Like Tree7Beğeni
  • 2 Mesaj Sahibi Murat.Y
  • 2 Mesaj Sahibi Murat.Y
  • 2 Mesaj Sahibi Murat.Y
  • 1 Mesaj Sahibi Murat.Y

Konu: Kurban Bayramı Hakkında Ayet-i Kerimeler,Hadis-i Şerifler ve Çeşitli Makaleler

  1. #1
    Üye
    Murat.Y - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2014
    Şehir
    Antalya
    Mesajlar
    1,998
    Blog Mesajları
    31
    Bahsedilme
    1 Gönderi
    Etiketleme
    0 Konu

    Exclamation Kurban Bayramı Hakkında Ayet-i Kerimeler,Hadis-i Şerifler ve Çeşitli Makaleler

    Sponsor Bağlantılar


    Kurban Bayramı Hakkında Ayet-i Kerimeler

    1-ayet-i-kerime.jpg
    2-ayet-i-kerime.jpg
    3-ayet-i-kerime.jpg
    4-ayet-i-kerime.jpg
    5-ayet-i-kerime.jpg

    Kaynak: Diyanet İşleri Başkanlığı

    kartalreis ve Gazoz Agacı bunu beğendi.

  2. #2
    Üye
    Murat.Y - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2014
    Şehir
    Antalya
    Mesajlar
    1,998
    Blog Mesajları
    31
    Bahsedilme
    1 Gönderi
    Etiketleme
    0 Konu

    Exclamation Kurban Bayramı Hakkında Hadis-i Şerifler



    1-hadis-i-serif.jpg
    2-hadis-i-serif.jpg
    3-hadis-i-serif.jpg
    4-hadis-i-serif.jpg

    Kaynak: Diyanet İşleri Başkanlığı
    kartalreis ve Gazoz Agacı bunu beğendi.

  3. #3
    Üye
    Murat.Y - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2014
    Şehir
    Antalya
    Mesajlar
    1,998
    Blog Mesajları
    31
    Bahsedilme
    1 Gönderi
    Etiketleme
    0 Konu

    Exclamation Kurban Bayramı Hakkında Makaleler



    KURBAN: Tüm dinlerdeki ortak ibadet

    وَلِكُلِّ أُمَّةٍ جَعَلْنَا مَنْسَكًا لِيَذْكُرُوا اسْمَ اللَّهِ عَلَىٰ مَا رَزَقَهُمْ مِنْ بَهِيمَةِ الْأَنْعَامِ ۗ فَإِلَٰهُكُمْ إِلَٰهٌ وَاحِدٌ فَلَهُ أَسْلِمُوا ۗ وَبَشِّرِ الْمُخْبِتِينَ


    “Her ümmet için, Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerine ismini ansınlar diye kurban kesmeyi meşru kıldık… İşte sizin ilahınız bir tek ilahtır. Şu halde yalnız O’na teslim olun. Alçak gönüllüleri müjdele!” (Hac, 22/34)

    Kurban, insanın Allah’a yakınlaşmasına vesile olan ve ibadet maksadıyla belirli vakitte ve belirli cinste kesilen hayvanlara denir. Kişi kurban kesmekle Allah’a olan bağlılığını ve O’nun emrine boyun eğip, kulluk bilincini koruduğunu canlı bir biçimde ortaya koyar.


    Kurban ibadeti, tarih boyunca hemen bütün dinlerin ve dinî kültürlerin ana temalarından birini teşkil eder. Her millet, inancına göre kendi nazarında kıymetli olan bir şeyi kurban etmeyi gelenek hâline getirmiştir. Kur’an bize, kurban müessesesinin Hz. Âdem’in çocuklarıyla başladığını bildirir. Ayrıntı verilmeden zikredilen bu hadisede, Hz. Âdem’in iki oğlunun Allah’a kurban takdim ettikleri, bunlardan birinin (Hâbil) kurbanının kabul edildiği, diğerinin (Kâbil) ise reddedildiği belirtilir (Maide, 5/27). Bu olay bize kurbanın, Hz. Âdem’den beri yerine getirilen dinî bir ibadet olduğunu göstermektedir. İzahını yaptığımız ayette de, ilâhî dinlerin hepsinde kurban hükmünün konulduğuna işaret edilmektedir.

    Kur’an’da, Hz. İbrahim’le Hz. İsmail’den bahsedilen ayetlerde de kurban olayına değinilir. Ayetin ifadesine göre, Hz. İbrahim’e rüyasında oğlunu kurban etmesi emredilmiş, o bu durumu açıklayınca, Hz. İsmail büyük bir teslimiyet içerisinde Allah’tan gelen emre uyacağını ifade ederek, babasına kendisini kurban etmesini söylemiştir. Hz. İbrahim bu emri yerine getirmek için oğlunu yüz üstü yere yatırdığı sırada, Allah Teala büyük bir kurbanlık göndererek bunu kesmesini emretmiş ve Hz. İsmail’i kurban olmaktan kurtarmıştı (Sâffât, 37/102-107). Böylece Hz. İbrahim’le oğlu İsmail ideal bir itaat, teslimiyet ve fedakârlık örneği sergilemişlerdir. Bu nedenle kurban, Hz. İbrahim ile oğlu İsmail’in Allah’a karşı göstermiş oldukları büyük sadakat ve teslimiyetin hatırasını taşımakta ve inananlar tarafından her yıl kurban bayramı günlerinde büyük bir coşkuyla yerine getirilmektedir.

    Hz. Peygamber (s.a.s) de hicretin 2. yılından itibaren vefat edinceye kadar her yıl düzenli olarak kurban kesmiş ve imkânı olan her Müslüman’ın bu ibadeti yerine getirmesini istemiştir. Kurban bayramı günlerinde kişiyi Allah’a yaklaştıracak en güzel ve en sevimli şeyin kurban kesmek olduğunu belirten sevgili Peygamberimiz (s.a.s), kesilen hayvanın kanı yere düşmeden kişinin Allah katında yüce bir makama erişeceğini, bu nedenle gönül hoşluğu ile bu ibadetin yerine getirilmesini istemiştir (Tirmizî, “Edâhi”, 1).

    Bütün ibadetler, kulun kendini olgunlaştırması, hayatı anlamlandırması ve yüce yaratıcısına yaklaşması gibi gayelerin yanında üstün amaçlarla yapılmalıdır. Kurban ile bir hayvanın eti veya derisi için kesimi arasındaki en temel fark, kurbanın ibadet amaçlı yani Allah’ın rızasını kazanma ve O’nun isteğine boyun eğme gayesiyle kesilmiş olmasıdır. Kur’an’da kurbanın kan ve etinin değil kesenlerin dinî duyarlılıklarının (takvâ) Allah’a ulaşacağının belirtilmesi (Hac, 22/37) böyle bir anlam taşır. Diğer ibadetlerde olduğu gibi, kurbanda da asıl olan samimiyet, dinî duyarlılık ve Allah rızasıdır. Bu nedenle Kur’an, Allah’tan başkası adına kurban kesmeyi yasaklamış, bu şekilde kesilen kurbanların etlerinin yenilmesini haram kılmıştır (Maide, 5/3; En’âm, 6/145).

    Gerek fert, gerekse toplum açısından son derece yararlar taşıyan kurban ibadeti, toplumda kardeşlik, yardımlaşma ve dayanışma ruhunu canlı tutarak, sosyal adaletin gerçekleşmesine katkı sağlar. Ayrıca, insanlar arasında sevgi ve dostluğun yaygınlaşmasına zemin hazırlar. Zekâtta olduğu gibi kurbanda da zengin olan kişi, malını Allah rızası için başkalarıyla paylaşma yolunda harcama alışkanlığı kazanır ve böylece cimrilik hastalığından, dünya malına tutkunluktan kurtulur. Bu açıdan değerlendirdiğimizde kurban, bir taraftan kişiyi Hakk’a yaklaştırırken, diğer taraftan da halka yakınlaştırmaktadır. Çünkü Hakk’a yakın olmayı hedefleyenler, halkla kaynaşabilen insanlardır. İlahî buyruğa uyarak kesmiş olduğumuz kurbanlar, bir taraftan bize Hz. İbrahim ve oğlu İsmail’in teslimiyetlerini ve her ikisinin de Allah’a itaat konusunda verdikleri zorlu imtihanı nasıl geçtiklerini hatırlama imkânı verirken, diğer taraftan da yoksullara yardımda bulunma zevkini kazandırır.


    Yazan: Dr. Faruk GÖRGÜLÜ
    Kaynak: Diyanet İşleri Başkanlığı

    ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~


    Kurban Bayramında Dini Görevlerimiz


    Bilindiği gibi senede iki dini bayramımız vardır. Bunlar Ramazan bayramı ile Kurban bayramıdır. Kurban bayramı günlerinde üzerimize vacip olan üç tane dini görevlerimiz vardır. Kısaca bunları belirtmek istiyoruz:

    1- Bayram Namazını Kılmak
    Hem Ramazan orucu ve hem de Ramazan ve Kurban bayramı namazları Peygamber efendimizin Medine’ye hicretlerinin ikinci senesinde meşru kılınmış ve ilk bayram namazları da o sene içerisinde Peygamber efendimiz ve ashabı tarafından kılınmıştır. Sevgili Peygamberimize Medine hayatı boyunca hizmet etme şerefine nail olan Enes b. Mâlik hazretlerinin rivayetine göre, Efendimiz Medine’ye hicret ettiklerinde Medinelilerin cahiliye döneminden kalma her sene kutladıkları iki bayramları vardı. Bu bayram günlerinde eğlenirler, oynarlar, neşelenirlerdi. Bunların yerine Ramazan ve Kurban bayramı meşrû kılınınca Peygamber Efendimiz: “Allah size o iki gününüzün yerine, onlardan daha hayırlı iki bayram lütfetti. Bunlar; Ramazan bayramı ile Kurban bayramıdır.” (Ebû Dâvûd, Salât, 239) buyurdu. İşte o tarihten itibaren günümüze kadar İslam âleminde bayram namazları büyük bir cemaatle ve coşku ile kılınmaktadır. Bundan sonra da inşallah kıyamete kadar kılınmaya devam edecektir.

    Bayram namazlarını kılmak vaciptir, iki rekâttır, yalnız kılınmaz, cemaatle kılınır. Bayram namazları için ezan okunmaz, kamet getirilmez. Peygamber efendimiz zamanında bayram namazlarında cemaat o kadar çok olurdu ki Mescid-i Nebevî almazdı, onun için dışarıda musallâ/ namazgâh denilen yerde kılınırdı. İşte Anadolu’da ve Balkanlarda birçok yerde bulunan namazgâhlar,
    Efendimiz’in bu sünnetinin bir devamı mahiyetindedir. Asr-ı saadette bayram namazlarına kadın erkek herkes iştirak ederdi, hatta genç kızlar ve adet gören kadınlar da iştirak ederdi. Ancak adet gören kadınlar namaz kılmazlar, sadece duaya iştirak ederlerdi. (bk. Buhârî, Cumua’, 66) Bayram namazından sonra imam tarafından hutbe okunur. Hutbede genellikle bayramların, sosyal ve dini hayatımızdaki yeri ve önemi, bu mübarek günlerde Müslümanların yapmaları gereken şeyler özlü olarak anlatılır. Burada yeri gelmişken şu hususu da belirtmek istiyorum: Cuma ve bayram namazlarında hutbe okunduğu için bu hutbeyi okuyan kimsenin dine aykırı indî ve bölücü telkînatta bulunması ihtimali düşüncesiyle İmam Azam bu namazların, resmî otorite tarafından atanan hatipler tarafından kıldırılmasını şart koşmuştur.

    2- Kurban Kesmek
    Kurban bayramı günü ilk yapacağımız şey bayram namazını kılmak, ikinci olarak yapacağımız şey de kurban kesmektir. Peygamber efendimiz böyle yapardı. Ümmetine de böyle yapmalarını emretmiştir. Nitekim sahâbe-i kirâmdan Berâ b. Âzib (r.a.)’dan şöyle rivayet edilmiştir: “Kurban bayramı namazında Peygamber efendimizi hutbe okurken işittim. Şöyle diyordu: Bugün ilk yapacağımız şey bayram namazı kılmak, sonra dönüp kurbanlarımızı kesmektir. Kim böyle yaparsa bizim sünnetimize uygun hareket etmiş olur.” (Buhârî, Cumua, 48) Bayram namazı kılmak zengin fakir her Müslümana vaciptir. Kurban kesmek ise hali vakti yerinde olan Müslümanlara vaciptir. Kurban kesecek olan kimsenin, sabahleyin bayram namazına giderken bir şey yemeyip,
    kurbanını kestikten sonra onun etinden yemesi sevaptır. Hem bayram namazı kılmak, hem de kurban kesmek aslında dinî birer vecibedir. Ama bu ibadetlerimizin sosyal yönleri de vardır. Şöyle ki:
    Yüce dinimiz birlik ve beraberliğe büyük önem vermekte, Müslümanlara; aralarındaki ayrılık ve gayrlıkları gidermelerini emretmektedir. Bayram namazları bu hedefi gerçekleştirmeye yönelik ibadetlerimizden biridir. Zira bayram namazlarında yüzlerce, hatta büyük camilerimizde binlerce insan bir araya geliyor, böylece birlik ve beraberliğimiz en güzel şekilde tatbikî olarak
    ortaya konulmuş oluyor. Diğer taraftan yüce dinimiz yardımlaşmaya ve dayanışmaya da büyük
    önem vermektedir. Sevgili Peygamberimiz: “Müslümanların dertlerini kendilerine dert edinmeyen onlardan değildir.” buyurmuştur. Zaten yardımlaşma ve dayanışma olmadan birlik ve beraberlik de olmaz. Kurban kesmenin bir hikmeti de, müslümanlar arasında yardımlaşma ve dayanışmayı sağlamaktır.

    Kurbanın eti genellikle üç bölüme ayrılır. Bir bölümünü kurban kesen evinde çoluk çocuğu ile yer, bir bölümü akraba, tanıdık ve komşulara ikram edilir. Bir bölümü de kurban kesmeyen yoksullara dağıtılır. Böylece kurban kesme imkânı olmayan, hatta sene boyunca et yüzü görmeyen fakirler, yoksullar sevindirilir. Zaten bayramlar sevinç ve neşe günleridir. Dinî duyguları zayıf olan bazı kimseler kan akıtılıyor diye kurban kesmeye karşı çıkıyor. Bir defa Yüce Allah hayvanları ve diğer her şeyi
    insanların istifade etmesi için yaratmıştır. Onun için hayvanlar, sadece kurban bayramlarında değil, dünyanın her tarafında her zaman kesilip yeniliyor. Aradaki fark şu: Diğer zamanlarda kesilen hayvanların etlerini yiyenler hali vakti yerinde olan zengin kimseler, oysa kurban bayramında kesilen kurbanların etlerini yiyenler genellikle yoksullardır, sene boyu et yüzü görmeyen kimselerdir. Zira kurbanlar etlik olarak kesilmiyor, yoksullara dağıtılmak için kesiliyor. Derisi de hayır kurumlarına veriliyor. Böylece hem Allah’ın rızası kazanılmış olunuyor, hem de toplumun yararına iş yapılmış olunuyor. Zaten dinimizin gayesini de iki esasta toplamak mümkündür. Birincisi Allah’ın rızasını kazanmak, ikincisi de Allah’ın yarattıklarına yararlı olmak.

    3- Teşrik Tekbirleri
    Kurban bayramı günlerinde yapmamız gereken dinî görevlerimizden biri de teşrik tekbirleridir. Teşrik tekbirleri arefe günü sabah namazından başlayarak, bayramın dördüncü günü ikindi vaktine kadar devam eden 23 vakitte getirilir. Bu günlere eyyâm-ı teşrîk / teşrîk günleri denir. Bu günlerde farz namazlardan sonra teşrik tekbirlerini getirmek vaciptir. Namaz cemaatle kılınır ise yüksek sesle, tek başına kılınır ise içinden getirilir. Bakara sûresinin 203. âyetinde: “Sayılı günlerde Allah’ı anın” buyrulmaktadır. Bir tefsire göre burada geçen “sayılı günler”den maksat, teşrik günleri, yani farz namazlardan sonra tekbir getirdiğimiz günlerdir. Tekbir şöyle getirilir: Allahu ekber Allahu ekber lâ ilâhe illallâhu vallâhuekber Allahu ekber ve lillâhilhamd. Asr-ı saadetten günümüze kadar devam eden bu tekbirlerin metni tâ Hz. İbrahim’e kadar yükselir. Daha sonra bu tekbirler, büyük mûsıkî üstadı merhum Itrî tarafından segah makamında bestelenmiştir. Teşrik tekbirleri bayram ve teşrîk günlerinde camilerimizi süslemekte, milletimizi adeta coşturmaktadır.
    Oruç tutmak yasak Bunlar, kurban bayramı günlerinde yapmamız vacip olan hususlardır. Bir de bu günlerde yapmamız yasak olan şeyler vardır: Ramazan bayramının ilk günü ile Kurban bayramının dört gününde oruç tutmak tahrîmen / harama yakın mekruhtur. Nitekim Hz. Ömer, hilafeti döneminde îrâd ettiği bir hutbesinde şöyle demiştir: “Ey insanlar! Rasûlullah (s.a.v.) şu iki bayram
    gününde oruç tutmamızı yasak etti. Birisi orucumuzu bozduğumuz Ramazan bayramı günü, öbürü de kurban etini yediğimiz Kurban bayramı günleridir.” (Buhârî, Edâhî, 16)

    Ve son olarak Kurban bayramı ile ilgili yazımızı aşağıdaki rivayetle noktalamak istiyoruz. Sahabe-i kirâmdan Târık b. Şihâb’dan şöyle rivayet edilmektedir. Yahudilerden biri Hz. Ömer’e geldi ve:
    Ey müminlerin emîri! Sizin kitabınızda bulunan bir âyet var, onu okuyorsunuz. Şayet bu âyet biz yahudilere inseydi, o günü bayram yapardık.” dedi. Hz. Ömer: “- O hangi âyet?” diye sordu. Yahudi:
    Bu gün sizin dininizi kemâle erdirdim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslamı beğendim…” (Mâide, 3) âyetidir, dedi. Bunun üzerine Hz. Ömer: Ben o âyetin, Rasûlullah (s.a.v.)’e indiği günü ve yeri biliyorum. Cuma günü Rasûlullah (s.a.v.) Arafat’ta iken indi.” dedi. (Buhârî, İman, 32) Evet, İslam dininin en mütekâmil, en güzel bir din olduğunu, bunun Yüce Allah’ın bizlere bir nimeti olduğunu ve bizim için din olarak İslamı beğendiğini belirten bu âyet, hicretin onuncu yılında Veda haccında Zilhicce’nin dokuzunda bir Cuma günü Arafat’ta inmiştir. Bir rivayete göre Peygamber efendimize inen son âyettir. Peygamber efendimiz bundan sonra 81 veya 82 gün yaşamıştır. Müminler bu âyetin indiği günü takip eden günde zaten bayram yapmaktadırlar.


    Yazan: Dr. Durak PUSMAZ
    Kaynak: Diyanet İşleri Başkanlığı
    Konu Murat.Y tarafından (20-09-2014 Saat 06:48:35 ) değiştirilmiştir. Sebep: Güncelleme
    kartalreis ve Gazoz Agacı bunu beğendi.

  4. #4
    Üye
    Murat.Y - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2014
    Şehir
    Antalya
    Mesajlar
    1,998
    Blog Mesajları
    31
    Bahsedilme
    1 Gönderi
    Etiketleme
    0 Konu

    Kurban Bayramı Hakkında Makaleler

    Sponsor Bağlantılar


    Kurban İbadeti, İletişim Boyutu ve İyilik Boyutu

    İbadet Boyutu
    Kurban bayramı, İslâmiyet'in iki büyük bayramından biridir. Ramazan bayramı otuz gün tutulan oruçla irtibatlandırılırken kurban bayramı, adıyla özdeşleştiği "kurban" niyet ve eylemiyle Müslümanlar arasında kutlanır. İslâm inancına göre"Müslüman olmak" bir tercih meselesidir. Dolayısıyla insan hiç de kolay olmayan "imanî" bir olguyu gerçekleştirerek, yaşadığı hayatı bu seçiş çerçevesinde anlamlı hâle getirmek ister.

    Eylemlerini formel ve informel ibadetler şeklinde sınıflandıran Müslümanın hayatında kurban formel ibadetler kategorisinde yer alır. Daha başka bir anlatımla, bir Müslümanın gerçekleştirdiği her eylem"ibadet" bilincine dönüştüğü zaman anlam kazanır. Bu sebeple her eylemin, yaratıcının rızasına yönelik olması gerekir. Eylemlere anlam ve lezzet katan "ibadet şuuru" içinde gerçekleştirilmiş olmasıdır. Bu şuurdan uzaklaşan eylemin "lezzet"i olmadığı gibi eylem de ruhsuzlaşır.

    Müslüman, bütün yapıp etmelerini ibadet şuuruyla gerçekleştirmeyi yaratıcı ile sözleşmesi sırasında açıklamış, ve bu sözün takipçisi olacağını hür iradesiyle belirtmiştir. İşte bu inanç çerçevesinde maddî bir birikime sahip olan Müslüman bireyin, eylemlerinden biri de kurban ibadetidir. O, ya kurban ibadetini gerçekleştirir ya da maddî imkânlarını iyileştirerek gerçekleştirmeyi kendine amaç edinir. İkinci basamaktan birinci basamağa yükselmek istemesinin amacı, Allah'ın bir buyruğuna daha muhatap olma arzusudur.


    İletişim Boyutu
    Allah sözlerini (ayet) insanlara yönelterek onlarla iletişim kurmayı amaçlamaktadır. İletişim en az iki kişi arasında olacağına göre O'nun bu isteğine insanın cevap vermesi iletişim ortamını hazırlar. İletisine cevap verilmesi konusunda Allah kimseyi zorlamaz. Ancak aynı frekansı yakalayan herhangi bir birey, iletinin kendisine bir mesaj taşıdığına inanır ve bu mesaja cevap vermeyi arzu eder. Dolayısıyla bu isteklerin / isteklilerin çoğalmasıyla büyük bir site oluşur. İmanî (kalbî) ileti, olağan mesajlardan farklı bir özelliğe sahip olduğu için Allah ile insan arasında bir bağın oluşmasını mümkün kılar.

    Allah kendisiyle olan bağın daha anlamlı hâle gelebilmesi için diğer bireylerle de ilişki kurulmasını ister. Bu ilişkinin anlaşılır ve gözlenebilir olabilmesi için de onun önüne "model insan"ı çıkartır. Biçimsel olarak diğer insanlardan farksız gibi görünen bu model insanı sevmeyi kendisini sevmekle özdeşleştirir; böylece insan kendine benzeyen model insana yönelir, onu tanımaya çalışır, tanıdıkça, bildikçe daha çok sever ve onunla gönül merkezli bir iletişime girer. Bu bağlamda kendine döner, kendini tanımaya başlar. Kendini tanıdıkça onunla örtüşmeyen davranışlarını terk eder. Böylece bireyler birbirlerine yaklaşırlar, birbirlerini tanırlar ve birbirlerini severler. Onu seven insan onun gibi olan, ona benzemeyi, onun yolundan gitmeyi kendine ilke edinenleri sevmeyi kendine amaç edinir.

    Sevmenin elbette bir bedeli vardır. Çünkü bedelsiz sevgi olmaz. Sevgiliyi kendine tercih etmedikçe sevgi gerçekleşmez.Sevenin sevgisine,sevgili karşılık verir. Bir Müslümanın, Allah'a" görüyormuş gibi" inanması, O' nunla arasındaki iletişimin gücünü de ortaya koyar. Bu güç iletişim ağının sağa sola, yukarı aşağı bütün boyutlarını sımsıkı bir biçimde kuşatır. Çünkü yapılan her bir eylemin görünenin ötesinde bir anlamı vardır. Bir kısım insanların görünenin ötesine geçemeyip bazı eylemleri anlamlandıramaması bu yüzdendir. Kurban da bu tür ibadetlerden biridir.

    İnsanların bir kısmı kurbanı et veya kavurma olarak görüyor. Dolayısıyla da birkaç gün içinde değişik mekânlarda binlerce hayvanın kesilmesini "vahşet" olarak değerlendirebiliyor. Boşuna denmemiş "Bütün ameller niyetlere göredir" diye. Siz bir şeyi nasıl görüyorsanız, o, sizin gördüğünüzden başka türlü görünmez. Oysa kurbanı bir ibadet şuuruyla değerlendirir ve gerçekleştirirseniz, orada vahşeti, merhametsizliği yaşamanız mümkün değildir.

    İnsanlar yaptıkları ya da yaptırdıkları bir işten memnun kaldıklarında karşı tarafı teşekkür etmek veya hediye şeklindeki bir refleksle ödüllendirip, memnuniyetlerini çevrelerine anlatarak, onların "reklam"ını yapmaktan kıvanç duyarlar.Medenî bir atmosferi yakalamış bireyler ya da kurumlar, bu tür refleksleri paradan daha önemli görürler. Böyle bir durumda "müşteri"nin memnuniyeti işi yapan
    firmanın en büyük kazancı olur. Hatta birtakım firmalar, öncelikle yatırımı böyle bir "güven"e yapmayı daha akılcı bulurlar. İleriyi düşünen meslek sahibi bir insanın da en başta düşündüğü bu tür bir uygulamadır. Aksi ise açık gözlülük, hatta dolandırıcılık olarak değerlendirilir. Nitekim çağı iyi okumuş bir kısım kurum ve kuruluşların, özellikle de son yıllarda halkla ilişkilere önem vermesi bu düşünceden kaynaklanmaktadır.

    İnsanlar arasında durum böyleyken Allah'ın bir kulunun kendine yakınlığını, samimiyetini görmezden gelmesi mümkün müdür? Allah en üstün varlık olarak yarattığı insanı çağlar üstüne çıkarmayı istemektedir. "Bana bir adım gelene ben yürüyerek gelirim, bana yürüyerek gelene ben koşarak gelirim" diyen yaratıcı, iyilikte, yardımda asgari şartların aşılmasını öngörmektedir. Allah'ın kuluna karşı yürümesi, koşması ona olan cömertliği, hak ettiğinden fazlasını vermeyi, işini rast getirmeyi, belâlardan korumayı istemesidir. Bunları anlamayan, anlamak istemeyen olmaz mı? Elbette olur. Zaten herkesin aynı seviyede olmaması bu yüzdendir.

    Allah'ın bir sözüne daha muhatap olmak isteyen ve bu çerçevede kurbanı bir ibadet olarak gerçekleştirmeye gücü yeten Müslümanın, kurban ibadetini yerine getirmeyi istemekteki halinin ifadesini şöyle okuyabiliriz: "Allahım! Sen bana, sana kul olmanın yanında birçok nimet verdin. Ben onları yiyorum, içiyorum ve kullanıyorum, çoluk çocuğuma da istifade ettiriyorum. Bu kadar nimet karşısında teşekkürden acizim. Senin mesajının muhatabı olmak istiyorum. Sana yakın olmak istiyorum. Sana yakın olmanın yolunun da, senin gösterdiğin yol olduğuna inanıyorum. İşte onlardan biri de bana verdiğin nimetleri diğer kullarınla paylaşmamdır. Benim için kıymetli olan mallarımdan yine senin belirlediğin ölçüler çerçevesinde kurbanımı kesiyorum ve onu fakirlere senin rızanı kazanmak umuduyla ikram ediyorum. Bu nimeti tadamayanların da tatmasını istiyorum. Niyetimi, amelimi kabul et Allahım!"

    İyilik Boyutu
    Yapılacak iyiliğin "iyilik" (ihsan) özelliği taşıyabilmesi için herhangi bir karşılık beklemeden yapılması gerekir. Bu sebeple "iyi insan" daima başkalarına iyilik etme isteği duyar içinde. Kuşkusuz insandaki bu duygu doğuştandır, Allah tarafından verilmiştir. Bu yüzden esas sevilmesi gereken varlık O'dur.

    Yaratılanın yaratandan ötürü sevilmesi bu yüzdendir. Eğer bunlar fark edilmez ve bu duyguların doğal gelişimine zemin hazırlanmazsa, sevgi olgusu insanın kendine veya onun yerine geçebilecek başka şeylere döner, bu durumda da bencillik ve benzeri duygular ortaya çıkar. Literatürel ve kalple ilgili olgular göz önüne getirildiğinde öne çıkarılması gereken, Allah'a mesajından dolayı karşılık vermek, nimetinden dolayı karşılık vermekten daha iyidir düşüncesidir. Bütün ibadetlerdeki amacın bu doğrultuda olması gerekir.
    Kolay elde edilen, kolay ulaşılabilen bir nimet, onu bu şekilde elde edenler tarafından hiçbir zaman sorun olarak görülmez. Hatta nasıl elde edildiği konusuna da dönüp bakmaz. Bu yüzden birtakım insanî hallerle hallenmedikçe diğer insanları anlamak oldukça güçtür. Hayatın asgari ihtiyaçlarını kolay elde eden biri, daha rafine bir beslenmeyi düşünürken, karnını doyurmak için ekmek bulamayan bir kimsenin en büyük özlemi onu elde edebilmektir. İşte bu anlamda olanla olmayan, tadanla tadamayan insan arasındaki dengesizliklerden biri, kurban sayesinde ortadan kaldırılmaya çalışılmaktadır.

    İnsan için et ve et ürünleri dengeli beslenmeyi sağlayan yiyeceklerin başında gelir. İlâhî ve tabii denge, meşrû olan her türlü yiyecekten gıda alarak beslenmeyi öngörür. Ekonomik bir düzey yakalamış insanların beslenmelerinin en önemli kısmını bu tür ürünler oluşturur. Günümüzde et ürünlerine doymuş insanlar başka rafine yiyecekler ararken, onların doyduğunu elde edemeyen, onları canı çeken milyonlarca insan vardır. Yemeden yemiş gibi, tatmadan tatmış gibi olmak herkesin harcı olmadığına, böyle bir durumu kimseden beklemeye hakkımızda olamayacağına göre, herkesin aynı basamakları çıkmak istemesi kadar doğal bir durum yoktur.

    Fakir diye adlandırılan insanların en önemli ihtiyacı gıda, yani çoluk çocuğunun beslenme konusundaki ihtiyacıdır. Bu yüzden nefislerin tatmini çok önemlidir. Hiçbir ihtiyaç onun önü ne geçemez, geçmemelidir. Allah bu durumun önemini hatta vehametini bildiği için zekât ve benzeri yardımların yanı sıra kurban ibadetinin gerçekleştirilmesini ister. Bunlar göz önüne getirildiğinde kurbanı bir "kavurma şöleni" gibi düşünmek anlamsız ve yersizdir.

    Günümüz Türkiyesi'nde kurban ibadeti, iç ve dış yardımlar açısından önemli bir işlevi yerine getirmektedir. Elbette değişik niyet taşıyan,farklı uygulamalarda bulunan insanlar olacaktır.Sadece bunları göz önüne getirip, kurbanın psikolojik ve sosyolojik yönünü görmemek yanlış olur. Sadece kurban bayramında et yüzü gören, eti tadan ve dolayısıyla nefsini körleten insan sayısı azımsanamayacak kadar çoktur.

    Formel ibadetlerdeki çeşitliliğin de herhalde bir sebebi (hikmet) vardır. Müslümanın hayatında bunlar en genel anlamda bedensel bir özellik taşırken, zekât ve kurban gibi ekonomik şartlarla ilgili olanlar da önemli bir yer tutmaktadır. Hem biyolojik hem de psikolojik yönü bulunan insanın gerçekleştirdiği ibadetlerin de benzer özellikler taşıması doğaldır. İslâmiyet,"insan"ı esas alan ve onun ruhen gelişmesini, olgunlaşmasını amaç edinen bir yolun adıdır.Tatmayanın bilmemesi gibi herhangi bir şeyin birden olgunlaşması da tabii oluşuma aykırıdır.

    Eylemlerini ibadet bilincine yükseltmiş bir Müslümanın hayatının anlamlı duruma gelebilmesi için elinde bulundurduğu / Allah'ın sınamak için ona verdiği imkânlardan başkalarını da yararlandırması gerekir. Kurbanın özellikle "kurban" olarak anılmasının sebebini, insanın anlamaya çalışması inkârından daha kârlıdır. İlâhî terminolojide yardımın her türlüsünün teşvik edilmesinin yanı sıra, bir kısmının da ismen anılması boşuna olmasa gerekir. Aslında iyilik ve kötülüğün değişkenliği düşünüldüğünde kurbanı anlamakta hiç güçlük çekmeyiz. İbadet niyetiyle ve farklı amaçlarla yapılan yardımlardaki çeşitlilik iletişim mantığının ve olgusunun doğal bir sonucudur.d)

    Estetik Boyutu
    1. Üslûp estetiği
    Kurban kesmeyip onu yardıma dönüştürmek uygun olur mu? Söz gelimi onun parasını Müslüman bir fakire vermek gibi. Kur'an'da kurbanla ilgili yerlerde "kurban kesiniz veya yardım ediniz" gibi iki anlamlı bir ifade söz konusu olmadığına göre bu soruya olumlu cevap vermek mümkün değildir. Allah yapılmasını istediği ibadetin özellikle adını belirtmiştir. Diğer yandan da insanların birbirlerine yardım yapmasına engel bir durum söz konusu değildir. İstenilen zamanda istenildiği miktarda yardım yapılabilir. Bu durum kişilerin bireysel tercihidir

    "Mümin olma" iddiasında olan ya da mümin olduğunu öncelikle Allah'a ve sonra da insanlara deklare etmiş bir müminin yapması gereken, bu yöndeki sözünün gereğini yerine getirmesidir. Her niyet ve onun bir sonucu olan her eylem kendi bağlamında güzeldir. Dolayısıyla bir şey başka bir şeyin yerine geçemez. Çorba içildiği zaman su içilmiş olmaz. Yapılan her eyleme ibadet bilinci kazandırılır, hatta kazandırılması gerekir; ancak işlerinizi bu şuurla yaptığınız zaman bir ibadeti gerçekleştirirsiniz, fakat namaz kılmış olmazsınız. Çünkü namazın kılınmış olabilmesi için, o eylemin gerçekleştirilmiş olması gerekir.

    Sadece kurbanla ilgili değil hayatın her alanında kanun ve kural koyucunun aksine, kuralları bireyler kendilerine göre belirlemeye kalkışırlarsa orada kaos meydana gelir. Bu durum tabiattaki düzende, devletlerin yapısında, çeşitli kurum ve kuruluşların işleyişinde olduğu gibi, dinin gereklerini yerine getirmede de öyledir. Bir zaman gelir, vergisini vermekle yükümlü olan vatandaş "Devletin vergiye ihtiyacı kalmadı" ya da "Verdiğim vergiler isabetli yerlere gitmiyor, öyleyse verilmesi gereken yerlere kendim vereyim" demeye başlar. Oysa hayatın her alanında ince bir ayar vardır. Bunların anlaşılabilmesi için, tabii oluşuma uygun olarak yorumlanması gerekir. Söz gelimi, insanlar yer altı ve yer üstü araştırmaları yapmadan, görünümünü beğendikleri mekânlara sorumsuzca yerleşmenin bedelini, doğanın dengesini bozmak suretiyle ağır bir biçimde ödemektedir.

    Kurban ibadeti, farz vâcip veya sünnet gibi kavramlarla ifade edilmesiyle değerinden, öneminden bir şey kaybeder mi? İnsanın, Allah'ın mesajına karşılık vermek istemesi, görünenin ötesindeki bir hadise midir? Bir tarafta Hz. Peygamber'in hayatı, "Kur'an'ın ete kemiğe bürünmüş şeklidir" diye ifade edilirken, diğer tarafta herhangi bir Müslümanın gerçekleştireceği bir eylemin "sünnet" çerçevesinde düşünülmesi onun önemini azaltır mı?

    Model insan olan Hz. Peygamber'in, kurbanını bayram namazından önce kesen birine, namazdan sonra kesmesi konusunda uyarısı söz konusuyken ve kendisinin de kurban kestiğine dair bilgiler mevcutken, onun yolunu benimsediğini söyleyen bir Müslümanın farklı bir biçimde davranması ne kadar doğru bir davranış olur? Bu durum Allah'ın, "O her ne getirdiyse alınız,uyunuz" ilkesine de aykırı olmaz mı? İletiye muhatap olan insanın duraksaması, iletişim kopukluğuna sebep olduğu gibi sağlıklı bir iletişim ortamının oluşmasına engel olur.

    Müslüman, işini bilerek ve en iyi bir biçimde yapan, başkalarının haklarına dikkat eden ve onları gözeten kimsedir. Hz. Peygamber'in iman,İslâm ve ihsan kavramlarını birlikte anmasının Müslümanı tanımlama açısından önemi büyüktür. Müslümanın gerçekleştirdiği eylemlerin, imanî bir boyut kazanabilmesi için yapacağı işi iyi bilmesi kadar güzel yapması da önemlidir. Çünkü Allah yarattığı her şeyin ihsan özelliğine sahip olduğunu bildirmektedir. Bir eylemin farz olması onun yapılması açısından asgari şartıdır. İnsan hayatının anlam kazanabilmesi için de"zorunluluk" sınırının ötesine geçmesi gerekir.Böyle bir durum da kültürü, anlayışı, sevgiyi ve aşkı beraberinde getirir.

    Biyolojik bir varlık olarak insanın birtakım zorunlu ihtiyaçları vardır: Yemek, içmek, giyinmek,çoğalmak gibi. Bunları karşılama konusunda zorunluluk sınırı aşıldığında insan oluş süreci başlar, çünkü bu anlamdaki ihtiyaçlar insanın biyolojik yönünün gereksinimleridir. Farz diye nitelenen durum da bundan farklı değildir. İnsanî olguyu gerçekleştirmiş bir Müslüman için farzlık,vâciplik bu bağlamda değerlendirilir. Müslümanın estetik kaygısı bu sınırın aşılmasıyla kendini belli eder, dolayısıyla her eylemi güzeldir, güzel olmak durumundadır. Güzelliğin taklidi güzellik hazzını vermez. Farz, vâcip, sünnet gibi kategorik ayırımlar ona ihtiyaç duyanlar içindir. Hz.Ali'nin dediği gibi, "İnsanlar işlerini ihsan ile yapmalarına göre değer kazanırlar."

    İster formel ister informel ibadet olsun bütün eylemlerde farz olan asgari ölçünün ötesine geçilmesi gerekir. Bu durum bir sevgi işidir, şevk işidir. Yapılan eylemin hazza dönüştürülmesi,heyecan duyulması insan olmanın ve Müslüman olmanın önemli bir göstergesidir. Günah işleyenin günahından haz aldığı bir realite iken, bir Müslümanın yaptıklarından zevk almaması düşünülemez.

    2. Yöntem Estetiği
    Bugün Türkiye'de özellikle de büyük şehirlerde kurbanın kesim biçiminde ciddi sorunlar vardır. Bu ibadetin yerine getirilmesi kadar yöntemleri de önemlidir. İmanî bir görevin ifası özellikle edebi zorunlu kılar. Her alandaki bozulmaya paralel olarak bu konuda da birtakım gevşemelerin olduğu görülmektedir.

    Türkiye'de özellikle dar çevrelerde kurbanlıklara karşı olağan üstü bir duyarlılık söz konusudur. Kurban bayramından önce temin edilen ya da var olanlar içerisinden ayrılan kurbanlığın evdeki bakımı apayrı bir özellik taşır. Sabah kalkılır kalkılmaz onun ihtiyaçları karşılanır, küçük çocuklar kendi yiyeceklerini onunla paylaşırlar. Hatta annelerinden gizli olarak temin ettikleri yiyecekleri de götürüp ona verirler. Ev halkından biri gibi kucaklanır, öpülür, sevilir. Kesim vaktine kadar ona karşı ilgi bütün yoğunluğu ile devam eder. Kurban kesime hazırlanırken de oyunun bir parçası gibi gözleri bağlanır ve hüzünlü bir atmosfer içinde kesim gerçekleştirilir. Çocuk onun kesimini vahşet olarak görmediği gibi korkmaz da. Kesilmeden önceki özen, kesilirken de gösterir. O herhangi bir hayvan değildir,"mübarek bir hayvandır." Allah'ın onlara bir lütfudur, eti de komşularla, fakirlerle, misafirlerle cömertçe paylaşılır. "İnsan olma" basamağını aşmış bir Müslümanın kurbana bakışı işte bu duygusallık ortamında gerçekleşir. Kurban merhametin, paylaşmanın, acımanın doruk noktasını oluşturur. Bu ibadet sayesinde bütün insanî duygular iç içe yaşanır.

    Son yıllarda şehirlerin büyümesi, kalabalıklaşması ve insanların eğitim düzeylerinin yükselmesiyle geçmişten getirilen birtakım eylemlerin sorgulanmaya başlandığını görüyoruz. Bunlardan birisi de özellikle büyük şehirlerde kurbanlıkların kesim biçimidir. Küçük yerleşim birimlerinde insanları rahatsız etmeyen bir hareket, büyük şehirlerde rahatsız edici bir boyut kazanabilmektedir. Söz gelimi kurbanlıkların şehir merkezlerinde dolaştırılması yüzünden onların kokuları ve rastgele yerlere pislemeleri insanları rahatsız etmektedir. Hatta hiç de hoş olmayan manzaralarla karşı karşıya kalınmaktadır.

    Kurban ibadeti maddî ve mânevî bütün oluşum ve yönleriyle insanın Allah ile, insanın insanla, insanın kurbanla, insanın kurbanlıkla iletişimini sembolize eden bir ibadettir. Mümin ve Müslümanın yüzünün ak olabilmesi için bu iletişimi akıllı ve şevkli bir hâle dönüştürmesi gerekir.


    Yazan: Dr. İsa KAYAALP
    Kaynak: Diyanet İşleri Başkanlığı


    ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~



    KURBAN: Allah'a Yakın Olma Çabası



    Yüce yaratıcının en güzel biçimde yarattığı, sayısız yeteneklerle donattığı, sonra da mükellef kıldığı insan, varlıklar arasındaki mümtaz konumunu, görev ve sorumluluklarını müdrik oluşuyla varlığını anlamlandırmakta ve bununla yüce yaratıcıya hususî bir yakınlık tesis etmekte… Zaten yaratıcı da, bu yakınlığın şuur düzeyinde algılanmasını, idrak edilmesini istemekte, insana “şah damarından daha yakın” olduğunu, (Kaf, 16) “nerede olursa olsun, onunla beraber olduğunu” (Hadid, 4) bildirmekte…

    Maksat, insanın bunu algılaması ve bu algı çerçevesinde bir hayat-dünya ilişkisi kurması… Namaz, oruç, hac, zekât ve bugünlerde iklimini soluduğumuz kurban gibi ibadetler insana bu bilinci yükleyecek ve yükseltecek bir terbiye verme amacı taşımakta…

    İbadetler, Müslüman kalma şuurumuzu diri tutan sembollerdir. Çünkü onlar şeklî boyutlarından daha derunî bir anlam içermekte… O da bir gönül yüceliği yakalayıp kurbet-i Rahman’a kavuşmak… Kurbet-i Rahman… Rahman’ın yakınlığı… Bir Müslümanın bütün ömrü boyunca koşusu onadır… Her ibadet O’na götürür Müslümanı…

    Özünde Yaratanı tanıma ve yaratılanı sevme olan yüce dinimiz İslam'da, kişiye Allah'la birliktelik bilinci kazandıran ve müminin zamanını manen diri yaşamasını sağlayan bir disiplin var… “Zikrullah” …yani “Allah'ı anmak”… Bir yerde tüm ibadetler “Zikrullah” içinde mütalâa edilmekte...

    Zikrullah… Yaratıcıyı her davranışımızın içinde bilme, hiç unutmama, her daim O’nu anma, her nefes alışımızda ve verişimizde O'nun bir kudret nişanesinin olduğu bilincine sahip olma…
    Kurban da öyle…
    Kurban, esasen inanan insanın varoluşunu neyle ve nasıl anlamlandırdığını sembolik bir yolla Allah’a arz etmesi…
    Kurban, yaratıcıya yakınlaşma, O’na kul olmanın şuuruna erme….kurb anı… yani O’na yakın olma zamanı. Allah’ın emrine boyun eğiş… Kulluk bilincini tazeleyiş…
    Kurban, mukarrebundan olma çabası… yani takvaya erişme arzusu içinde yüce yaratıcıya yaklaşanlar arasına girebilme gayreti…
    Kurban, kurbiyyet… Gönülden bağlılık… yakınlık sevdası.. Yakınlıkta takva… Takvada teslimiyet…

    Kurban, takvaya; takva da Allah’a ulaştırır. Nitekim Yüce Rabbimiz hac kurbanlarından söz ederken kurbanların, aslında Allah’ı yüceltme ve O’na şükretme vesilesi olduğunu belirttikten sonra şöyle buyurur:

    “(O kurbanların) ne etleri, ne de kanları Allah'a ulaşacaktır. Fakat O'na sizin takvanız ulaşacaktır.” (Hac, 36-7)
    “…Öyleyse kurbanlarınızla arındırın nefislerinizi!” (Tirmizî, “Edahi”, 1)

    Demek ki etin ve kanın ötesinde bir şey var kurbanda... Etler ve kanlar değil “Allah'a yönelik derin saygı ve ona olan bağlılık” idraki gidiyor yüceliklere…

    Nitekim Allah Rasulü'nün namazla, oruçla ilgili uyarıları, o, ruhî derinliği kaybolmuş bir namazın zahmetten ve yorgunluktan, (Beyhaki, Şu'abu-l-İman, IV, 275), aynı nitelikteki bir orucun ise aç kalmaktan ibaret olduğunu (İbn Mâce, Sıyam, 21) bildirmiyor mu?
    Buradan yola çıkınca dünyalıklarından sıyrılıp bembeyaz ihramlar içinde olduğu Arafat'tan, Rabbin huzurunda derin bir arınma duygusu ile dönemeyen insanın, yorucu bir seyahat yaptığına kail olmamak mümkün mü?

    Kur’an-ı Kerim’de: “O gün ne mal fayda verir ne oğullar!,”Allah’a arınmış bir kalp ile gelen başka.” buyuruluyor... (Şuara, 88-89)

    O gün, yani büyük muhasebe günü... mahşer aydınlığında aranan şey, tertemiz, arı- duru, Allah'a bağlanmış bir kalp olacak...
    Kurbanlarla, haclarla, namazlarla, hülâsa ibadetlerle insan, işte o kalbî kıvamı yakalamaya çalışmakta…

    Şair Fuzulî şöyle der:

    “Yılda bir kurban keserler halk–ı âlem ıyd içün
    Ben senin sâat–be–sâat dem–be–dem kurbânınam”
    Her an ve her saat Hak yolunda kurban olmak…
    Nefsi kurban etmek, benlikten arınmak… Nefes başına bin defa kurban olurcasına yakınlaşmak… Kurbanla yakınlaşmak…

    Kurban, bizi yoktan var eden, bin bir çeşit nimete gark eden, rahmeti, bilgisi, gücü her zerreyi kuşatan, Allah’a yakınlaştıran yüce bir ibadet…

    İbadet, Allah'a kulluk anlamına gelir. Bütün ibadetler, derin bir “Hakka bağlılık” şuuru ile yapılmalı. Kurban huşuu, güzelliği ve sevgisi içinde kesilmeli.

    Kurban… yakınlaşma, yakın olma… Bir ismi karîb olan, yakınlaştıran, yakın kılan, yakınlığa çağıran, Allah’a yakınlaşma… Ve O’nun verdiklerini yine O’nun yarattıkları ile gönülden paylaşma… Bu yönü ile de yeni yakınlıklar kurma… Kuyruğundan ya da boynundan - boynuzundan tutup sürükleyerek kendilerine eziyet edilen hayvancıkları kesmekten, çevreyi kirletmekten öte bir manevî atmosfer var bu işte. Kesilmek için boynunu besmeleye uzatan kurbanlık koç mu hayırlı, yoksa ona olanca öfkesiyle abanan veya bıçağı niçin çaldığına dair en küçük bilinç kırıntısı taşımayan “insan” mı? Yakınlık ararken doğu ile batı kadar uzak mesafelere düşülmez mi? Bütün bunları derinden hissetmek gerek…

    Kurban… Hz. İbrahim ve Hz. İsmail'in baba-oğul sevgisi ile Hakk’a bağlılık duygularının harman olduğu engin dünyayı yaşama.. . Bunu hissederek kurbanı kesme…Öfke ile değil sevgiyle yaklaşma, kurbanlıkla boğuşma yerine onu kutlu bir armağan gibi uğurlama, belki de kurbanlığa saygı duyma… Yaratılana şefkat ve merhamet, temizlik, insana saygı, çevrenin korunması, israftan kaçınma bütün bu temel duyarlılıklara riayet…

    Kurban... İsmail olana sabır ve teslimiyet, İbrahim olana azim ve niyet...
    Kurban, “Bismillahi Allahü ekber” derken İbrahim olmak… onun ve oğlu Hz. İsmail’in Yüce Allah’ın buyruğuna itaat konusunda verdikleri başarılı imtihanı yâd etmek…

    Sonra da dua etmek: “Şüphesiz benim namazım da, diğer ibadetlerim de, yaşamam da, ölümüm de âlemlerin Rabbi Allah içindir.” (En’am, 162)

    Kurban, bir bayram aynı zamanda. Sevinçleri büyütme mevsimi...
    Önce kendi gönüllerimizi bir sevinç yumağı haline getirip sonra anne – babamızın gönüllerini alıp, çocuklarımızı, şefkat ve merhamete muhtaç öksüz ve yetimleri, yoksul ve kimsesizleri, hasta yatağında ziyaretçi bekleyenleri sevindireceğimiz, insanî duyarlılıkları ve yardımlaşmayı öne çıkararak bütün insanlığın gözlerine sevinç taşıyacağımız müstesna zaman dilimi…

    Kurban, Hz. İbrahim ve Hz. İsmail örneğinde olduğu gibi ilâhî emirlere kayıtsız teslimiyet göstergesi, hak yolunda fedakârlığın bir nişanesi, Allah’ın bize lütfettiklerinden onun hoşnutluğu için verebilmenin hâl ile ifadesi.

    Hz. Âişe validemiz şöyle anlatıyor:

    Bir koyun kesilmişti… Efendimiz sordu: Ne kadarı dağıtıldı, geriye ne kaldı? - “Sadece bir kürek kemiği kaldı.” cevabını aldı. Kürek kemiği dışında hepsi dağıtılmıştı… Bunun üzerine o şöyle buyurdu:

    (Desene ya Aişe) bir kürek kemiği hariç, hepsi duruyor!” (Tirmizî, “Sıfatü’l-Kıyâme”, 35)

    Öyle ise düşünelim, gerçekten kurbanlarımızın ne kadarı bizim…
    Kurbanlarımız Rabbimiz’e yakınlığa, O’nun bize şah damarımızdan yakın olduğunu idrak etmemize vesile olsun…

    Gurbeti kurbete
    Firkati vuslata döndüren Allah’ım!
    Bir yakınlık ver bize;
    Bir sürur ver gönlümüze…

    ~~~~~~~~~~~~~~~~~~

    Kurban bizi alsın ve götürsün bir yakınlık diyarına...
    Ey yakınlığına muhtaç olduğumuz!... Yoluna kurban olduğumuz… Yakınlığını ver bize…
    Lebbeyk Allah’ım… Lebbeyk..
    Kurbanımızı kabul, dualarımızı makbul eyle…

    Yazan: Dr. Ömer MENEKŞE
    Kaynak: Diyanet İşleri Başkanlığı

    Konu Murat.Y tarafından (20-09-2014 Saat 06:50:34 ) değiştirilmiştir. Sebep: Güncelleme
    Gazoz Agacı bunu beğendi

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş

Giriş