New York dergisinde yayımlanan araştırmaya göre ortaokul ve lise, ergen çağındaki gençler için en ‘sadist’ ortam.

Türkiye’den okul manzaralarını izledikçe tırnak içindeki tabiri biraz daha yumuşasa da genci yaşlısı herkeste bir okul travması olduğu gözlemleniyor. Öğrenciler neden mutsuz, nasıl bir okul hayal ediyorlar? Peki, geleceğin okulu nasıl olmalı? Önce öğrencilerin derdini dinledik, ardından uzmanlar eşliğinde geleceğin okulunu tasarladık. İşte geleceğin lisesi....

Fiziksel eğitim mekanları yerine sanal ve stüdyo tarzı okullar olacak
Gökhan Yücel (İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü İnovasyon Merkezi Direktörü)

*‘Gelecekte eğitim öngörülemez olacak; yaşandıkça farkına varılacak, hızlı yaşanacak ve çabuk tüketilecek, gelenekselleşemeyecek, sürekli bir yenilik devinimi ve döngüsü içinde yaşayacak.

*2020’lerde ve 2030’larda eğitim sistemi bugünden izler taşımasına rağmen çok köklü farklılıklara sahne olacak. Tahminler onu gösteriyor ki fiziksel eğitim mekânları, yerini sanal ve stüdyo tarzı mecralara bırakacak.

*21. yüzyıl sınıfı desteklenebilecek başka bir fikirse bugün tercihen bir lüks veya marjinal konu olarak gözüken ancak diğer birçok akran görüşe göre etkinlikleri fazla olan oyun-tabanlı öğrenme, sosyal medyayla öğrenme, mobil öğrenmenin eğitim-öğretim süreçlerinde yeri sağlamlaşacak.

*Yine yakın tarihe kadar İngiliz Eğitim Bakanlığı’nın inovasyon birimi olan ancak şimdi bağımsız bir düşünce kuruluşu haline gelen Innovation Unit’in 21. Yüzyıl Okulları ve Eğitiminin 10 Özelliği üzerine yaptıkları çalışmalarda eğitimi sınıf dışına taşımak, bireyselleştirme, projelerle gerçek hayata taşıma, çocukların teknolojik üstünlüklerinden faydalanma, öğrencilerin öğretmenlerle arasındaki güç ilişkisinin öğrencilerin lehine değişmesi, öğrencilerin öğretmen, öğretmenlerin de öğrenci rolüne bürünmesi, yeni ölçme-değerlendirme ve daha önemlisi takip sistemleri, aile-okul işbirliği göze çarpıyor.

*Sorun/konu odaklı, hani niş diye tabir edilen (niche) aşırı uzmanlığa dayanan okul türleri ve öğrenme yöntemleri artacak. Jenerik ve genel kültür bilgiler zaten dünya nüfusunun elinin altında. Onun için okullaşma diye tabir ettiğimiz süreçte bir boyut değiştirme söz konusu olabilir. Jenerik bilgi ve genel kültür okulun dışına çıkarılabilir. Okul kişisel ve içsel gelişime tahsis edilecek daha monastik konuma taşınabilir. Belki önümüzdeki 5 yıl içinde girişimcilik ve inovasyon odaklı liselerin -adları değişik olabilir- sayıları artabilir. Ve bugün adını bile bilmediğimiz yeni okul türleri açılabilir... Bu okul türlerini de zamanın ruhu, geleceğin kendisi tanımlayacak. Burada tabii yükseköğretimin geleceği de belirleyici olacak.

*Evde eğitim (home-scholing) kavramı değişik şekillerde önümüze çıkabilir. Hatta ‘geleneksel eğitimsizliğin’ yerleşikleşeceği zamanlarda, eğitimin geleceğinde geleneksel eğitimi merkeze alan ve kutsallaştıran eğitim kolonileri kurulabilir. Zamanlarına göre yenilikçi bir iş olabilirler.

*Eğitim-öğretim materyalleri, kitaplar ve diğer araçlar sadece dijitalleşmekle kalmayıp hazırlık aşamasında devlet-yönetim- üst kurul tekeli kalkabilir. Öğrencilerin ne öğrenmek istedikleri konusundaki söz hakları onları eğitim planlaması aşamasında daha aktif bir konuma yükseltebilir.

*Eğitim adem-i merkeziyetçilik dahi denemeyecek derecede atomize olacak. Çünkü bireyselleşme eğer bugün bu kadar mevzubahis ise gelecekte iş, istihdam ve rekabet daha da kızışacaksa temel soru : Standartlar nasıl şekillenecek? Büyük bir ihtimalle algoritmaların hâkimiyeti arttıkça bir endüstri devrimi kavramı olan standartların hâkimiyeti de sona erecek. Tabii endüstri devrimiyle hayatımıza giren beceriler de güncellenecek. Ken Robinson’un konuşmalarında söz ettiği çizgisel endüstri devrimi eğitim modeli yerini organik tarıma benzer bir eğitim modeline bırakabilir. Bu değişimin örneğin Kore, Finlandiya ve Türkiye’de aynı konularla aynı zaman diliminde yaşanması çok zor. Her dönemde önder yenilikçiler, onların takipçileri ve gıptayla izleyenleri bulunacaktır.

*Elbette en çok merak edilen soru: Öğretmenin geleceğin eğitiminde rolü ne olacak? Önümüzdeki 20-25 yıl bunu öğretmenin niteliği belirleyecek. Ancak 20- 25 sene değişecek. Biz bugün öğretmeni sınıf ve okulsuz düşünemiyoruz.Gelecekte ise öğretmen-sınıf-okul arasındaki bağ gevşeyecek, bireysel öğretmenlik, içsel öğretmenlik daha geçerli olacak.

*Eğitimi, sosyo-ekonomik hayattan, çatışmalardan, küreselleşmenin kendisinden ayrı tutamayız. Teknoloji, genetik bilim, biyokimya, beslenme mühendisliği, internet, algoritma mühendisliği, robotik ve yapay zekâ mühendisliği, eğitim ve öğretim faaliyetlerinin de geleceğini belirleyecektir

7-24 saat olan okullar gelecek

Kayhan Karlı(Öğretmen Akademisi Vakfı Genel Müdürü)

Öğrencilerin ihtiyaçlarının yanında demografik yapı da hızla değişiyor, okulun geleneksel yapısı da buna ayak uyduracak. Çünkü nüfus göç sonucu şehirlileşiyor. Şehirlileşme eğitime olan talebi arttırırken, kırsal alandaki okulların azalması kentlerde ise ihtiyacın artmasını getiriyor. Bu durumda erişim sorunu kente taşınıyor. Bu yüzyılda farklı yaş gruplarında okula erişim ihtiyacı hızla artıyor. Bu da okulun toplumsal dönüşüm içinde daha farklı ve daha önemli bir yerde yeniden tanımlanmasını zorunlu kılıyor. Hızla gelişen teknoloji bu zorunluluklar nedeniyle bugün düşünmediğimiz çözümleri karşımıza getirecek ve geleneksel okuldan farklı bir okulu oluşturacaktır. Farklı yaş gruplarının aynı sınıflarda öğrendiği yeni tip okullar gelecek…

Okul terk oranları, mezunların iş bulabilirliği ve/veya bir üst eğitim kurumuna devam edebilirlikleri gibi verimlilik tüm dünyada problem. Yüzyılın ruhuna uygun çözümler okulu bugünkü durumdan kesinlikle farklı bir yere taşıyacaktır.

Devamsızlık ciddi boyutta arttı

Alper Dinçer (Eğitim Reformu Girişimi Politika Analisti)

Türkiye’de mazeretsiz öğrenci devamsızlığı ciddi bir boyutta. Şu anda çalışmaları devam eden bir araştırma 2010-2011 öğretim yılında 6-8’inci sınıflarda öğrencilerin ortalama 12 gün mazeretsiz devamsızlık yaptığını gösteriyor. Bölgesel farklılaşma çarpıcı.

Özellikle Güneydoğu ve Doğu Anadolu’da 6-8’inci sınıflarda ortalama öğrenci devamsızlığı 20 güne yaklaşıyor. Kronik öğrenci devamsızlığı hem öğrenmeyi engelliyor hem de okul terk riskini yükseltiyor. 2008’de 200’e yakın okul ve 4000’e yakın öğretmenle yapılan 6-8’inci sınıflarda ders veren öğretmenlere yönelik araştırma öğrencilerin devamsızlık sorununun eğitim kalitesi ile doğrudan ilişkili olduğunu gösteriyor. Okul yönetiminin hoşgörülü olması devamsızlığı azaltıyor.

Starbucks gibi okullar gerekiyor

Seda Zeynep Aytaçlı (Anabilim Eğitim Kurumları Lise Müdürü)

Okul çağındaki birçok çocuktan duymaya alışık olduğumuz en temel şikâyetlerden biri okulun çok sıkıcı bir yer olduğudur. Bizler eğitimci ve aileler olarak okulun düşündüklerinin tam aksine sıkıcı bir yer olmadığını, okulda eğlenceli etkinlikler yapabileceklerini söylesek de okulu sıkıcı bulmaya devam ederler. Bazen bu durum stres kaynağı haline gelebilir, okul çocuk için bir fobi olabilir hatta çocuk okulu terk edebilir.

Eğitimciler, 21. yüzyıl çocuklarının becerilerini, Z kuşağının beklentilerini dikkate alarak öğrenme ortamlarını fiziksel olarak farklı tasarlamalı. Klasik sıra düzeninden sınıf ortamları kurtulmalı. Starbucks gibi onların oturmaktan keyif alacağı ortamlar yaratarak gerek araştırma gerek sohbet edip, internete girebilecekleri mekânlar tasarlanmalı. Öğrencilerin serbest kıyafet giyip, kendisini özgür hissetmesi sağlanmalı, okul yönetiminde çok etkin çalışan öğrenci meclisi, kurullar ile söz sahibi olmalı.

Gençlerin hayatı böyle karartılmamalı

Ahmet Murat Kaya (Anabilim Lisesi 12’nci sınıf öğrencisi)

Yoldan herhangi birini çevirin, okul hayatından şikâyet ettiğini görürsünüz. Herkesin yaka silkmesi tesadüf değil. Okul gençlerin hayatını karartmamalı, aksine aydınlatmalı. Eğitim, dört duvar arasından çıkmalı. Beton blokundan kurtarılmalı okul.

İsyanımız sisteme
Canrüba Erdoğan (Anabilim Lisesi 10’uncu sınıf)

En büyük hayalim sadece temel bilgilerin verildiği, günde en fazla dört saat eğitim görebileceğimiz bir okul. Okulda sadece ders işlenmemesini, ağırlıklı olarak sosyal faaliyetlere yer verilmesini isterdim. İnsanların özgüvenlerini arttıracak etkinlikler yapılmalı; dersler filmlerle oyunlarla tiyatrolarla çok daha zevkli bir şekilde işlenmeli. Her zaman yurtdışındaki okullara özenmişimdir: Koridor boyu dolaplar, uçuk öğretmenler, çatlak öğrenciler...

Sıra değil, rahat koltuk
Çağrı Özsan (Füsun Yönder Anadolu Lisesi 11’inci sınıf öğrencisi)

Okullarda eğlence ruhu eksik. Çoğumuz öğle tatillerinde boş oturuyor. Neden bu saatlerde kültürel etkinlik yapılmaz ki? Hayalimdeki okulda sıra yerine rahat koltuklar, defter-kitap yerine tabletler var. Herkes matematik sorusu çözmek zorunda değil. İleride şair, yazar olmak isteyenler için de yaratıcı saatler olmalı.