Allah Teâlânın İndirdikleri İle Hükmetmek - 2

Mehmet Talü

Arzedilen âyet-i kerimelerde görüldüğü üzere: ALLAH Teâlâ’nın indirdiği ile hükmetmeyerek ilâhî emir ve yasakları çiğneyenlerin durumu, bu bağlamda üç açıdan değerlendirilmiş olup işledikleri kusur ve günahın cinsine göre nitelendirilmişlerdir:




Birincisi (44.âyet-i kerime): ALLAH Teâlâ’nın indirdiğini inkâr ettikleri veya hafife aldıkları için onunla hükmetmeyenler olup bunlar kâfirlerdir.




İkincisi (45.âyet-i kerime), ALLAH Teâlâ’nın indirdiğine inandığı halde onunla hükmetmeyenlerdir. ALLAH Teâlâ’nın hükmü adaleti, onun zıddı zulmü temsil ettiğinden onunla hükmetmeyenler zalimlerdir.




Üçüncüsü (47.âyet-i kerime), ALLAH Teâlâ’nın indirdiği ile hükmetmemek, O’nun emrinden çıkmak mânasına geldiği için onunla hükmetmeyenler fâsıklardır.




Kısacası: Eğer bir kişi ilâhî hükmü yanlış, kendisinin veya başkasının hükmünü doğru kabul ederek, buna göre hüküm verirse bu kişi kâfir, zalim ve fâsıktır. Eğer bir kişi ilâhî hükmün doğruluğunu kabul eder ve buna aykırı bir hüküm verirse İslâm’ın dışına çıkmış olmazsa da imanına zulüm ve fışkı karıştırmış olur. Eğer bir kişi hayatın her alanında ALLAH Teâlâ’nın hükmünü inkâr ve reddederse her bakımdan kâfir, zalim ve fâsık sayılacaktır. İlâhî hükmü bazı noktalarda kabul eder, bazılarında reddederse iman ve İslâm’ını küfür, zulüm ve fiskla karıştırmış olur.




Bunlar, son derece kesin ve su götürmez bir ifadelerdir. Gerek ayet-i kerîmede şart edatı olarak “men”in kullanılması ve gerek cevap cümlesi, bu hükümlerin, herkesi kapsayabileceğinin göstergesidir. Âyet-i kerîmede herhangi bir kapalılık olmadığı gibi bu hüküm, zaman ve mekân sınırlarını da aşmaktadır. Bu, hangi kuşakta ve hangi ulusta olursa olsun, ALLAH Teâlâ’nın indirdiği hükümlere göre hüküm vermeyen herkesi kapsamına alan genel bir hükümdür...




Zira ALLAH Teâlâ’nın indirdiği hükümlere göre hüküm vermeyen, ALLAH Teâlâ’nın ilahlığını reddediyor demektir. Oysa ilahlık zorunlu olarak, egemenliği ve yasamayı da içermektedir. ALLAH Teâlâ’nın hükümlerine göre hüküm vermeyen bir kimse ise bir yandan, ALLAH Teâlâ’nın ilahlığını ve ilahlığının niteliklerini reddetmekte, diğer yandan da ilahlık hakkını ve ilahlığın niteliklerini kendisine mal etmeye kalkışmaktadır. Gerçekten de küfür bu değil de nedir? Pratik ki, bu teoriden çok daha önemlidir, sırf küfür kokuyorsa, dil ile Mü’min ya da Müslüman olduğunu iddia etmenin anlamı nedir?




Son derece kesin olan bu hüküm konusunda demagoji yani laf ebeliği yapmak, gerçekten kaçmaya çalışmaktan başka bir şey değildir. Böylesi bir hükmü te’vil etmeye çabalamak, ayet-i kerimeleri çarpıtmaktan başka bir şey olamaz. Bu bağlamda yapılan demagojiler ya da te’viller, söz konusu âyet-i kerimenin muhatabı konumundaki kimseler hakkında ALLAH Teâlâ’nın koyduğu hükmü hiçbir biçimde değiştiremez.




Önemli not: Semavî kitaplar genel itikadî esaslarda aynı olmakla birlikte şeriatlarında değişiklikler olmuş ve sonra gelen, öncekinin bazı hükümlerini neshetmiş yani yürürlükten kaldırmıştır.




Arz edilen Maide sûresi: 46 ve 47. Âyet-i kerimelerinden anlaşıldığına göre Hz.İsâ (A.S.) genel ilkelerde önceki peygamberlerin izine tâbi olmakla beraber bağımsız bir şeriata sahiptir. Bakara sûresi:91

Yazının tümünü, diğer makalelerini okumak isteyen buradan inceleyebilir:Milli Gazete - Hak Geldi, Batıl Zail Oldu | Mehmet Talü - Allah Teâlânın İndirdikleri İle Hükmetmek - 2