Like Tree29Beğeni

Konu: Dini Hikayeler

  1. #11
    Üye
    Burak55 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2012
    Şehir
    SAMSUN
    Mesajlar
    201
    Bahsedilme
    0 Gönderi
    Etiketleme
    0 Konu
    Sponsor Bağlantılar


    Hz.Cebrail ' in dilinden Cehennem... Bir gün Peygamber efendimiz Cebrail aleyhisselama Cehennemi sordu. Cebrail aleyhisselam da uzun uzun Cehennemi anlatti. Peygamber efendimiz anlatilanlara dayanamayip bayildi. Ayildiginda buyurdu ki: - Ey Cebrail, böyle siddetli, felaket yere benim ümmetim girecek mi? - Evet. Ümmetinin büyük günah isliyenleri Cehenneme girecektir. Bunun üzerine Peygamber efendimiz cok agladi. Cebrail aleyhisselam da agladi. Sonra odasina cekildi. Sadece namaz icin disari cikiyor bunun disinda kimseyle görüsmüyordu. Peygamber efendimizin disari cikmayisinin ücüncü günü hazreti Ebu Bekir kapısının önüne gelerek. - Resuluüahi görmek mümkün mü? diye seslendi. Fakat, icerden bir cevap gelmeyince agliyarak kapidan ayrildi. Sonra hazret-i Ömer gelip, ayni sekilde söyledi. Ona da cevap gelmeyince agliyarak oradan ayrildi. Sonra Selman-i Farisi hazretleri geldi. Ona da bir cevap verilmeyince, agliyarak hazret-i Alinin evine gidip durumu anlatti. Hazret-i Fatima hemen hane-i saadete kostu. - Ey Allahin Resulü ben kiziniz Fatima, dedi. Peygamber efendimiz o anda secdeye kapanmis ümmeti icin agliyordu. Hazreti Fatima, kapi acilip iceri girince babasinin aglamaktan yüzünün sarardigini gördü. - Babacigim size böyle ne oldu? diye sordu. Peygamber efendimiz buyurdu ki: - Ey Fatima, bana Cebrail gelip Cehennemi, tabakalarini anlatti. Ümmetimden büyük günah isliyenlerin Cehenneme atilacagini bildirdi, iste beni aglatan kederlendiren budur.

    Gazoz Agacı bunu beğendi

  2. #12
    Üye
    Burak55 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2012
    Şehir
    SAMSUN
    Mesajlar
    201
    Bahsedilme
    0 Gönderi
    Etiketleme
    0 Konu


    Resul-i Ekrem (s.a.v) bir gün şöyle buyurdu:
    "Yazıklar olsun ahir zaman babalarına!"
    -Bunun üzerine ashap sordu: "Yoksa müşrik mi olacaklar?"
    Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurdu:
    "Hayır, Müslüman kalacaklar; ama çocuklarına dini öğretmeyecek ve hatta çocukları dini öğrenmek istediklerinde onlara engel olacak ve onları dünya malı kazanmaya sevk edeceklerdir. İşte ben böyle babalardan uzağım; onlar da benden uzaktırlar.
    Gazoz Agacı bunu beğendi

  3. #13
    Üye
    Burak55 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2012
    Şehir
    SAMSUN
    Mesajlar
    201
    Bahsedilme
    0 Gönderi
    Etiketleme
    0 Konu


    Ashâb-ı Kirâm’dan Ebû Zerr hazretleri bir gün Peygamber Efendimize: “Bana tavsiyede bulun yâ Rasûlallah” diye ricâda bulununca Peygamber Efendimiz Hz. Ebû Zerr’e şu nasîhatlerde bulundu:
    — Sana Allah’tan korkmanı tavsiye ederim. Çünkü Allah korkusu her işin başıdır.
    — Kur’ân’ı oku, Allah’ın zikrine sarıl. Çünkü zikrullah senin için yeryüzünde ışık, gökte de saklanan bir azıktır.
    — Sakın çok gülme. Zîrâ çok gülmek kalbi öldürür, yüzünün nûrunu söndürür.
    — Çok konuşmamaya çalış çünkü bu, şeytanın senden uzaklaşması için bir vesîle, dînini koruman hususunda bir yardımcıdır.
    — Fakirleri sev, onlarla hemdem ol.
    — Senden aşağıdakilere bak, senden üstünlerine bakma. Bu, Allah’ın sana verdiği nimetleri küçümsememen için en uygun yoldur.
    — Acı da olsa hakkı söyle.
    — Bildiğin kusurların seni, halkın eksikliklerini araştırmaktan alıkoysun. Yaptığın bir işi, başkaları yaptığında kızma. Kendi noksanlarını görmeyip, insanların ayıplarıyla meşgul olman, irtikâb etmekte olduğun bir fiili insanlar yaptığında kendilerine kızman ayıp olarak sana yeter, dedi ve eliyle göğsüne vurarak:
    — Ey Ebû Zerr! Tedbir gibi akıl, günahlardan sakınmak gibi verâ, güzel ahlak gibi servet yoktur, buyurdu.
    Gazoz Agacı bunu beğendi

  4. #14
    Üye
    Burak55 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2012
    Şehir
    SAMSUN
    Mesajlar
    201
    Bahsedilme
    0 Gönderi
    Etiketleme
    0 Konu


    Peygamberimizin Sırrını Açıkladığı Sure

    İhlâs Suresi iç içe sırlarla, dünya ve âhiret mutluluğu ile dolu, fazileti ve sevabı saymakla bitmeyen bir suredir.

    İhlâs Suresi hem dünyanın hem de âhiretin mutluluk vesilesidir. Bu iki sırrı Peygamberimiz şöyle dile getirir:
    “Günde iki yüz defa İhlâs Suresi’ni okuyan kimsenin, borcu hariç elli senelik günahı bağışlanır.
    “Uyumak için yatağa giren kimse sağ tarafı üzerine yatar, sonra yüz defa İhlâs Suresi’ni okursa; kıyamet gününde Cenab-ı Hak o kula şöyle der:

    “Ey kulum! Cennete sağ taraftan gir.”
    Gazoz Agacı bunu beğendi

  5. #15
    Üye
    Burak55 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2012
    Şehir
    SAMSUN
    Mesajlar
    201
    Bahsedilme
    0 Gönderi
    Etiketleme
    0 Konu


    Ömer'e Gelin Olmak
    Hazret-i Ömer r.a. Halife.. Her zamanki tedbili kıyafet haliyle.. Gece... Medine sokaklarını dolaşıyor dolaşıyor... Karanlık gece... Bir evin önünden geçmekte... Evden sesler gelmekte... Acaba ne oluyordu? Durdu. Kulak kabarttı. Dinlemeye başladı. Bir anne ve kızı.

    Anne:

    -Kızım, yarın satacağımız süte su karıştır!

    -Anne, Halife süte su karıştırmayı yasak etmedi mi?
    -Kızım, gecenin bu saatinde Halifenin nereden haberi olacak, O şimdi yatağında uyuyor.

    -Anne! Anne! Halife uyuyor, haberi olmaz diyorsun! Herşeyi bilen, gören ve herşeye kâdir olan Allahü teâlâ bizi görüyor, hâlimizi biliyor! Hilemizi insanlardan gizleyebiliriz, fakat herşeyi bilen ve gören Allah'tan nasıl gizlersin?

    Hazret-i Ömer, bu kızın güzel ahlâkına çok hayran kaldı. Bu durumu hanımına da anlattı. Sonra da , o kızı oğlu Âsım'a nikâh etti. Kız Ömer'e gelin oldu.

    Ömer'e gelin olmak o kadar kolay ki...
    Allah'ın her şeyi bildiğini ve gördüğünü bilmek, ondan bir şey gizlenemeyeceğini idrak etmek ve o hal ile yaşamak o kadar o kadar kolay ki...

    Gelin olunacak Ömer'mi, her devirde bir Ömer bulunur, yeterki o güzel ahlak olsun.
    Ömer bulur Ömer'e buldurulur...
    Gazoz Agacı bunu beğendi

  6. #16
    Üye
    Burak55 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2012
    Şehir
    SAMSUN
    Mesajlar
    201
    Bahsedilme
    0 Gönderi
    Etiketleme
    0 Konu


    Rüyada Bildirilen Beş Sır

    Önceki Peygamberlerden birisi, bir gün bir rüyâ görür. Rüyâsında kendisinden, sabahleyin kalkınca karşısına ilk çıkan şeyi yemesi, ikinci olarak karşılaştığı şeyi gizlemesi, üçüncü olarak karşılaştığı şeyi kabûl etmesi, dördüncü olarak, karşılaştığını yeise, ümitsizliğe düşürmemesi, beşinci olarak karşılaştığından da kaçması istenir.

    Sabah olur. O peygamber aleyhisselâm kalkınca, karşısında gözüne ilk çarpan büyük ve kapkara bir dağ olur. Bu manzara karşısında duraklar, hayrete düşer ve kendi kendine, "Rabbim bana onu yememi emretti. Rabbim bana, gücümün yetmeyeceği şeyi emretmez" diye düşünür.

    Onu yemeğe azmederek oraya doğru yürür. Fakat yanına yaklaşınca dağ birden küçülür, küçülür ve baldan daha tatlı bir lokma hâline gelir. Peygamber onu yiyerek yola koyulur.

    Biraz gidince karşısına altın bir tas çıkar. Hemen bir çukur açarak onu toprağa gömer ve tekrar yola koyulur. Fakat biraz gittikten sonra dönüp arkasına baktığında altın tasın toprağın üstüne çıkmış olduğunu görür. Geri döner. Onu tekrar gömerek yine yoluna devam etmek üzere hareket eder. Fakat biraz gidince yine dönüp geriye baktığında, altın tasın yine dışarıda olduğunu hayretle müşâhede eder. Bu dönüp gömmeler birkaç defa tekrarlandığı hâlde altın tas yine üste çıkar. Nihâyet peygamber, "Ben, Rabbimin bana olan emrini yerine getirdim" diyerek onu gömmek için bir daha geri dönmez ve yoluna devam eder.

    Biraz gidince, kendisine doğru gelen bir kuşla karşılaşır. Kuşun peşinde de bir şâhin var. Kuş, "Ey Allahın nebîsi, beni kurtar" diyerek Peygamberden yardım ister, Peygamber de onu himâyesine alarak, "Üçüncü olarak karşılaştığın şeyi kabûl et" emri gereğince onu yeninin içine saklar.

    Bu arada onu avlamak için peşinden gelmekte olan şâhin gelip, "Ey Allahın nebîsi, ben aç idim. Sabahtan beri onu avlayıp karnımı doyurmak için uğraşıyordum. Tam yakalayacağım sırada onu benden aldın. Rızkıma mâni olma!" der. Bu sırada Peygamber aleyhisselâm, "Benden, üçüncü olarak karşılaştığımı kabûl etmem, dördüncü olarak karşılaştığımı da yeise düşürmemem istenmişti. Üçüncü bu kuş. Onu kabûl edip kurtardım. Ya dördüncüyü ne yapayım? Onu ümitsizliğe düşürmemem lâzım" diye düşünür. Yanında bulunan etten biraz keserek beklemekte olan avcı kuşa atar. O da onu alıp gider. O uzaklaşınca saklamakta olduğu kuşu da salıvererek yoluna koyulur.

    Yolda ilerlerken beşinci olarak pis kokulu bir cîfe, pislik ile karşılaşır. Geceki rüyâ gereğince ondan da süratle uzaklaşır. O gece rüyâsında kendisine gündüz olan hâdiselerdeki hikmet, sır şöyle izâh edilir:

    "Birinci olarak, çok büyük ve kapkara bir dağ olarak gördüğün ve sonradan baldan daha tatlı bir lokma hâline gelen şey, öfke ve kızgınlıktır. Öfke, önce büyük bir dağ hâlindedir. Sabır edildiği ve yenildiği zaman baldan daha tatlı bir lokma olur.

    İkinci olarak karşılaştığın altın tas, güzel ve iyi amellerdir. İyi ve güzel ameller, hareketler, davranışlar ne kadar örtülürse örtülsün, yine de açığa çıkar ve kendilerini belli ederler.

    Üçüncü olarak, sakladığın kuş, sana sığınana ihânet etmemeni, himâyene almanı öğretmek istemektedir.

    Dördüncü hâdise, birisi senden bir şey istedi mi, kendi ihtiyâcın olsa bile onun hâcetini görmek gerektiğine işârettir.

    Beşinci olarak karşılaştığın ve kendisinden kaçtığın pis kokulu cîfe gıybete işârettir. Gıybet eden, ötekini-berikini çekiştiren insanlardan, pis kokulu cîfeden kaçarcasına kaç!..
    Gazoz Agacı bunu beğendi

  7. #17
    Üye
    Burak55 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2012
    Şehir
    SAMSUN
    Mesajlar
    201
    Bahsedilme
    0 Gönderi
    Etiketleme
    0 Konu


    Boş Dönmemiş Olursun

    Ahmed bin Hadraveyh hazretlerinin evine bir gün hırsız girdi. Her tarafı aradı, fakat götürecek bir şey bulamadı. Eli boş döneceği zaman Ahmed bin Hadraveyh;

    - Ey genç! Şu kovayı al su doldur. Abdest al ve namaz kıl. Bu arada evime belki bir şey gelir, sana veririm. Böylece evimden boş dönmemiş olursun, dedi.

    Genç onun emrettiği gibi hareket etti. Sabah olunca zengin birisi Ahmed bin Hadraveyh'e yüz elli altın getirdi. Ahmed bin Hadraveyh hazretleri bu parayı o gence vererek;

    - Al bu gece kıldığın namazlar sebebiyle sana mükafattır." dedi.

    Genç onun bu merhamet ve iltifâtı karşısında şaşırdı, hâli de değişti. Sonra; "Yolumu kaybetmiş, bozuk işlere dalmıştım. Bir gece hayırlı bir iş yapıp Allahü teâlâya ibâdet ettim. Rabbim de bana böyle ihsânda bulundu." diyerek tövbe edip Ahmed bin Hadraveyh hazretlerine talebe oldu.
    Gazoz Agacı bunu beğendi

  8. #18
    Üye
    Burak55 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2012
    Şehir
    SAMSUN
    Mesajlar
    201
    Bahsedilme
    0 Gönderi
    Etiketleme
    0 Konu


    Yermük'te Bir Komutan
    Hz. Ömer R.A.'ın halifelik döneminin başlarında, Suriye'nin fethi sırasında Yermük mevkiinde Bizanslılar ile müslümanlar arasında çok çetin bir savaş olmuştu (Ağustos, 636). Bu savaşta müslümanların komutanı 'Seyfullah' lakabını taşıyan Halid bin Velid R.A. idi.
    İşte bu savaşın kızıştığı sırada, Bizans ordusunun önde gelen komutanlarından Cerece (Yorgi) öne çıkarak, Halid bin Velid R.A.'ı yanına çağırdı. Omuz omuza yanaşmış atları üzerinde iki komutan şöyle konuştular:

    - Halid! Bana doğu söyle. Allah'ın, Peygamberiniz'e gökten bir kılıç indirdiğini ve o kılıcı sana verdiğini söylüyorlar. Sen de bu kılıcı kime çekersen onu hezimete uğratırmışsın, doğru mu?

    - Hayır. Allah bize Peygamberi'ni gönderdi. O da bizi imana davet etti. Rasulullah A.S. iman ettiğim sırada bana şöyle demişti: 'Sen, Allah'ın müşriklere çektiği bir kılıçsın.' Sonra da zafer kazanmam için bana dua etti. Böylece bana Seyfullah, yani Allah'ın Kılıcı ismi verildi.

    - Siz bizi neye davet ediyorsunuz?

    - Allah'tan başka ilâh olmadığına, Muhammed A.S.'ın O'nun kulu ve elçisi olduğuna şehadet etmeye. O'nun Allah'tan getirdiği şeyleri kabul etmeye davet ediyoruz.

    - Bugün dininize giren kimse sizinle aynı mükâfata erer mi?

    - Evet. Bu gün sizden İslâm'a giren, belki bizden üstün olacaktır. Çünkü bizim Peygamberimiz'den gördüğümüzü siz görmediniz.

    Bu konuşmadan sonra, Yorgi Hz. Halid bin Velid R.A.'ın yanına geçerek İslâm'a girdi. O'nun çadırında guslederek iki rekat namaz kıldı. Halid bin Velid R.A. ile çıkıp atına bindi. Bizanslılar'la savaşa girişti.

    Bizanslılar durumu görünce çok şiddetli bir hücuma geçtiler. Sonuçta savaşı müslümanlar kazanırken, ancak iki rekat namaz kılabilmiş olan general Yorgi o gün şehid olmuştu.
    Gazoz Agacı bunu beğendi

  9. #19
    Üye
    Burak55 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2012
    Şehir
    SAMSUN
    Mesajlar
    201
    Bahsedilme
    0 Gönderi
    Etiketleme
    0 Konu


    PEYGAMBER ALEYHİSSELAM, bir gün Medine pazarına çıktı. Yanında on gümüş kadar parası vardı. Kendisine dört gümüşe bir gömlek satın aldı. Ancak, bir fakir adam gelip, kendisinden o gömleği istedi. Resulullah gömleği ona verdi. Geriye dönüp dört gümüşe bir gömlek daha satın aldı. Derken, ağlayan küçük bir kız çocuğu gördü ve yanına yaklaşıp neden ağladığını sordu.
    “Ev sahibim bana un almam için iki gümüş vermişti” dedi küçük kız, gözyaşlarını silerek. “Ama ben parayı kaybettim.”
    Resulullah, yanında kalan son iki gümüşü de o kız çocuğuna verdi.
    “Ağlama, unu bununla alabilirsin!” buyurdu.
    Paraları alan küçük kızın ağlaması bir miktar durduysa da, tamamen kesilmedi.
    “Ama eve geç kaldığım için beni dövecekler!” dedi hıçkırarak.
    Peygamber Aleyhisselam kızın elini tuttu, gittiler unu aldılar. Bir elinde küçük kız, öteki elinde un, beraber kızın evine doğru yola çıktılar.
    Akşam vaktiydi. Ev sahibi küçük hizmetçisini beklerken, karşısında Âlemlerin Efendisi’ni görünce hem çok şaşırdı, hem de çok sevindi.
    Peygamber Aleyhisselam:
    “Geç kaldığı için ceza almaktan korkuyordu. Sakın onu dövmeyin!” buyurdu.
    Ev sahibi:
    “Ey Allah’ın Resulü! Sizin evimi şereflendirmenize sebep olduğu için ben onu azad ediyorum, artık hürdür!” dedi.
    Peygamber Aleyhisselam bu işe çok sevindi ve:
    “Allah’ım şu on gümüş ne kadar da bereketli imiş. Onunla bana ve bir fakire gömlek giydirdin ve bu kız çocuğunu sevindirip, hürriyetine kavuşturdun!”
    Gazoz Agacı bunu beğendi

  10. #20
    Üye
    Burak55 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2012
    Şehir
    SAMSUN
    Mesajlar
    201
    Bahsedilme
    0 Gönderi
    Etiketleme
    0 Konu
    Sponsor Bağlantılar


    ÜÇ NASİHAT,ÜÇ BİN DİRHEM
    Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki : Zamanın birinde yeni evlenen gencin biri, ilim öğrenme hevesiyle köyden ayırılır.Uzun bir yolculuktan sonra şehre varıp medrese ararken, işçiye ihtiyacı olan bir zenginle karşılaşır.Zengin iyi para verince, niyetini bozup onun yanında çalışmaya başlar.20 yıl bunun yanında çalışıp, üç bin dirhem para biriktirir.Sonra köyüne dönmeye karar verir.
    Yolda konakladığı bir yerde biri bende öyle bir nasihat var ki,bunu alan dünyada ve ahirette rahat eder;fakat bedeli bin dirhem der. Adam (Evden ilim öğrenmek için çıkmıştım,bunu öğrenemedim,bari bu nasihatı alayım,kalan iki bin dirhem bana yeter) deyip buna bin dirhem vererek,karşılığında ("KAZA VE KADERDE NE VARSA O OLUR ! KADERDE OLANDAN BAŞKASI BAŞA GELMEZ") nasihatini alır.Yoluna devam eder. Başka bir konak yerinde yine böyle birisiyle karşılaşır.Bu da bende öyle bir nasihat var ki, bunu alan dünyada ve ahirette rahat eder;fakat bedeli bin dirhem diye bağırıp durur.
    Adam bin dirheme de bunu alayım kalan bin dirhem bana yeter deyip bin dirhem de ona vererek karşılığında ("GÖNÜL KİMİ SEVERSE,GÜZEL ODUR!") nasihatini alır.Yoluna devam ederken başka bir konaklama yerinde yine birine rastlar.Bu kişi de bende öyle bir nasihat var ki, bunu alan dünyada ve ahirette rahat eder;fakat bedeli bin dirhem diye bağırıp durur..Adam bu sefer kendisiyle mücadeleye başlar.Bir yandan ilim öğrenememenin acısı diğer yandan kalan son para.Sonunda ilim öğrenme sevgisi ağır basar tekrar çalışır kazanırım diyerek bin dirhem de ona vererek karşılığında (HOŞLANMADIĞIN UYGUNSUZ BİR DURUMLA "KARŞILAŞTIĞIN ZAMAN ACELE ETME") nasihatini alır.
    Yoluna devam eder.Yolda bir kalabalıkla karşılaşır.Yanlarına vardığında derler ki şu kuyunun içinde bir deli var,yanında da bir kız var köyümüzün suyunu kesti.Kim içeri girerse öldürüyor,bizi bu sıkıntıdan kurtarana şu çömlekteki altınları vereceğiz.
    Adamın aklına birinci nasihat olan, KAZA VE KADERDE NE VARSA O OLUR sözü gelir.Kuyuya iner,deli : Sana bir soru soracağım bilirsen suyu açacağım.Bu kız mı güzel yoksa şu kurbağ mı? diye sorar.
    İkinci nasihat hatırına gelir GÖNÜL KİMİ SEVERSE GÜZEL ODUR der.Deli: Aferin sana!Şimdiye kadar hep,bu kız güzel dediler,bilemediler,sen bildin der.Deli kurbağayı sevdiği için bu söz hoşuna gider,suyu açar.Adam da önceki parasından çok fazla olan altınları alıp köyüne döner.
    Evinin penceresinden baktığında,içerde hanımının yanında genç birini şakalaşırken görür.Hemen bıçağına sarılır.Bu sırada üçüncü nasihat olan ACELE ETME sözü hatırına gelir.Bıçağı gizleyerek,kapıyı çalar.Hanımı kapıyı açınca,yanındaki gence: Bak oğlum baban geldi der.

    Gazoz Agacı bunu beğendi

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş

Giriş