Like Tree30Beğeni

Konu: Stres Nedir, Nelere Yol Açar, Tedavisi Nasıl Olur, Strese Dair Her Şey.

  1. #11
    Üye
    Murat.Y - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2014
    Şehir
    Antalya
    Mesajlar
    1,998
    Blog Mesajları
    31
    Bahsedilme
    1 Gönderi
    Etiketleme
    0 Konu

    Exclamation Stres Düzeyi ve Yaratıcılık İlişkisi

    Sponsor Bağlantılar


    Stres Düzeyi ve Yaratıcılık İlişkisi

    Stres, fiziksel ve ruhsal sınırların zorlanmasıyla ortaya çıkan bir durumdur.Stres kişide kalp çarpıntısı,terleme, sık sık soluk alıp verme, yerinde duramama, mide bulantısı, baş dönmesi, karın ağrısı, sıksık tuvalet ihtiyacını giderme istesi, sigara içme, alkole yönelme, düşüncesini toplayamama, dikkat problemleriyle görülebilmektedir.

    10stres-duzeyi-ve-yaraticilik-iliskisi.jpg

    Stres kavramı yirminci yüz yılda sanayileşmenin artmasıyla toplumun karmaşıklaşmasıyla ortaya çıkmıştır. Stres bir çok hastalıklara sebeb olabilmektedir. Bunların arasında kanser, mide ve bağırsak hastalıkları, baş ağrıları, migren, psikolojik rahatsızlıklar gelmektedir. Strese yakalanan kişilerin özellikleri A.Tipi dediğimiz kişilerin özellikleridir. Bunlar hareketli sabırsız geç kalmaya tahammülü olmayan sürekli kafasında bazı sorunlarla meşgül olan hırslı başarısızlığa tahammül edemeyen özellikler göstermektedirler. Bu kişiler daha fazla strese mağruz kalırlar, stresli bir kişilik yapısı çocukluk çağlarından itibaren ortaya çıkar eğer ailede stresli bir kişilik yapısında bireyler var ise çocuklarda da olma ihtimali fazladır.


    Stres karşısında kişilerin verdikleri tepkiler benzerdir. Stres eğer uzun sürerse depresyona dönüşebilir; Depresyon ruhsal çöküntü halidir. Depresyonda olan kişi hayattan zevk alamaz sürekli mutsuzdur, intihar düşünceleri gelişebilir. Uykusuzluk, çok yemek yeme veya az yemek yeme, hayattan zevk alamama, umutsuzluk, sürekli ağlama gibi belirtilerle kendini gösterir.


    ANKSİYETE: Kaygı olarak tanımlanır bu durum nedeni bilinmeyen korku çeşididir. Belirsizlikler kişilerde kaygı yaratır bir kişi ne zaman ne yapacağı konusunda karar veremiyorsa hayatında belirsizlikler varsa bu durum onda kaygı yaratmaktadır. Bu sebeble hayatımızdaki belirsizlikleri kaldırmak ve karar vermemiz gerekiyorsa da en kısa sürede karar vermek önemlidir. Kararsız kişilerde anksiyete düzeyi yüksek çıkmaktadır, çocuklarda ailenin tutumları yaklaşım biçimleri çocukların kaygı düzeyini etkilemektedir.


    ÖRNEĞİN: Sınava girecek bir çocuğun ailesinin ona bu konuda yapacağı baskıcı bir tutum onun sınav kaygısını artıracaktır. Yapılan araştırmalar kaygı düzeyi artıkça yaratıcılık ve başarı bu oranda azalmaktadır. Huzursuz stresli kaygılı bir ortamda kişilerin başarıları ve yaratıcılıklarında düşüşler olacağı bir gerçektir. Bu sebeble çocuklarımızın daha başarılı ve yaratıcı olmalarını istiyorsak onlara mutlu olacakları huzurlu bir ortam sunmalıyız. Bu konuda çocuklarımıza baskı yapmamalıyız ve beklenti düzeyimiz çocuğumuza uygun olmalıdır.


    Beklentilerimiz çocuğumuzu aşarsa çocuğumuzun kaygı düzeyi artar bu da onların yaratıcılıklarını ve başarılarını olumsuz yönde etkiler .
    Kaygı düzeyiyle başarı arasında ilişkileri ortaya çıkartmak için yapılan araştırmalar göstermiştirki sadece kaygı değil kaygının dereceside önemlidir.
    Kaygının şiddeti artıkça başarı ve yaratıcılıkta düşüşler olurken kaygı düzeyi azaldığında artışlar olduğu ortaya konmuştur.
    Çocuk yetiştirme tutumlarında yaratıcılık ve başarı üzerinde etkili olduğu yapılan araştırmalar sonucunda ortaya çıkartılmıştır. Bu sebeble çocukları yetiştirirken dengeli ve kararlı bir tutum izlenmesi büyük önem taşır anne ve babaların çocuk yetiştirirken ortak kararlar alıp uygulamasında büyük yarar vardır.


    Ayrıca çocukların yetiştirilmesinde anne ve babanın dışında kişilerin rol almaması kararları anne ve babanın vermesi de büyük önem taşımaktadır.Çocukla kurulan iletişim yöntemleri çocuğun yetiştirlmesinde önemli bir role sahiptir.


    Yaratıcılık problemlere herkesden daha farklı özgün çözümler ortaya koymak şeklinde tanımlanabilir.Yaratıcı kişiler diğer kişilerden genellikle zihinsel bakımdan daha üstün özellikler göstermekte bağımsızlıklarına büyük önem vermektedirler.


    Çocukluktan itibaren soyut düşünme yetenekleri diğer kişilere göre daha fazla gelişmiştir, hayal güçleri adeta sonsuzdur. Kimsenin düşünemeyeceği hayallere sahip olabilirler çocuklarda yaratıcılığın gelişmesi için onların bu hayallerini dinlemekte yarar vardır.
    Ayrıca onlara kısıtlamalar getirmeden uygun ortamlar sunmakta büyük önem taşır.


    Yaratıcılığın gelişmesinde çağrışım yöntemi önemlidir. ÖRNEĞİN masa kelimesi verilip çocuktan bununla ilgili hikayeler uydurması istenebilir. Çocuk masa kelimesiyle ilgili hiçbir sınır olmaksızın o anda aklına ne geliyorsa söylemesi istenir bu teknik çocuklarda yaratıcılığın gelişmesi için önemlidir.

    Yaratıcılıkta çeşitli aşamalar vardır:

    HAZIRLIK DÖNEMİ: Bu dönemde mantıklı yada mantıksız bir çok fikirler ortaya çıkar böylece süreç başlamış olur.
    KULUÇKAYA YATMA: Fikirlerin değerlendirilmesi için geçen süre bu şekilde adlandırılır.
    AYDINLANMA: Fikirler içinden en iyisi olduğu düşünülen fikrin seçilmesi aşamasıdır.
    SONUÇLARIN İNCELENMESİ: Bu son aşamada,karar verilerek bu konuda harekete geçilir.

    ANKSİYETE VE ÇEŞİTLERİ

    Ego sürekli olarak üç tehlikeyle karşı karşıyadır.
    Engellenmeler ve dış dünyadan gelebilecek saldırılar.
    İd' in içgüdüsel ve gerçek dışı isteklere.
    Süper ego nun cezalandırılması.

    ANKSİYETE ÇEŞİTLERİ:

    GERÇEK anksiyete freud, korku ile eş anlamda görür.Bu tür anksiyete,bireyin dış tehlikeyi algılamasından doğan can sıkıcı bir duygudur ve günlük yaşamda,herkes arada bir gerçekçi anksiyeteyi yaşar.Bu tür anksiyete mantıklı ve anlaşılır olması ile nevrotik anksiyete den farklılık gösterir.

    TÖREL anksiyete özellikle Süper ego nun vicdan diye bilinen bölümü tarafından onaylanmayan durumlarda ego da meydana gelen suçluluk ya da utanç duygusudur.Törel anksiyetenin kaynağında ceza landırıcı anne & baba ile simgelenen nesnel bir korku mevcuttur.Gerçekten,gerçek anksiyetenin tersine,törel anksiyeteye neden olan durumdan kaçabilme olanağı yoktur.

    NEVROTİK anksiyete içgüdülerden gelen tehlikenin algılanmasıyla ortaya çıkar.Bu ,ego nun içgüdüsel istekleri engellenmediği zaman,sonucun belirsizleştiği durumlarda ortaya çıkan korku dur.

    Genellikle anksiyete terimi, fobi, korku, stres terimleri ile karıştırılmaktadır.Korku farkına varılan tehlikeye karşı geliştirilen hoşnutsuzluk duygusudur.Bu duygusal tepki ile bir likte, kaçma,saklanma gibi davranışlar ve bedeb de fizyolojk değişmeler olur.Korku,dış çevredeki nesnel bir tehlikeye karşı gösterilen bir tepki iken,anksiyete bireyin bilmediği bir kaynaktan gelen bir korku halidir.

    Fobi gerçekte tehlike arz etme olasılığı çok az olan bir nesne veya olaya karşı duyulan abartılmış korkudur.Stres ise,anksiyete ve korku gibi tepkileirn kaynağını oluşturur.
    Psikoloji ve biyoloji alanlarında stres,organizmanın işlemini bozan bir baskı zorlanma ve engellenmedir.
    Kırıklık,yoksunluk ve çatışma gibi psikolojik streslerin sonucunda,psikolojik savunma tepkileri meydana gelir.Bu tepkiler kişilerde kişilik yapılarına geçmiş yaşantılarına bağlı olarak,tehlikeli bir durum şeklinde algılanmaktadır.


    Yapılan araştırmalarda düşük anksiyete düzeyi yüksek anksiyete düzeyi yaratıcılığı belli oranlarda etkilediği görülmüştür.Bunlar kişiden kişiyede farklılıklar gösterebilmektedir, ayrıca kızlarla, erkekler arasında da farklılıklar gözlemlenmiştir.
    Farklı kültürler de yetişen çocuklardada farklılıklar ortaya çıkabilmektedir.Kısacası ANKSİYETE düzeyi hem yaratıcılığı hem genel başarı ve okul başarısını etkilemektedir.
    Bu sebeble anksiyete düzeyinin düşürmesinde yarar vardır.
    BU KONUDA UZMANLARDAN YARDIM ALMAK GEREKEBİLMEKTEDİR: Çünkü her zaman tek başına çözülebilecek bir sorun değildir.


    Makale: Psk. Aykut AKOVA

    septik bunu beğendi

  2. #12
    Üye
    Murat.Y - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2014
    Şehir
    Antalya
    Mesajlar
    1,998
    Blog Mesajları
    31
    Bahsedilme
    1 Gönderi
    Etiketleme
    0 Konu

    Exclamation Ruhsal Travma ve Travma Sonrası Stres Bozukluğu



    Stresin belirli bir düzeyi aslında hayatımızı daha kolaylaştıran bir şey. Sorun kısmına baktığımızda ise bunun kronikleşmesi stresin uzun süreli hayatımıza yayılması çeşitli problemlere sebep olmakta.

    11ruhsal-travma-ve-travma-sonrasi-stres-bozuklugu.jpg

    Stres Nedeniyle Ne Tür Psikolojik Sorunlar Yaşanabilir?



    Ruhsal Travma ve Travma Sonrası Stres Bozukluğu

    TRAVMA

    Ruhsal travma kişinin veya yakınlarının fiziksel/ruhsal bütünlüğüne yönelik olarak gerçekleşen, varlığını tehdit eden olaylara verdiği yoğun korku, dehşet ve çaresizlik durmudur. Bu yaşantılar kişinin olağan deneyim sınırlarının ötesindedir. Olağandışıdır çünkü kişinin normal başetme yetenekleri ile günlük yaşamını sürdüremeyeceği kadar şiddetlidir. Ruhsal travma doğal afetler, iş kazaları, yanıklar, ani gelişen hastalıklar, ani kayıplar ve trafik kazaları gibi kasıtlı olmayan olayların yanı sıra şiddet, cinsel taciz, tecavüz, işkence,tutsaklık gibi insan eliyle gerçekleştirilen olayları da kapsamaktadır. Olayı doğrudan yaşamayıp tanık veya haberdar olanlarda da bu tür olaylar travmatik etki yaratabilmektedir.

    Travma deneyimi sonrasında kişinin korkulu, kaygılı, çökkün ve yaşamla bağlarını yitirmiş gibi hissetmesi bir ölçüde normaldir. Bunun yanında bu belirtiler zaman içinde hafifleme göstermiyorsa, kişi sürekli bir tehlike içinde hissediyorsa, acı veren travmatik anılar tekrar tekrar yaşantılanıyorsa Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) gelişmiş olabilir.

    TRAVMA SONRASI STRES BOZUKLUĞU



    Travma Sonrası Stres Bozukluğu kişinin güvenliğini tehlikeye sokan ve kişiye çaresiz hissettiren her türlü olaydan sonra gelişebilmektedir. TSSB daha çok gazilerle ve deprem mağdurlarıyla ilişkili olarak bilinmekle birlikte öngörülemeyen ve kontrol edilemeyen bir çok stres durumunda ortaya çıkabilmektedir. TSSB belirtileri kişiden kişiye değişkenlik gösterebilir. TSSB belirtilerinin çoğu travmatik olaydan sonraki saatler ve günler içinde ortaya çıkarken bazen haftalar, aylar, hatta yıllar sonra geliştiği görülebilir. Özellikle aile içi şiddet ve işkence gibi süreğen, tekrarlayıcı travmalarda klasik TSSB belirtileri ile birlikte güvensizlik, yalıtılmışlık, çaresizlik, yoğun öfke dolu düşlemler, utanma, suçluluk, kendine zarar verme düşünceleri ve davranışları gelişebilmektedir. Travma Sonrası Stres Bozukluğu belirtileri üç başlık altında toplanabilir:

    1. Yeniden Yaşantılama :

    Elde olmadan tekrar tekrar anımsanan sıkıntı veren anılar, düşlemler, düşünce veya algılar,

    Kabuslar (olayla veya başka korkutucu şeylerle ilgili),

    Travmatik olay sanki yeniden oluyormuş gibi hissetme ya da davranma,

    Olayı çağrıştıran ipuçları ile karşılaşma üzerine yoğun sıkıntı duyma,

    Olayı çağrıştıran ipuçları ile karşılaşma üzerine bedensel belirtiler gösterme,

    2. Kaçınma ve Tepki Düzeyinde Azalma :

    Olayı hatırlatan yer, kişi, etkinlik, duygu, düşünce ve konuşmalardan kaçınma,

    Olayın önemli yönlerini anımsayamama,

    Hayata ve etkinliklere karşı genel ilginin azalması,

    İnsanlardan uzaklaşma ve onlara yabancılaşma duyguları,

    Bir geleceği kalmadığı duygusu taşıma (evlilik, iş, kariyer, yaşam beklentisi olmaması)

    3. Uyarılmışlık Düzeyinde Artma :

    Uykuya dalmada veya uykuyu sürdürme güçlüğü,

    Tahammülsüzlük veya öfke patlamaları,

    Sürekli tetikte olma hali,

    Düşüncelerini yoğunlaştırmakta zorlanma,

    Aşırı irkilme tepkileri gösterme,

    TRAVMA SONRASI STRES BOZUKLUĞU TEDAVİSİ

    Travma Sonrası Stres Bozukluğu ne kadar erken tanınıp ele alınırsa tedavi edilme olasılığı o ölçüde yüksektir. Bundan dolayı kendisinde veya bir yakınında TSSB belirtilerini fark edenlerin bir an önce tedavi için başvurmaları önemlidir. TSSB belirtileri yaşamanın bir zayıflık göstergesi olmadığı unutulmamalıdır. Travmanın güncel yaşamdaki yıkıcı etkileri ile başa çıkmak için kişinin geçmişiyle yüzleşmesi, travmaları geçmişin bir parçası olarak kabul etmeyi öğrenmesi gerekir. Acı veren anılardan ve duygulardan kaçınmaya çalışmak doğal tepkilerdir. Bunun yanında paradoksal olarak kişinin kendini geri çekmesi ve anıları geri püskürtmeye çalışması TSSB belirtilerini şiddetlendirmektedir. Duygulardan bütünüyle kaçınmak mümkün değildir (stres altındayken veya savunucu kalkanlar indiğinde hemen başgösterirler) ve kişinin bunu yapmaya çalışması oldukça tüketicidir. Kaçınma nihayetinde kişinin ilişkilerine zarar verir, çalışma yaşamında işlev görmesini engeller ve yaşam kalitesini azaltır.

    TSSB tedavisinde ilaç tedavisi önemli bir yer tutar ve etkinliği oldukça yüksektir. Özellikle depresyon ve kaygı belirtilerinin bulunduğu hastalarda ilaç tedavisi önerilir. Günümüzde bu amaçla en sık olarak serotonin geri alım inhibitörleri grubundan olan antidepresanlar kullanılmaktadır. İlaç tedavisi psikoterapi ile birleştirildiğinde tedavi şansı oldukça yüksektir. Psikoterapi sürecinde hasta ile güvenli bir ilişki kurularak şunlar hedeflenir:

    Travmatik olaylarla ilgili duygu ve düşüncelerin araştırılıp ele alınması

    Suçluluk, kendini kınama ve güvensizlik duyguları ile çalışmak

    Tekrar eden istemdışı travmatik anılarla başa çıkmanın öğrenilmesi

    TSSB'nin kişinin hayatında ve ilişkilerinde yol açtığı sorunların belirlenmesi

    Tedavi süreci bu çerçeve içinde travma mağduru bireylerin duygu ve davranışlarının travma baskısından kurtulması, hayattaki kontrol ve güven duygusunun yeniden yapılandırılması hedeflenir


    Makale: Uzm. Dr. Hakan KARAŞ
    septik bunu beğendi

  3. #13
    Üye
    Murat.Y - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2014
    Şehir
    Antalya
    Mesajlar
    1,998
    Blog Mesajları
    31
    Bahsedilme
    1 Gönderi
    Etiketleme
    0 Konu

    Exclamation Stres infertiliteye neden olur mu?



    Stres infertiliteye neden olur mu ?
    Çiftlerin psikolojik durumlarının ve stresin infertiliteye herhangi bir etkisi var mıdır?

    İnfertilitenin psikolojik boyutları iki gruba ayrılabilir; psikoljik problemler infertiliteye neden olabilir ya da infertilite ve uzun süreli tedavi psikolojik problemleri ortaya çıkarabilir.

    12stres-infertiliteye-neden-olur-mu.jpg

    İnfertilite ve psikoloji arasında iki yönlü bir ilişki olduğunu da söyleyebiliriz; infertilite ve tedavisi, eşlerin psikolojisini olumsuz etkilerken, çiftlerin psikolojik durumları da infertiliteyi ve tedavisini olumsuz etkileyebilmektedir. Çalışmalar gösteriyor ki stres infertiliteye neden olabilir.



    Psikolojik desteğe ihtiyacım olup olmadığını nasıl anlayacağım?


    İnfertilite tedavisindeki herkes duygusal inişler ve çıkışlar yaşayabilir. İlaçların etkisi ve yaşanılan sorunun psikolojik yansımaları duygu dünyasındaki dengesizliklere neden olabilir ki bu da oldukça normal tepkilerdir.


    Çift olarak uzun süre tedaviye rağmen çocuk sahibi olamamak birçok psikolojik sorunu ortay çıkarabilir. İnfertilite tedavisinin uzun süren, pahalı bir tedavi olması ve tedavinin nasıl sonuçlanacağının belirsiz olması, toplumsal baskılar, tedavi sürecini eşler için duygusal açıdan daha zor bir hale getirmektedir. Tedavi sürecinde eşler kendilerini dönem dönem veya sürekli olarak kötü hissedebilirler. Aşağıdaki süreçlerden birini ya da birkaçını yaşıyorsanız mutlaka bir psikolojik destek almalısınız;


    Günlük aktivitelere olan ilginin azalması
    İletişimde ve toplumsal süreçlerde yaşanan güçlükler,
    Sosyal yalnızlık
    Devam eden depresyon
    Hayal kuramama
    Sosyal aktivitelerden uzaklaşma,
    Enerji ve motivasyon eksikliği,
    Yaşama karşı ilgisizlik, keyif alamama ve umutsuzluk,
    Konsantre olmakta güçlük, dikkatin dağılması,
    Kendini, olayları ve ilişkileri negatif değerlendirme,
    Sık ağlama ve umutsuzluk,
    Öfke ve kızgınlık duyguları,
    Suçluluk ve değersizlik duyguları,
    İştahın artması veya azalması, aşırı kilo alma veya verme,
    Uyku düzeninin değişmesi, uykuya dalmakta güçlük, sık/erken uyanma, normale göre çok uyuma
    Yorgun, huzursuz ve aşırı kaygılı olma,
    Alkol veya ilaç kullanmaya başlama veya bu maddelerin tüketimini arttırma,
    Tedavinin başarısı konusuna aşırı yoğunlaşma ve bu konularda aşırı endişeli olma,
    Kendine zarar verme, intihar ve ölüm düşünceleri.


    Makale: Psk. Dan. Dolunay KADIOĞLU

  4. #14
    Üye
    Murat.Y - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2014
    Şehir
    Antalya
    Mesajlar
    1,998
    Blog Mesajları
    31
    Bahsedilme
    1 Gönderi
    Etiketleme
    0 Konu

    Exclamation Stres ve Kanser



    Stres gündelik hayatımızın içinde kaçınmamızın mümkün olmadığı bir durum. Tedavinin başından itibaren yaşanan durumun doğası gereği stres yaşanıyor.

    13stres-ve-kanser.jpg

    Stres kanser hastalarını nasıl etkiler?



    Stres ve kanser

    Stres kanser ilişkisine dair fikirler son zamanlarda ciddi şekilde gözden geçirilmektedir. Bunun önemli nedenlerinden birisi 1982 yılında varlığı keşfedilen Helicobacter Pylori-Peptic ülser ilişkisidir. Bu ilişki stres ve bedensel hastalık ilişkisine dair en güçlü örneklerden birisinin ortadan kalkmasına yol açmıştır. Nihayet 2005 yılında ilişkiyi saptayan bilim adamlarına (Barry J Marshall, J Robin Warren) Nobel ödülü kazandırmıştır. Ödül yazısında bu iki bilim adamının bir dogmayı yok ettiğinden söz edilmiştir(http: //nobelprize.org/medicine/laureates/2005/press.html]Press Release: The 2005 Nobel Prize in Physiology or Medicine to Barry J. Marshall and J. Robin Warren).

    Acaba stres kanser ilişkisi de bir dogma mıdır?

    Konu iki açıdan ele alınmıştır. Birincisi kansere sebep olan (etyolojik) faktör olarak stres; ikincisi relapsa (tekrarlamaya) ve ortalama yaşam süresinin kısalmasına yol açan faktör olarak stres. Her iki açıdan da uzunca yıllar cesaretle şu söylenmiştir: stres hastalığın ortaya çıkışında ikincil bir etken olarak rol oynar. Yani hastalık aslında bir genetik zemine sahiptir ama stres ikincil bir etken olarak genetik süreci tetikler. Hastalık ortaya çıktıktan sonra ise ortalama yaşam süresi stresli olanlarda olmayanlara göre daha kısa bulunmuştur.

    Her iki soruya da yanıt vermek son derecede zor olmaktadır. Hayvan çalışmalarında bile stres faktörünü izole etmek neredeyse mümkün görünmemektedir. Akut ya da kronik bir stres uygulaması, sosyal ortamdan uzaklaştırma gibi stresörler kanser yapar gibi gözükmekle beraber, her türlü stres uygulamasında endokrin ve immün sistemler dahil olmak üzere o kadar çok sistem etkilenmektedir ki, bunların içinden stresin izole edilip "işte sebep budur!" demek mümkün olamamaktadır. İnsan çalışmalarında bu iş daha da zordur. Stres kanser ilişkisine ilişkisine dair genetik teorilerin en meşhurlarından birisi stresin DNA yapısını bozduğunu ortaya koyan 1985 tarihli bir araştırmadır. Bu araştırmada stresin DNA nın kendini tamir etmesinin bozulduğu ortaya konmuştur. Araştırma psikolog Janet Glaser ve virolog Ron Glaser tarafından yapılmıştır. DNA tamir bozukluğu kanserin ilk aşamalarından birisidir. Ancak konunun ikna edici olabilmesi için geniş vaka serilerinde ve uzunlamasına araştırmalara gereksinim vardır (Azar B: Probing links between stress, cancer; APA Monitor Online, 30 (6), 1999).

    Stresin yaşam süresi üzerindeki etkisine dair araştımalar ise bir ara heyecan verici boyutlara çıkmıştır. 1989 yılında David Spiegel, Joan Bloom, Helena Kraemer ve Ellen Gotteil, tıbbın saygın dergilerinden The Lancet (14 volum, syf 888-891) de yankı yaratan bir yayında bulundular. Yazının başlığı "Effect of Psychosocial Treatment on Survival of Patients With Metastatic Breast Cancer” idi. Vardıkları netice kanser hastalarının psikoterapötik yolla streslerinin azaltılması metastazı ve dolayısıyla yaşam süresini etkiliyordu. Ancak bir başka saygın dergisde, oniki yıl sonra bu bulgu reddedildi. Bu kez çok araştırmacılı bir yayın vardı. Ana araştırmacı Pamela Goldwin idi, dergi The New England Journal of Medicine idi (volum 345, 2001, sayfa 1719-26). Goldwin Spiegel’in vardığı sonucu elde edememişti. Ve önceki araştırmanın verdiği sonuçtaki yanlışlığın analiz metodundaki kusurdan kaynaklandığını iddia ediyordu.

    Kişisel deneyimlerime dayanarak şunu söyleyebilirim. Bugüne dek ilgilendiğim hemen her kanser hastası hastalığının ortaya çıkışında bir stres faktöründen söz etmektedir. Ama o faktörü taşıdığı halde kanser olmayan o kadar çok insan vardır ki hastalardan aldığım bilgilere dayanarak bir yorumda bulanmak gerçekten mümkün değildir. Araştırmalar gelince, birbirini reddeden bulgulara bakılırsa, konuyla ilgili ciddi bir araştırma modeli veya standardı sorunu yaşanmaktadır. Buna bir de stresin izole edilmesinde güçlükler eklenince gerçeği bilmekte çekilen zorluk daha da anlaşılır bir hal almaktadır.

    Burada kanaatimce en büyük tehlikelerden birisi, H. Pylori olayından sonra kanser-stres ilişkisinin tümden reddedilip bir dogma olarak adlandırılması ve bilimsel ilginin azalması olasılığıdır.

    Öyle anlıyorum ki, stres tek başına etkili bir faktör değildir (en azında vakaların büyük çoğunluğunda), ama stres kanserojen sürecin önemli tetikleyicilerinden birisi olsa gerekir.

    Kaynaklar:

    1. http: //nobelprize.org/medicine/laureates/2005/press.html]Press Release: The 2005 Nobel Prize in Physiology or Medicine to Barry J. Marshall and J. Robin Warren

    2. Azar B: Probing links between stress, cancer; APA Monitor Online, 30 (6), 1999

    3. Spiegel D, Bloom J, Kraemer H, Gotteil E; Effect of psychosocial Treatment on Survival of

    Patients With Metastatic Breast Cancer The Lancet (14) 888-891, 1989

    4. Goldwin PJ, Leszcz M, Ennis M, Koopmans J, Vincent L, Guther H, Drysdale E, Hundleby

    M, Chochinov HM, Navvaro M, Speca M, Hunter J; The Effect of Group Psychosocial

    support on Survival in Metastatic Breast Cancer”, N Engl J Medi, 345; 1719-26, 2001.


    Makale: Prof. Dr. Kemal ARIKAN

  5. #15
    Üye
    Murat.Y - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2014
    Şehir
    Antalya
    Mesajlar
    1,998
    Blog Mesajları
    31
    Bahsedilme
    1 Gönderi
    Etiketleme
    0 Konu

    Exclamation Stres ve Kalp Sağlığı



    Stresin kalp sağlığına çok olumsuz bir etkisi vardır. Aşırı stres ister sevinç yönünde olsun, ister üzüntü yönünde olsun aşırı stres kalp sağlığı açısından arzu etmediğimiz bir durumdur.

    14stres-ve-kalp-sagligi.jpg

    Stresin Kalp Sağlığına Nasıl Bir Etkisi Vardır?



    Stres ve Kalp Sağlığı

    Normal hayatın bir parçası olmasına rağmen stres, kontrol altına alınamadığı zaman duygusal, psikolojik ve hatta kan basıncı yüksekliği, kalp krizi, ritim bozukluğu ve göğüs ağrısı gibi fiziksel problemlere yol açabilir. İlk kez 1930lu yıllarda Hans Selye tarafından tanımlanmış olan stres tanım olarak olumsuz duygu ve olaylar karşısında verilen biyolojik tepkidir.

    Nedenleri?

    Stresin temel olarak nedenleri şöyledir; hastalıklar, sevilen bir kişinin ölümü, aile-arkadaş ilişkileri, iş yoğunluğu, yeni bir işe başlama, işsizlik, emeklilik, gebelik hali, kalabalık ortamlar, taşınma, kanuni sorunlar, finansal problemler ve mükemmeliyetçilik.

    Belirtileri?

    Uzun süre stres altında kalınması sonrasında vücut çeşitli uyarı sinyalleri vermeye başlar. Bazen bu davranışsal, duygusal ve sezgisel belirtiler görmezden gelinebilir. Bu belirtiler hissedildiği zaman daha yavaş ve dikkatli davranılmalı, stres kaynağından uzaklaşılmalıdır. Bu belirtiler genel vücut halsizliği, baş ağrısı, ellerde terleme-titreme, yorgunluk hissi, mide şikayetleri, dikkat eksiklikleri, hafıza sorunları, cinsel problemler, kızgınlık, ağlama, depresyon, hızlıduygusal durum değişiklikleri, aşırı duyarlılık, negatif düşüncelerde olma, sinirlilik, üzgünlük, aşırı aç kalma yada yemek yeme, aşırı reaksiyon verme, alkol ve uyuşturucu madde kullanamaya başlama, aile ve arkadaş ilişkilerinde kopmalar görülecektir.

    Stresle başa çıkma!

    Bu tablolar geliştiği takdirde temel olarak amaç; bu şikayetleri kontrol altına almaktır. Bazı yöntemleri insan kendi kendine geliştirmektedir, bazen de profesyonel yardım alması gerekmektedir. Örneğin; dengeli yeme içme, alkol tüketimini sınırlama, düzenli egzersiz yapma, sigarayı bırakma, günün bazı saatlerinde kendini dinlendirme, mükemmeliyetçilikten uzaklaşma, hobi edinme, kendine yeterince zaman ayırma gibi…

    Stresin Kalp Sağlığına Etkisi!

    Türkiye'de her yıl 2 milyon kalp damar hastasının 130 bini hayatını kaybetmektedir. Kalp hastalıklarının artmasındaki en önemli nedenlerinden biride strestir. Stres dozu yüksek meslekler, kötü alışkanlıkları da beraberinde getirdiği için kişinin kalp hastalıklarına yakalanma riski yükselmektedir. Modern tıp bir çok klinik çalışma ile stresin kalp ve damar hastalıklarına neden olduğunu göstermiştir. Stres hem kendi tek başına bir risk faktörü iken, hem de kan basıncı ve kolesterol yüksekliğine neden olarak diğer risk faktörlerinin kötü özelliklerini de arttırır. Örneğinin, çok stresli bir ortamda çalışıyorsanız, sigara içmeseniz bile kan basıncınız ve kalp hızınız sanki sigara içen kişiler kadar yüksek olacaktır.

    Ayrıca kronik stres altında yaşayan kişilerde adrenalin ve kortizol gibi stres hormonları düzeyi oldukça yükselecektir. Bu hormon yükseklikleri kanın pıhtılaşmasını kolaylaştıracaktır. Bu değişikleri dolaşım ve sinir sistemi üzerinde çok sayıda etkiler yapmaktadır. Tıbbi olarak bu “saldır yada kaç” tablosu kalp hızının yükselmesi, kanına kaslara yönlendirilmesine, kana yağ asitlerinin salınmasına, nefes alma sayısının artmasına, kaslarda gerilmelere neden olur. Sonuç olarak kalp üzerinde

    1.Kalp hızı artar, ritim bozuklukları gelişebilir.

    2.Kan basıncının artması ile inme riski artar

    3.Kan yağ düzeyinin artması ve kanın pıhtılaşma yeteneğinin kolaylaşması ile kalp krizi riski artar

    4.Bozulmuş yeme içme, sigara kullanımı, artan kortizol düzeyi “elma” tipi şişmanlığa yol açar, bu da ileri dönemlerde tansiyon, şeker hastalığı ve kanserlerin oluşmasını kolaylaştırır.

    Makale: Uzm. Dr. Muharrem ARSLANDAĞ
    septik bunu beğendi

  6. #16
    Üye
    Murat.Y - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2014
    Şehir
    Antalya
    Mesajlar
    1,998
    Blog Mesajları
    31
    Bahsedilme
    1 Gönderi
    Etiketleme
    0 Konu

    Exclamation Stres ve Diyabet (Şeker Hastalığı) İlişkisi



    Stres diyabete neden olabilir. Stres dediğimiz zaman ciddi ruhsal stresleri anlarız hem de ağır travmalar gibi bedene stres oluşturan durumları anlarız.

    15stres-ve-diyabet-seker-hastaligi-iliskisi.jpg

    Stres ve Diyabet (Şeker Hastalığı) İlişkisi

    Kan şekeri düzensizlikleri beyin ve ruhsal işlevleri etkilediği gibi tersi de geçerlidir. Ruhsal ve duygusal değişimlerden kan şekeri etkilenir. Fiziksel hastalıkların ortaya çıkışında olumsuz yaşam olayları etkilidir. Bedensel hastalıklarla ruhsal hastalıklar yakından ilişkilidir. Fiziksel hastalığı olanlarda, özellikle anksiyete (kaygı) ve depresyon gibi psikiyatrik bozukluklar sıklıkla eşlik edebilir. Psikiyatrik bozuklukların çoğunda da yorgunluk, halsizlik, baş ağrıları, kas ağrıları, barsak düzensizlikleri, mide ülseri, uyku ve iştah bozuklukları gibi bedensel yakınmalar görülebilir. Depresif ve kaygılı kişilik özellikleri fiziksel hastalıktan olumsuz etkilenmeyi arttırır.

    Psikiyatrik belirtiler doğrudan hastalığa bağlı biyolojik değişikliklere bağlı olabilir. Serebrovasküler (beyin damar) hastalıklar, Parkinson, Multiple Skleroz gibi bazı hastalıklar doğrudan depresyon ve anksiyete belirtilerine neden olan fizyolojik değişikliklere neden olurlar. Ya da kronik hastalığın psikolojik bir stres faktörü olarak etki ettiği, psikolojik belirtilere neden olduğu düşünülebilir. Fiziksel hastalığın şiddeti, yaşamı tehdit etme özelliği ve işlevselliği etkileme düzeyiyle ruhsal belirtilerin sıklığı yakından ilişkilidir.

    Diyabette hastalığın ortaya çıkışı ya da alevlenmelerinde, genetik ya da fiziksel etkenler dışında ruhsal zorlanmalar, yaşam olayları da etkilidir. Doğrudan stresle ilişkili nöroendokrin yollarla kan şekeri düzenlenmesi bozulabileceği gibi, duygusal ve ruhsal gerginliğe bağlı olarak hasta beslenme, insülin kullanımı, fiziksel etkinliklere ilişkin kuralları aksatabilir. Hastalığın inkarı ya da öfke duyguları, hastalığa uyum sürecinde gelişen psikopatolojik savunmalar, hastalığa uyumu güçleştirir. Böylece stres hem stres hormonlarını etkinleştirir; iç ortamı bozar, hem de hastanın dış ortamı ve uyumu bozulur.

    Etkin tıbbi tedaviye rağmen kan şekeri düzenlenemeyen olgularda stres ve kaygı önemli bir etkendir. Böyle bir durumda tedavi dozu ve biçimini değiştirmeden önce psikolojik ve psikososyal değerlendirme yapılmalıdır.

    Stres, Diyabet Hastalığına Neden Olabilir Mi?



    DİYABETTE HASTALIĞA UYUM VE EMOSYONEL TEPKİLER

    Yetişkin yaştaki diyabetli hastalarda tedavi gerektirecek şiddette psikiyatrik bozuklukların %20 oranında geliştiği bildirilmiştir. Ancak yarısının tanınamadığı bilinmektedir. O nedenle hastanın muayenesinde bedensel yakınmaların yanı sıra düşünsel,duygusal ve davranışsal durumunun dikkate alınması önemlidir.

    Diyabetli hastalarda duygusal tepkiler ve uyum güçlükleri en sık karşılaşılan sorunlardır. Hastalık sonrası ortaya çıkan bu tepkiler hastalığın şiddetine, hastanın kişilik yapısına çevresel faktörlere göre değişmekle birlikte bazı ortak kaygı alanları vardır.En yaygın görülen, içsel ve dış ortamla uyumunu bozabilecek tepkiler ;

    Kendi kendine yeterliliği ve bağımsızlığını kaybedeceği korkusu
    Bedeni üzerinde denetimi kaybedeceği korkusu
    Vücut organ ve bölümlerinin zedeleneceği korkusu
    Çevresinin ilgi ve desteğini kaybedeceği endişesi
    Cinsel yeterliliğinin kaybedileceği endişesi
    Geçmişte yaptıkları ya da yapamadıklarına ilişkin cezalandırılma korkuları
    Kronik bir hastalıkla karşı karşıya kalma sonucu özgüvende zedelenme
    Hastalığa karşı yas reaksiyonu, isyan duygusu,inkar, kaygı, depresyon, kızgınlık tepkileri.

    DİYABETTE PSİKİYATRİK SENDROMLAR VE PSİKOSOSYAL SORUNLAR

    Diyabetli hastada davranış, duygu, biliş ve kişiler arası ilişkilerde ortaya çıkan tepkiler hasta, aile ve tedavi ekibi için, tedavi sürecinde güçlüklere yol açabilir. İlerleyen hastalığın kişi tarafından algılanma biçimi, ciddi ruhsal tepkilere neden olabilir. Ruhsal-davranışsal durum diyabetin klinik belirtilerini, gidişini ve tedaviye yanıtını etkileyebilir.

    DEPRESYON

    Depresyonun fiziksel bir hastalığın sonucunda ortaya çıkabileceği ve özellikle yaşlılarda riskin arttığı bilinmektedir. Çok sayıda çalışmada depresyonun hipertansiyon, kalp hastalıkları, kanser, inme, angina( göğüs ağrısı) ve diyabet gibi hastalıklar için başlatıcı bir faktör olabileceği bildirilmiştir.

    Depresyonun eşlik ettiği diyabetik hastalarda motivasyonun azalmasına bağlı olarak kilo alımını önlemek diyet ve egzersiz gibi yaşam biçimini içerecek düzenlemeleri yapmak güçleşebilir. Depresyona bağlı nörohormonal ya da nörotransmitter düzeyindeki değişiklikler ve immun(bağışıklık sistemi) değişikliklere bağlı diyabetin seyrinde kötüleşme olabilir.

    Düşük eğitim düzeyi, evlenmemiş olma,sosyal desteğin düşük olması,kronik stresörler, kötü yaşam olayları, ekonomik sorunlar,işlevsellik kaybı depresyon riskini arttırır. Kadınlarda psikolojik sorunlar erkeklere göre iki kat fazladır

    Eşlik eden depresyon,hastalığın gidişini olumsuz etkileyebileceği gibi hastalığın komplikasyonlarının (istenmeyen sonuçları) ortaya çıkması da depresif tablonun şiddetini arttırmaktadır.

    BELİRTİLER

    Hiçbir şeyden zevk alamama, ilgisizlik ve isteksizlik
    Değersizlik duyguları, suçluluk düşünceleri yaşadıklarını yaptığı ya da yapmadıklarının sonucu olarak kendisine yönelik bir ceza olduğunu düşünme.
    Kendisini değersiz hissetmesi
    Başarısızlık ve çaresizlik düşünceleri
    Tekrarlayıcı ölüm düşünceleri
    Kararsızlık
    Ağlama nöbetleri.

    Hasta etkin olmasına karşın tedaviyi reddediyorsa, tıbbi durumu dengede olmasına rağmen kendisini iyi hissetmiyorsa, tıbbi durumunun elverdiğinden daha alt düzeyde işlev görüyorsa, ilgi alanlarına yönelik isteği azaldıysa depresyon yönünden düşünmek gerekir.

    ANKSİYETE BOZUKLUKLARI

    Duygulanımda kaygı, korku, sıkıntı hali olup fizyolojik, bilişsel ve davranışsal belirtileri içerir. Benliğin kendini tehdit altında hissettiği gerilim halidir. Hastalığa bağlı ve ölüm korkusu, hasta olmanın kişi açısından önemi ve sembolik anlamı tehlike ve kaygı duygusu uyandırabilir. Diyabetli hastalarda anksiyete belirtilerinin %40 gibi yüksek oranlarda görüldüğü bildirilmiştir.Kadınlarda erkeklere göre daha sık görülmektedir.

    Şiddeti bozukluk düzeyinde ulaşmayan anksiyete belirtileri de işlevselliği ve yaşam kalitesini olumsuz etkilemekte ve hastanın tedaviye uyumunu bozmaktadır. Anksiyete bozukluklarının tanınması ve tedavi edilmesi, hastanın uyumunu ve yaşam kalitesini artıracak ve diyabetin düzenlenmesini kolaylaştıracaktır.

    Aşırı endişe ve anksiyete durumu
    Kişi endişesini denetlemede güçlük çeker
    Huzursuzluk, aşırı heyecan, endişe
    Kolay yorulma
    Düşüncelerini yoğunlaştırmakta güçlük çekme ya da zihnin durmuş gibi olması
    İrritabilite (huzursuzluk)
    Kas gerginliği
    Uyku bozukluğu

    Fobiler, özellikle kan ve yaralanma fobileri hastanın kan vermeden ve girişimsel tetkiklerden kaçınması nedeniyle tedaviye devam etmesini engelleyebilir; psikolojik stres ve zorlanmayı artırabilir.

    DİYABETLİ HASTA VE AİLESİ

    Kronik bir hastalık tanısı konması, kişide olduğu kadar ailede de krize neden olabilir. Önceki ilişkilerin de niteliğine bağlı olarak, hasta ile aile arasında güçlüklere yol açabilir. Ailenin aşırı koruyucu ve kaygılı olması, hastanın olumsuz ve riskli tutumlarını aşırı hoşgörüyle karşılayıp boyun eğmesi ya da ilgisiz, dışlayıcı tutumları hasta ve tedavi ekibi için zorluk yaratır.

    İlişkilerin dengeli ve çatışmasız olduğu, duyguların rahatça ifade edilebildiği ve iyi işbirliği yapan ailelerde hastanın uyumu daha iyi olmaktadır. Aile içinde ilgili, ancak aşırı kaygılı ve koruyucu olmayan tutum hastanın uyumunu arttırmaktadır. Varolan çatışmaların rahatça konuşabilmesi, hastalık sonrası duyguların açıkça ifade edilebilmesi olumlu özelliklerdir. Ancak çatışmaların karşılıklı olarak inkar edilmesi, görmezden gelinmesi sorunların çözümünü zorlaştırabilir.

    Hastanın ve ailenin hastalığa gerçekçi ve akılcı uyumunda hekimin tutumu da önemlidir. Yeterli zaman ayırma, bilgilendirme, duyguların ifade edilmesine izin verme bu bakımdan yararlıdır. Hastanın kaygılarını arttırmayacak düzeyde doğru bilgilendirme, hastalığın doğru anlaşılması kolaylaştırılır. Tıbbi duruma ilişkin yetersiz bilgi verilmesi, tedavi seçeneklerinin açıkça tartışılmaması hastalığa ilişkin korkutucu ve yıkıcı algılar geliştirilmesine kolaylaştırabilir. Sorunların tanımlanıp çözüm önerilerinin tartışılması, ilerleyen süreçte hastanın tedavi sürecine aktif katılımını kolaylaştıracaktır. Hekimin tüm sorumluluğu alması kadar hastaya yüklemesi de sorun yaratabilir. Doğru tutum ve süreçte ortak katılım önemlidir.

    İLAÇ TEDAVİSİ VE PSİKOTERAPİ

    Hastada anksiyete bozukluğu ya da depresyon saptandıysa psikotrop ilaç kullanmak gerekecektir. Olguya ya da hastanın psişik durumuna göre ilaç tedavisi, psikoterapi , relaksasyon teknikleri, aile ve grup tedavileri yararlı olabilir.

    Psikoterapötik yaklaşımlar hastanın tedaviye uyumunu kolaylaştırması nedeniyle diyabet tedavisinde önemlidir. Diyabetli kişi ihtiyaçları ve dürtüleri ile zorunluluk ve engelemeler arasında denge sağlamak zorundadır. Hastalık ve komplikasyonları, beden görümünde ilişkin endişeler, iş, aile,okul sorunları, aile ve toplumsal rollerde zorlanmalara neden olur. Hastanın insülin gereksinimi, enjeksiyonlar, beslenme ve yaşam biçimi değişiklikleri ve hareket kısıtlılığı yaşam alanlarını kısıtlar. Ancak yaşam boyu süren bir hastalık olması nedeniyle, hastanın yeni uyum ve denge geliştirmesi zorunludur. Diyabetli bir hastada fiziksel tedavi ile psikiyatrik tedavinin eş zamanlı olarak yapılması önemlidir.

    Kognitif davranışçı terapinin diyabetik hastalarda başetme becerilerini arttırdığı, anksiyete ve hipoglisemi(kan şekeri düşüklüğü) korkusunu azalttığı bildirilmiştir

    Psikofarmakolojik tedaviler ve psikoterapinin birlikte uygulanması tedaviye yanıtı arttırmaktadır. Tedavi ekibinin sağaltım tekniklerinin hasta tarafından kabul edilmesindeki destekleyici tutumu ve hastanın endişe ve duygularını ifade etmesine izin veren tutumu son derece önemlidir. Bilgilendirme ve eğitim göz ardı edilmemesi gereken yaklaşımlardır. Psikiyatrik tedaviler birincil tedaviyi üstlenen hekimlerle işbirliği içinde yapılmalıdır.

    Makale: Uzm. Dr. Sevilay ZORLU
    Psikiyatrist & Psikoterapist

  7. #17
    Üye
    Murat.Y - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2014
    Şehir
    Antalya
    Mesajlar
    1,998
    Blog Mesajları
    31
    Bahsedilme
    1 Gönderi
    Etiketleme
    0 Konu

    Exclamation Stres ve Dişetleri



    Stres diş etlerini de vuruyor!
    Stresin ağız ve diş sağlığı üzerindeki etkisini biliyor musunuz?
    Vücudumuz kısa süreli stresle baş edebilir. Ancak kronik stres insanın doğal dengesini bozan bir rahatsızlıktır. Stres sadece psikolojik olarak zarar vermekle kalmaz ayrıca vücutta fiziksel hastalıkların da oluşmasına zemin hazırlar. Yoğun stresin vücudumuza zarar verdiği bölgelerden biri de diş etleridir…

    17stres-dis-etlerini-de-vuruyor-.jpg

    Diş gıcırdatması ve dişlerleri sıkmak da psikolojik kökenli rahatsızlıklar olabilmektedir.

    Sağlıklı dişler için stresten uzak durun!

    Çağımızın hastalığı olan stres, diş etlerinin şişmesine neden olabiliyor. Başlangıçta diş eti şişmesiyle başlayan bu durum daha sonrasında ciddi rahatsızlıklara da yol açabiliyor.

    Ağız bakımının yeterli yapılamaması diş aralarında kalan bakteri plağının daha da büyümesi anlamına gelir. Bakterilerin artması diş etlerinde şişliğe ve iltihaba neden olur. Diş eti şişmesi kendiliğinden geçen bir hastalık değildir. En kısa sürede bir uzmana başvurulması gerekir.

    Stresin diğer etkileri diş gıcırdatma ve diş sıkma

    Diş gıcırdatmanın ve diş sıkmasının psikolojik ve fiziksel birçok sebebi olmakla birlikte daha çok psikolojik nedenlerden dolayı ortaya çıkan bir durumdur. Toplumumuzda çok ciddiye alınmayan bu durum önlemi alınmaz ise ileri ki sahalarda tedavisi çok zor sonuçlar doğurabilir.

    Bir refleks olarak meydana gelen diş gıcırdatması (Bruksizm) genellikle uyku sırasında dişleri bilinç dışı bir şekilde sıkarak yapılan bir eylemdir. Halk arasında diş gıcırdatma olarak adlandırılır. Çoğu kişi yaşadığı bu rahatsızlığın farkında değildir. Birçok birey bu rahatsızlığı yakınlarının onlara söylemesinden sonra fark eder.

    Diş sıkma ve gıcırdatmanın en büyük nedeni stres

    Günlük hayattaki zorlukları, duyguların, beklentilerin ve tepkilerin ifade edememesi gibi nedenler diş sıkma ve diş gıcırdatma problemi olarak uyku esnasında bedenimizin verdiği bir tepki olarak ortaya çıkar.

    Strese bağlı diş sıkma veya gıcırdatma problemi yaşayanlar için doktor kontrolün de kullanılan kas gevşetici ilaçlar ve psikolojik destek öneriliyor.

    Bu hastalıklara stres dışında bireyin kişisel özellikleri de neden olur. Aşırı sinirli, hassas ve titiz bir yapıya sahip olmakta bu tarz rahatsızlıkların ortaya çıkmasında etken rol oynar.

    Diş gıcırdatmanın ve sıkmanın dişlere verdiği zararlar

    Dişlerin çiğneyici yüzeyinde aşınmalar olur.
    Diş minelerinde oluşan rahatsızlık diş boylarının kısalmasına sebep olur.
    Dişlerde kamaşma olarak bilinen, soğuğa karşı hassasiyet belirir.
    Ani diş sızlamaları gerçekleşir.
    Diş ve çene arasındaki bağlarda gevşemeler oluşarak diş sallanmaları ya da dökülmeleri görülür.
    Dişlerde kırılma ve diş eti çekilmeleri ortaya çıkar.
    Aynı zamanda ağız yaraları, baş ağrısı, çene ağrısı şakak ve yanak bölgelerinde de kas ağrılarına neden olur.
    Bu belirtiler diş gıcırdatmasının başlangıcından itibaren görülmeyebilir daha ileriki zamanlarda kişinin karşılaşabileceği problemlerdir.

    Tedavi yöntemleri

    Diş sıkma ve gıcırdatmanın yol açtığı rahatsızlıklar da "gece koruyucuları" olarak adlandırılan silikon içerikli diş plakları kullanılabilir. Genel anlamda faydalı olan bu plaklar bazı kişilerde tedavi sürecinde yeterli olmadığı saptanmıştır. Bu sebeple kişinin rahatsızlığının seviyesine göre ek olarak kas gevşeticiler, psikolojik terapi yöntemi, eksik dişlerin yerine protez tedavisi uygulanabilir aynı zamanda hatalı yapılmış dolgu ve kaplama varsa bunlarda yenilenebilir.

    Makale: Dr.Çağdaş Kışlaoğlu
    Diş Hekimi ve Protez Uzmanı

  8. #18
    Üye
    Murat.Y - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2014
    Şehir
    Antalya
    Mesajlar
    1,998
    Blog Mesajları
    31
    Bahsedilme
    1 Gönderi
    Etiketleme
    0 Konu

    Exclamation Stresle başa çıkmak için gevşeme egzersizi



    Hayatın her anında karşılaştığımız stresli olaylarla başa çıkmak için kullanabileceğiniz yöntemlerden biri de kendi kendinize uygulayabileceğiniz gevşeme egzersizleridir. Bu hafta sizlerle uygulayabileceğiniz bir gevşeme egzersizi örneğini paylaşacağım. Hem rahatlamanızı hem de dinçleşmenizi sağlayan bu yöntemi ihtiyacınız olan her an uygulayabilirsiniz. (bir sınav ya da sunum öncesi, önemli bir toplantıya girmeden, bir tartışma yaşadığınızda ya da kendinizi gergin hissettiğiniz herhangi bir zaman) Size önerim eğer imkânınız varsa aşağıdaki metni yavaş yavaş okuyarak sesinizi kaydedin ve ihtiyacınız olduğunda bu kaydı dinleyin.

    18stresle-basa-cikmak-icin-gevseme-egzersizi.jpg

    Stresle başa çıkmak için gevşeme egzersizi



    Hayatın her anında karşılaştığımız stresli olaylarla başa çıkmak için kullanabileceğiniz yöntemlerden biri de kendi kendinize uygulayabileceğiniz gevşeme egzersizleridir. Bu hafta sizlerle uygulayabileceğiniz bir gevşeme egzersizi örneğini paylaşacağım. Hem rahatlamanızı hem de dinçleşmenizi sağlayan bu yöntemi ihtiyacınız olan her an uygulayabilirsiniz. (bir sınav ya da sunum öncesi, önemli bir toplantıya girmeden, bir tartışma yaşadığınızda ya da kendinizi gergin hissettiğiniz herhangi bir zaman) Size önerim eğer imkânınız varsa aşağıdaki metni yavaş yavaş okuyarak sesinizi kaydedin ve ihtiyacınız olduğunda bu kaydı dinleyin.

    Gevşeme Prosedürü

    Şimdi oturduğunuz koltukta kendinizi en rahat pozisyona getirin ve gözlerinizi kapatın.

    Dikkatinizi nefes alış verişinize yoğunlaştırın. Burnunuzdan derin bir nefes alın… Aldığınız nefesi ağzınızdan yavaşça verin… Tekrar burnunuzdan derin bir nefes alın…1-2 saniye bekleyin ve ağzınızdan yavaşça verin… Her aldığınız nefesle vücudunuza taze, ferah bir hava doluyor. Her nefes verişte vücudunuzun yavaş yavaş gevşediğini fark ediyorsunuz. Giderek vücudunuz ağırlaşıyor ve daha da gevşiyorsunuz. O kadar gevşediniz ki kıpırdamak istemiyorsunuz. Bütün bedeninizin sakin ve ağır olduğunu hissediyorsunuz.
    Yavaş ve sakin bir şekilde nefes alıp vermeye devam edin… Şimdi kendinizi rahat ve güvende hissedebileceğiniz bir yer hayal edin. Burası istediğiniz her yer olabilir, yeryüzü, gökyüzü, bir bulutun üstü ya da bir deniz kenarı, ya da bir ağaç altı, ya da sıcacık yatağınız olabilir… Burada kendinizi hem rahat hem de güvende hissediyorsunuz. Kimse sizi rahatsız edemeyeceği bir yerdesiniz. Etraftaki sesleri veya sadece sessizliği dinliyorsunuz… Vücudunuzda bulunduğunuz yerin ısısını hissediyorsunuz… Bulunduğunuz yer kendinizi en rahat hissettiğiniz yer. Buraya gelince sizi rahatsız eden düşünceler, olaylar, durumlar her ne varsa yavaş yavaş bulutlar gibi dağılıyor. Sizi sıkan her ne varsa giderek küçülüyor, giderek sanki su damlaları gibi buharlaşıp uçuyor. Burası öyle bir yer ki sizi bütün sıkıntılarınızdan uzaklaştırıyor… Giderek daha da rahatlıyorsunuz, ferahlıyorsunuz. Kendinizi özgür hissediyorsunuz.

    Burası sizin kendiniz için seçtiğiniz özel yeriniz. İstediğiniz zaman buraya gelip, tekrar bu rahatlama duygusunu yaşayabilirsiniz. Şimdi tekrar bedeninize odaklanıyorsunuz. Nefesiniz sakin ve huzurlu. Bedeniniz enerji dolu. Kendinizi dinlenmiş ve rahatlamış hissediyorsunuz.

    Şimdi gününüze kaldığı yerden devam etmek için hazırsınız. Hazır olduğunuz zaman acele etmeden yavaşça gözlerinizi açabilirsiniz.



    Makale: Uzm. Psk. Yasemin MERİÇ KAZDAL

  9. #19
    Üye
    Murat.Y - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2014
    Şehir
    Antalya
    Mesajlar
    1,998
    Blog Mesajları
    31
    Bahsedilme
    1 Gönderi
    Etiketleme
    0 Konu

    Exclamation Stres konusunda bilinmesi gerekenler- 1



    STRES KONUSUNDA NELER BİLİYORSUNUZ ?- 1
    STRES, tüm psikolog, psikiyatrist ve alandan uzmanlarca 'ÇAĞIMIZIN PSİKOLOJİK RAHATSIZLIĞI' olarak, kabul edilmiştir. Bu nedenle, ben çağımızın psikolojik rahatsızlığı olan STRES konusunda aydınlatıcı açıklama yapmak ve bilgi vermek istiyorum.

    stres-konusunda-bilinmesi-gerekenler-1.jpg

    Kırsal yörelerden büyük kentlere göç eden,aile bireylerinin, yeni ortamlara uyum sorunları şehirlerimizin yapısı ' İnsan ilişkileri, hava kirliliği, yaşam koşullarında değişiklik, sosyal ve duygusal ilişkilerde kısıtlama ve uzaklık, ve iletişim biçimleri, iş olanakları,ekonomik koşullar vb' kaynaklanan bir çok sorunlar yaşamalarına ve bu yeni ve alışılmadık, yaşam koşullarının üstesinden gelememe, çözüm üretememe, bu yeni koşullarla mücadele edememe , günlük sorunları çözemeyerek, biriktirmek ve defalarca düşünmek, en küçük olayları abartarak soruna dönüştürmek, yakınlarınız ve sevdikleriniz hakkında çevredekilerin düşüncelerinden ve dedikodulardan etkilenmek, gerçekle bağdaşmayan hayal ürünü kurgulara kaptımak, yersiz şüphelere kapılmak ve olmsuzluklara açık olmak, gereksiz kuşku ve kıskançlıklar, güvensizlikler yaşamak, baş başa olmak ve bunun dışında belirtmediğim bir çok sorun nedeniyle vb. faktörlerin günlük yaşamımızda düşüncelerimizde egemen olması bizi olumsuz etkilemesi sonucu; bu olumsuz koşullarla baş başa olan bireyin yaşamı baskı altına alınmakta, yaşama sevinci ve yaşamdan aldığı hazzın oranı düşerek, hayata, yaşama karşı olumlu düşüncelerin azalması sorunları yaşamakta yada ortaya çıkmaktadır.Kısacası tüm enerjisi bu tür olumsuz düşüncelere kiltlenmektedir.

    Bütün bu olumsuz koşullar ve durumlarla boğuşan, bireylerde 'STRES' ' oluşmakta ve bireylerin Fizyolojik Güdü 'Dürtü' ve Sosyal Güdülerinin ve ihtiyaçlarının; ' 'Toplum içinde bir yeri olduğu,kendi kendini gerçekleştirmesi; fiziksel ve estetik,zihinsel, sosyal, kişisel vb. ihtiyaçlarının karşılanması ve bu ihtiyaçlarını bir şekilde karşılarken,yaptıklarının toplumca onay görmesi yada aile, çevre, toplum içinde bir yeri olduğu konusunda güvence duyması; sevgi, ilgi, saygı, onay, kabul vb. görmesi; kendini tehlikede hissetmemek, aile içinde bir yeri olduğuna inanması, güven ve öz güven duygusu gelişmiş olması .....”

    Bireylerin, bu temel ihtiyaçlarının 'Fizyolojik ve Sosyal Güdüler' karşılanmaması, karşılanmasında güçlükler yaşanması oranında,daha farklı bir ifadeyle ' Bireylerde, STRES nedeni olan ve stresi tetikleyen faktörler arttıkça;; bireylerde STRES eğilimi artmaktadır.'

    Yukarıda belirtilen faktörler, stresi tetikleyici koşullar olarak karşımıza çıkmaktadır. Daha doğrusu bireyler, yukarda belirttiğim olumsuz koşulları, yaşadıkları oranla doğru orantılı olarak; 'STRES' yaşamaktadırlar. Çağımızda stres oranı ve stres sürecinin uzunluğu ile ilişkili olarak da bir çok 'PSİKOSOMATİK' rahatsızlıklar tetiklenerek ortaya çıkmaktadır. İşte bu nedenle de 'ÇAĞIMIZIN PSİKOLOJİK RAHATSIZLIĞI YADA VEBASI olarak Stres bilinmektedir.

    Aslında, stres her canlı varlığın, karşılaştığı olumsuz durumlarla baş etmek için verdiği doğal tepkilerdir. Bu yönü ile düşünüldüğünde her canlı için yaşamsal bir önem taşımaktadır. Hafif düzeydeki stres insanı eyleme geçirici güçtür. Bu nedenle yararlıdır.'Halk arasında, çok çabuk parlıyorsun yada sinirleniyorsun çok agresifsin vb sözler, bu anlamada kullanılmaktadır. ' İnsan yaşamla mücadele ederken, yaşamını olumsuz etkileyen ve tehlikeye düşüren durumlardan kurtulmak için tepkiler verir. Bu tepkiler her bireyin hafif derecede hissettiği heyecan, kaygı,stres gibi doğal tepkilerdir. Yüksek, yoğun ve şiddet düzeyi arttığı ve süreklilik kazandığı oranda tehlikelidir.

    Şimdi strese yol açan ve stresi tetikleyen günlük bir olaydan örnek vermek istiyorum. Bu gibi benzeri olaylar yaşamımızın yaşam tarzımızın bir biçimidir. Aslında!...

    ' Bir gün önce çok güzel bir bahar havası, ertesi gün çok önemli randevularınız var. Sabah kalktınız, hava bulutlu ve basık 'Çok can sıkıcı' Duş alıyorsunuz. Saçınızı kurutup, tıraş olmak istiyorsunuz. Elektrikler kesik. Permatik ile tıraş olup kapıdan çıkıyorsunuz, 15. kattan aşağı ineceksiniz, ancak elektrikler kesik olduğu için merdivenleri kullanmak zorundasınız. 200 üzerinde merdivenden indikten sonra apartmandan çıkıyorsunuz. Arabanıza yöneliyorsunuz, akşam sağlam bıraktığınız arabanın sağ arka farını kırık buluyorsunuz, üstelik bir özür yazısı bile bırakılmamış. Trafikte bir yoğunluk bir yoğunluk, daha önce beş dakika beklediğiniz kavşaklarda 8-10 dakika bekleme durumunda kalıyorsunuz. Kahvaltı için her gün uğradığınız markete uğruyorsunuz. Tam kasada ödeme yaparken, makinenin kağıdı bitiyor. Kasiyer değiştirmek için sizi bekletiyor. Marketin park yerine geliyorsunuz 'orada istenmedik durumlarla karşılaşıyorsunuz'........ Bütün bu aksilikler ve olumsuzluklar yetmezmiş gibi hava kapalı ve çok bulutlu 'Karamsar ve iç bunaltıcı bir hava' . İş yerine varıyorsunuz. Kahvaltı yapıp, toplantı saati için çalışmalarınızı gözden geçirirken; iş yerinizin de elektrikleri kesilmez mi? Türkiye Elektrik Kurumunu arıyorsunuz.Arıza olduğu ancak ne zaman elektriklerin verilebileceği konusunda bilgi verilmiyor. 15-20 dakika sonra toplantı başlayacak. Projenizi, multumedia 'Sinevizyon Gösterimi' ile müşterilerinize sunmak ve onları ikna edebilmek için hazırlık yapmışsınız. ' Proje sunumu uzun süreceği için nootbookun şarjı bitip, sunm yarıda kalıp,rezil olabilirsiniz.' Toplantıyı iptal için müşteriyi arıyorsunuz. Yolda olduklarını söylüyorlar. Ne kadar şassız ve kötü bir gün! Toplantı saati gelip çatıyor ve müşteri de geliyor. Ancak elektrikler, hala kesik. Çay, kahve faslı ile süreyi uzatmyave zaman kazanmaya çalışıyorsunuz. İyiyedoğru ve lehiniz bir gelişme yok. Mola bitince, durumu açıklayarak, toplantının başka bir güne iptalini istiyorsunuz. Bir saat sonra Londra'ya uçacaklarını, iptalin mümkün olmadığını, ayrıca bu anlaşmanın, Londra ile bağlantılı olduğunu ve mutlaka bu gün projenin ele alınıp, görüşülmesi gerektiği belirtiliyor. Siz tüm hazırlıklarınızı 'A Planını' iptal ederek, Diz üstünden umutlarınızı pile bağlayarak, 'B Planı' gereği projeyi sunuyorsunuz. Ama sürenin yetersiz olacağı düşüncesi içinde müşteriyi ikna edeceğinizden, kendiniz de emin değilsiniz. Tam o sırada elektrikler geliyor. Tekrar A Planı devreye giriyor ve müşteri ile işi bağlıyorsunuz. 'Bu olay bu şekilde de sonuçlanmaya bilirdi. Aksilikler devam edebilirdi.' Günlük yaşamımızda bu ve bunun gibi olaylarla, evde, ailede, işte, arkadaş çevresinde vb. yoğun olumsuzluklarla karşılaşabilirsiniz.

    İşte bu gibi olumsuz durum ve koşullar 'Bireyi etkilediğinde ve birey kendini tehlikede hissettiği her olayda...' STRES yaşanması doğaldır. Bu gibi olayların süresi uzadıkça ve yoğunluğu arttıkça STRES yaşamak kaçınılmazdır. Ancak bireyin kişilik yapısı, olaylarla baş etmedeki gücü, kendine hakim olması, stresin üstesinden gelmesi vb. her zaman ve her koşulda mümkün olmamaktadır. Bazen bu olumsuz koşullar gün için de devam ediyor ise hele hele çözmek istemenize ve çaba göstermenize rağmen; olayların akışı sizi aşıyor yada çaresiz durumlara düşerek, çözmek istemenize rağmen çözecek adımı atamıyorsanız.... Sizi aşan sorunları bil düşüncelerinizden uzaklaştırmayıp, atıp, tutmaya ve sorun haline getirmeye çaba gösteriyorsanız... İşte bu ve benzeri durumlarda stres kaçınılmaz olarak yakanıza sizi bırakmamak üzere yapışmıştır. Uzun süreli bu durumlarla karşılaşılan bireylerin mutlaka Psikolojik Yardım almaları yararlarına olacaktır.

    Bütün bu yukarda belirtilen olay ve olumsuz durumlarda; organizmanın; tehlikelere karşı bu biyolojik tepkisi sonucu; kan basıncı yükselir. Çeşitli hormonlar faaliyete geçer ve özellikle adrenalin, hormon salgılar. Kısacası tehlikeye karşı , vücutta alarm sistemleri devreye girer ve harekete geçerler. Bireyler, tehlikeden uzaklaşmak, olay ortamlarından ayrılmak, bu tehlikeli ve olumsuz durumlardan kurtulmak için harekete geçer, mücadele eder, o koşullardan kurtulmak için çaba gösterirler. Organizmanın ilk tepkisi biyolojiktir., stresin bu biyolojik değişim sürecinde vücut ısısı düşer, kalp çarpıntıları artar,eli,ayağı çözülür ,heyecanın tüm belirtileri gözlenebilir, hormonlar salgı ile faaliyete geçer vb. dış uyaranın organizma üzerindeki etkilerini gözlemleriz.Daha sonra, stres veren olay ve durumdan kurtulmak yada kaçmak veya mücadele etmek için çaba gösterir.

    'Psikoterapi Sürecinin önemli boyutlarından biri' Stres durumunu sağlıklı ve organizmayı dış tehlikelere karşı, koruyucu yöntemlerle koruyamayan bireyde;stres bir çok psikosomatik rahatsızlıkların da eşlik etmesi kaçınılmaz hale gelmiştir. Stresin ortadan kaldırılarak, bireye zarar verici aşamaya gelmemesi ve diğer Psikolojik ve Psikosomatik rahatsızlıkları ortaya çıkmasını asgariye indirmek olmalıdır.

    Stres durumu uzadığı oranda bireyin mücadele etme gücü azalır ve bu durumla orantılı psikosomatik rahatsızlıklar ortaya çıkar.

    Stres durumu, bu aşamalara gelindiğinde çok dikkatli olunmalıdır. Asıl olan bu noktalara gelmeden gerekli psikolojik yardım alınması


    Makale: Uzm. Psk. Halil TÜRKMEN
    Cennet35 bunu beğendi

  10. #20
    Üye
    Murat.Y - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2014
    Şehir
    Antalya
    Mesajlar
    1,998
    Blog Mesajları
    31
    Bahsedilme
    1 Gönderi
    Etiketleme
    0 Konu

    Exclamation Stres konusunda bilinmesi gerekenler- 2

    Sponsor Bağlantılar


    STRES KONUSUNDA BİLİNMESİ GEREKENLER VE NELER BİLİYORSUNUZ ? -2
    Psikoterapi Sürecinin önemli boyutlarından biri ' Stres sürecinde sağlıklı ve organizmayı dış tehlikelere karşı, koruyucu yöntemlerle çaba göstermek olmalıdır. Organizmayı koruma gücünü kaybemiş yada yeterli mücadele gücünden yoksun bireylerde; strese bir çok psikosomatik rahatsızlıkların da eşlik etmesi kaçınılmaz hale gelecektir.' stresin verdiği olumsuz etkileri ortadan kaldırarak, bireye zarar verici, benliğine tahribata uğratıcı aşamaya gelmemesi ve stresin yol açtığı bir çok Psikolojik ve Psikosomatik rahatsızlıkları ortaya çıkmasını önleyici tedbirleri önceden almak, ilk yapılacak davranış biçimi olmalıdır.

    stres-konusunda-bilinmesi-gerekenler-2.jpg

    Strese yol açan koşulları bilinçli şekilde tanıyarak, ortadan kaldırmak için gerekli düzenlemeleri yapmak, stres eğilimini asgariye indirmenin bir yoludur. ' Ben son günlerde yada aylarda ne gibi sıkıntı ve üzüntü verici durumlarla yada beni zorlayan, olumsuz etkileyen üstesinden gelemediğim, çözemediğim çözmekte zorlandığım ve düşünmekten kendimi alamadığım olumsuz düşüncelerle yada sorunlarla karşılaştım. Bu olumsuz olaylar ve sorunlardan ne kadarını çözdüm, hangilerini çözemedim. Çözemedimse, elimden geleni yaptım mı? ve daha neler yapabilirim? vb.' soruları kendinize yöneltiniz. Sizi aşan yada çözmek istemenize rağmen çözemediğiniz sorunlarla daha fazla boğuşmanın,düşünmenin ve kendinizi üzmenizin bir yararı olmayacağını, elinizden gelen tüm çabayı gösterdiğiniz, tüm bunlara rağmen, hala etkisi altında kalmanın, kendinize zarar vermekten ve yıpratmaktan başka işe yaramayacağını ve yapabileceğiniz bir şey kalmadığı vb durumları akılcı ve mantıklı bir şekilde düşünerek; bu sorunların ve durumların ve düşüncelerin olumsuz etkilerini üzerinizden ve düşüncelerinizden atmak için çaba gösterip, olumlu düşüncelere odaklanıp, enerji harcayınız.

    Bireylerdeki stresin şiddeti artığı ve süreci uzadığı oranda, bireyin mücadele etme gücü azalır. Ortada endişe edilir, sorun haline gelmemiş, küçük ve etkisiz şeyleri büyüterek, etkili hale getirerek zararlı çıkacak biri var ise siz olduğunuzu unutmayınız. Düşüncelerimizde yoğunlaşan ve sürekli yaşamımızı olumsuz etkileyen zorlanma ve güçlüklerde oluşan stres, süreç içinde, organizmanın ve bağışıklık sistemlerinin dayanma gücü ve direnci zayıflatır, Bu olumsuz durumla orantılı STRES psikosomatik rahatsızlıkları tetikler eşlik etmesi sonucu bir çok psikolojik kökenli rahatsızlıkların ortaya çıkması kaçınılmaz bir hal alır. Stres durumu, bu aşamalara gelindiğinde çok dikkatli olunmalıdır.

    Asıl olan bu noktalara gelmeden stresi tanımamız, olumsuz etkilerini ortadan kaldırmak için çözüm üretmemiz,kendimizi telkin etmemiz, stresin olumsuz etkilerinden korunarak, saf dışı etmemiz gerekmektedir. Tüm bunlara rağmen üstesinden gelemiyorsak, derhal ve acilen stresten benliğimizi koruyucu psikolojik yardım, destek almalıyız. Uzmanın önerisiyle gerekiyorsa terapi alınması; en akılcı bir yol olmalıdır.

    Çünkü, bu aşamadaki sorunlar, bireyden bireye; stres yaşanan olaydan, olaya; bireyin direnç ve dayanıklılık durumuna vb. koşullara, özellikle kişilik yapısına göre değişkenlik arz eder. Strese kişinin savunma gücünün ve direncinin zayıflamaya başladığı ve bağışıklık sistemlerinin yetersiz olduğu koşullarda,yakalanmak daha kolay olmaktadır. Sonuçta, aynı koşulların devamı halinde bir çok psikosomatik rahatsızlıklara yatkın olacağı süreçlerdir. Stresin gücünü en çok hissettirdiği ve bireyin bu aşamadan sonra mücadele edecek gücünün kalmadığı aşamalardır. Daha doğrusu insanın kendini en çaresiz hissettiği ve kesinlikle destek, yardım alması gereken boyutta sorunları olduğu konusunda sinyaller, mesajlar bağışık sistemi vermekte, daha ileri boyutta stres bağlı bir çok psikosomatik rahtsızlıkların ortaya çıkmasının yaklaştığı ve süreç içinde yaşanılmasının kaçınılmaz olduğu mesajlarıdır. Bu mesalar....

    Danışanın bu aşamada tek yapacağı şey, mutlaka ve acilen Psikolojik destek terapi yardımı alınması konusunda, harekete geçmek olmalıdır. 'organizma gerekli tehlikeye dikkat çekmiştir.' Gerekli terapi desteğinin alınmaması halinde ve uzun dönemli etkilemelerde Stres Kronikleşir.Psikosomatik hastalıklar ortaya çıkar.Yapılacak ilaçlı tedaviler yetersiz kalabilir.

    Bireyin, bu aşamadan sonra Ankisiyete, Depresyon Panik Ataka eğilimi artar. Sonuç olarak, daha önce sevdiği ve zevk aldığı durumlardan ve olaylardan zevk almamaya başlar.Kısacası yaşamdan haz ve zevk almamak,yaşamın çekici gelmemesi, yaptığı iş yada eylemlerden haz almaması, dış dünyadan yavaş yavaş uzaklaşarak, uzak çevresinden başlayarak, süreç içinde yakın çevresi ile bağlarını koparması, kısacası dış çevreden ve insanlarla iletişimini ve ilişkilerini kopararak, kendini tamamen dış dünyadan soyutlaması ile sonuçlanabilir. Bireyin kişilik özellikleri, zekası, içinde bulunduğu ve geçmişteki yaşam koşulları, stresle başa çıkmasında büyük rol oynar.

    Ayrıca strese dayanıklı olmak yada olmamak kişiden kişiye değişir. Bireyler, günümüzde tüm bu çabalarına rağmen 'PSİKOLOJİK DESTEK' almak istememektedirler. Daha doğrusu bedenimizin her hangi bir organında rahatsızlık oluştuğunda; çok kolaylıkla ilgili hekime yada uzmana görünürken, psikolojik sorunundan dolayı Psikolojik Destek yada Yardım almak için pek duyarlı davranmamaktadırlar.

    ' Yıllardan beri çevre baskısı faktörü egemen olarak, yanlış algılanan bu durum; 'Psikolog/Psikolojik Danışman yada Psikiyatrist yardımı alan herkes Ruh Hastası, Deli, Sapıtmış, Kafayı Yemiş vb. yakıştırmaların çevrece yapılmasıdır.

    Oysa, bu tür sorunlar, her insanın normal karşılaştığı sorunlardır. Normal karşılanmalıdır. Her bireyin başına gelebilir. 'STRES, ANKİSİYETE, DEPRESYON NEVROZ her normal bireyde ortaya çıkacağı gibi bazen de Normalden Sapmalar şeklinde ortaya çıkmaktadır.

    Birey çevresel baskıların etkisinde kalmadan, psikolojik sağlığını düşünerek, sağlığı gerek psikolojik, gerekse psikosomatik sorunlara yol açmadan,acilen bir uzmandan yardım almasında; yarar bulunmaktadır.

    UZUN BİR YAŞAM SÜRMENİZ ELİNİZDE...

    Stres konusunda açıklamalarımdan da anlaşılacağı gibi Dışa Dönük ve Sosyal Kişilik yapısına sahip, bireyler Stres Eğilimine yatkın olmaktan çok Strese Dayanıklı olmaktadırlar. Çünkü sorunları çözümsüz kaldığında, elimden gelen herşeyi yaptım. Ancak olaylar beni aşıyor. Kendimi boş yere yıpratmamın alemi yok vb. kendilerini telkin yöntemleri kullanırlar. Stresin olumsuz etkilerinden korunmak için günlük aktivitelerle 'gezi,alışveriş, komedi türü filim,tiyatro' ve diğer insanlarla paylaşarak deşarj olabilmektedirler. Aynı şekilde Spor ve Stres Egzersizleri, yoga,yüzme,yürüyüş vb.yapan bireylerde Strese karşı daha dayanaklı olmaktadırlar. Tüm bunların sonucu Strese Eğilimli olan insanlardan daha uzun süre yaşamaktadırlar. Hele hele Psikolog, Psikiyatr, Psikolojik Danışman vb. uzmanlardan bilinçli şekilde yardım alan 'PSİKOLOJİK DESTEK, TERAPİ' bireyler Psikolojik Rahatsızlıklarla MÜCADELE ETMEYİ öğrendiklerinde, psikolojik sorunlar yaşamayacakları için buna bağlı PSİKOSOMATİK RAHATSIZLIKLAR yakalanma riski azalacak; daha uzun süreler yaşayacaklardır.

    Günümüzde yine çevre yada Mahalle Baskısı daha baskın çıkarak;çevresindeki kişilerin dolduruşlarından ve görüşlerinden etkilenmek, medyum, şeyh vb. kişlerde çare arama yada türbe ziyareti, muska yazdırma, bez bağlama vb. bilim dışı ve tedavi sağlamayan, kişi ve yerlerden şifa umulmaktadır.

    Bazen de manevi inançlara yada dine sığınılmaktadır. 'Bu ibadet yada bir telkin yöntemi olabilir. Ancak rahatsızlığımızı tedavi edici faktörler değildir' 'Ülkemizde bu kesimler Psikolog' dan yardım almaya sıcak bakmazken, uzman olmayan kişilerden yada kendilerine hiç bir yarar getirmeyecek cansız nesnelerden çare ve yarar beklerler. Ülkemiz açısından bu düşündürücüdür.... Normalde, ülkemizdeki her sağlık kurumu yada devlet hastanesinde; görevli uzmanlardan gerekli desteği almaları hem kolay,hem de daha bilimsel olduğu için Psikolojik Sağlığımız için bu özveri kendimiz için yapılmalıdır.'

    Günümüzde yapılan bilimsel araştırma ve çalışmalar sonucu, Stresi ortadan kaldırıcı üç yöntem bulunmaktadır.

    İlaçlı Tedavi ve Psikoterapi,

    Psikoterapi ve Psikolojik Danışma ,

    Çeşitli Gevşeme Teknik ve Yöntemleri, günümüzde etkili olmaktadır.

    DENEYİMLERİME DAYANARAK, en etkili yöntem Psikoterapi /Psikolojik Danışma yöntemidir. Stresi tanıma, Stres Kaynaklarını Belirleme,

    Stresle Başa Çıkma, Stresin Üstesinden Gelme, Strese Dayanıklılık Kazanma, Kişisel ve psikolojik yapımızı denetim altına almak vb. konular da gerekli bilinçlenme kazandırılarak, yeni alışkanlıklar kazandırılan danışanlar, terapi süreci sonunda; 'STRES' durumlarını kendi kontrolleri altına alabilmektedirler. Bazen de 'Gevşeme Teknikleri' de terapi süreci ile paralel yürütülmektedir.

    Not: Uyguladığınız Stres TESTİ sonuçları bir kaç gün yada hafta sonra uygulandığında, Diğer Psikolojik testler gibi aynı sonuçları alamayabilirsiniz. Bireylerin Kişilik Özellikleri dışında, günlük yaşam biçimlerinde, alışkanlıklarında ve sosyal yaşam biçimlerinde vb. olumlu değişiklikler...... Strese Dayanıklılık ve Stres ile Başa Çıkma DURUMLARINDA DEĞİŞİKLİK oluşturabilmektedir. Dolayısıyle, bir hafta yada bir ay sonra bir süreçte, testten aynı verileri yada sonuçları alamayabilirsiniz. Kısacası birey yukarda sayılan stresi tetikleyen faktörler ve olaylarla yüz yüze kalması oranında, Stres daha yoğun yaşanacağından yada Stresi hafifleten, tam olmasada kısman stresi ortadan kaldıran koşullar bireye uygun düzenlenmiş 'Terapi yada psikolojik yardım almış olabilir' 'Yaşanan, Stres Koşulları oranında Stres yaşanabilir.' Stres Testin' deki sonuçlar değişebilecektir. ' Bir önce uyguladığınız testte puanlar yüksek yada düşük olurken, bir kaç ay,yıl sonra uygulanıldığında aynı sonuçları vermeyebileceği gibi tersi yada düşükken, yüksek veya yüksekken, düşük sonuçlar verebilir.' Bireyin,stres yaratıcı koşullarla daha az karşılaşması sonucu daha az sters yaşayacaktır. Yaptığınız değerlendirmelerde, acaba ben yanlış mı değerlendiriyorum. 'Testör yada bireyden kaynaklı faktörler dışında' Şeklinde bir sonuça varmamanız için bu açıklamayı yapmak durumunda kaldım.En doğrusu uyguladığınız test sonuçlarını, her soru maddesinin ve tüm testin toplam puanını bir uzmana göndererek Strese Eğilimli yada Strese Dayanıklı OLUP,OLMADIĞINIZI ve Psikolojik Desteğe ihtiyacınız olup,olmadığını uzmandan öğrenmenizde yarar vardır.

    NOT: Stres konusunda 1998 yılında kaleme aldığım ilk makalemdir. Sayfamda iki bölüm şeklinde okuyucularıma bilgi vermek amacı ile düzenlenmiştir.

    SAYGILARIMLA...


    Makale: PSİKOLOG/ PSİKOLOJİK DANIŞMAN: HALİL TÜRKMEN

    Gazoz Agacı bunu beğendi

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş

Giriş