A) Türklerin Tang/T’ang Hanedanlığı Döneminde Çinliler Üzerindeki Siyasi ve Kültürel Etkileri

Tang/T’ang Hanedanlığı, Göktürklerin büyük desteği ile kurulan bir devlet idi. Sui Hanedanlığı’nın son dönemlerinde, hanedanlığa bağlı çeşitli bölgelerde ayaklanmalar meydana geldiği zaman, Tai Yuan vilayetinin valisi Li Yuan, kendi adamlarından Liu Wen-jing’i Doğu Türk devletinin kağanı İşbara’ya gönderip, Sui Hanedanlığı’na karşı birlikte saldırmayı teklif etmisti. Li Yuan, Sui Hanedan ailesinden olup, onun asıl niyeti Sui Hanedanlığı’nı yıkmak değil, kendi istediği adamı tahta geçirmekti. Ancak İşbara Kağan, Li Yuan’ın kendisinin tahta geçmesi sartıyla yardım edeceğini bildirdi. Anlaşma gereği, Sui Hanedanlığı’ndan alınan topraklar Li Yuan’a ait olacak; ancak para, kıymetli eşya ve kızlar İşbara Kağan’a verilecekti. Li Yuan “Kağana baş koyup saygı gösterme ve bağlılık kuralını bozmama” konusunda İşbara Kağan’a söz verdi. Li Yuan Sui Hanedanlığı’na karsı 30 bin kişilik ordusuyla ayaklandığı zaman, İşbara Kağan ona yardım ve destek için 500 süvari ve 2000 at gönderdi. Sonuçta, ayaklanması başarılı olan, Li Yuan M. S. 617’de kendisini kağan ilan ederek Tang/T’ang Hanedanlığı’nı kurmuş ve Chang-an şehrini başkent yapmıştı. Li Yuan (Tang Gao-zu) tahta oturduğu dönemde Göktürklere karşı saygıda kusur etmemiş, hatta İşbara Kağan’ın elçisini kendi tahtına oturtmustu. Tang/T’ang Hanedanlığı’nın ilk yıllarında, Çin’deki bazı idari ve askeri unvanlar Göktürk kağanlarının onayını aldıktan sonra verilebilirdi. 757 ve 762’de Tang/T’ang Hanedanlığı’nın 330 bin kisilik ordusuna kumandanlık eden An Lu-shan ve Shi Si-ming adlı komutanlar Türk asıllıydı. Bu komutanlar çeşitli nedenlerle 757’de ve 762’de Tang/T’ang Hanedanlığı’na karşı isyan ettiklerinde, Çinlilerin yardımına yine Uygur Türkleri koşmuş ve isyanı bastırarak Tang/T’ang Hanedanlığı’nı korumuşlardı.

O dönemde Tang/T’ang Hanedanlığı’nın değişik bölgelerine yerleştirilen Uygur Türklerinin sayısı da yüz binleri bulmustu. Binlerce Uygur Türk ailesi, başkent Chang-an’a yerleşmişti. Sui ve Tang hanedanları dönemindeki pek çok siyasi ve askeri faaliyetlerde Türklerin ve Çinlileşmiş Türklerin etkisi büyüktü. Dolayısıyla Tang/T’ang Hanedanlığı’nın hükümdar sülalesinin nesebi de Türklerle karışmıştı. Hanedanlık yönetiminde görev alan 369 vezirin 36’sı Türk asıllıydı. Zira Tang/T’ang iktidarı büyük ölçüde yabancıların kuvvetine dayanıyordu. Türklerin Tang/T’ang Hanedanlığı döneminde, Çinliler üzerindeki kültürel etkileri ise şaşırtıcı boyutlardaydı. Sinolog Edward Schafer’e göre, Türk kıyafetleri, Türk yemekleri ve Türk müziği Tang/T’ang Hanedanlığı toplumunda bir tutku hâline gelmişti. Özellikle Shen-yang ve Luo-yang Türk modasının en yaygın oldugu şehirler arasındaydı. Toplumda Türk kıyafetleri taklit ediliyordu. Erkekler ve kadınlar sefere çıktıkları zaman, özellikle ata bindikleri zaman “Türk kalpağı” giyerlerdi.

M. S. 7. yüzyılın ilk yarısında soylu hanımlar başörtüsü olan ceketleri seviyorlardı. Şapkası ve peçesi birlikte bulunan bu tür kıyafete o dönemde “mu-li” denirdi. Gerçekte bu, güneş ışığı ve yağmurdan koruyan şapkaya benzer bir kıyafet olup, yüz ve vücudun büyük bir kısmını örterdi. Bu, kibirli hanımların hem kimliğini saklamalarını sağlar hem de onları kaba insanların meraklı nazarından korurdu. M. S. 8. yüzyılın ilk yarısında, kadınlar başlarına Türk kalpağı giyer, hatta güzel makyajlı yüzlerini ortaya çıkarıyorlardı. Çin’deki erkekler ata binerken Türk erkekleri gibi kıyafet ve çizmeleri giyerek, sokaklarda kamçı çalıp at koşturuyorlardı. M. S. 8. yüzyılda saray hanımları arasında “Uygur saç modeli” yaygınlaşmıştı. Türk yaşam tarzını takip etme uğruna bazı soylular pek de rahat olmayan çadır hayatına katlanıyor, hatta şehir içine bile çadır kuruyorlardı. Sair Bai Ju-yi, kendi avlusuna iki gök çadırı kurdurmuştu. Misafirlerini çadırda ağırlar, onlara çadırın yararlarını anlatırdı.

Şehirdeki çadırlarda ikamet edenlerin içerisinde en ünlülerden biri, Yüce İmparator Tang Tai-zong’un oglu Li Cheng-qian idi. Veliaht Cheng-qian gündelik yaşamın her alanında Türkleri taklit etmeye çalışırdı. O, sadece Türkçe konuşurdu Çince konuşmazdı. Üstelik sarayına resmi işlerin de yürütüldüğü gerçek bir gök çadırı kurdurmuştu. Kendisi de gerçek Türk kağanı gibi giyinir, çadırın önündeki kurt başlı bayrağın altında oturur, haşlanmış kuzu etlerini bıçağıyla sıyırarak yerdi. Ona hizmet eden köleler de Türk elbisesi giyerlerdi. O dönemde, Tang/T’ang Hanedanlığı’nın tebaası dışarıdan gelen yiyecekler arasında, en yaygın olarak değişik biçimlerdeki küçük “Türk Börekleri”ne düskün idi. Bunların içerisinde susamlı “zheng-bing”(aralarına yağ sürülerek yapılan bir tür katlama börek) ile “jian-bing” Çinlilerin beğenisini kazanmıştı. O dönemde Türkçe konuşmak da popüler olmustu. Tang/T’ang Hanedanlığı mensuplarından bazı kişiler Türkçe konuşuyorlardı, hatta o dönemde aydınlar arasında kullanılan “Türkçe-Çince Sözlük” bulunuyordu. Ayrıca Tang/T’ang Hanedanlığı’na ait bazı şiirlerde, Türk şarkılarının Tang şiiri üzerindeki etkileri de görülüyordu. Tang/T’ang Hanedanlığı dönemindeki bu Türk modasından rahatsız olan bazı kişiler de vardı. Tang/T’ang Hanedanlığı fermanla Çinlilerin Türk taklitçiligini yasaklamaya çalıstıysa da bir faydası olmamıstır. Tang/T’ang Hanedanlığı döneminde Türklerin Çin kültürünü etkileyen örf ve âdetlerinden biri kartal ve şahinle avlanma idi. Tang/T’ang Hanedanlığı imparatorlarından Tang Tai-zong ve Tang Xuanzong kartalla avlanmaktan büyük zevk alıyorlardı. Üzüm ve üzüm şarabı da Tang/T’ang Hanedanlığı döneminde Çinlilere intikal etmiş en önemli Türk ürünü idi. O dönemde Romalılar, Araplar ve Batı bölgesindeki (Türkistan’daki) Uygurlar, üzüm yetiştirme ve üzüm şarabı yapma konusunda usta idiler. Tang/T’ang Hanedanlığı Türkistan’ı (Çinlilere göre Batı bölgesi) istila ettikten sonra, Koçu devleti Tang/T’ang sarayına üzüm ve üzümden üretilmiş çesitli ürünleri göndermeye baslamıştı. Şarap üretiminde kullanılan üzüm türü de bu dönemde Tang/T’ang Hanedanlığı’na getirtilmişti. Bu üzüm, ünlü “Ma nai-zi” (at sütü) adı verilen üzümdür. Bu üzüm türü, M. S. 647 yılında, Türk yabgusu tarafından Tang/T’ang imparatoruna hediye edilmişti. Tang/T’ang Hanedanlığı’na Türkistan’dan sadece üzüm ve üzüm şarabı gelmemiş, aynı zamanda şarap üretim teknikleri de gelmiştir.

Tang/T’ang Hanedanlığı döneminde, Türklerin Çinlilere öğrettikleri en önemli ekonomik sektörlerden biri pamukçuluktu. Doğu Türkistan’da M. S. 6. yüzyılda pamuk üretiliyordu. Koçu’da (Bugünkü Turfan Bölgesi) üretilen pamuk Tang/T’ang Hanedanlığı’nda ünlüydü. Koçulular pamuk eker, pamuktan ip yapar, kumaş dokur ve bunları Tang/T’ang Hanedanlığı’na götürüp satarlardı. Koçu’nun istila edilmesiyle, pamuk üretimi Tang/T’ang Hanedanlığı’nda da başlamıstır. M.S. 7. yüzyılın ortalarında, Tohri prensi Tang/T’ang Hanedanlığı sarayına iki adet özel “ma-nao kandil agacı” hediye etmişti. “Ateş ağacı” da denen bu yapma ağaç, Tang/T’ang Hanedanlığı’nda en coşkuyla kutlanan yeni yıl bayramında kullanılıyordu. Üç gün süren bayramda her aile süslü kandiller asardı. Bu âdet, Batı bölgesinde eskiden beri kutlanan yeni yıl bayramından gelmişti. Koçu’daki Tang/T’ang dönemine ait resimlerde de bu manzara görülmektedir. M. S. 6. yüzyılda bu tür kutlama âdeti Çin’e ulaşmış, bayramın tarihi de yeni yıldan ayın on beşine, yani ayın dolduğu geceye alınmıştır. Ortaçağda, Çin’de altın sikke yoktu. M.S. 6. yüzyılda, Tang/T’ang Hanedanlığı’nda Türkistan bölgesinin, özellikle Kuça’nın altın ve gümüş sikkeleri rağbet görüyordu. M. S. 7. ve 8. yüzyılda, Türkistan’daki devletlerde bu tür altın ve gümüş sikkeler kullanılıyordu. İnsanların ellerinde Roma, Fars ve Bizans sikkeleri bulunuyordu. Koçu’da bulunan bir erkek cesedin ağzındaki gümüş sikke de bunu teyit etmektedir. Bu sikkenin bir yüzünde Ahura Mazda’nın, diğer yüzünde ise Halife Muaviye’nin adı bulunmaktadır. Bu sikkeler, o zamanlar Çinlilere çok ilginç geliyordu.

Tang/T’ang Hanedanlığı döneminde, Türkistan’da müzik çok gelişmişti. Tang/T’ang Hanedanlığı sarayında Türkistan’dan davet edilen çok sayıda müzik ustası bulunuyordu. Dolayısıyla, o dönemde müzikte kullanılan nota sistemi de Çin’e Türkistan’dan girmişti. Yabancı müzisyenler, yani müzik icracıları, şarkıcılar, dansözler ve bunların getirdikleri çalgı aletlerinin Çin müziği üzerindeki etkisi çok büyük olmustur. Çin’de Türkistan bölgesinin müziğine olan rağbet Sui hanedanlığı döneminde en üst seviyeye ulaşmış ve bu eğilim Tang/T’ang Hanedanlığı dönemine kadar devam etmişti. Tang/T’ang Hanedanlığı döneminde, Çin müziğini derinden etkileyen müzik Kuça müziği idi. Özellikle Kuça müziği içerisindeki “Tef Dansı Melodisi” çok seviliyordu. Kuça çalgı aletleri de Çinlilerce çok sevilmişti. Kuça müziğinde en önemli çalgı aletlerinden biri, “dört telli pipa” idi. Tang/T’ang Hanedanlığı dönemi pop müziğindeki 28 oktav, “dört telli pipa”nın icra tekniği ve melodisi temelinde kurulmuştu. “Bili” ve “düz ney” Kuça müziğinde önemli yere sahipti. Dolayısıyla bu iki çalgı aleti de Tang/T’ang Hanedanlığı döneminde çok yaygındı. Ancak Kuça müziğinde, Çinlilerin en çok sevdigi gövdesi küçük, boyalı “kes davulı” idi. Tang/T’ang Hanedanlığı döneminde Kuça müziği ile Çin müziğinin sentezinden ortaya çıkmış olan “Xi-liang Müziği”, 8. ve 9. yüzyıl şairleri tarafından çok övülmüştür. Tang/T’ang Hanedanlığı döneminde kuzeylilerin müziği askeri müzik ile sınırlıydı. Boru, kös ve zil gibi çalgı aletleriyle icra edilen bu müzik insanı costurduğu için saraydaki törenler ve zafer kutlamaları için uygundu. Tang döneminde bazı müzikler Japonya’ya kadar ulaşmıştı. Bunların içerisinde, en ilginç olanı “Su-muz” oyunudur. Bu kışın gelmesiyle icra edilen bir dans çesididir. Bu dans, bir grup çıplak Türk ve Çinli genç tarafından icra edilirdi. Onlar yüzlerine maske takarak davul, pipa, kong-hou gibi çalgı aletlerinin eşliğinde zıplayarak dans ederler, birbirlerine soğuk su serperler, hatta yoldan geçenlere de su saçarlardı. Bu oyun, kaba görüldüğünden, M. S. 714 yılından itibaren Tang Xuan-zong tarafından fermanla yasaklanmıştır.

Tang/T’ang Hanedanlığı döneminde, sihirbazlık, ip canbazlığı, ateş yutma ve cüce oyunu gibi çesitli oyunları oynayanlara “san-yue” (rakkas) denirdi. Türkistan ve Hindistan’dan gelen pek çok rakkas, Tang/T’ang Hanedanlığı’nın çeşitli bölgelerindeki şehirlerde bulunuyordu. Liang-zhou ve Luo-yang gibi yerlerdeki Mani tapınaklarında belirli günlerde sihirbazlık gösterisi yapılıyordu. Çin’de deri ve kâğıttan yapılan gölge oyunları varsa da, iple kukla oynatma tekniği M. S. 7. yüzyılda Türkistan’dan gelmiştir. Çinlilerin bugün de çok rağbet gösterdiği yeşim taşı Dogu Türkistan’ın Hoten bölgesinden temin edilmiştir. M. S. 8. yüzyılda, Tang imparatoru bir elçiyi Hoten’e gönderip yeşim taşından yapılmış çesitli ürünler getirtmiştir. Bilindiği gibi, İpek Yolu’ndan önce Doğu Türkistan ile Çin arasında “Yeşim Taşı Yolu” vardı. Hoten bölgesindeki Yorungkas Deryasından (Yorung < Ürüng “ak, beyaz”. Kas “süs taşı”) çıkan yeşim taşı Doğu ve Batı bölgelerine götürülüp satılıyordu. Bu taşın Çinliler için çok özel anlamı bulunmaktaydı.

B) Türklerin Yuan Hanedanlığı Döneminde (1279-1368) Çinliler ve Koreliler Üzerindeki Siyasi ve Kültürel Etkileri

13. ve 14. yüzyıllar Türklerin Uzakdoğu’nun siyasi ve kültür hayatında çok önemli rol oynadıkları dönem olmuştur. Bunun için, sadece Türklerin Çin’de Moğolların kurdukları Yuan Hanedanlığı yönetiminde üstlendikleri görevlere ve kültür yaşamındaki faaliyetlere bakmak yeterlidir. Yuan Hanedanlığı döneminde Kubilay Han’ın baş veziri olan Lien Si-sen, maliye bakanı olan Ahmet ve Sanga/Senge; din ve eğitimden sorumlu bakan Argun Salı, denizci İletmis ve Ukmıs, hekimlerden Yuçurıç, Sadımıs, Nezer; diyetsiyen Koskuy; Nesturi misyoneri ve elçi Rabban Sauma ve Markos, edebiyatçılardan Guan Yun-sı, Seydullah, Sue Ang-fu, Ma Zu-çang; tercümanlardan Arasang, Pracnasırı ve Karunadas Uygur Türklerinden idi. Bunlar Yuan Hanedanlığı döneminde Çin’de siyasi, ekonomi, askeri ve kültürel alanda çok önemli rol oynamakla beraber Çin’deki imar faaliyetlerinde de çok etkili olmuştur. Bugün Çinlilerce “Bei-jing” batılılarca “Pekin” olarak bilinen şehrin mimarları arasında Uygur Türkleri de bulunuyordu. Dolayısıyla Pekin’e Türkçe “Hanbalık” da denilmişti.

Koryo krallığı 1270 yılında Yuan Hanedanlığı’nın hakimiyeti altına girince, Moğollarla birlikte Kore’ye çok sayıda Müslüman Türk gelmişti. Yuan Hanedanlığı’na tâbi Koryo Krallığı’nda çok önemli görevleri üstlenmiş olan Türkler, özellikle bürokrasi alanında üstün başarılar göstermişti. O dönemde Koryo sarayında görevli Uygur Samga bunlardan biriydi. Samga hakkında, Koreli bilim adamı Hee Soo-lee’nin “ İslam ve Türk Kültürünün Uzak Doğu’ya Yayılması.” adlı kitabının “Müslüman (Hui-hui) Samga’nın Mensei ve Kore’deki Türk Toplumu” başlıklı bölümünde önemli bilgiler bulunmaktadır. Dr. Hee Soo-lee’nin naklettigi bilgilere göre, Samga Koryo sarayında Chang Sun-ryong adıyla bilinmekteydi. Ona bu adı, Koryo kralı Ch’ung-yol vermişti. O bir Hui-hui (Müslüman) kökenliydi. Onun esas ismi Samga (bazen Senge, Sanga) olup, babası Kyong (Çince: Ch’ing) Kubilay Han (Shih-tsu)’ın katipliğini yapmıştı. Samga prenses Chekuk’un mabeyincisi olarak Koryo’ya gelmişti, mevkii hızla yükselerek Nang-chang unvanı, Chang-kun (General), Son-mu general, bölge komutanı, Doğu Fetih Bürosu başkomutanı, Bu-chi-mil-chik gibi görevleri üstlendi. 44 yaşında, yani 1298 yılında chom-ıich’om-ri mevkiinde iken öldü. Samga’nın, yani Chang Sun-ryong’un kurdugu Dok-su Chang ailesinin seceresi de bu bilgileri doğrulamaktadır. Şecereye göre, o 44 yasında vefat ettiğinde, Yang, Ye ve Son adlı üç oğlu vardı.

Bu bilgilerden anlaşıldıgına göre, Samga Koryo sarayında üst düzey görevler almış bir Uygur Türküydü. Koreli bir kadınla evlenmiş ve Kore toplumuyla kaynaşmıstır. Onun 25 kuşaktan torunları bugün Kore’nin orta bölgelerinde kalabalık bir cemaat hâlinde yaşamakta ve Dok-so Chang ailesi olarak bilinmektedir. Bu ailenin şeceresinde, Chang Sun-ryong’dan itibaren 25 nesil boyunca süregelen aile tarihi ayrıntılı biçimde muhafaza edilmiştir. Bu 25 neslin soy ağacı söyledir: 1.Kurucusu: Sun-ryong, 2. Yang, 3. U-bin, 4. An-chi, 6. Maeng-hyong, 7. Hi-an, 8. k, 9. Se-gol, 10. n-pil, 11. Ki, 12. Sung-in, 13. Hong-chom, 14. Yop, 15. Hu-ch’ang, 16. Song-mun, 17. Chun, 18. Hyon-kın, 20. Hun, 21. Se-ch’on, 22. Ii-chin, 23. Sun-hi, 24. Hak-su, 25. Kyong-ki Ailenin Dok-su ailesi olarak bilinmesindeki sebep, Dok-su kasabasının kral Ch’ung-yol tarafından Chang Sun-ryong’a tımar olarak verilmesidir. Bu kasaba daha sonra P’ung-dok kasabası olarak değiştirilmiş, Dok-su Chang ailesi de P’ung-dok Chang olarak anılmıştır.

Kore’nin eski ve seçkin ailelerinden biri olan Dok-su Chang ailesi, Koryo ve Choson Hanedanları boyunca bakan, âlim, general, filozof ve şair gibi çok sayıda büyük adamlar yetiştirmiştir. Şimdi 12 kola ayrılarak büyük bir cemaat hâline gelen bu aile, Kore’nin daha ziyade orta eyaletlerinde oturmakla beraber, ülkenin dört tarafında dağınık şekilde yerleşmislerdir. Başlıca yerleşim merkezleri de şunlardır: P’yong-taek, Chin-ıi, Pung-dok, Ham-ch’ong, Kua-Ch’on, A-san, Mun-kyong, Ye-san, Yong- n, n-ch’on kasabaları. Bu aile 15. yüzyılda Choson hanedanlığı döneminde uygulanan asimilasyon politikası sonucunda kendi kimliğini kaybetmistir. Şimdi Türk izlerini taşımayan bu aile kendi atalarının Arap olduğuna inanarak yaşamaktadır.

Yuan Hanedanlığı döneminde, Moğolların Kore ile olan diplomatik ilişkilerini yürüten Sie Sun, Sie Çang-sou ve Sie Si adındaki Türklerden de bahsetmek gerekir. Çin kaynaklarına göre bu zatlar Göktürk devletinin veziri Tonyukuk’un soyundan gelmektedirler. Uygur bilim adamı Geyretcan Osman’ın araştırmasına göre, Göktürk İmparatorluğu yıkıldıktan sonra, Tonyukuk ve onun sülalesi Uygur devletinde de önemli görevler üstlenmiştir. M.S. 840 yılında Uygur devleti yıkıldıktan sonra, Tonyukuk’un torunları Uygurlarla birlikte batıya göç etmişler ve Turfan’da kurulan dikut Uygur devletinde de vezirlik görevine devam etmişlerdir. Yuan Hanedanlığı döneminde yaşayan yazar Ou Yang-xuan, “Xie soylular Uygurlardan olup, onların ataları Tonyukuk’tur” demektedir. Onun “Koçulu Xie (Sie) Soyluların Biyografisi” adlı kitabına göre, Tonyukuk’un torunları Uygurların vezirleri olmuslardır. Yine Yuan Hanedanlığı dönemi yazarlarından Huang Jin “Wei Vilayetindeki Hanım Uygur Soyluların Mezar Taşı” adlı eserinde, “Xie (Sie) soylular aslında Türklerin aristokrasisinden olup, T’ang Hanedanlığı’ndan itibaren Uygurların baş veziri olagelmişlerdir. Onların ataları Tonyukuk’tur” diye belirtmiştir. Tarih kaynaklarında, Tonyukuk’un torunlarından Keçipur adında bir zatın 13. yüzyılda dikut devletinin veziri oldugu belirtilmektedir. Buradan anlaşıldığına göre, Tonyukuk’un torunları bu görevi Yuan Hanedanlığı dönemine kadar kesintisiz sürdürmüşlerdir.

Yuan Hanedanlığı döneminde, dikut Uygur devletine mensup pek çok siyasetçi, ekonomist, diplomat, tercüman ve teknisyenin Hanbalık’ta (Bugünkü Pekin) görevlendirildiğini yukarıda dile getirmiştik. Tonyukuk’un torunları da Hanbalık’ta görev alanlar arasında bulunmaktadır. Ancak Tonyukuk’un torunları, Hanbalık’ta; Çin kültürünün etkisiyle Çince soyad kullanmaya baslamışlar. Bunlar kendilerine “Xie” (Sie) kelimesini soyad olarak seçmislerdir. “Xie” (Sie) ise “Selenga nehri”nin Çince transkripsiyonu olan “Xie-lien-jie-he” isminin ilk hecesidir. Tonyukuk’un torunları Çince “Xie” (Sie) soyadını aldıktan sonra, onlara “Xie soylular” ya da “Selengalılar” denmiştir. Daha önce bahsettiğimiz Samga/ Senge adının da “Selenge” den gelmiş olması mümkündür. Tonyukuk’un torunlarının 13. yüzyılda bile Türklüğün kutsal mekânlarından biri olan Selenga’yı soyad olarak kullanmaları, onların vatan sevgisini, vatana bağlılığını ve Türklük şuurunun ne denli yüksek olduğunu göstermektedir.

Xie soylularının bir kısmı Yuan Hanedanlığı döneminde Kore’ye gitmiş ve Kore’de önemli görevler üstlenmişlerdir. Bunlardan Xie Ji-du’nun oglu Xie Sun 1359 yılında çocuklarıyla birlikte Kore’ye gidip Song-jing şehrine yerleşmiş, Ağustos 1360 yılında ona “Koço beyi” unvanı verilmiş. Daha sonra “Fu-yuan beyi” namı da verilerek Kore’de önemli imtiyazlara sahip olmuştur. O, Kasım 1360 yılında 42 yaşında vefat ettiği zaman geride Chang-shou, Yan-shou, Fu-shou, Qing-shou ve Qian-shou adında beş oğlu ve üç kızı kalmıstı. Xie Sun’un büyük oğlu Xie Chang-shou (1341-1399), Kore’de Xin-yu (Sinyu) kral iken vezirlik yapmıştır. 1388 yılında, Kore generali Li Qing-gui askeri darbe yaparak kralı devirdiği zaman, Xie Chang-shou kralın veliahtları arasında arabuluculuk yapmış, bu olaydan sonra, o daha önemli işlerden sorumlu vezir olarak görev almıstır. Xie Chang-shou 1370, 1387, 1388, 1391, 1396, 1398 yıllarında Kore krallığı tarafından Çin’e elçi olarak gönderilmiştir. 1394 yılında ayrıca Tercümanlar Dairesi’nin başkanı olan Xie Chang-shou 1399 yılında 59 yaşındayken vefat etmiştir. Xie sülalesinden Xie Si de önemli bir devlet adamı idi. O, Yuan Hanedanlığı sona erdikten sonra Ming Hanedanlığı yönetimini kabul etmiş, 1368 ve 1369 yıllarında, Ming Hanedanlığı tarafından Kore’ye elçi olarak gönderilmiştir.

Kore’ye giden Türkler, sadece Kore’nin siyasi yaşamına değil, edebiyat ve kültür yaşamına da renk katmış, Kore kültürünün zenginleşmesine vesile olmuşlardır. Xie Sun ve onun oglu Xie Chang-shou önemli devlet adamı olmanın yanı sıra, Kore edebiyat tarihinde çok önemli yeri olan şairlerdendi. Xie Sun’un Çin’de ve Kore’de yazdığı 700’den fazla şiiri bulunmuştur. Bu şiirler Kore’de toplanıp “Yeni Zikir-name Hatıraları” adıyla basılmıştır. Bu şiirler, sonraki çesitli şiir antolojilerinde yer almıstır. Xie Chang-shou da aynı zamanda bir şairdir. “Qi Şiirleri” “Qingqiu Manzaralarıyla İlgili Şiirler” adlı şiir antolojilerinde, ona ait 10 bentlik şiir bulunmuştur. “Söğüt Dalları”, “Bahar İntibaları”, “Olaylar”, “Balıkçı Dede”, “Bahar Endişeleri” başlıklı şiirler ona aittir.

Çinlilerce Hu-yue denilen Orta Asya müziği, Kore’de Ho-ak olarak bilinmekteydi. Orta Asya müziğinin Kore’ye girmesiyle Kore müziği de bu müzik ve müzik aletlerinden etkilenmişti. Ho-mu denilen Orta Asya dansı ve Ho-ka denilen Orta Asya şarkısı Korelilerce icra ediliyordu. 14. yüzyılda, Ho-chok denilen Orta Asya çalgısının da Kore’de çalınmakta olduğunu Dr. Hee Soo-Lee’den öğreniyoruz. Bunların dışında, Orta Asya’da üretilen kavun, karpuz, üzüm ve pamuk gibi zirai ürünler de Türklerin etkisiyle Kore’de yetiştirilmeye başlamıstır. Hatta ham kristalden yapılan gözlük de Orta Asya’dan gelen Türklerden öğrenilmis.

Kristal gözlük 14. yüzyılda önce Çin’de kullanılmaya baslamış ve sonra da Kore’de yapılmaya başlamıştır. Bunların dışında şehriye ve hamur tatlısı gibi tatlı türleri de Türklerle birlikte Kore’ye girmiştir. 13. yüzyılın ikinci yarısından 14. yüzyılın ortalarına kadar, Kore’de Uygur yazısı ve Uygur dilinin kullanımı çok yaygınlaşmış ve gayr-i resmi bir saray dili hâline gelmistir. 15.yüzyılda bile, Uygurca Kore’de çok önemli bir yabancı dil konumundaydı. Kore’de yaşayan Uygurlar bu avantajından faydalanarak öğretim üyesi ve tercüman olarak çalışıyorlardı.

Sonuç itibariyle, Çin ve Kore gibi Uzakdoğu ülkelerindeki siyasi ve kültürel oluşumda ve bu alanlardaki gelişmelerde Türkler hiç de inkar edilemeyecek kadar önemli rol oynamışlardır. Günümüzde belirgin bir şekilde hissedilen Türk ve Uzakdoğu kültüründeki bazı benzerlik ve yakınlıklar yukarıda belirtmeye çalıştığımız hususlarla alakalıdır.


Onur GÜRMAN'ın Türkler adlı programından alınmıştır.