünü görmemişlerdi, ancak boğa boynuzunda helak olmuşlardı.

    Kanglı Koca bu başları ve bu canavarları gördü, başında olan bit ayağına toplandı.Der. Varayım oğluma doğru haber vereyim, hüneri var isa gelsin alsın, yoksa evdeki kıza razı olsun dedi.

    At ayağı çabuk ozan dili çevik olur. Kanglı Koca giderek geldi Oğuz'a çıktı. Kan Turalı'ya haber oldu, baban geldi dediler. Kırk yiğit ile babasına karşı vardı. Elini öptü. der: Canım baba bana yarar kız buldun mu? Der: Buldum oğul hünerin var ise dedi. Kan Turalı der: Altın akçe mi ister, katır deve mi ister? Babası der: Oğul hüner gerek hüner dedi. Kan Turalı der: Baba yelesi kara cins atıma eyer vurayım, kanlı kafir eline akın edeyim, baş keseyim, kan dökeyim, kafire kan kusturayım, kul hizmetçi getireyim, hüner göstereyim. Kanlı Koca der: Hay canım oğul hüner dediğim o değil. O kız için üç canavar beslemişler. Kim ki o üç canavarı bastırır, o kızı ona verirler. Bastırıp öldürmese onun başını keserler burca asarlar. Kan Turalı der: Baba bu sözü sen bana dememeliydin, mademki dedin, elbette varmalıyım, başıma kakınç, yüzüme dokunç olmasın, kadın ana bey baba esen kalın dedi. Kanglı Koca der: Gördün mü ben bana nettim, oğlana korkunç haberler vereyim, belki gitmez döner dedi. Kanglı Koca burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

    Der:

    Oğul senin varacağın yerin
    Dolamaç dolamaç yolları olur
    Atlı batıp çıkamaz onun balçığı olur
    Alaca yılan sökemez onun ormanı olur
    Gök ile boy ölçüşen onun kalesi olur
    Göz Kakarak gönül alan onun güzeli olur
    Hay demeden baş getiren celladı olur
    Sırtında kalkan oynar yayası olur
    Yaman yerlere yeltendin geri dön
    Ak sakallı babanı ihtiyarcık olmuş ananı ağlatma dedi.

    Kan Turalı kızdı, der:

    Ne söylüyorsun ne diyorsun canım baba
    Bu kadar işten korkan yiğit mi olur
    Alp ere korku vermek ayıp olur
    Dolamaç dolamaç yollarını
    Kadir kor ise geceleyin at sürüp geçeyim
    Atlı batıp çıkamaz onun balçığına kumlar döşeyeyim
    Alaca yılan sökemez ormanını
    Çakmak çakıp ateşe vereyim
    Gök ile boy ölçüşen kalelerini
    Kadir kor ise yapayım yıkayım
    Göz kakarak gönül alan güzelinin boynunu öpeyim
    Sırtında kalkan oynar yayasının
    Kadir kor ise başını keseyim
    Ya varayım ya varmayayım
    Ya geleyim ya gelmeyeyim
    Ya kara erkek devenin göğsü altında kalayım
    Ya boğanın boynuzuna ilişeyim
    Ya kükremiş aslanın pençesinde didileyim
    Ya varayım ya varmayayım
    Ya geleyim ya gelmeyeyim

    Yine görünceye kadar bey baba hatun ona esen kalın dedi. Gördüler ki namus için durmuyor, dediler: Oğul uğurun açık olsun, sağ esen varıp gelesin dediler. Babasının anasının ellerini öptü.

    Kırk yiğidini yanına aldı. Yedi gün yedi gece at koşturdular. Kafirin hudut boyuna eriştiler, çadır diktiler. Koşucu atını koşturup Kan Turalı gürzünü göğe atıyor, inip yere düşmeden kavrıyor, tutuyor,

    Hey kırk eşim kırk arkadaşım
    Yüğrük olsa yarışsam
    Hak Teala inayet eylese
    Üç canavarı öldürsem
    Güzeller sultanı sarı elbiseli Selcen Hatunu alsam
    Babamın anamın evine dönsem
    Hey kırk eşim kırk arkadaşım
    Kırkınıza kurban olsun benim başım diye söylüyordu.

    Bunlar bu sözde iken meğer hanım teküre haber vardı. Oğuz'dan Kan Turalı derler bir yiğit var imiş, kızını istemeğe geliyor dediler. Kafirler yedi ağaç yer karşı geldiler, neye geldiniz yiğit beyler dediler. Karşılıklı vermeğe almağa geldik dediler. İzzet hürmet eylediler. Ak çadır diktiler, alaca halı düşediler, ak koyun kestiler, yedi yıllık al şarap içirdiler. Alıp bunları teküre getirdiler.

    Tekür taht üzerinde oturmuştu. Yüz kafir gizlice giyimini giyinmişti. Yedi kat meydanı dolandı geldi. Meğer kız meydanda bir köşk yaptırmıştı. Bütün yanında olan kızlar al giymişlerde kendisi sarı giymişti, yukarıdan temaşa ediyordu. Kan Turalı geldi, kara şaykalı teküre selam verdi. Tekür selam aldı. Alaca halı döşediler. oturdu. Tekür der:

    Yiğit nereden geliyorsun? Kan Turalı yerinden kalkı verdi, sallana sallana yürüdü, ak alnını açtı, ak bileklerini sıvadı, dedi ki:

    Karşı yatan kara dağını aşmağa gelmişim
    Akıntılı suyunu geçmeğe gelmişim
    Dar eteğine geniş koltuğuna sığınmağa gelmişim
    Tanrı buyruğu ile Peygamber kavli ile

    Kızını almağa gelmişim dedi. Tekür der: Bu yiğidin sözü hızlı, eğer elinde hüneri var ise.

    Tekür der: Bu yiğidi anadan doğma soyundurun.

    Soyundurdular. Kan Turalı altınlı ince keten bezini beline sardı. Kan Turalı'yı alıp meydana getirdiler. Kan Turalı cemal ve kemal sahibi idi. Oğuzda dört yiğit yüz örtüsü ile gezerdi. Biri Kan Turalı, biri Kara Çöğür ve oğlu Kırk Kınak ve boz aygırlı Beyrek. Kan Turalı yüz örtüsünü sıyırdı açtı. Kız köşkten bakıyordu, eli ayağı gevşedi, kedisi miyavladı, avsıl olmuş dana gibi ağzının suyu aktı. Yanındaki kızlara der: Hak Teala babamın gönlüne merhamet lütfetse de başlık kesip beni o yiğide verse, bunun gibi yiğit yazık olur ki canavarlar elinde helak olsun dedi.

    Bu sırada demir zincirle boğayı getirdiler. Boğa dizini çöktü, boynuzu ile mermer taşı yuğurdu peynir gibi ditti. Kafirler der: Şimdi yiğidi atar, yıkar, yere serer, delik deşik eder. yıkılsın Oğuz etleri, kırk yiğit bir bey oğlu ile bir kızdan Ötürü ölmek ne oluyor dediler. Bunu işitince kırk yiğit ağlaştılar. Kan Turalı sağına baktı kırk yiğidini ağlar gördü, soluna baktı öyle gördü Der: Hey kırk eşim kırk arkadaşım, niye ağlıyorsunuz, kolca kopuzumu getirin övün beni dedi. Burada kırk yiğit Kan Turalı'yı övmüşler, görelim hanım nasıl övmüşler:

    Der:

    Sultanım Kan Turalı
    Kalkarak yerinden doğrulmadın mi
    Yelesi kara cins atına binmedin mi
    Arku Beli Ala Dağı
    Anlayarak kuşlayarak aşmadın mı
    Babanın ak otağının eşiğinde
    Hizmetçiler inek sağar görmedin mi
    Boğa boğa dedikleri
    Kara inek buzağısı değil midir
    Alp yiğitler hasmından kaygılanır mı olur
    San elbiseli Selcen Hatun köşkten bakar
    Kime baksa aşk ile ateşe yakar
    Kan Turalı sarı elbiseli kız a$kına bir hu dedi.

    Bre boğanızı koyu verin gelsin dedi. Boğanın zincirini aldılar, salı verdiler. Boynuzu elmas mızrak gibi. Kan Turalı'nın üzerine hücum etti. Kan Turalı adı güzel Muhammed'e salavat getirdi, boğanın olnına öyle bir yumruk vurdu ki boğayı kıçı üzerine çökertti. Alnına yumruğunu dayadı, sürdü meydanın başına çıkardı. Çok uğraştılar. Ne boğa yener, ne Kan Turzalı yener. Küt küt boğa solumağa başladı. Ağzı köpüklendi. Kan Turalı der: Bu dünyayı erenler akıl ile bulmuşlardır, bunun önünden sıçrayayım, ne hünerim var ise ardından göstereyim dedi. Adı güzel Muhammed'e salavat getirdi, boğanın önünden savuldu. Boğa boynuzu üzerine dikildi. Kuyruğundan üç kere kaJdırıp yere attı. Kemikleri hurdahaş oldu. Bastı boğazladı. Bıçak çıkatıp derişini' yüzdü. Etini meydanda bırakarak derisini Tekür'ün önüne getirip der: Yarın sabah kızını bana veresin dedi. Tekür der: Bre kızı verin. şehirden sürün, çıksın gitsin dedi. Tekür'ün kardeşi oğlu var idi, der: Canavarların sultanı aslandır, onunla da oyun göstersin, kızı ondan sonra verelim dedi.

    Vardılar aslanı çıkardılar, meydana getirdiler. Aslan haykırdı, meydanda ne kadar at var ise kan kaşandı. Yiğitleri der: Boğadan kurtuldu, aslandan nasıl kurtulsun dediler, ağlaştılar. Kan Turalı yiğitlerini ağlar gördü, der: Bre alca kopuzumu ele alın beni övün, sarı elbiseli kız aşkına bir aslandan döneyim mi dedi. Arkadaşları burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

    Der:

    Sultanım Kan Turalı
    Akça sazlar içinde san deriler görüp taylar basan
    Avın damarını delerek kanım emen
    Kara çelik öz kılıçtan dönmeyen
    Ak kirişli katı yaydan korkmayan
    Ak tüylü delici oktan çekinmeyen
    Canavarlar sultanı kükremiş aslan kıran
    Alaca köpek yavrusuna kendisini dalatır mı
    Alp yiğitler savaş günü hasmından kaygılanır mı dediler.
    San elbiseli Selcen Hatun köşkten bakar
    Kime baksa aşk ile ateşe yakar
    San elbiseli kız aşkınaa bir hu dedi.

    Kan Turalı, bre katır aslanını koyu ver gelsin dedi. Kara çelik öz kılıcım yok ki kapıştığı zaman iki biçeydim, sana sığındım cömertler cömerdi gani Tanrı, medet dedi. Aslanı koyu verdiler, sürdü geldi. Kan Turalı bir çoban keçesini eline doladı, aslanın pençesine sunu verdi. Adı güzel Muhammed’e salavat getirdi, aslanın alnını gözetip öyle bir yumruk vurdu ki, yumruk çenesine dokundu ufattı. Ensesinden tuttu belini yüzdü, sonra kaldırıp yere vurdu, hurdahaş oldu. Tekür'ün önüne geldi, dedi: Dost, kızını bana ver dedi. Tekür der: Kızı getirin verin, bu yiğidi gözüm gördü gönlüm sevdi, ister dursun ister gitsin dedi. Yine kardeşi oğlu der: Canavarların başı devedir, onunla da oyununu oynasın dedi, ondan sonra kızı verelim dedi.

    Tanrıdan inayet olunca beyin paşanın himmeti Kan Turalı'nın oldu. Tekür devenin ağzını yedi yerden bağlayın dedi. Hasut kafirler bağladılar, yularını sıyırıp salı verdiler. Kan Turalı fırlar devenin koltuğundan girer, fırlar çıkar. Sarhoş yiğit hem iki canavarla savaşmıştı, kaydı düştü. Altı cellat ensesine geldiler, yalın kılıç tuttular. Burada arkadaşlar söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

    Kalkarak Kan Turalı yerinden doğruluverdin
    Yelesi kara cins atına sıçrayıp bindin
    Ela gözlü yiğitlerini yanına aldın
    Arku Beli Ala Dağı geceleyin aştın
    Akıntılı güzel suyunu geceleyin geçtin
    Kanlı kafir eline geceleyin girdin
    Kara- boğa geldiğinde hurdahaş eyledin
    Kükremiş aslan geldiğinde belini büktün
    Kara erkek deve geldiğinde niye geçtin^
    Kara kara dağlardan haber aşar
    Kanlı kanlı sulardan haber geçer
    Kudretli Oğuz eline haber varır
    Kanglı Koca oğlu .Kan Turalı netmiş derler
    Kara boğa geldiğinde kıpırdatmamış
    Kükremiş aslan geldiğinde belini bükmüş
    Kara erkek deve geldiğinde niye geçmiş derler
    Büyük küçük kalmaz söz eder
    Yaşlı kadın erkek dedikodu eder
    Ak sakallı baban dertli olur
    İhtiyarcık olmuş anan kan yaş döker
    Hanım kalkarak yerinden doğrulmazsan
    Altı cellat ensende yalın kılıç tutar
    Birdenbire güzel basını keser
    Aşağıdan yukarı bakmaz mısın
    Karşına alaca kaz geldi şahinini atmaz mısın
    Sarı elbiseli Selcen Hatun işaret eder görmez misin
    Seni deve burnundan perişan olur dediler bilmez misin
    Son elbiseli Selcen Hatun köşkten bakar
    Kime baksa aşk ile ateşe yakar

    Sarı elbiseli kız aşkına bir hu dedi. Kan Turalı ayağa kalktı. Der: Bre ben bu devenin burnuna yapışınca o kız sözü île yapıştı derler, yarın Oğuz eline haber varır, deve elinde kalmıştı kız kurtardı derler, bre kolca kopuzumu çalın övün beni, yaradan kadir Tanrı'ya sığındım, bir erkek deveden döneyim mi, inşallah bunun da başını keseyim, dedi. Yiğitleri Kan Turalı'yı övüp söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

    Kapkayalar basında yuva tutan
    Kadir ulu Tannya yakın uçan
    Mancınığı ağır taştan vızıldayıp müthiş inen
    Arı gölün ördeğini şakıyıp alan
    Koca üveyik dipte yürürken çekip yüzen
    Karıncığı aç olsa kalkıp uçan
    Cümle kuşlar sultanı kartal kuşu
    Kanadıyle saksağana kendisini bağırtır mı
    Alp yiğitler savaş günü hasmından kaygılanır mı dediler.
    Son elbiseli Selcen Hatun köşkten bakar
    Kime baksa aşk ile ateşe yakar
    San elbiseli kız aşkına bir hu dedi.

    Kan Turalı adı güzel Muhammed'e salavat getirdi, deveye bir tekme vurdu. Deve bağırdı. Bir daha vurdu, deve ayağı üzerinde duramadı yıkıldı. Basıp iki yerden boğazladı. Arkasından iki kayış çıkardı, tekürün önüne bıraktı, der: Akıncıların okluğunun bağı, üzengisinin kayışı kopar, dikmek için lazım olur dedi. Tekür der: Vallah bu yiğidi gözüm gördü gönlüm sevdi dedi.

    Kırk yerde otağ diktirdi. Kırk yerde kızıl alaca gelin odası diktirdi. Kan Turalı ile kızı getirip gelin odasına koydular. Ozan geldi coşturucu havalar çaldı. Oğuz yiğidinin yüreği kabardı. Kılıcım çıkardı yere çaldı, kertti, dedi ki: Yer gibi kertileyim, toprak gibi savrulayım, kılıcıma doğranayım, okuma saplanayım, oğlum doğmasın, doğarsa on güne varmasın, bey babamın kadın anamın yüzünü görmeden bu gelin odasına girersem dedi. Evini çözdü, devesini bağırttı, kara koç atını kişnetti, geceyi gündüze kattı, göçtü.

    Yedi gün yedi gece at koşturdu. Oğuz'un hudut boyuna çıktı, çadır dikti. Kan Turalı der:

    Hey kırk eşim kırk arkadaşım
    Kurban olsun size benim başım

    Hak Teala yol verdi vardım, o üç canavarı öldürdüm, sarı elbiseli Selcen Hatun'u aldım geldim, haber eyleyin babam bana karşı gelsin dedi.

    Kan Turalı baktı gördü bu konduğu yerde kuğu kuşları, turnalar, sülünler, keklikler uçuyorlar. Soğuk soğuk sular, çayırlar, çimenler.. Selcen Hatun bu yeri güzel gördü, beğendi. İndiler, yeme içme ile meşgul oldular. Yediler içtiler.

    O zamanda Oğuz yiğitlerine ne kaza gelse uykudan gelirdi. Kan Turalı'nın uykusu geldi, uyudu. Uyurken kız der: Benim aşıklarım çoktur, ansızın dört nala gelmesin, tutup yiğidimi öldürmesinler, akça yüzlü ben gelini tutup babamın anamın evine iletmesinler dedi. Kan Turalı'nın atının giyimini sessizce tuttu giydirdi. Kendisi de giyimini sessizce tuttu giyindi. Mızrağını eline aldı, bir yüksek yere çıktı, bekledi.

    Meğer hanım Tekür pişman oldu. Üç canavar öldürdüğü için bir kızcağızımı aldı gitti dedi. Gizlice kara elbiseli, mavi demirli altı yüz kafir seçti. Gece gündüz at koşturdular. Ansızın yetiştiler.

    Kız hazır idi. Baktı gördü dört nala yetiştiler, atını oynattı, Kan Turalı'nın üzerine geldi. Söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

    Der:

    Gafil olma kara basını kaldır yiğit
    Ela süzme güzel gözünü aç yiğit
    Pazularından ak ellerin bağlanmadan
    Ak alnın kara yere tepilmeden
    Birdenbire güzel başın kesilmeden
    Alca kanın yer yüzüne dökülmeden
    Hasım yetişti düşman erişti
    Ne yatıyorsun kalk yiğit
    Kapkayalar oynamadan yer oyuldu
    Yaşlı beyler ölmeden el boşaldı
    Kaynaşarak uğrayarak dağdan indi
    Tertiplenip üzerine düşman geldi
    Yatacak yer mi buldun yurt mu buldun

    Ne oldu sana diye seslendi. Kan Turalı sıçradı uyandı, ayağa kalktı. der: Ne söylüyorsun güzelim dedi. Der. Yiğidim, üzerine düşman geldi, uyandırmak benden, savaşıp hüner göstermek senden dedi. Kan Turalı gözünü açtı, göz kapaklarını kaldırdı. Gördü gelen at üzerinde, giyimini giyinmiş, mızrağı elinde. Yeri öptü, der: Amenna ve saddakna, maksudumuz Hak Teala katında hasıl oldu diyip arı sudan abdest aldı. Ak atına bindi, adı güzel Muhammed'e salavat getirdi, kara elbiseli kafire at sürdü, karşı vardı. Selcen Hatun at oynattı Kan Turalı'nın önüne geçti. Kan Turalı der: Güzelim nereye gidiyorsun dedi. Der: Bey yiğit baş esen olsa börk bulunmaz mı olur, bu gelen kafir çok kafirdir, savasalım, dövüşelim, Ölenimiz olsun, sağ kalanımız otağa gelsin dedi.

    Burada Selcen Hatun at sürdü. Hasmım bastırdı. Kaçanını kovalamadı, aman diyeni öldürmedi, öyle sandı ki düşman bastırıldı. Kılıcının kabzası kan içinde otağa geldi. Kan Turalı'yı bulamadı. O sırada Kan Turalı'nın babası anası çıka geldi. Gördüler ki bu gelen kişinin kılıcının kabzası kanlı, oğlu görünmez. Haber sordular, görelim nasıl sordular:

    Anası der:

    Anam kişi kızım kişi
    Sabah erken yerinden kalkı verdin
    Oğulu tutturdun mu
    Birdenbire güzel başını kestirdin mi
    Kadın ana bey baba diye bağırttın mı
    Sen geliyorsun bir beyim görünmüyor bağrım yanıyor
    Ağız dilden bir kaç kelime haber bana
    Kara başım kurban olsun gelin sana dedi. Kız bildi ki kaynanası kayın babasıdır. Kamçı île işaret kılıp: Otağa inin, nerede iner karışır toz var ise ve nerede karga kuzgun oynuyorsa orada arayalım dedi. Atına mahmuz vurdu, bir yüksek yere çıktı, gözetledi.

    Gördü ki bir derenin içinde toz kah toplanıyor kah dağılıyor. Üzerine geldi. Gördü ki Kan Turalı'nın atını aklamışlar, gözünün kapağını aklamışlar, yüzüne kan bürümüş, durmadan kanını siliyor, kafirler üşüşüyor, kılıcını yalın eyliyor kafiri önüne katıp kovalıyor. Selcen Hatun bunu böyle gördü, içine ateş düştü. Bir bölük kaza şahin girmiş gibi kafire at sürdü. Bir uçundan kırıp kafiri öbür ucuna çıktı.

    Kan Turalı baktı gördü ki bir kimse düşmanı önüne katmış kovalıyor. Selcen olduğunu bilmedi, kızdı. Burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

    Der:

    Kalkıp yerinden doğrulan yiğit ne yiğitsin
    Yelesi kara cins atına binen yiğit ne yiğitsin
    Birdenbire başlar kesen
    Destursuzca benim düşmanıma giren yiğit ne yiğitsin
    Destursuzca düşmana girmek bizim elde ayıp olur
    Bre yürü
    Doğan kuş olarak ucayım mı
    Sakalınla boğazından futayım mı
    Ansızın senin başını ben keseyim mi
    Alca kanını yer yüzüne dökeyim mi
    Kara başını terkiye asayım mı
    Bre belası gelmiş yiğit ne yiğitsin
    Çekilip dön dedi Selcen Hatun burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

    Der:

    Hey yiğidim bey yiğidim
    Develer yavrusundan döner mi olur
    Kara koçta cins atlar
    Taycığını teper mi olur
    Ağıllarda akça koyun
    Kuzucağını süser mi olur
    Alp yiğitler bey yiğitler
    Sevgilisine kıyar mı olur
    Yiğidim bey yiğidim

    Bu düşmanın bir ucu bana bir ucu sana dedi. Kan Turalı bildi ki bu düşmanı basıp dağıtan Selcen Hatundur. Bir tarafına da kendisi girdi. Kılıç çekip yürüdü, kafir basını kesti. Hasım bastırıldı, düşman kırıldı.

    Selcen Hatun Kan Turalı'yı at arkasına aldı çıktı. Giderken Kan Turalı'nın fikrine bu geldi ki:
    Kalkıp ey Selcen Hatun doğrulduğunda
    Yelesi kara cins atına bindiğinde
    Babamın ak otağının eşiğine indiğinde
    Oğuzun ela gözlü kızı gelini destan anlattığında
    Herkes sözünü söylediğinde
    Sen orada durasın övünesin
    Kan Turalı perişan oldu
    At arkasına aldım çaktım diyesin
    Gözüm döndü gönlüm gitti
    Öldürürüm seni dedi. Selcen Hatun durumun ne olduğunu bilip söylemiş, görelim hanım ne söylemiş :

    Der:

    Bey yiğit
    Övunürse erkek övüncün aslandır
    Övünmekle kadın erkek olmaz
    Alacak yorgan içinde seninle sarmaşmadım
    Tatlı damak tutarak emişmedim
    Al duvağımın altından söyleşmedim
    Tez sevdin tez usandın kavat oğlu kavat
    Kadir Allah bilir ben sana

    Munisim yarim kıyma bana dedi. Kan Turalı der: Yok, elbette öldürmem gerektir dedi. Kız hiddetlendi, der: Bre kavat oğlu kavata ben aşağı kulpa yapışıyorum, sen yukarı kulpa yapışıyorsun, bre kavat oğlu, okunla mı, kılıcınla mı, gel beri konusalım dedi.

    Atını tepti, bir yüksek yere çıktı. Okluğundan doksan okunu yere döktü. İki okun temrenini çıkardı. Birini yaya taktı, birini eline aldı. Temrenli ok île atmağa kıyamadı. Der: Yiğit at okunu. Kan Turalı der: Kızların yolu evveldir, önce sen at dedi. Kız bir oku Kan Turalı'ya attı. Şöyle ki başında olan bit ayağına indi. İleri gelip Selcen Hatun'u kucaklayıp barışmışlar, emişmişler. Kan Turalı burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

    Der:

    Işıl ışıl ışıldayan ince elbiselim
    Yere basmayıp yürüyen servi boylum
    Kar üzerine kan damlamış gibi kızıl yanaklım
    Çift badem sığmayan dar ağızlım
    Ressamların çizdiği kara kaçtım
    Kurumsu kırk tutam kara saçlım
    Aslan soyu sultan kızı
    Öldürmeğe ben seni kıyar mıydım
    Kendi canıma kıyarım ben sana kıymam
    Ben seni deniyordum dedi. Selcen Hatun da burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

    Der:

    Kalkarak yerimde n doğrulurdum
    Yelesi kara cins atıma binerdim
    Babamın ak otağından çıkardım
    Arku Bedi Ala Dağı avlardım
    Alaca geyik yabani geyik kovalardım
    Çekince bir ok ile vururdum
    Temrensiz ok ile yiğit seni deniyordum

    Öldürmeğe yiğidim ben seni kıyar mıydım dedi. Irağından yakınından geliştiler. gizli yaka tutarak koklaştılar, tatlı damak vererek emiştiler, ak boz atlara binerek koşuştular, bey babasının yanına eriştiler.

    Babası oğlancığını gördü Allah'a şükürler eyledi. Oğlu ile, gelini ile Kanglı Koca Oğuz'a girdi. Yeşil, alaca, güzel çimene çadır dikti. Attan aygır, deveden erkek deve, koyundan koç kestirdi. Düğün etti. Kudretli Oğuz beylerini ağırladı. Altınlıca gölgeliğini dikip Kan Turalı gelin odasına girip muradına maksuduna erişti.

    Dedem Korkut gelip neşeli havalar çaldı, destan söyledi deyiş dedi, gazi erenlerin başına ne geldiğini söyledi.
    Şimdi hani dediğim bey erenler
    Dünya benim diyenler
    Ecel aldı yer gizledi
    Fani dünya kime kaldı
    Gelimli gidimli dünya
    Son ucu ölümlü dünya

    Ecel geldiğinde on imandan ayırmasın. Kadir seni namerde muhtaç etmesin. Allah'ın verdiği ümidin kesilmesin. Ak alnında beş kelime dua kıldık, kabul olsun. Amin diyenler Tanrı'nın yüzünü görsün. Derlesin toplasın günahınızı adı güzel Muhammed Mustafa'ya bağışlasın hanım hey!...

  7. #7
    Üye
    Murat.Y - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2014
    Şehir
    Antalya
    Mesajlar
    1,998
    Blog Mesajları
    31
    Bahsedilme
    1 Gönderi
    Etiketleme
    0 Konu

    Exclamation



    Kazılık Koca Oğlu Yigenek Destanı'nı Beyan Eder Hanım Hey


    Kam Gön oğlu Han Bayındır yerinden kalkmıştı. Kara yerin üzerine ak otağını dikmişti. Alaca gölgeliği gök yüzüne yükselmişti. Bin yerde ipek halıcığı döşenmişti. İç Oğuz, Dış Oğuz beyleri sohbete toplanmıştı. Yeme içme idi.

    Kazılık Koca derlerdi bir kişi var idi. Bayındır Han'ın veziri idi. Şarabın keskini başına çıktı. Kaba dizi üzerine çöktü. Bayındır Han'dan akın diledi. Bayındır Han izin verdi. Nereye istersen git dedi.

    Kazılık Koca iş görmüş, işe yarar odamdı. İşe yarar yaşlılarını yanına topladı, teçhizat ve levazımı île yola girdi. Çok dağlar, dere tepe geçti. Günlerden bir gün Düzmürd Kalesi'ne geldi. Karadeniz kenarında idi. Ona erişip kondular.

    O kalenin bir tekürü var idi. Adına Arşın oğlu Direk Tekür derlerdi. O kafirin altmış arşın boyu var idi. Altmış batman gürz vururdu, çok kuvvetli yay çekerdi. Kazılık Koca kaleye yetişir yetişmez cenge başladı. Sonra o tekür kaleden dışarı çıktı, meydana girdi, er diledi. Kazılık Koca onu görür görmez yel gibi yetişti, tutkal gibi yapıştı. Kafirin ensesine bir kılıç vurdu, zerre kadar kestiremedi. Sıra kafire geldi. O altmış batman gürz ile Kazılık Koca'ya tepeden aşağı tutup çaldı. Yalan dünya başına dar oldu düdük gibi kan fışkırdı. Kazılık Koca'yı yakolayıp tutup kaleye koydular. Yiğitleri durmayıp kaçtılar. Kazılık Koca tam on altı yıl kalede esir oldu. Sonra Emen derlerdi bir kişi altı kerre varıp kaleyi alamadı.

    Meğer hanım, Kazılık Koca esir olduğu vakit bir oğlancığı var idi. Bir yaşında idi. On beş yaşına girdi, yiğit oldu. Babasını öldü biliyordu. Yasak eylemişlerdi, esir olduğunu oğlandan saklıyorlardı. O oğlanın adına Yigenek derlerdi.

    Günlerden bir gün Yigenek oturup beyler ile sohbet ederken, Kara Göne oğlu Budak ile uyuşamadı. Birbirine söz atıştılar. Budak der: Burada boş laf edip ne yapıyorsun, mademki er diliyorsun, varıp babanı kurtarsana, on altı yıldır esirdir dedi. Yigenek bu haberi işitince yüreği oynadı, kara bağrı sarsıldı. Kalktı. Bayındır Han'ın huzuruna vardı, yere yüz koydu, der:

    Sabah erken sapa yerde dikilince ak otağa
    Atlas ile yapılınca mavi gölgelikli
    Tavla tavla çekilince yiğit atlı
    Çağınp yardım isteyince bol çavuşla
    Çalkandığında yağ dökülen bol nimetli
    Darda kalmış yiğidin arkası
    Zavallının biçarenin ümidi
    Türkistanın direği
    Yırtıcı kuşun yavrusu
    Amıt suyunun aslanı
    Karacuğun kaplanı
    Devletli han medet
    Bana asker ver, beni babamın esir olduğu kaleye gönder dedi.

    Bayındır Han buyurdu, yirmi dört sancak beyi gelsin dedi. Önce Demirpakı Derbendinde bey olan, kargı mızrak ucunda er böğürten, hasıma yetiştiğinde kimsin diye sormayan Kıyan Selçuk oğlu Deli Dündar seninle beraber varsın dedi. Aygır Gözler Suyu'ndan at yüzdüren, elli yedi kalenin kilidini alan Eylik Koca oğlu Dülek Evren beraber varsın dedi. Çift burçtan kayın oku durmadan geçen Yağrıncı oğlu Kalmış seninle beraber varsın. Üç kerre düşman görmese kan ağlayan Toğsun oğlu Rüstem beraber varsın dedi. Ejderhalar ağzından adam alan Deli Evren beraber varsın. Yer yüzünün bir uçundan bir ucuna yetişeyim diyen Soğan Sarı beraber varsın. Sayılmakla Oğuz erenleri tükense olmaz. Bayındır Han yirmi dört kahraman sancak beyini Yigeneğe arkadaşlığa verdi. Beyler toplanıp hazırlıklarını yaptılar.

    Meğer o gece Yigenek rüya gördü. Rüyasını arkadaşlarına söyledi, görelim hanım ne söyledi:

    Der: Beyler birdenbire kara başım, gözüm uykuda iken rüya gördü. Ela gözümü açıp dünya gördüm. Ak boz atlar koşturan alplar gördüm. Ak miğferli alpları yanıma aldım. Ak sakallı Dede Korkut'tan öğüt aldım. Ataca yatan kara dağları aştım. İleri yatan Karadeniz'e girdim. Gemi yapıp gömleğimi çıkardım yelken kurdum. İleri yatan denizi deldim geçtim. Öteki kara dağın bir yanında alnı başı parlayan bir er gördüm. Kalkıp yerimden doğruldum. Kargı dilli öz mızrağımı kaptım. Karşılayıp o ere vardım. Karşısından o eri mızraklayacağım zaman denedim. Göz ucu île o ere baktım. Dayırn Emen imiş onu bildim. Döndüm o ere selam verdim. Oğuz ellerinden kimsin dedim. Gözkapaklarını kaldırıp yüzüme baktı. Oğul Yıgenek nereye gidiyorsun dedî, söyledi. Ben dedim: Düzmürd kalesine gidiyorum, babam orada esir imiş dedim. Burada dayım bana söyledi:

    Der:

    Yetiştiğinde yel yetişmezdi yedi vurgunum
    Yedi bayırın kurduna benzerdi yiğitlerim
    Yedi kimiyle kurulurdu benim yayım
    Kayın dalı tüylerinden som altınlı benim okum
    Yel esti yağmur yağdı yükü koptu
    Yedi defa vardım o kaleyi alamadım geri döndüm

    Benden daha er çıkmayasın Yigeneğim dön dedi. Yigenek rüyasında dayısına söylemiş:

    Der:

    Kalkıp yerinden doğrulduğunda
    Ela gözlü bey yiğitleri yanına almadın
    Adı belli beylerle sen at koşturmadın
    Beş akçeli süvarileri arkadaş ettin
    Onun için o kaleyi sen alamadın demiş.

    Yigenek yine der:

    Kese kese yemeğe yahni güzel
    Kesme gününde kumandan hızlı güzel
    Daim geldiğince dursa devlet güzel
    Bildiğini unutmasa akıl güzel
    Hasmından dönmese kaçmasa erlik güzel dedi.

    Bu rüyayı Yigenek arkadaşlarına hikaye eyledi. Meğer dayısı Emen orada yakın idi. Cümle beylerle arkadaş olup gittiler. Düzmürd Kalesine yetişince etrafını çevirip gittiler kondular.

    Kafirler bunları görünce Arşın oğlu Direk Tekür'e haber verdiler. O mel'un da kaleden dışarı çıkıp bunların karşısına geçti, er diledi. Kıyan Selçuk oğlu Deli Dündar yerinden kalkı verdi, altmış tutam sivri mızrağını koltuğa kısıp o kafiri karşısından mızraklayayım dedi, mızraklayamadı. Kafir Tekür yakalayıp zorladı, mızrağını çekti elinden aldı. O altmış batman gürz ile Dündar'ı tepeden aşağı tutup çaldı. Geniş dünya başına dar oldu. Cins atını çevirdi, çekilip döndü. Ondan sonra Dönebilmez Dülek Evren altı kanatlı çomağı ile at tepip gelip yukarıdan aşağı kafire şiddetle vurdu, yenemedi. Tekür yakalayıp elinden çomağını aldı, ona da gürz ile vurdu. O da cins atını çevirdi döndü. Hanım, yirmi dört sancak beyi Tekür'ün elinde perişan oldu. Sonra Kazılık Koca oğlu Yigenek, taze yiğitcik yaradan Allah'a sığındı, ölümsüz mabudu övdü, der:

    Yücelerden yücesin
    Kimse bilmez nicesin
    Aziz Tanrı
    Sen anadan doğmadın
    Sen babadan olmadın
    Kimsenin rızkını yemedin
    Kimseye güç etmedin
    Bütün yerlerde birsin
    Sen daim ve baki olan Allahsın
    Ademe sen taç giydirdin
    Şeytana lanet kıldın
    Bir suçtan ötürü huzurundan sürdün
    Nemrud göğe ok attı
    Karnı yarık balığı karşı tuttun
    Ululuğuna haddin yok
    Senin boyun kaddin yok
    Veya cism ile ceddin yok
    Vurduğunu ulutmayan Ulu Tanrı
    Bastığını belirtmeyen belli Tanrı
    Kaldırdığını göğe yetiştiren güzel Tanrı
    Kızdığını kahreden kahhar Tanrı
    Birliğine sığındım Rabbim kadir Tanrı
    Medet senden
    Kara elbiseli kafire at tepiyorum

    İşimi sen yoluna koy dedi. Hemen at sürdü. Yel gibi yetişti, tutkal gibi yapıştı. Kafirin omuzuna bir kılıç vurdu. Giyimini kuşamını doğradı, altı parmak derinliğinde yara açtı. Kara kanı fışkırdı, kara kalçası, çizmesi dolu kan oldu. Kara başı bunaldı darda kaldı. Hemen döndü kaleye kaçtı. Yigenek ardından yetişti. Kale kapısına girmişken kara çelik öz kılıcı ile ensesine öyle çaldı ki başı top gibi yere düştü. Ondan sonra Yigenek atını döndürdü. askerin yanma geldi.

    Esir olan Kazılık Koca'yı bırakı vermişler, çıkıp geldi. Hay bey yiğitler kafiri kim öldürdü diyerek söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

    Der:

    Develerin dişisini gebe koydum
    Erkek midir dişi midir onu bilsem
    Kara elimin koyununu gebe koydum
    Koç mudur koyun mudur onu bilsem
    Ela gözlü güzel helalimi hamile koydum
    Erkek midir kız mıdır onu bilsem
    Bre bey yiğitler haber bana Yaradanın aşkına dedi.

    Yigenek burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

    Der:

    Develerin dişisini gebe koydun erkek oldu
    Kara elde koyununu gebe koydun koç oldu

    Ela gözlü güzel helalin! hamile koydun aslan oldu dedi. Yigenek babası île görüştü. Ondan sonra gerikalan beyler görüştü. Sonra hep birden beyler kaleye yürüyüş ettiler, yağmaladılar.

    Babası ile Yigenek gizli yaka tutarak koklaştılar, iki hasret birbiriyle buluştular, ıssız yerin kurdu gibi uluştular. Tanrı'ya şükürler kıldılar.

    Kalenin kilisesini yıkıp yerine mescit yaptılar. Aziz Tanrı adına hutbe okuttular. Kuşun alaca kanım, kumaşın arısını, kızın güzelini, dokuz katlı içlenmiş süslü elbise, cübbe Bayındır Han'a hisse çıkardılar. Geri kalanını gazilere bağışladılar. Döndüler, evlerine geldiler.

    Dedem Korkut gelip destan söyledi, deyiş dedi. Bu Oğuzname Yigeneğin olsun dedi.

    Dua edeyim hanım: Yerli kara dağların yıkılmasın. Gölgeli koca ağacın kesilmesin. Ak sakallı babanın yeri cennet olsun. Ak bürçekli ananın yeri cennet olsun. Ahir sonu an imandan ayırmasın. Ak olnında beş kelime dua kıldık kabul olsun. Günahınız adı güzel Muhammed Mustafa'nın yüzü suyuna bağışlasın hanım hey!...

  8. #8
    Üye
    Murat.Y - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2014
    Şehir
    Antalya
    Mesajlar
    1,998
    Blog Mesajları
    31
    Bahsedilme
    1 Gönderi
    Etiketleme
    0 Konu

    Exclamation



    Basat'ın Tepegöz'ü Öldürdüğü Destan'ı Beyan Eder Hanım Hey


    Meğer hanım bir gün Oğuz otururken üstüne düşman geldi. Gece içinde ürktü göçtü. Kaçıp giderken Aruz Koca'nın oğlancığı düşmüş. Bir aslan bulup götürmüş, beslemiş.

    Oğuz yine zamanla gelip yurduna kondu. Oğuz Han’ın at çobanı gelip haber getirdi, der: Hanım sazdan bir aslan çıkıyor, at vuruyor, sallana sallana yürüyüşü adam gibi, at basarak kan sömürüyor. Aruz der: Hanım, ürktüğümüz zaman düşen benim oğlancığımdır belki dedi.

    Beyler bindiler, aslan yatağı üzerine geldiler. Aslanı kaldırıp oğlanı tuttular. Aruz oğlanı alıp evine getirdi. Şenlik yaptılar, yeme içme oldu.

    Amma oğlanı ne kadar getirdilerse durmadı, geri aslan yatağına vardı. Tekrar tutup getirdiler. Dedem Korkut geldi, der: Oğlanım sen insansın, hayvanla arkadaş olma, gel güzel ata bin, güzel yiğitlerle at sür, at koştur dedi. Büyük kardeşinin adı Kıyan Selçuk'tur, senin adın Başat olsun, adını ben verdim, yaşını Allah versin dedi.

    Oğuz bir gün yaylaya göçtü. Aruz'un bir çobanı var idi. Adına Konur Koca Sarı Çoban derlerdî. Oğuz'un önünce bundan evvel kimse göçmezdi. Uzun Pınar denmekle meşhur bir pınar var idi. O pınara periler konmuştu. Ansızın koyun ürktü. Çoban erkeçe kızdı, ileri vardı. Gördü ki peri kızları kanat kanada bağlamışlar, uçuyorlar. Çoban, keçesini üzerine attı, peri kızının birini tuttu. Tamah edip derhal temasta bulundu. Koyun ürkmeğe başladı. Çoban koyunun önüne koştu. Peri kızı kanat vurup uçtu, der: Çoban yıl tamam olunca, bende emanetin var, gel al dedi. Amma Oğuz'un başına felaket getirdin dedi. Çobanın içine korku düştü. Amma, kızın derdinden, benzi sarardı.

    Zamanla Oğuz yine yaylaya göçtü. Çoban gene bu pınara geldi. Gene koyun ürktü. Çoban ileri vardı. Gördü ki bir kütle yatıyor, parıl parıl parlıyor. Peri kızı geldi, der: Çoban emanetini gel al, amma Oğuz'un başına felaket getirdin dedi. Çoban bu kütleyi görünce dehşete düştü. Geri döndü, sapan taşına tuttu. Vurdukça büyüdü. Çoban kütleyi bıraktı kaçtı. Koyun ardına düştü.

    Meğer o sırada Bayındır Han beylerle gezinti için ata binmişlerdi. Bu pınarın üzerine geldiler. Gördüler ki bir alamet şey yatıyor, başı kıçı belirsiz. Etrafına toplandılar. İndi bir yiğit bunu tepti. Teptikçe büyüdü. Bir kaç yiğit daha indiler teptiler. Teptiklerince büyüdü. Aruz Koca da inip tekmeledi. Mahmuzu dokundu, bu kütle yarıldı. İçinden bir oğlan çıktı, gövdesi adam, tepesinde bir gözü var. Aruz aldı bu oğlanı eteğine sardı. Der: Hanım bunu bana verin, oğlum Başat ile besleyeyim dedi. Bayındır Han senin olsun dedi.

    Aruz Tepegözü aldı evine getirdi. Buyurdu, bir dadı geldi. Memesini ağzına verdi. Bîr emdi, olanca sütünü aldı. İki emdi kanını aldı, üç emdi canını aldı. Bir kaç dadı getirdiler, helak etti. Gördüler olmuyor, sütle besleyelim dediler. Günde bir kazan süt yetmiyordu.

    Beslediler büyüdü, gezer oldu, oğlancıklar ile oynar oldu. Oğlancıkların kiminin burnunu, kiminin kulağını yemeğe başladı. Hasılı, halkın bunun yüzünden çok canı yandı, aciz kaldılar. Aruza şikayet edip ağlaştılar. Aruz Tepegözü dövdü, sövdü, men etti, o dinlemedi. Nihayet evinden kovdu.

    Tepegözsün peri anası gelip oğlunun parmağına bir yüzük geçirdi, oğul sana ok batmasın, tenini kılıç kesmesin dedi. Tepegöz Oğuz’dan çıktı, bir yüce dağ vardı. Yol kesti, adam aldı, büyük harami oldu. Üzerine bir kaç adam gönderdiler, ok attılar batmadı, kılıç vurdular kesmedi, mızrak sapladılar işlemedi. Çoban çoluk kalmadı hep yedi. Oğuz'dan dahi adam yemeğe başladı.

    Oğuz toplanıp üzerine vardı. Tepegöz görüp kızdı, bir ağacı yerinden kopardı, atıp elli altmış adam helak eyledi. Alplar başı Kazan'a darbe vurdu. dünya basma dar oldu. Kazan'ın kardeşi Karo Göne Tepegöz'ün elinde perişan oldu. Düzen oğlu Alp Rüstem şehit oldu. Uşun Koca oğlu gibi pehlivan elinde şehit oldu. Zayıf canından iki kardeşi Tepegöz'ün elinde helak oldu. Demir giyimli Mamak elinde helak oldu. Bıyığı kanlı Bügdüz Emen, elinde perişan oldu. Ak sakallı Aruz Koca'ya kan kusturdu. Oğlu Kıyan Selçuk'un ödü patladı. Oğuz Tepegöz'e kar etmedi, ürktü kaçtı. Tepegöz çevirip önünü kesti. Oğuz'u bırakmadı, geri yerine kondurdu. Velhasıl Oğuz yedi kerre ürktü, Tepegöz önünü kesip yedi kerre yerine getirdi. Oğuz Tepegöz'ün elinde tam perişan oldu.

    Vardılar Dede Korkut'u çağırdılar, onunla konuştular, gelin kesim keselim dediler.

    Dedem Korkut'u Tepegöz'e gönderdiler. Geldi selam verdi, der: Oğul Tepegöz, Oğuz elinde perişan oldu, bunaldı, ayağının toprağına beni attılar, sana haraç verelim, derler dedi. Tepegöz der: Günde altmış adam verin yemeğe dedi. Dede Korkut der: Bu şekilde sen adam bırakmaz tüketirsin dedi, amma günde iki adam île beş yüz koyun verelim dedi. Dede Korkut böyle söyleyince Tepegöz der: Pekala öyle olsun, evet hem bana iki adam verin yemeğimi benim pişirsin, ben yiyeyim dedi.

    Dede Korkut döndü, Oğuz'a geldi. Der: Yünlü Koca ile Yapağılı Koca'yı Tepegöz'e verin yemeğini pişirsin dedi ve hem günde iki adam ile beş yüz koyun istedi dedi. Bunlar da razı oldu.

    Dört oğlu olan birini verdi, üçü kaldı Üç olan birini verip ikisi kaldı. Kapak Kan derler bir adam var idi. İki oğlu var idi. Bir oğlunu verip biri kalmıştı. Tekrar sıra dönüp dolaşıp ona gelmişti. Anası feryat edip ağladı, figan etti. Meğer hanım, Aruz oğlu Basat gazaya gitmişti, o sırada geldi. Yaşlı kadıncağız der: Basat şimdi akından geldi, varayım, belki bana bir esir verir, oğlancığımı kurtarırım dedi.

    Basat altınlı gölgeliğini dikip otururken gördüler ki bir hatun kişi geliyor. Geldi içeri Basat'a girdi selam verdi, ağladı, der:

    Avucuna sığmayan karaçalı oğlu
    İri teke boynuzundan katı yaylı
    İç Oğuzda Dış Oğuzda adı belli

    Aruz oğlu hanım Başat bana medet dedi. Basat der: Ne istiyorsun? Yaşlı kadıncağız der: Yalancı dünya yüzünde bir er ortaya çıktı, otlağında Oğuz elini kondurmadı, kara çelik öz kılıçlar kesilecek kılını kesmedi, kargı mızrak oynatanlar saplayamadı, kayın oku atanlar kar etmedi, alplar başı Kazan'a bir darbe vurdu, kardeşi Kara Cöne elinde perişan oldu, bıyığı kanlı Bügdüz Emen elinde perişan oldu, ak sakallı baban Aruz'a kan kusturdu, meydan üzerinde kardeşin Kıyan Selçuk ödü patladı can verdi, kudretli Oğuz beylerinin de kimisini perişan edip kimisini şehit eyledi, yedi defa Oğuz'u yerinden sürdü, haraç dedi kesti, günde iki adam beş yüz koyun istedi. Yünlü Koca ile Yapağılı Koca'yı ona hizmetkar verdiler, dört oğlu olan birini verdi, üçü olan birini verdi, ikisi olan birini verdi, iki oğlancığım var idi, birini verdim biri kaldı, döndü sıra tekrar bana geldi, onu da istiyorlar, hanım bana medet dedi. Basanın karanlıklı gözleri yaşla doldu. Kardeşi için söylemiş, görelim hanım ne söylemiş :

    Der:

    Kenar yerde dikilmiş otağlarını
    O zalim yıktırdı demek kardeş
    Koşucu olan atlarını tavlasından
    O zalim seçtirdi demek kardeş
    Cins cins develerini katarından
    O zalim ayırdı demek kardeş
    Şöleninde kestiğin koyununu
    O zalim kesti demek kardeş
    Güvencimle getirdiğim gelinciğini
    O zalim senden ayırdı demek kardeş
    Ak sakallı babamı oğul diye ağlattın demek kardeş
    Akçe yüzlü anamı sızlattın demek kardeş
    Karşı yatan kara dağımın yükseği kardeş
    Akıntılı güzel suyumun taşkını kardeş
    Güçlü belimin kuvveti kardeş
    Karanlıklı gözlerimin aydını kardeş
    Kardeşimden ayrıldım diye çok ağladı, feryat figan kıldı.

    O hatun kişiye bir esir verdi, var oğlunu kurtar dedi. Hatun aldı, oğlunun yerine verdi. Hem oğlun geldi diye Aruz'a müjdeledi. Aruz sevindi, kudretli Oğuz beyleri ile Basata karşı geldi. Basat babasının elini öptü, ağlaştılar bağrıştılar. Anasının evine geldi. Anası karşı geldi, oğlancığını bağrına bastı. Basat anasının elini öptü, görüştüler ağlaştılar. Oğuz beyleri toplandı. Yemeler içmeler oldu.

    Basat der: Beyler kardeş uğruna Tepegöz île buluşacağım, ne buyurursunuz dedi. Kazan Bey burada söylemiş, görelim hanım nasıl söylemiş:

    Kara ejderha oldu Tepegöz
    Gök yüzünde çevirdim yenemedim Basat
    Kara kaplan oldu Tepegöz
    Kara kara dağlarda çevirdim yenemedim Basat
    Kükremiş aslan oldu Tepegöz
    Kalın sazlarda çevirdim yenemedim Basat
    Er olsan bey olsan da bre
    Ben Kazan gibi olmayasın Basat dedi.

    Ak sakallı babam ağlatma
    Ak bürçekli ananı sızlatma

    Basat der: Elbette varırım. Kazan der: Sen bilirsin. Babası ağladı, der: Oğul ocağımı sahipsiz koyma, kerem eyle, varma dedi.

    Basat der: Yok ak sakallı aziz baba varırım dedi, dinlemedi. Okluğundan bir tutam ok çıkardı beline soktu, kılıcını omzundan çaprazlama kuşandı, yayını koluna taktı, eteklerini kıvırdı, babasının anasının elini öptü, helalleşti, hoşça kalın dedi.

    Tepegözün bulunduğu Salahana Koyasına geldi. Gördü Tepegöz güneşe karşı yatıyor. Çekti belinden bir oç çıkardı. Tepegöz'ün sırtına bir ok vurdu. Ok geçmedi, parçalandı. Bir daha attı. O da parça parça oldu. Tepegöz ihtiyarlara dedi: Bu yerin sineği bizi usandırdı dedi. Basat bir daha attı. O da parçalandı. Bir parçası Tepegöz'ün önüne düştü. Tepegöz sıçradı baktı. Basat'ı gördü, elini eline çırptı, kah kah güldü; Koca'lara dedi ki: "Oğuz'dan yine bize bir turfanda kuzu geldi!" dedi. Basat'ı önüne kattı, tuttu. Boğazından salındırdı, yatağına getirdi; çizmesinin konçusuna soktu, dedi ki; "Bre Koca'lar, ikindi vakti bunu bana çevirin de yiyeyim," dedi. Yine uyudu.

    Basat'ın hançeri vardı, onun çizmesini yardı, içinden çıktı; dedi ki: "Bre Koca'lar bunun ölümü nedendir?"
    Dediler ki: "Bilmeyiz, ama gözünden başka yerde et yoktur," dediler.
    Basat, Tepegöz'ün baş ucuna geldi, göz kapağını kaldırdı, baktı, gördü ki gözü ettir; dedi ki: "Bre Koca'lar, şişi ocağa koyun, kızsın," dedi.

    Şişi ocağa bıraktılar kızdı. Basat şişi eline aldı, adı güzel Muhammed'in adını andı, şişi Tepegöz'ün gözüne öyle bastı ki, Tepegöz'ün gözü söndü, kör oldu. Öyle bir çığlık attı, haykırdı ki dağ ve taş yankılandı. Basat sıçradı, koyunların içine, mağaraya düştü. Tepegöz bildi ki Basat mağaradadır; mağaranın kapısına geçip, bir ayağını bir yanına, ötekini de bir yanına koydu; dedi ki: "Bre koyun başları, bir bir gelip geçin." Koyunlar bir bir gelip geçti. Her birinin başlarını sıvazladı; "Toklucuklar... sakar koç, gel, geç." dedi. Bir koç yerinden kalktı, gerinip tos attı. Basat hemen koçu boğazladı, derisini yüzdü, kuyruğuyla başını deriden ayırmadı; içine girdi.

    Basat, Tepegöz'ün önüne geldi. Tepegöz de bildi ki Basat deri içindedir; dedi ki: "Ay sakar koç, benim neremden yaralanacağımı bildin. Şöyle çalayım seni mağara duvarına ki, kuyruğun mağarayı yağlasın," dedi. Basat koçun başını Tepegöz'ün eline verdi. Tepegöz boynuzdan sıkıca tuttu; kaldırınca, boynuz deriyle elinde kaldı. Basat, Tepegöz'ün kalçaları arasından sıçrayıp çıktı.

    Tepegöz boynuzu götürüp yere çaldı; dedi ki: "Oğlan, kurtuldun mu?" Basat dedi ki: "Tanrım kurtardı!" Tepegöz dedi ki: "Bre oğlan, al şu parmağımdaki yüzüğü parmağına tak, sana ok ve kılıç işlemesin." Basat aldı yüzüğü, parmağına geçirdi. Tepegöz dedi ki: "Oğlan, yüzüğü alıp takındın mı?" Basat dedi ki: "Takındım."

    Tepegöz Basat'ın üzerine bıraktı, hançerle çaldı, kesti; sıçradı geniş yerde durdu. Gördü ki, yüzük yine Tepegöz'ün ayağı altında yatıyor; Tepegöz, dedi ki: "Kurtuldun mu?" Basat dedi ki: "Tanrım kurtardı." Tepegöz dedi ki: "Oğlan, şu künbedi gördün mü?" Basat dedi ki: "Gördüm." Tepegöz dedi ki: "Benim hazinem var, o Koca'lar almasınlar, var mühürle..."

    Basat künbedin içine girdi; gördü ki altın paralar yığılmış. Paralara bakarken, kendisini unuttu. Tepegöz, künbedin kapısını tuttu, dedi ki: "Künbede girdin mi?" Basat dedi ki: "Girdim." Tepegöz dedi ki: "Şöyle vurayım ki sen de yapıyla birlikte darmadağın olasın!" Basat'ın diline bu geldi ki "Lâ ilahe illallâh, Muhammeden resûlullah." hemen yapının duvarları yarıldı, yedi yerden kapı açıldı. Birinden dışarı çıktı. Tepegöz künbede elini soktu, öyle kaçtı ki künbet altüst oldu. Tepegöz der: Oğlan kurtuldun mu? Basat der: Tanrım kurtardı dedi. Tepegöz der: Sana ölüm yokmuş, şu mağarayı gördün mü? Basat der: Gördüm. Der: Orda iki kılıç var, biri kınlı biri kınsız, o kınsız keser benim başımı, var getir, benim başımı kes dedi.

    Basat mağara kapısına vardı. Gördü bir kınsız kılıç durmaz iner çıkar. Basat der: Ben buna hemen tedbirsizce yapışmayayım deyip kendi kılıcını çıkardı tuttu, iki parçaya böldü. Vardı bir ağaç getirdi kılıca tuttu, onu da iki parça eyledi. Sonra yayını eline aldı, ok ile o kılıcın asıldığı zinciri vurdu. Kılıç yere düştü gömüldü. Kendi kılıcını kınına soktu. Sapından o kılıcı sımsıkı tuttu. Geldi, der: Bre Tepegöz nicesin dedi.

    Tepegöz der: Bre oğlan daha ölmedin mi? Basat der: Tanrım kurtardı. Tepegöz der:

    Sana ölüm yokmuş dedi. Çağırıp Tepegöz söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

    Gözüm gözüm yalnız gözüm
    Sen yalnız göz ile
    Ben Oğuzu kırıp geçirmiştim
    Ela gözden ayırdın yiğit beni
    Tatlı candan ayırsın Kadir seni
    Öyle ki ben çekerim göz acısını
    Hiç bir yiğide vermesin kadir Tanrı göz acısını dedi.

    Tepegöz gene der:

    Memleketten doğum yerinden yiğit yerin neresidir
    Karanlık gece içinde yolu kaybetsen ümidin nedir
    Büyük sancak tutan hanınız kim
    Savaş günü önden at tepen alpınız kim
    Ak sakallı babanın adı nedir
    Alp erenin erden adını saklaması ayıp olur
    Adın nedir yiğit söyle bana dedi.

    Basat Tepegözce söylemiş, görelim hanım ne söylemiş :

    Memleketten doğum yerinden yerim güney
    Karanlık gece içinde yolu kaybetsem ümidim Allah
    Büyük sancak tutan hanımız Bayındır Han
    Savaş günü önden at tepen alpımız Ulaş oğlu Salur Kazan
    Babamın adını sorar olsan koca ağaç
    Anamın adını dersen kükremiş aslan
    Benim adımı sorarsan Aruz oğlu Basattır dedi.

    Tepegöz der: Şimdi kardeşiz, kıyma bana dedi.

    Basat der:

    Bre kavat ak sakallı babamı ağlatmışsın
    İhtiyarcık ak bürçekli anamı sızlatmışsın
    Kardeşim Kıyanı öldürmüşsün
    Akça yüzlü yengemi dul eylemişsin
    Ela gözlü bebeklerini öksüz koymuşsun
    Bırakır mıyım seni
    Kara çelik öz kılıcımı çekmeyince
    Tepeli börklü başını kesmeyince
    Alca kanını yer yüzüne dökmeyince
    Kardeşim Kayanın kanını almayınca
    Bırakmam dedi.

    Tepegöz de burada söylemiş, der:

    Kalkıp yerimden doğrulayım derdim
    Kudretli Oğuz beyleriyle ahdimi bozayım derdim
    Yeniden doğanını öldüreyim derdim
    Bir defa adam etine doyayım derdim
    Kudretli Oğuz beyleri üzerime toplanıp gelsin derdim
    Kaçıp Salahana Kayasına gireyim derdim
    Ağır mancınığı taşla atayım derdim
    İnip taş başıma düşerek öleyim derdim
    Ela gözden ayırdın yiğit beni
    Tatlı candan ayırsın Kadir seni dedi.

    Tepegöz bir daha söylemiş der:

    Ak sakallı yaşlıları çok ağlatmışım
    Ak sakalının bedduası tutmuş olacak gözüm seni
    Ak bürçekli ihtiyarcıkları çok ağlatmışım
    Gözünün yaşı tutmuş olacak gözüm seni
    Bıyıcığı kararmış yiğitcikleri çok yemişim
    Yiğitlikleri tutmuş olacak gözüm seni
    Elceğizi kınalı kızcağızları çok yemişim
    Bedduaları tutmuş olacak gözüm seni
    Öyle ki çekerim ben göz acısını
    Hiç bir yiğide vermesin kadir Tanrı göz acısını

    Gözüm gözüm ey gözüm yalnız gözüm dedi. Basat kızıp yerinden kalkıverdi. Erkek deve gibi Tepegöz'ü dizi üzerine çökertti. Tepegöz'ün kendi kılıcı ile boynunu vurdu.

    Deldi, yay kirişini taktı. Sürüye sürüye mağara kapısına geldi. Yünlü Koca ile Yapağılı Koca'yı Oğuz'a müjdeci gönderdi.
    Ak boz atlara binerek koşturdular. Kudretli Oğuz ellerine haber geldi. At ağızlı Aruz Koca evine dört nala geldi, anasına Basat'ın sevinç haberini verdi,müjde, oğlun Tepegöz'ü tepeledi dedi.

    Kudretli Oğuz beyleri yetiştiler. Salahana Kayasına geldiler. Tepegöz'ün başını ortaya getirdiler. Dedem Korkut gelip neşeli havalar çaldı, gazi erenlerin başına ne geldiğini söyleyi verdi Hem Basat'a dua verdi:

    Kara dağa seslendiğinde cevap versin Kanlı kanlı sulardan geçit versin dedi. Erlikle kardeşinin kanını aldın, kudretli Oğuz beylerini yükten kurtardın, kadir Allah yüzünü ak etsin Basat dedi.

    Ölüm vakti geldiğinde arı imandan ayırmasın. Günahınızı adı güzel Muhammed Mustafa'ya bağışlasın hanım hey!...

  9. #9
    Üye
    Murat.Y - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2014
    Şehir
    Antalya
    Mesajlar
    1,998
    Blog Mesajları
    31
    Bahsedilme
    1 Gönderi
    Etiketleme
    0 Konu

    Exclamation



    Begil Oğlu Emren'in Destanı'nı Beyan Eder


    Kam Gön oğlu Han Bayındır yerinden kalkmıştı. Ak otağını kara yerin üzerine diktirmişti. Alaca gölgeliği gök yüzüne yükselmişti. Bin yerde ipek halıcığı döşenmişti. İç Oğuz, Dış Oğuz beyleri toplanmıştı.

    Dokuz Tümen Gürcistan'ın haracı geldi. Bir at, bir kılıç, bir çomak getirdiler. Bayındır Han çok müteessir oldu. Dedem Korkut

    geldi neşeli havalar çaldı, hanım niye müteessir oluyorsun dedi. Der: Nasıl müteessir olmayayım, her yıl altın akçe gelirdi, yiğide beye verirdik, hatırları hoş olurdu, şimdi bunu kime verelim ki hatırı hoş olsun dedi. Dede Korkut der: Hanım bunun üçünü de bir yiğide verelim dedi. Oğuz iline karakol olsun dedi. Han Bayındır kime verelim dedi. Sağına soluna baktı, kimse razı olmadı. Begil derlerdi bir yiğit var idi, ona baktı, der: Sen ne dersin? Begil razı oldu. Kalktı yeri öptü Dedem Korkut himmet kılıcını beline bağladı, çomağı omzuna koydu, yayı koluna geçirdi.

    Koç aygırı çektirdi bu da bindi. Hasımını akrabasını ayırdı, evini çözdü, Oğuz'dan göç eyledi. Berdeye, Genceye varıp vatan
    tuttu. Dokuz Tümen Gürcistan ağzına varıp kondu, karakolluk eyledi. Yabancı, kafir gelse başını Oğuz'a armağan gönderirdi. Yılda bir kerre Bayındır Han'ın divanına varırdı.

    Yine Bayındır Han'dan adam geldi acele gelesin diyerek. Sonra Begil geldi, peşkeşini çekti. Bayındır Han'ın elini öptü. Han da Begil’i misafir etti, güzel at, güzel kaftan, bol harçlık verdi. Üç gün de Begil’i av şikar etiyle misafir edelim beyler dedi. Av ilan ettiler.

    Vakfa ki av hazırlığı oldu, kimi atını över, kimi kılıcını, kimi çekip ok atmasını över. Salur Kazan ne atını övdü, ne kendisini övdü, amma Begil’in hünerini söyledi.

    Üç yüz altmış altı alp ava binse, kanlı geyik üzerine yürüyüş olsa, Begil ne yay kurardı, ne ok atardı, hemen yayı bileğinden çıkarırdı boğanın yabani geyiğin boynuna atardı, çekip durdururdu. Zayıf ise kulağını delerdi avda belli olsun diye, amma semiz olsa boğazlardı. Eğer beyler geyik avlasa, kulağı delik olsa, Begil sevincidir diye Begil'e gönderirlerdi.

    Kazan Bey der: Bu hüner atın mıdır, erin midir? Hanım, erindir dediler. Han der: Yok, at işlemese er övünmez, hüner atındır dedi. Bu söz Begil'e hoş gelmedi. Begil der: Alplar içinde bizi kuskunumuzdan balçığa batırdın dedi. Bayındır Han'ın bahşişini önüne döktü, hana küstü, divandan çıktı. Atını çektiler, ela gözlü yiğitlerini alıp evine geldi.

    Oğlancıkları karşı geldi, okşamadı. Ak yüzlü hatunu île konuşmadı. Hatun burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

    Der:

    Altın tahtımın sahibi beyim yiğit
    Göz açıp da gördüğüm
    Gönül verim sevdiğim
    Kalkıp yerinden doğrulu verdin
    Ela gözlü yiğitlerini yanına aldın
    Arku Beli Ala Dağdan geceleyin aştın
    Akıntılı güzel sudan geceleyin geçtin
    Ak alınlı Bayındır Hanın divanına geceleyin vardın
    Ela gözlü beyler ile yedin içtin
    Kavimli kavmi ile atıştı mı
    Garip başın kavgada kaldı mı
    Hani hanım altında güzel atın yok
    Üstünde altın miğfer cübbesi yok
    Ela gözlü beylerini! okşamazsın
    Akça yüzlü güzelinle söyleşmezsin

    Nedir halin dedi. Begil söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

    Der:

    Kalkıp yerimden doğrulu verdim
    Yelesi kara cins atıma sıçrayıp bindim
    Arku Beli Ala Dağdan geceleyin aştım
    Ak alınlı Bayındırın divanına dört nala vardım
    Ela gözlü beyler ile yedim içtim
    Kavimliyi kavmi ile iyi gördüm
    Hanımın nazarı bizden dönmüş gördüm
    Eli günü terk ederek Dokuz Tümen Gürcistana gidelim

    Oğuza asi oldum belli bilin dedi. Hatun der: Yiğidim bey yiğidim, padişahlar Tanrı’nın gölgesidir, padişahına asi olanın işi rast gelmez, arı gönülde pas olsa şarap acar, sen gideli hanım çapraz yatan alaca dağların avlanmamıştır, ava bin gönlün açıtsın dedi. Begil baktı hatun kişinin aklı, sözü iyidir. Cins atını çektirip sıçradı bindi, ava gitti.

    Av avlayarak gezerken önünden bir pareli geyik çıktı. Begil buna at sürdü. Boğanın ardından erişti, yay kirişini boynuna attı. Boğanın canı acımıştı, kendisini bir yüksek yerden attı. Begil atın gemini yenemedi, beraber uçtu. Sağ oyluğu kayaya dokundu kırıldı.

    Begil kalktı, ağladı, der: Büyük oğlum, büyük kardeşim yok. Hemen okluğundan gez çıkarıp atının eyerinin arkasındaki kayışları çekti kopardı. Kaftanının altından ayağını sımsıkı sardı. Var kuvvetiyle atının yelesine düştü. Avcılardan ayrı, tülbendi boğazına geçti, yurdunun ucuna geldi.

    Oğlancığı Emren Yiğit babasına karşı geldi. Gördü benzi sararmış, tülbendi boğazına geçmiş. Arkadaşlarını sorup oğlan burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

    Kalkıp yerinden doğrulu verdin
    Yelesi kara cins atına sıçrayıp bindin
    Çapraz yatan ala dağlar eteğine ava vardın
    Kara elbiseli kafirlere rastladın mı
    Ela gözlü yiğitlerini kırdırdın mı
    Ağız dilden bir kaç kelime haber bana

    Kara başım kurban olsun babam sana dedi. Begil oğluna söylemiş, görelim hanım ne söylemiş :

    Dedi:

    Oğul oğul ay oğul
    Kalkıp yerinden doğrulu verdim
    Kara dağlar önüne ava bindim
    Kara elbiseli kafirlere rastlamadım
    Ela gözlü yiğitlerimi kırdırmadım
    Sağdır esendir yiğitlerim oğul kaygılanma
    Üç gündür keyfim yok oğul
    At üzerinden beni tut döşeğime çıkar dedi.

    Aslan yavrusu yine aslandır, babasını at üzerinden kavradı tuttu, yatağına çıkardı. Cübbesini üzerine bürüdü, kapısını örttü.

    Beri yandan yiğit beyler gördüler ki av bozulmuş, her biri evli evine geldi.
    Begil beş gün oldu divana çıkmadı. Ayağının kırıldığını kimseye söylemedi.

    Bir gece yatağında acı acı inledi, ah etti. Hatunu dedi: Bey yiğidim, kalabalık düşman gelse dönmezdin, butuna alaca ok saplansa inlemezdin, insan koynunda yatan helallisine sırrını söylemez mi olur, nedir halin dedi Begil der: Güzelim attan düştüm, ayağım kırıldı dedi.

    Kadın elini eline çaldı hizmetçiye söyledi. Hizmetçi çıkıp kapıcıya söyledi. Otuz iki dişten çıkan bütün yurda yayıldı, Begil attan düşmüş ayağı kırılmış diye. Meğer kafirin casusu var idi. Bu haberi işitip vardı Tekür'e haber verdi. Tekür der: Kalkarak yerinizden doğrulun, yattığı yerde Bey Begil'i tutun, ak ellerini pazusundan bağlayın, ansızın güzel basını kesin, alca kanını yer yüzüne dokun, etini gününü yağmalayın, kızını gelinini esir edin dedi.

    Meğer Begil'in de orada casusu hazırdı. Begil'e haber gönderdi, der: Başınızın çaresine bakın, üzerinize düşman geliyor dedi. Begil yukarı baktı, gök ırak yer katı dedi. Oğlancığını yanına getirip söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

    Der:

    Oğul oğul ay oğul
    Karanlıklı gözlerimin aydını oğul
    Güçlü belimin kuvveti oğul
    Gör Ahir neler oldu
    Neler koptu benim başıma dedi.
    Kalkıp oğul yerimden doğrulu verdim
    Boynu kırılsın al aygıra sıçrayıp bindim
    Av avlayıp kuş kuşlayıp gezer iken
    Bunaldı sürçtü beni yere çaldı
    Sağ oyluğum kırıldı
    Benim kara başıma neler geldi
    Kara kara dağlardan haber aşmış
    Kanlı kanlı sulardan haber geçmiş
    Demir Kapı Derbendinden haber varmış
    Alaca atlı Şökli Melik müthiş pusu kurmuş
    Pususundan kara dağlara duman düşmüş
    Yattığı yerde Bey Begili futun demiş
    Pazusundan ak ellerini bağlayın demiş
    Kan alaca yurdunu yağmalayın demiş
    Akça yüzlü kızını gelinini esir edin demiş
    Kalkıp oğul yerinden doğrulu ver
    Yelesi kara cins atına sıçrayıp bin
    Çapraz yatan Ala Dağı geceleyin aş
    Ak alınlı Bayındır Hanın divanına geceleyin var
    Ağız dilden Bayındıra selam ver
    Beyler beyi olan Kazanın elini öp
    Ak sakallı babam darda de
    Elbette ve elbette Kazan Bey bana yetişsin dedi de
    Gelmez isen memleket bozulup harap olur
    Kızım gelinim esir gitti belli bil dedi.

    Burada oğlan babasına söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

    Der:

    Baba ne söylüyorsun ne diyorsun
    Bağrım ile yüreğimi ne dağlıyorsun
    Kalkıp yerimden doğrulmam yok
    Yelesi kara cins atıma binmem yok
    Arku Beli Ala Dağı anlayarak aşmam yok
    Ak alınlı Bayındırın divanına varmam yok
    Kazan kimdir benim onun elini öpmem yok
    Altındaki al aygırı bana ver
    Kan terletip koşturayım senin için
    Yapışı sağlam demir giyimini bana ver
    Yen yakalar diktireyim senin için
    Kara çelik öz kılıcını bana ver
    Birdenbire başlar keseyim senin için
    Kargı dalı mızrağını bana ver
    Göğsünden er mızraklıyayım senin için
    Ak tüylü delici okunu bana ver
    Erden ere geçireyim senin için
    Ela gözlü üç yüz yiğidini bana ver arkadaşlığa
    Muhammed dini yoluna savaşayım senin için dedi.

    Begil der: Öleyim ağzın için oğul, belki de benim geçmiş günümü andırtmazsın dedi. Bre giyimimi getirin oğlum giysin, al aygırımı getirin oğlum binsin, memleket ürkmeden oğlum meydana varsın girsin dedi.

    Oğlanı donattılar. Babası ile anası ile geldi görüştü, ellerini öptü. Üç yüz yiğidi yanına aldı, meydana vardı. Al aygır ne zaman düşman kokusunu alsa ayağını yere döverdi, tozu göğe çıkardı. Kafirler der: Bu at Begil'indir, biz kaçarız. Tekür der: Bre iyi bakın, bu gelen Begil ise sizden önce ben kaçarım dedi. Gözcü gözetledi, gördü ki at Begil'in Begil üzerinde değil, amma bir kuş kadar oğlandır. Gelip teküre haber verdi, der: At, giyim kuşam ve miğfer Begil’in, Begil içinde değil dedi. Tekür der: Yüz adam seçilin, tarraka çatlasın oğlanı korkutun, oğlan kuş yürekli olur, meydanı bırakır kaçar dedi.

    Yüz kafir seçilip oğlanın üzerine gelmiş, oğlana kafir söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:


    Der:

    Oğlan oğlan ey oğlan
    Haramzade oğlan
    Altında al aygırı zayıf oğlan
    Kara çelik öz kılıcı çentik oğlan
    Elindeki mızrağı kırık oğlan
    Ak kirişli yayı kısa oğlan
    Okluğunda doksan oku seyrek oğlan
    Yanındaki arkadaşları çıplak oğlan
    Karanlıklı gözleri fersiz oğlan
    Şökli Melik şana müthiş pusu kurdu
    Meydandaki şu oğlanı tutun
    Pazusundan ak ellerini bağlayın
    Birdenbire güzel başını kesin
    Alca kanını yer yüzüne dökün dedi
    Ak sakallı baban var ise ağlatma
    Ak bürçekli anan var ise sızlatma
    Yalnız yiğit alp olmaz
    Yavşan dibi berk olmaz
    Belası gelmiş kavat oğlu kavat

    Çekilip dön buradan dedi. Oğlan da burada söylemiş, görelim ne söylemiş:

    Der:

    Herze merze söyleme bre itir kafir
    Altımda al aygırımı ne beğenmezsin
    Seni gördü oynar
    Üstümdeki demir giyimim omuzumu kısar
    Kara çelik öz kılıcım kınını doğrar
    Kargı dalı mızrağımı ne beğenmezsin
    Göğsünü delip göğe fırlar
    Akça kirişli katı yayım zarı zarı inler
    Oklukta okum yatağını deler
    Yanımda yiğitlerim savaş üüer
    Alp ere korku vermek ayıp otur
    Beri gel bre kafir savaşalım dedi.

    Kafir der: Oğuz'un arsızı Türkmen'in delisine benzer, bak hele şuna dedi.

    Tekür der: Varın sorun oğlan Begil'in nesidir dedi, Kafir gelip oğlana söylemiş, görelim nasıl söylemiş :

    Der:

    Altındaki al aygırı biliriz Begilindir Begil hani
    Kara çelik öz kılıcın Begilindir Begil hani
    Üstündeki demir giyimin Begilindir Begil hani
    Yanındaki yiğitler Begilindir Begil hani
    Eğer Begil burda imişse
    Geceye kadar cenk edeydik
    Akça kirişli katı yaylar çekişeydik
    Ak tüylü delici oklar atışaydık

    Sen Begilin nesisin oğlan söyle bize dedi. Begil oğlu burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

    Der:

    Bre kafir sen beni bilmez misin

    Ak alınlı Bayındır Han'ın beyler beyisi Solur Kazan, kardeşi Kara Göne, Dönebilmez Dülek Evrren, Düzen oğlu Alp Rüstem, boz atlı Beyrek, Bey Begil’in evinde içiyorlardı, senden casus geldi adındaki al aygıra Begil beni bindirdi, kara çelik öz kılıcını kuvvet verdi, kargı dalı mızrağını himmet verdi, yanındaki üç yüz yiğidini bana arkadaşlığa verdi, ben Begil’n oğluyum bre kafir, beri gel dövüşelim dedi. Kafir Tekür der: Dayan bre kavat oğlu, ben sana varayım dedi.

    Altı kanatlı gürzünü ele aldı, oğlanı üzerine sürdü. Oğlan kalkanını gürze karşı tuttu. Yukarıdan aşağı kafir oğlana müthiş vurdu. Kalkanını ufattı, miğferini ezdi, göz kapaklarını sıyırdı, oğlanı yenemedi. Gürz ite dövüştüler, kara çelik öz kılıçla çekiştiler, sere serpe meydanda kılıçlaştılar, omuzları doğrandı, kılıçları utandı, birbirini yenemediler Kargı daha mızraklarla kırıştılar, meydanda boğa gibi süsüştüler, göğüsleri delindi, mızrakları kırıldı, birbirini yenemedler. At üzerinden ikisi kapıştılar, çekiştiler. Kafirin gücü ziyade, oğlan perişan oldu. Allah Teala’ya yalvarıp söylemiş, görelim nasıl söylemiş:

    Der:

    Yücelerden yücesin yüce Tanrı
    Kimse bilmez nicesin güzel Tanrı
    Sen Ademe taç giydirdin
    Şeytana lanet kıldın
    Bir suçtan ötürü dergahtan sürdün
    İbrahimi tutturdun
    Hanım deriye sardın
    Kaldırıp ötece attırdın
    Ateşi gülistan kıldın
    Birliğine sığındım

    Aziz Allah hocam bana medet dedi. Kafir der: Oğlan yenildinse Tanrı'na mı yalvarıyorsun, senin bir Tanrın var ise benim yetmiş iki puthanem var dedi.

    Oğlan der:

    Ya asi mel'un, sen putlarına yalvarıyorsan ben alemleri yoktan var eden Allah'ıma sığındım dedi.

    Hak Teala Cebrail’e buyurdu ki: Ya Cebrail, var, şu kuluma kırk er kadar kuvvet verdim dedi. Oğlan kafiri kaldırdı yere vurdu. Burnundan kanı düdük gibi fışkırdı. Sıçrayıp şahin gibi kafirin boğazını eline aldı. Kafir der: Yiğit aman, sizin dine ne derler, dinine girdim dedi. Parmak kaldırıp, şehadet getirip müslüman oldu. Geri kalan kafirler bilip, meydanı bırakıp kaçtı.

    Akıncılar kafirin elini gününü vurup kızını gelinini esir ettiler. Oğlan babasına müjdeci gönderdi. hasmımı yendim dedi.

    Ak sakallı babası karşı geldi. Oğlunun boynunu kucakladı. Dönüp evlerine geldiler.

    Karşı yatan kara dağdan oğlana yaylak verdi. Kara koçu koşucu attan tavla verdi. Akça yüzlü oğluna akça koyun şölenlik verdi. Ela gözlü oğluna al duvaklı gelin aldı. Ak alınlı Bayındır Han'a hisse çıkardı.

    Oğlunu aldı Bayındır Han'ın divanına vardı. El öptü. Padişah Kazan oğlu Uruz'un sağ yanında ona yer gösterdi. Cübbe, çuha, sırmalı elbise giydirdi. Dedem Korkut gelip neşeli havalar çaldı, bu Oğuznameyi düzdü koştu, Begil oğlu Emre'nin olsun dedi. Gaziler başına ne geldiğini söyledi.

    Dua edeyim hanım: Yerli kara dağların yıkılmasın. Gölgeli koca ağacın kesilmesin. Allah'ın verdiği ümidin kesilmesin. Günahınızı adı güzel Muhammed’e bağışlasın hanım hey!...

  10. #10
    Üye
    Murat.Y - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2014
    Şehir
    Antalya
    Mesajlar
    1,998
    Blog Mesajları
    31
    Bahsedilme
    1 Gönderi
    Etiketleme
    0 Konu

    Exclamation

    Sponsor Bağlantılar


    Uşun Koca Oğlu Seğrek Destanı'nı Beyan Eder

    Oğuz zamanında Uşun Koca derler bir kişi var idi, ömründe iki oğlu var idi. Büyük oğlunun adı Eğrek idi. Cesur, deli, güzel yiğit idi. Bayındır Han'ın sohbetine ne zaman istese getirdi. Beyler beyi olan Kazan'ın divanında buna hiç kapı baca yoklu. Beyleri çiğneyip Kazan'ın önünde otururdu. Kimseye iltifat eylemezdi.

    Meğer hanım gene bir gün beyleri çiğneyip oturunca. Ters Uzamış derlerdi Oğuz'da bir yiğit var idi, der: Bre Usun Koca oğlu bu oturan beyler her biri oturduğu yeri kılıcı ile, ekmeği ile almıştır, bre sen baş mı kestin kan mı döktün, aç mı doyurdun, çıplak mı donattın dedi. Eğrek der: Bre Ters Uzamış baş kesip kan dökmek hüner midir dedi. Der: Evet hünerdir ya! Ters Uzamış'ın sözü Eğrek'e tesir etti. Kalktı Kazan Bey'den akın diledi. Akın verdi. İlan etti, akıncı toplandı. Üç yüz mızraklı yiğit bunun yanına cem oldu.

    Meyhanede beş gün yeme içme oldu. Ondan sonra Şirögüven kenarından Gökçe Deniz'e kadar olan memleketleri yağmaladı. Sayısız ganimet alındı.

    Yolu Alınca Kalesine uğramıştı. Kara Tekür orada bir koru yaptırmıştı. Uçanlardan kaz, tavuk, yürüyenlerden geyik, tavşan bu avluya doldurup Oğuz yiğitlerine bunu tuzak yapmıştı. Usun Koca oğlunun yolu bu koruya uğradı. Korunun kapısını ufattılar. Yabanî geyik, kaz, tavuk kestiler, yediler içtiler. Atlarının eyerlerini aldılar, giyimlerini çıkardılar.
    Meğer Kara Tekür'ün casusu var idi, bunları gördü, gelip der: Bre Oğuz'dan bir bölük atlı geldi, korunun kapısını ufattılar, atlarının eyerlerini alıp giyimlerini çıkardılar, bre ne duruyorsunuz dedi.

    Altı yüz kara elbiseli kafir bunların üzerine saldırdılar. Yiğitleri öldürdüler. Eğreği tuttular. Alınca Kalesinde zindana attılar.

    Kara kara dağlardan haber aştı, kanlı kanlı sulardan haber geçti, kudretli Oğuz ellerine haber vardı. Usun Koca'nın ak otağı önünde feryat koptu. Kaza benzer kızı gelini ak çıkarıp kara giydi. Usun Koca oğul oğul diye akça yüzlü anası ile ağlaştılar sızlaştılar.

    Her kemikli gelişir, kaburgalı büyür. Meğer hanım, Usun Koca'nın küçük oğlu Seğrek iyi, cesur, alp, deli yiğit oldu. Bir gün yolu bir düğün derneğe uğradı. Kondular, yemek içmek ettiler.

    Seğrek sarhoş oldu. Dışarı ayak yoluna çıktı. Gördü ki öksüz oğlan bir çocukla kavga ediyor. Bre noldunuz diye bir tokat birine, bir tokat birine vurdu. Eski dutun biti, öksüz oğlanın dili acı olur. Biri der: Bre bizim öksüzlüğümüz yetmez mi, bize niye vuruyorsun, hünerin var ise kardeşin Alınca Kalesi'nde esirdir, var onu kurtar dedi. Seğrek dedi: Bre kardeşimin adı nedir? Dedi: Eğrek'tir. şimdi Egreğe Seğrek yakışır, kardeşim sağ imiş kaygılanmam, kardeşsiz Oğuz'da durmam, karanlıklı gözümün aydını kardeş diye ağladı. İçeri sohbete girdi müsaade istedi, beyler hoşça kalın dedi.
    Atını çektiler bindi. Koşturdu anasının evine geldi. Alından indi anasının ağzını aradı. Seğrek burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

    Der:

    Kalkıp ana yerimden doğruldum
    Yelesi kara cins atıma sıçrayıp bindim
    Çapraz yatan Ala Dağ eteğine vardım
    Kudretli Oğuz ellerinde düğün dernek varmış oraya vardım
    Yemek içmek arasında
    Ak boz atlı bir haberci geldi
    Çok zamanmış Eğrek derler bir yiğit esirmiş
    Kadir Tanrı yol vermiş çıkıp gelmiş
    Büyük Küçük kalmadı o yiğide karşı gitti
    Ana ben de varayım mı ne dersin dedi.

    Anası burada söylemiş görelim hanım ne söylemiş :

    Der:

    Ağzın için öleyim oğul
    Dilin için öleyim oğul
    Karşı yatan kara dağın
    Yıkılmıştı yüceldi ahir
    Akıntılı güzel suyun
    Çekilmişti çağladı ahir
    Koca ağaçta dal budağın
    Kurumuştu filizlenip yeşerdi ahir
    Kudretli Oğuz beyleri izine varsa sen var
    O yiğide yetiştiğinde
    Ak boz atın üzerindin yere in
    El bağlayıp o yiğide selam ver
    Elini öpüp boynunu kucakla
    Kara dağımın yükseği kardeş de
    Ne duruyorsun oğul hoştur dedi.

    Oğlan anasına söylemiş, görelim ne söylemiş:

    Der:

    Ana ağzın kurusun
    Ana dilin çürüsün
    Benim de kardeşim varmış kaygılansam olmaz
    Kardeşsiz Oğuzda dursam olmaz
    Ana hakkı Tanrı hakkı olmasaydı
    Kara çelik öz kılıcımı çekeydim
    Birdenbire güzel başını keseydim
    Alca kanını yer yüzüne dökeydim
    Ana zalim ana dedi.

    Babası der: Yanlış haberdir oğul, kaçan giden senin ağabeyin değil, başkasıdır, ak sakallı ben babanı ağlatma, ihtiyarcık olmuş ananı sızlatma dedi. Oğlan burada söylemiş :

    Der:

    Üç yüz altmış altı alp ava binse
    Kanlı geyik üzerine kavga kopsa
    Kardeşli yiğitler kalkar kopar olur
    Kardeşsiz zavallı yiğit ensesine yumruk dokunsa
    Ağlayarak dört yanına bakar olur
    Ela gözden acı yaşını döker olur
    Ela gözlü oğlunuzu görünceye kadar

    Bey baba hatun ana esen kalın dedi. Baba ana yanlış haberdir, gitme oğul dediler. Oğlan der: Beni yolumdan ayırmayın, ağabeyimin tutulduğu kaleye varmayınca, ağabeyimin ölüsünü dirisini bilmeyince, öldü ise kanını almayınca Oğuz eline gelmem yok dedi.

    Baba ana ağlaşıp Kazan'a adam gönderdiler. Oğlan kardeşini andı gider, bize ne öğüt verirsin dediler. Kazan der: Ayağına at kösteğini vurun dedi. Yavuklusu vardı, acele düğün dernek ettiler. Attan aygır, deveden erkek deve, koyundan koç kestirdiler.

    Oğlanı gelin odasına koydular. Kız île ikisi bir döşeğe çıktılar. Oğlan kılıcını çıkardı kız ile kendi arasına koydu. Kız der: Kılıcını gider yiğit, murat ver murat al, sarılalım dedi. Oğlan der: Bre kavat kızı, ben kılıcıma doğranayım, okuma sancılayım, oğlum doğmasın, doğarsa on yaşına varmasın, ağabeyimin yüzünü görmeyince, ölmüş ise kanını almayınca bu gelin odasına girersem dedi.

    Ayağa kalktı. Tavladan bir koç at çıkardı eyerledi. Giyimini giydi. Diz bağı, kol bağı bağladı. Der: Kız sen beni bir yıl bekle, bir yılda gelmezsem iki yıl bekle, iki yılda gelmezsem üç yıl bekle, gelmezsem o vakit benim öldüğümü bilesin, aygır atımı boğazlayıp aşımı ver, gözün kimi tutarsa, gönlün kimi severse ona var dedi. Kız burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

    Der:

    Yiğidim ben seni bir yıl bekleyeyim
    Bir yılda gelmezsen iki yıl bekleyeyim
    İki yılda gelmezsen üç dört yıl bekleyeyim
    Dört yılda gelmezsen beş yıl altı yıl bekleyeyim
    Altı yol ayrımına çadır dikeyim
    Gelenden gidenden haber sorayım
    Hayır haber getirene at elbise vereyim
    Kaftanlar giydireyim
    Şer haber getirenin başını keseyim
    Erkek sineği üzerime kondurmayayım
    Murat ver murat al öyle git yiğidim dedi.

    Oğlan der: kavat kızı ağabeyimin başına and içmişim, dönmem yok dedi.

    Kız der: Ayağı uğursuz gelin diyeceklerine hayasız gelin desinler, kayın babama, kayınanama söyleyeyim dedi.

    Söylemiş :

    Babamdan daha iyi kayın baba
    Anamdan daha iyi kayın ana
    Develerinin erkeği ürktü gider
    Deveciler önünü kesti döndüremez
    Kara koç aygırın ürktü gider
    At çobanları önünü kesti döndüremez
    Ağıllarının koçları ürktü gider
    Çoban önünü kesti döndüremez
    Ela gözlü oğlun kardeşini andı gider
    Akça yüzlü gelinin döndüremez

    Size malum olsun dedi. Baba ana ah ettiler. Yerlerinden kalktılar oğul gitme diyerek, gördüler çare olmadı. Elbette o ağabeyimin tutulduğu kaleye varmayınca edemem dedi. Babası anası sür oğul, uğurun açık olsun, sağ esen varıp gelesin geleceğin var ise dediler. Babasının anasının elini öptü, kara koç atına sıçrayıp bindi.

    Geceyi gündüze kattı, at sürdü. Üç gün geceli gündüzlü at koşturdu. Dereşam'ın kenarından geçti. O kardeşinin tutulduğu koruya geldi. Gördü kî at çobanı kafirler kısrak güdüyorlar. Kılıç çekip altı kafir tepeledi. Davul çalıp kısrakları ürküttü getirip o koruya soktu. Geceyi gündüze katmış, üç gün geceli gündüzlü at koşturmuş yiğit, karanlıklı gözlerini uyku bürümüş yiğit atının yularını bileğine bağladı, yattı uyudu.

    Meğer kafirin casusu var idi. Gelip Tekür'e der: Oğuz'dan bir deli yiğit geldi, at çobanlarını öldürdü, kısrakları ürküttü getirip koruya soktu. Tekür der: Silahlı altmış adam seçin, varsınlar, tutup getirsinler dedi.

    Altmış silahlı adam seçtiler. Vardılar ansızın altmış demir giyimli kafir oğlanın üzerine geldiler. Giyim hışırtısından, at kıpırdamasından. Meğer yiğit aygır binerdi. Hanım at kulağı tetikte olur, çökerek oğlanı uyandırdı. Oğlan gördü ki bir alay atlı geliyor. Sıçradı Adı güzel Muhammed'e salavat getirdi. Atına bindi, kara elbiseli kafire kılıç vurdu, bastı kaleye tıktı. Yine uykusunu yenemeyip yerine varıp yattı uyudu. Gene atının yularını bileğine geçirdi.

    Kafirler, sağ olanları, kaçarak Tekür'e' geldiler. Tekür der: Tu yüz kerre : AJtmış kişi bir oğlanı tutamadınız dedi. Bu sefer yüz kafir oğlanın üzerine geldiler. Aygır yine oğlanı uyandırdı. Gördü kafirler saf bağlamış geliyorlar. Oğlan kalktı atına bindi. Adı güzel Muhammed'e salavat getirdi, kafire kılıç çaldı, bastı kaleye tıktı. Atını döndürdü, gene konaklama yerine geldi. Uykusunu yenemedi, tekrar yattı uyudu. Atının yularını yine bileğine geçirdi.

    Bu sefer at oğlanın bileğinden boşandı kaçtı, Kafirler yine Tekür'e geldiler. Tekür der: Bu defa üç yüz varın dedi. Kafirler der: Varmayız, kökümüzü keser, hepîmizi öldürür dediler. Tekür der: Ya nasıl eylemek gerek, varın o esir yiğidi çıkarın getirin, tekmeleyenin karnını boynuzlayan yırtar, at verin giyini verin dedi.

    Geldiler Egreğe dediler: Yiğit sana Tekür himmet eyledi, surda bir deli yiğit yolcunun yola gidenin, çobanın çoluğun ekmeğini alıyor, tut o deliyi oldur, seni bırakı verelim var git dediler. Pekala dedi.

    Egreği zindandan çıkardılar. Saçını sakalını tıraş ettiler. Bir at, bir kılıç verdiler. Üç yüz kafiri ona arkadaşlığa verdiler. Oğlanın üzerine geldiler.

    Üç yüz kafir açıkta durdular. Eğrek der: Gelin varalım dedi, tutalım. Kafirler der: Tekür'den buyruk sana oldu, sen var dediler. Eğrek der: İşte uyuyor, gelin varalım dedi. Kafirler der: Ay ne uyumak, koltuğunun altından bakar, kalkar bize geniş ovayı dar gösterir dediler. Der: Şimdi ben varayım, elini ayağını bağlayayım, sonra siz gelirsiniz dedi. Sıçradı kafirler arasından çıktı. At şurup bu yiğidin üzerine geldi. Atından indi, yularını bir daha iliştirdi. Baktı gördü ki ayın on dördüne benzer bir güzel ela gözlü genç yiğit boncuk boncuk terlemiş uyuyor, gelenden gidenden haberi yok. Dolandı başı ucuna geldi. Gördü ki belinde kopuzu var. Çıkarıp eline aldı söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

    Der:

    Kalkıp yerinden doğrulan yiğit
    Yelesi kara cins atına sıçrayıp binen
    Arku Beli Ala Dağdan geceleyin aşan
    Akıntılı güzel suyu delip geçen
    Gurbete gelen yatar mı olur
    Benim gibi pazusundan ak ellerini bağlatarak
    Domuz damında yatar mı olur
    Ak sakallı babasını ak bürçekli anasını
    Ağlatarak sızlatır mı olur
    Niye yatırıyorsun yiğit
    Gafil olma güzel başını kaldır yiğit
    Ela gözünü aç yiğit
    Kadirin verdiği tatlı canını uyku bürümüş yiğit
    Pazusundan kollarını bağlatma
    Ak sakallı babanı ihtiyarcık ananı ağlatma
    Ne yiğitsin kudretli Oğuz dinden gelen yiğit
    Yaradan hakkı için kalkı ver

    Dört yanını kafir sardı belli bil dedi. Oğlan sıçradı kalktı. Kılıcının sapına yapıştı ki bunu vursun. Gördü ki elinde kopuz var. Der: Bre kafir Dedem Korkut kopuzu hürmetine çalmadım dedî, eğer elinde kopuz olmasaydı ağabeyimin başı için seni iki parça kılardım dedi.

    Çekti kopuzu elinden aldı. Oğlan burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:


    Sabah erken yerimden kalktığım kardeş için
    Ak boz atlar yormuşum kardeş için
    Kalenizde esir var mıdır kafir söyle bana
    Kara başım kurban olsun kafir sana dedi.

    Büyük kardeşi Eğrek burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş :

    Ağzın için öleyim kardeş
    Dilin için öleyim kardeş
    Memleketini doğum yerini sorar olsam neresidir
    Karanlık gece içinde, yolu kaybetsen ümidin nedir
    Büyük sancak tutan hanınız kim
    Kavga günü önden at tepen alpınız kim
    Yiğit senin baban kim
    Alp erin erden adım saklaması ayıp olur
    Adın nedir yiğit dedi. Bir daha söylemiş, der:

    Develerimi güdünce devecim misin
    Kara koçumu güdünce at çobanım mısın
    Ağıllarımı güdünce çobanım mısın
    Kulağımda çınlayan naibim misin
    Beşikte koyup gittiğim kardeşçiğim misin
    Yiğit söyle bana
    Kara başım kurban olsun bugün sana dedi.

    Seğrek burada büyük kardeşine söyledi, der:

    Karanlık gece içinde yolu kaybetsem ümidim
    Büyük sancak tutan hanımız Bayındır Han
    Savaş günü önden at tepen alpımız Salur Kazan
    Babamın adını sorarsan Uşun Koca
    Benim adımı sorar olsan Şeğrek
    Kardeşim var imiş adı Eğrek dedi. Bir daha söyledi, der:
    Develerini güdünce devecinim
    Kara koçunu güdünce at çobanınım

    Beşikte koyup gittiğin kardeşinim dedi. Büyük kardeşi Eğrek burada söylemiş, görelim hanım nasıl söylemiş:

    Der:

    Ağzın için öleyim kardeş
    Dilin için öleyim kardeş
    Er mi oldun yiğit mi oldun kardeş

    Gurbete kardeşini aramağa sen mi geldin kardeş dedi. İki kardeş kucaklaşa kucaklaşa görüştüler. Eğrek küçük kardeşinin boynunu öptü. Seğrek de ağabeyisinin elini öptü. Karşı yakadan kafirler bakışıyorlar. Derler: Güreştiler galiba, belki bizimki yener dediler. Gördüler ki kucaklaştılar, görüştüler, cins atlara biniştiler. Kara elbiseli kafire at sürdüler, kılıç yürüttüler. Kafiri bastılar öldürdüler, kaleye döktüler. Gelip yine o koruya girdiler kısrakları dışarı çıkardılar. Davul çalıp kısrakları önlerine kattılar. Dereşam suyunu at tepip geçtiler. Geceyi gündüze kattılar, Oğuz'un hudut boyuna yetiştiler.

    Kanlı kafir elinden kardeşçiğini çekip aldı. Ak sakallı babasına müjdeci gönderde babam bana karşı gelsin dedi. Uşun Koca'ya haberci geldi. Müjde, gözün aydın, oğulların ikisi beraber sağ esen geldi dediler. Koca işitip şad oldu. Gümbür gümbür davullar çalındı. Altın tunç borular öttürüldü. O gün alaca büyük otağlar dikildi. Artan aygır, deveden erkek deve, koyundan koç kesildi. Koca Bey oğullarına karşı geldi. Attan indi, oğlanları ile kucaklaşa kucaklaşa görüştü. İyi misiniz, esen misiniz oğullar dedi. Gölgeliği altınlıca odasına geldiler. Eğlence, yemek içmek oldu. Büyük oğlana da güzel gelin getirdi. İki kardeş birbirine sağdıç oldular. Gelin odalarına koşturup indiler, murada maksuda eriştiler. Dedem Korkut gelip destan söyledi, deyiş dedi.

    Evvel ahir uzun yaşın ucu ölüm. Ölüm vakti geldiğinde arı imandan ayırmasın. Günahınızı Muhammet Mustafa'nın yüzü suyuna bağışlasın. Amin diyenler Tanrı'nın yüzünü görsün hanım hey!...


Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş

Giriş