Çalışmak farklılaşma, yoksulluk ve sosyal dışlanmanın kısır döngüsünden kaçmanın en etkili yoludur. Engelli insanlar, ne yazık ki bu kısır döngünün sürekli bir parçası haline gelmiş durumdalar ama yine de tüm çabalarıyla bu kısır döngüyü kırıp çıkmak için savaş veriyorlar. Bu döngüde en büyük engeli ise bir iş sahibi olmalarına ve toplum içinde kabul görmelerine ilişkin sorunlar oluşturuyor.

Dünyanın her yerindeki işsizlik istatistiklerine rağmen, iş hayatı insan hayatının en büyük parçası olmaya devam ediyor. Çoğuna göre çalışmak, fiziksel varlığın devamı için gerekli birincil gelir kaynağını temsil ediyor. Sadece beslenme, giyinme, barınma gibi hayatta kalma haklarının devam ettirilmesinde değil; eğitim, kültür, sağlık gibi diğer birçok hakka sahip olmalarında da önemli bir yere sahip 'çalışmak'.

Ne var ki, engelli birçok insan çalışma hakkından ya mahrum ediliyor ya da birkaç önemsiz ve vasıfsız işle görevlendiriliyor. Engellilerin gerekli eğitim, değerlendirme ve düzenlemelerle çok sayıda sorumluluğu yerine getirdikleri gözlense de işe alımlarda en son düşünülenleri yine onlar oluşturuyor.

Tüm dünyada yükselen 'engelli' serzenişleri ne yazık ki ülkemizde en yüksek noktalara ulaşmış durumda. Ülkelerin ekonomik, sosyal ve kültürel gelişmişliği ile bağlantılı olarak yaşanan sorunlar, Türkiye’nin gerek ekonomik gerekse sosyal ve kültürel ortamında engelli insanlara pek de fazla şans tanımıyor diyebiliriz. Ancak son zamanlarda gerek iş kanununda yapılan değişiklikler gerekse projelendirilen iş yeri düzenlemeleri, engellilerin çalışma hayatına daha olumlu bakmasını sağlıyor.

Türkiye’deki mevcut durumun daha iyi analiz edilebilmesi ve alternatif çözüm planları bulunması bakımından, dünyadaki diğer çalışmalardan haberdar olmak yararlı olacaktır:

1) Birleşmiş Milletler Engellilik Programı

Tüm engellilere yönelik çalışmalar arasında en kapsamlısı olarak Birleşmiş Milletlerin bu konuda yürüttüğü program ve araştırmalar sayılabilir. Birleşmiş Milletler Engellilik Programı, Birleşmiş Milletler Sistemi içinde engellilere yönelik en önemli programdır. Program, Ekonomik ve Sosyal Çalışmalar Departmanı’nın, Sosyal Politikalar ve Gelişim Bölümü altında sürdürülmektedir. Programın temeli, 1982 yılında kabul edilen Engelli “İnsanlara Yönelik Dünya Faaliyet Programı”na ve 1994 yılında kabul edilen “Engelliler için Fırsat Eşitliğinde Standart Kurallar”a dayanmaktadır. Programın amaçları;

engellilerin sosyal hayata ve değişime ayak uydurup katılması için destek vermek,
engellilerin haklarını genişletmek ve itibarlarını korumak,
iş, eğitim, bilgi, hizmet alanlarında eşit haklara sahip olmaları için çalışmak,
şeklinde sıralanabilir.

2) Dünya Faaliyet Programı

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda 37/52.1 nolu kararla kabul edilen Dünya Faaliyet Programı uyarınca engelli insanların toplumlarıyla bütünleşmesi için politik ve sosyal girişimlerde bulunulması gerekmektedir.

Birleşmiş Milletler Engellilik programı için bir çıkış noktası olan Dünya Faaliyet Programı (DFP), engellilerin sosyal yaşama ve ulusal gelişmeye tam anlamıyla katılması için rehabilitasyon ve fırsat eşitliği konularına global bir yaklaşımı öngörür. Fırsat eşitliği, Dünya Faaliyet Programı’nın sosyal - ekonomik yaşamın her alanında engellilerin de yer almasına yönelik yol gösterici felsefesinin merkezini oluşturur. Bu ilkenin en önemli noktası, engellilerin sorunlarına dış dünyadan tecrit edilmiş bir şekilde değil, aksine normal ve günlük toplumsal yaşam içinde çözümler bulunmasıdır. Dünya Faaliyet Programı’nın engellilere ilişkin bölümünde, iş hayatındaki durumları da ele alınmış ve bazı saptamalar yapılmıştır. Ekonomik durgunluk dönemlerinde, sanayileşmiş ülkelerdeki iş arayan işsizler arasında engellilerin oranının, diğer insanlara göre iki kat daha fazla olduğu tespit edilmiştir. Birçok ülkede, engellilere istihdam sağlamak amacıyla programlar ve düzenlemeler yapılmaktadır. Bu çalışmalar şu uygulamaları kapsamaktadır:

Atölye çalışmaları, korunaklı çalışma alanları
Kontenjan planlaması
Engelli ve engellilere yardım eden kooperatif çalışmaları

Bu çalışmalara karşın yapılan saptamalar, uygulamaların yetersiz olduğunu göstermektedir:

İstihdam edilen engelli çalışan sayısının işsiz engelli sayısının çok altında olduğu da gözlenmiştir.
Gelişmekte olan ülkelerdeki engellilerin büyük çoğunluğu kırsal alanda yaşamaktadır.
Aile ekonomisi tarıma veya kırsal başka bir geçim kaynağına bağlıysa ya da geleneksel geniş aile modelinde yaşanıyorsa, engellilere yararlı birçok görev verilmektedir.
Ailelerin kırsal kesimden kentlere göç etmesiyle, tarımda makineleşme ve ticarileşme başladığından, engellilerin zaten kötü olan çalışma durumları daha da ciddi bir hal alır.
Kentte yaşayanlar için iş rekabeti kaldıramayacakları kadar ağır ve diğer üretim faaliyetleri de oldukça kısıtlıdır. Buradaki engelli insanlar zorunlu bir hareketsizlik içinde, başkalarına bağımlı yaşamak zorunda bırakılmaktadır.

Dünya Faaliyet Programı’nda var olan durumun yanı sıra ideal olan duruma da yer verilmiş ve bazı çözüm önerilerinde bulunulmuştur. Programa göre, gerek kırsal gerekse kentsel bölgelerdeki engellilerin üretken ve kazançlı iş fırsatlarına sahip olmaları için, üye ülkeler belli politikalar izlemeli ve destekleyici hizmet yapıları oluşturmalıdır. Kırsal istihdama ve engellilerin kullanmasına uygun ekipmana özellikle dikkat edilmelidir. Merkezi ve yerel yönetim düzeyleri arasında ortak bir strateji ve engellilerin istihdam olanaklarını genişletme fikrinden çıkılarak ortak bir faaliyet planı gerçekleştirilmelidir. Bu birliktelik, çalışma alanlarının düzenlenmesi yoluyla engellilerin yararlanması ya da zarar görmesini engellemek, iş yaşamından olumsuz etkilenenlere rehabilitasyon hizmeti vermek gibi çalışmaları içermektedir.

3) Engelliler İçin Fırsat Eşitliğinde Standart Kurallar

Dünya Faaliyet Programı’nın yanı sıra Engelliler İçin Fırsat Eşitliğinde Standart Kurallar dahilindeki 19. Kural, engellilerin toplumla bütünleştirilmesi konusunda devlete düşen görevlerin altını çizmekte ve devletlerin engelli örgütleriyle temas kurarak eğitim programları hazırlaması gerektiğini ve bu programda yine engellilerin öğretmen, eğitimci ve danışman olarak çalıştırılmalarının doğruluğunu belirtmektedir.
Toplumsal bütünleşmenin yanı sıra engellilerin iş hayatında adil ve eşit şartlarda çalışmasıyla ilgili 7. Kural ise devletlerce oluşturulacak programların;

farklı engelleri olan çalışanlar için uygulanabilir olacak iş yeri tasarım ve düzenlemelerinin yapılması,
yeni teknolojilerin kullanılmasında destek verilmesi,
engellilerin söz konusu işi kazanmaları ve yürütmeleri için yardımcı araçların, aletlerin ve ekipmanın geliştirilmesi ve üretilmesi,
uygun eğitim ve yerleştirmelerin gerçekleştirilmesi ve kişisel yardım, çeviri hizmetleri konularında destek verilmesi,
gibi çalışmaları içermesi gerektiğini vurgulamaktadır.

4) Engellilere Yönelik Rehabilitasyon ve İstihdam Konvansiyonu

Dünya Faaliyet Programı’nın ve Engelliler İçin Fırsat Eşitliğinde Standart Kuralların yanı sıra Uluslararası Çalışma Örgütünce hazırlanan, “Engellilere Yönelik Rehabilitasyon ve İstihdam Konvansiyonu” kapsamında, engellilerin daha iyi ve adil bir iş hayatına sahip olmaları için bazı kararlar alınmıştır. İzlenecek temel politikayı destekleyici maddeler de eklenmiştir. Bu maddelerden en önemlisi 4. Maddedir:

“Söz konusu politika engelli çalışanlar ile diğer çalışanların eşit olanaklara sahip olması ilkesini temel almalıdır. Engelli kadın ve erkekler için eşit muamele ve fırsatlar gözetilmelidir (...)”

Bu maddeden de anlaşıldığı üzere engelli insanların istihdam edilmesi, bu insanların beceri ve yeterlilikleriyle uyumlu paralel işlerin sağlanmasını gerekli kılmaktadır.

Konvansiyonun 5. Maddesi ise engellilerin çalışma hayatında korunmalarına ve eşit muamele görmelerine ilişkin alınması gereken önlemleri şöyle belirtmektedir:

“İş veren temsilcisi ve işçi temsilcisi, görüşmelerden sonra, engellilikten kaynaklanan durumlar doğrultusunda özel şartların ve düzenlemelerin yerine getirilmesine karar verebilir ki bu düzenlemeler genelde özel korunma ve yardımlaşmayı gerektirir ancak bu uygulama ayrımcılık zannedilmemelidir.”

Aynı konvansiyonda hem işveren hem de işçi örgütlerinin devletle ve engelli dernekleri ile birlikte çalışarak engelli çalışanlarının haklarına sahip olmaları noktasında sorumluluk almaları gerektiği belirtilmektedir.

Ve Türkiye...

Dünya çapındaki bu anlaşma ve konvansiyonların yanında Türkiye’de yapılan çalışmaların çok fazla olduğunu söylemek zor olsa da Yeni İş Kanunu’nda engellilerin çalıştırılmasına ve çalışma koşullarına ilişkin maddelere de yer veriliyor.

İş Kanunu’nun “Özürlü, eski hükümlü ve terör mağduru çalıştırma zorunluluğu” başlıklı 30. Maddesi altında çalışan engellilere ilişkin ifadeler yer almaktadır. Bu madde uyarınca:

“ (...)İşverenler elli veya daha fazla işçi çalıştırdıkları işyerlerinde her yılın Ocak ayı başından itibaren yürürlüğe girecek şekilde Bakanlar Kurulunca belirlenecek oranlarda özürlü ve eski hükümlü ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun ek 1 inci maddesinin (B) fıkrası uyarınca istihdamı zorunlu olan terör mağduru işçiyi meslek, beden ve ruhi durumlarına uygun işlerde çalıştırmakla yükümlüdürler ”

Aynı maddede, gerek engelli gerekse terör mağduru ve eski hükümlü olan çalışanların niteliklerine göre işlere alınmalarının gerekliliğine ve işe alım sürecinin nasıl yönetileceğine de yer verilmiştir:

“...Bu kapsamda çalıştırılacak işçilerin nitelikleri, hangi işlerde çalıştırılabilecekleri, bunların işyerlerinde genel hükümler dışında bağlı olacakları özel çalışma ile mesleğe yöneltilmeleri, mesleki yönden işverence nasıl işe alınacakları, Adalet Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca birlikte çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.”

İşverenleri, engellilerin çalışma ortamlarını engelleri çerçevesinde belirlemeye yönelten ve kötü çalışma şartları doğuracak ortamları oratadan kaldıran bir ifade de şöyledir:

“Yer altı ve su altı işlerinde özürlü işçi çalıştırılamaz ve yukarıdaki hükümler uyarınca işyerlerindeki işçi sayısının tespitinde yer altı ve su altı işlerinde çalışanlar hesaba katılmaz.”

İş kanunu’nun 31. Maddesinde ise engelliler hizmet erbaplarına göre üç bölüme ayrılmaktadır ve engelleri derecesinde hizmet erbabının ücreti indirilecektir.

“Madde 31. — Çalışma gücünün asgarî % 80'ini kaybetmiş bulunan hizmet erbabı birinci derece sakat, asgarî % 60'ını kaybetmiş bulunan hizmet erbabı ikinci derece sakat, asgarî % 40'ını kaybetmiş bulunan hizmet erbabı ise üçüncü derece sakat sayılır ve aşağıda sakatlık dereceleri itibariyle belirlenen aylık tutarlar, hizmet erbabının ücretinden indirilir:

Sakatlık indirimi;
- Birinci derece sakatlar için 440.000.000 lira,
- İkinci derece sakatlar için 220.000.000 lira,
- Üçüncü derece sakatlar için 110.000.000 liradır.”

Yukarıda sözü geçen, dünya çapında yapılan çalışmalar ve hukuksal düzenlemelerin Türkiye’deki yansımaları engelli çalışanlar tarafından çok da tatmin edici bulunmuyor ancak Yeni İş Kanunu kapsamında engelli çalışanlara ümit veren gelişmeler olduğu bir gerçek.