Like Tree385Beğeni

Konu: İzlenmesi Önerilen Filmler

  1. #361
    Kategori Yöneticisi
    Gazoz Agacı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2012
    Şehir
    İstanbul
    Mesajlar
    8,988
    Blog Mesajları
    452
    Bahsedilme
    21 Gönderi
    Etiketleme
    8 Konu
    Sponsor Bağlantılar




    ÇİZGİLİ PİJAMALI ÇOCUK



    Yapımı : 2008 - ABD , İngiltere
    Tür : Dram, Savaş, Tarih
    Süre: 94 Dak.
    Yönetmen : Mark Herman
    Oyuncular : Vera Farmiga , David Thewlis , Asa Butterfield , Rupert Friend , David Heyman
    Senaryo : Mark Herman
    Yapımcı : David Heyman , Mark Herman

    Film Özeti

    Nazi Almanya’sı Bruno’nun babasını görevli olarak Polonya’ya gönderir. Bruno, kasabadaki toplama kampının tel örgülerinin öbür yanındaki bir çocukla arkadaş olur. Ancak iki çocuk arasında gelişen bu dostluk, özellikle oğlunun bu kampla ilgili gerçeği öğreneceğinden kuşkulanan Alman annenin (Vera Farmiga) endişelerini artıracaktır. Bruno ve ailesinin yeni evleri birbuçuk milyon Yahudinin Nazilerce öldürüldüğü Auschwitz toplama ve yoketme kampının bitişiğindedir.

    Film ile ilgili yorumlar

    Nefret! Geçmişte olduğu gibi günümüzde de en büyük suçlardan biri olarak addedilmektedir. Fakat düşündünüz mü bu duygu doğuştan mı gelmektedir? Yoksa çevresel faktörlerin etkisi ile sonradan mı öğrenilmektedir? Film bize bu soruların cevaplarını tokat gibi vuruyor.
    Bruno, yüksek rütbeli bir Nazi generalinin oğludur. Henüz 8 yaşındadır ve onun için hayatın anlamı, çevresini keşfetmekten ve akranları ile oyun oynamaktan ibarettir. Yine kendisi gibi 8 yaşında olan Yahudi bir çocuk ile arkadaşlık kurar. Shmuel’ in Yahudi olması önemli değildir. Çünkü o nefret ile doğmamıştır. Ablası gibi nefreti de henüz öğrenmemiştir. Arkadaşının etnik kimliği ve dini ile ilgilenmemektedir. Tel örgülerin engelinde de olsa filizlenen bu arkadaşlık onları engelleyemeyecektir.

    Schindler’ in Listesi, Hayat Güzeldir ve Piyanist filmlerinin bir tık aşağısında olsa dahi, vermiş olduğu anlamlı mesajlar ve öğreticiliği ile adı bu filmlerle beraber anılacaktır Çizgili Pijamalı Çocuk filminin. Öncelikle süresinin biraz az olduğu düşüncesindeyim. İkinci bir husus ise, merkeze bir çocuğu koyması (ki zayıf noktamdır) ve beklemediğim bir final sahnesi ile gereğinden fazla duygu sömürüsüne gidilmesi filmin olumsuz bir özelliği olarak öne çıkıyor. Haricinde Vera Farmiga ile David Thewlis tanıdığım ve geçmiş performanslarını beğendiğim oyunculardır. Bu filmde de etkileyici oyunculukları göz doldurmuş. Nazi generali rolündeki David Thewlis’ in Yahudiler için kullandığı “Onlar insan bile değil” repliği çok vurucuydu. Dönemin, akıl hastalığına varan nefretini göstermek adına çok etkili bir replik verilmiş.




    Bu film bana Einstein'ın ünlü sözünü hatırlattı ve bende kendimi bildim bileli öyle düşünüyorum.

    "Aptallara göre insanlar; ırk, cinsiyet, milliyet, yaş, statü, renk, din ve dil başta olmak üzere 8'den fazla kategoriye ayrılırlar. Halbuki olay bu kadar komplike değildir. İnsanlar sadece 2'ye ayrılırlar: İyi insanlar ve kötü insanlar."


    Albert Einstein

    Murat.Y ve unuttum.29 bunu beğendi.

  2. #362
    Kategori Yöneticisi
    Gazoz Agacı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2012
    Şehir
    İstanbul
    Mesajlar
    8,988
    Blog Mesajları
    452
    Bahsedilme
    21 Gönderi
    Etiketleme
    8 Konu





    YARGISIZ


    Yapımı :
    2011 - Fransa , Belçika
    Tür : Dram
    Süre: 102 Dak.
    Yönetmen : Vincent Garenq
    Oyuncular : Philippe Torreton , Noémie Lvovsky , Olivier Claverie , Farida Ouchani , Wladimir Yordanoff
    Senaryo : Vincent Garenq , Hubert Delarue
    Yapımcı : Christophe Rossignon , Patrick Quinet


    Film Özeti


    Bu film, zamanımızın en önemli hukuki hatası olan Outreau davasında acımasızca mahvedilen Alain Marécaux ile karısının gerçek hikâyesini anlatıyor. Aile babası Marécaux ve karısı 2001 yılında, küçük bir Fransız köyü olan Outreau’da on iki kişiyle birlikte, çocuklara karşı cinsel istismar suçlamalarıyla tutuklanırlar, fakat gerçekte böyle bir suç işlememişlerdir. Masumiyetini ispat etmeye çalışsa da kimse bu “pedofil”i dinlemez ve Marecaux son derece adaletsiz ve insanlık dışı bir hukuk sisteminin kurbanı olur.

    Film ile ilgili yorumlar

    Yaşanmış gerçek bir olay demek isterdim ama bir olaydan daha fazlası. Fransa da, icra memuru olan karakterimizi ve karısını 13 çocuğa cinsel tacizde bulundu diye içeriye alıyorlar. Ellerinde bir sürü kanıt.. Hangisi doğru, hangisi değil?

    İzlemesi ve idrak etmesi bir o kadar zor bir filmdi. Başlangıçtan sonra önünüze bir sürü delil sunuluyor, bu adamın onları yapmış olmayacağına inanmak istiyorsunuz ama bir tarafta ''şüphe'' olgusunu hayata geçiriyor ve yapmış olabileceğini de düşünüyorsunuz. Film amacına ulaşıyor.

    Fransız adalet sistemi tarihinin en rezalet olayı olarak geçiyor her kaynakta. Bir çırpıda izleniyor ve filmin sonu! BAM...

    Mutlaka izlemenizi tavsiye ediyorum...

    Filmin ismi yargısız olunca, bir gece ansızın evinden alınıp karakola götürülen Marécaux'un suçsuz olduğunu düşünerek filmi izliyorsunuz ama acaba suçlu da olabilir mi diye iç geçirmiyor değilsiniz. Çünkü adamın herkesten gizlediği şeyler var gibi bir hava film boyunca hem devam ediyor. Acemi savcının ön yargıları ile içine itildiği suç, davanın devam ettiği 3 yıl içinde Marécaux'un değişen duygu dünyası, başına gelenler çok güzel aktarılmış. Yalnız Marécaux'un son tahliye olduğu cezaevindeki oda arkadaşı müslüman bir adam. Odaya getirildiğinde namaz kılıyor, seccadenin başında kocaman bir Kuran. Hangi müslüman böyle namaz kılıyor acaba? Adamın İkinci defa göründüğü sahnede de ise Marécaux açlık grevinde, ama müslüman karakter açlıktan çıkmış gibi önünde yemek yiyor. Yani pis adamlar böylesi güzel bir filmin içine illaki müslüman düşmanlığını da sokuşturacaklar. Bu filmi hukuk insanlarının da izlemesi lazım. Bir manyağın yalanları ile hayatı altüst olan Marécaux'un hikayesi izlenmeye değer.. Puanım 8/10



    Uzun zamandır bu tarz film izlememiştim aslında hiç bana uygun olmayan hatta gerildiğimi hissettiğim bir filmdi ama oldukça sürükleyici olduğu için sonuna kadar izlemek istedim Yabancı filmleri her izlediğimde işte diyorum oyunculuk böyle bir şey ve gerçek oyunculukda böylesi muhteşem bir sinema keyfi veriyor insana.

    Filmin gerçek yaşam hikayesi olması zaten izlenmeyi fazlasıyla hakkediyor..

    Biyografi ve gerilim tarzı film izlemek isteyenlere tavsiye edilir..
    unuttum.29 ve Murat.Y bunu beğendi.

  3. #363
    Kategori Yöneticisi
    Gazoz Agacı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2012
    Şehir
    İstanbul
    Mesajlar
    8,988
    Blog Mesajları
    452
    Bahsedilme
    21 Gönderi
    Etiketleme
    8 Konu






    ADANIN BÜYÜSÜ



    Yapımı : 2012 - ABD
    Tür : Dram , Komedi
    Süre: 109 Dak.
    Yönetmen : Rob Reiner
    Oyuncular : Morgan Freeman , Madeline Carroll , Virginia Madsen , Kevin Pollak , Boyd Holbrook
    Senaryo : Rob Reiner , Guy Thomas , Andrew Scheinman
    Yapımcı : Rob Reiner , David Valdes

    Film Özeti

    Morgan Freeman’ın başrolünde oynadığı kaliteli bir aile filmi. Mutluluğun değerini anlatan, umudun her zaman bizimle olduğunu gösteren, paylaşımın ve ailenin hayatımızda ne kadar değerli olduğu gösteren türde bir öykü. Ünlü bir yazar rolünde oynayan Morgan Freeman, tekerlekli sandalyeye mahkum olarak yaşayan bir adamı canlandırıyor. Karısını kaybeden ünlü yazar Monte, hayata küserek yaşama kara bir pencereden bakmaya başlamış, alkol bağımlısı olmuş ve artık yazı yazmayı bırakmıştır. Kalan yıllarını başka bir şehirde geçirmek isteyen Monte, Isle’a taşınarak oraya yerleşmiştir. Komşularıyla tanıştıktan sonra tüm hayatı değişecek ve hayata yepyeni bir açıdan bakmaya başlayacaktır.


    Film ile ilgili yorumlar

    Umuda ve paylaşıma dair, mutluluk dolu bir öykü… Huysuz bir ihtiyar olan Monte (Morgan Freeman), tekerlekli sandalyeye mahkum, ünlü bir yazardır Ancak karısının ölümünden sonra hayatla olan bağını koparmış, alkol bağımlılığı nedeniyle yazmayı bırakmış ve altın yıllarını değerledirmek üzere Belle Isle'a taşınmıştır. Komşusu Charlotte (Virginia Madsen) ve kızları ile tanıştıktan sonra hayata karşı hissiyatı yavaş yavaş değişmeye başlar.





    '' Bütün kapılar kapanmış ve üstüme kilitlenmişti. Ama bir gün, ismi F. Oneal olan küçük bir kız kapımda belirip, bacaklarımı bana geri verdi...''
    unuttum.29 ve Murat.Y bunu beğendi.

  4. #364
    Kategori Yöneticisi
    Gazoz Agacı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2012
    Şehir
    İstanbul
    Mesajlar
    8,988
    Blog Mesajları
    452
    Bahsedilme
    21 Gönderi
    Etiketleme
    8 Konu





    PAPATYALAR


    Yapımı : 2006 - Güney Kore , HongKong
    Tür : Dram , Romantik
    Süre: 110 Dak.
    Yönetmen : Wai Keung Lau
    Oyuncular : Gianna Jun , Jung Woo-sung , Lee Sung-Jae , Ho-jin Jeon , David Chiang
    Senaryo : Kwak Jae-young
    Yapımcı : Hoon-tak Jung , Ellen Chang


    Film Özeti


    Hye-Young, Amsterdam’da yaşayan genç ve güzel bir ressamdır. Şehrin en işlek meydanında insanların resimlerini yaparak ve kendi tablolarını satarak geçimini sağlamaktadır. Park Yi ise, şehirde uluslar arası uyuşturucu trafiğinde önemli rol oynayan Kore mafyasının emrindeki bir kiralık katilidir. Park Yi, bir papatya tarlasında resim yaparken gördüğü Hye-Young’a aşık olur.

    Onun çalıştığı meydanı karşıdan net bir şekilde gören bir daire kiralar ve hergün onu izler. Ancak kendini gösterme cesaretini bulamaz. Bunun yerine hergün saat 4:15’de onun dükkanının önüne bir demet papatya bırakıp, “çiçekler” diye bağırıp ortadan kaybolmaktadır. Bu gizemli hayranından hergün aynı saatte çiçekler alan Hye-Young, hiç görmediği bu adama aşık olmuştur.





    Film ile ilgili yorumlar

    Ne kadar güzel bir film…ne kadar samimi.. İlk kasımpatıları açarken bisiklete binmek kadar özgür.. keyifli. .Diğer taraftan içli bir şarkıyı söylemek kadar üzgün.. kırılgan.. Artık ne zaman bir Güney Kore filmi izlesem ilkokul günlerimi anımsıyorum. Önlüğüm mavi, yakam beyaz oluyor…sırt çantamla kahramanların dünyasına bir yolculuk…nasıl tarif etsem..sessizlik ve çığlık.. Sinemanın renkleri bunlar diye düşünüyorum. Mavi hüzün, mutluluk beyaz diyorum...Tıpkı hayat gibi..İç içine geçmiş..grift..Filmi iki kez izledim. Hye-Young' ın yazgısına üzülmedim değil. Ama bir ayrıntı var. Daha filmin ilk başında yağmurdan kaçıp tentenin altına sığınan insanlar arasında elinde papatyasıyla Pak-Yi yok muydu? Vardı tabi oysa Hye-Yung bunu fark edemedi. Öyle ya; bazen aşk yanı başımızdadır.. yağmurdan kaçıp sığınacak yer ararken ayak izlerini duymayız belki ama o neşeli şarkılarını mırıldanır hep kulağımıza.. papatyalar açarken..kır düşlerimizde..yalınayak..Muazzam bir incelik..sadelik ve aşk.. Nasıl desem tanımadığınız insana nehirden geçebilmesi için bir köprü inşaa edebilecek kadar..tutkulu.. biraz da melankolik..İşte Güney Kore filmlerini sevişim bundan..





    Üzgünüm, İlk başta, bu sevgi dolu genç kıza yardım etmek istedim. Bir köprü inşa ettim. ve sen bana resmini verdin. Ben papatyalar göndermeye başladım. Ama inşa ettiğim köprü, senle ben arasındaki bir köprüye dönüştü. Daha sonra, o gittikten sonra çok üzüldüğünü gördüm. Bu yüzden ortaya çıktım. Şimdi sana kalbini geri vereceğim... Hayal ettiğim aşk bana o kadar yakın ki. Ama tek yapabileceğim…seni kelimeler olmaksızın izlemek. Bu yabanı şehirde her gün aşkı çizerek yaşadım.Gelmeni bekleyerek ve umarak papatyaları izledim. Sonunda senin farkına vardım.. ama artık çok geç. Ama belki de birbirimiz için yaratılmadık. Bu aşkın uçup gitmesini hiç istemedim. Ama üzgünüm, gitmek zorundayım sen hala burada nefes alırken...

    Dünyanın en güzel aşk ve dram filmini yapan koreliler. muhteşemdiiiiiiii yine yağmur yağıyor, sonra güneş açıyor. elinde papatyalar.. ve film bitiyor.



    '' Olur da bir gün sevgisizlikten üşürseniz işte bu filmi izlemeniz yeterli insanın içini ısıtan sevginin gücü bir anda sıcacık yapıyor yüreğinizi insan aslında en çok sevgiyle beslenir, sevgiyle tutunur yaşama...''
    Murat.Y ve unuttum.29 bunu beğendi.

  5. #365
    Kategori Yöneticisi
    unuttum.29 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2012
    Şehir
    Aksaray 68
    Mesajlar
    875
    Blog Mesajları
    17
    Bahsedilme
    16 Gönderi
    Etiketleme
    29 Konu


    Hayat tüm hataları yapıp kendi derslerini çıkaracak kadar uzun değildir.
    Hayatlarından/Hikayelerinden dersler çıkardığım Film Kahramanları var.
    Bu gün size onları önereceğim.

    Lester, Amerikan Güzeli’nin başkahramanı. Hayatı tam manasıyla (argo tabirimi mazur görün) b.k’a sarmış bir karakter. Filmde, onun kurtulmak için verdiği çabaya şahit olursunuz. Çok detay vermeden Polis filmine, Haluk BİLGİNER’in canlandırdığı Polis karakterine geçeyim. Polis’in hayatı daha fenadır.

    Tabir yerinde olursa Lester’in durumu Polis’e göre güllük gülistanlık sayılır.

    Her iki filmden de geleceğimi tasarlarken derinden etkilendiğimi de itiraftan kaçınmam.

    İzlemeyenlere tavsiye olunur, izleyenlereyse bir kez daha izlemelerini öneririm.
    Meraklısına Not: Eğer izlemedinizse önce Amerikan Güzeli’ni sonra Polis’i izlemenizi öneririm.



    Gazoz Agacı ve Murat.Y bunu beğendi.

    sorularınızı ilgili konulara yazın veya yeni konu açın lütfen. Ö.M'lere cevap yazmıyacağım artık...

  6. #366
    Kategori Yöneticisi
    Gazoz Agacı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2012
    Şehir
    İstanbul
    Mesajlar
    8,988
    Blog Mesajları
    452
    Bahsedilme
    21 Gönderi
    Etiketleme
    8 Konu






    ONUR SAVAŞI



    Vizyon Tarihi: 18 Ekim 2013
    Süre : 1s 51dk
    Yönetmen: Thomas Vinterberg
    Oyuncular: Mads Mikkelsen, Thomas Bo Larsen, Annika Wedderkopp
    Tür: Dram
    Ülke: Danimarka , İsveç

    Özet & detaylar


    40 yaşındaki Lucas, geçirdiği zor boşanma döneminin ardından hayatını yeniden düzene koyabilmenin peşindedir. Kreşte bir iş bulur, yeni bir kız arkadaşı vardır ve ergenlik çağındaki oğluyla arasındaki sorunlu ilişkiyi onarmaya çalışmaktadır. Artık her şey yoluna girmek üzereyken işler ters gitmeye başlar. Sadece öylesine söylenmiş küçük bir yalan, içinde yaşadığı kasabaya bir virüs gibi yayılır ve Lucas kendini hayatı ve saygınlığı için savaşırken bulur.

    'Festen' filmiyle büyük bir sükse yaratan genç yönetmen Thomas Vinterberg'in son filmi olan 'Onur Savaşı' Cannes Film Festivali'nde büyük ses getirmişti. Film Altın Palmiye'ye aday gösterilip farklı kategorilerde üç ödüle layık görülürken, son dönemin parlayan yıldızı Mads Mikkelsen 'En İyi Erkek Oyuncu' ödülünü kucaklamıştı.




    Beyazperde eleştirisi

    Mads Mikkelsen’in canlandırdığı Lucas karakteri, Danimarka’nın küçük ve sevimli bir kasabasında, bir anaokulunda öğretmen olarak çalışmakta ve kasaba tarafından sevilip sayılmakta. Yakın zamanda eşinden ayrılmış Lucas, genç bir oğlu var ama oğlu annesiyle yaşıyor ve baba-oğul çok yakın sayılmazlar. Lucas son zamanlarda aralarını düzeltme çabasında. Yeni bir sevgilisi var. Boş zamanlarında ormanda avlanmaktan hoşlanıyor. Yani işin özü, hayatını yeniden toparlamaya çalışan, sessiz, sakin, durgun bir adam Lucas. Anaokulunda kendisine aşırı yakınlık besleyen 5 yaşlarında küçük bir kız var, bu küçük kız Lucas’ın kasabada en iyi anlaştığı adamın da küçük kızı. Kendi küçük dünyasında, öğretmeni onun duygularına karşılık vermeyince, kendince gördüğü bir fotoğraftan da etkilenerek Lucas’ın onun cinsel organına baktığına ya da dokunduğuna dair net olmayan birşeyler söylüyor ailesine ve etrafındaki diğer öğretmenlerine. İşte o noktadan itibaren tüm kasabanın Lucas’a olan yaklaşımı birden değişiyor ve Lucas’ın hayatı kabusa dönüşüyor. Ortada kesin olmayan ve asla ispatlanamayacak olan bir suçlama ve tüm bu suçlamalara herşeye rağmen körü körüne inanan koca bir kasaba halkı var.

    Kesin olmayan dedik ama filmde yönetmen, Lucas’ın böyle bir şey yapmadığı konusunu netleştiriyor izleyici için. Yani şüphesiz Lucas yanlış bir bilgiyle, küçücük bir yalanla suçlanıyor. Fakat kendisine inanmaya yeltenen neredeyse kimse yok. Lucas hem sosyal hem de ekonomik açıdan ciddi anlamda bir çöküş yaşıyor.

    Mikkelsen, tek başına kalmışlık içinde yıkılmamak için mücadele eden bir adamı son derece başarıyla canlandırdığı bu performansıyla 2012’de Cannes’da en iyi erkek oyuncu ödülünü aldı. 95 yılında sinemada Dogma95 yapım akımını başlatan 4 Danimarkalı yönetmenden biri olan Vinterberg’in ise sekizinci uzun metrajı Onur Savaşı, ingilizce adıyla The Hunt. Bu kez klasik bir anlatım şekli var filmin aslında, alışık olduğumuz bir giriş gelişme sonuç yapısı var. Fakat şaşırtıcı ve açık uçlu sonu da hikayeyi Kafkaesk bir yere taşıyor adeta.

    The Hunt’ın Danimarkalı görüntü yönetmeni Charlotte Bruus Christensen, filmin dramatik öğelerinin baskın olduğu kareleri, özellikle Lucas’ın o yalnız ve çaresiz, kapana kısılmış anlarını geniş açı lensle çektiği dar kadrajlarda, hatta gerçek algısını da hafiften bozarak vermiş. Güz mevsiminin de baskın olduğu hikayeyle filmde öyle tekinsiz bir atmosfer oluşmuş ki, gerilim-korku temalı bir yapım olarak sayamasak da, The Hunt’ı izlerken değme korku filmlerinden daha ürkütücü, daha gergin anlar yaşayabilirsiniz.

    Toplumsal önyargılar...

    Güven dediğimiz şeyin ne kolay sarsılacağına dair, toplumsal önyargıya, insana dair bir hikaye The Hunt. Bir tür "cadı avı" aslında ismiyle de altı çizilmek istenen. “Biz onun yerinde olsak ne yapardık” ve “biz onun etrafındakiler olsaydık ne yapardık" gibi cevabı zor soruları sordurtması da önemli The Hunt’ın…Kaçırılmaması gereken filmlerinden, ama benden söylemesi; izlemesi, sindirmesi kolay olmayacak!
    unuttum.29 ve Murat.Y bunu beğendi.

  7. #367
    Kategori Yöneticisi
    Gazoz Agacı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2012
    Şehir
    İstanbul
    Mesajlar
    8,988
    Blog Mesajları
    452
    Bahsedilme
    21 Gönderi
    Etiketleme
    8 Konu




    CENNETİN ÇOCUKLARI

    Yapım yılı: 1997
    Yönetmen: Majid Majidi
    Oyuncular: Mohammad Amir Naji, Amir Farrokh Hashemian, Bahare Seddiqi
    Tür: Komedi , Dram
    Ülke: İran

    Konusu

    Bu masalsı duygusal film, yoksul bir ailenin çocukları olan Ali ve Zehra isimli iki küçük kardeşin öyküsünü anlatıyor. Kızkardeşinin ayakkabılarını tamirciden getirirken kaybeden Ali, kendi ayakkabısını onunla ortak kullanmak zorundadır. Çünkü babalarının öfkesinden çekindikleri için durumu ona anlatamazlar, zaten anlatsalar da babaları yeni bir çift ayakkabı alamayacak kadar yoksuldur. Filmin tanıtım sloganında denildiği gibi onların bu küçük sırrı artık en büyük serüvenleri olacaktır.

    Filmde, okula giden iki kardeş ayakkabılarını değişerek giymek zorunda kalırlar. Zehra, dersten erken çıkar. Ali ile bir sokak arasında ayakkabılarını değişirler. Ali koşarak gittiği halde hep derse geç kalır ve azar işitir. Bir gün üçüncülük ödülü spor ayakkabı olan yarışmaya girmeye karar verir. Amacı üçüncü olup kazandığı ödülü Zehra'ya vermektir. Ayarlamaya çalışsa da birinci olur ama ayakkabıyı alamadığı için çok üzgündür.

    Masumiyetin, kederin ve kararlılığın öyküsünü anlatan bu dokunaklı filmi, bazı eleştirmenler Vittorio de Sica'nın 1948 tarihli Bisiklet Hırsızları (Ladri di Biciclette) filmi ile kıyaslamışlardır. Film eleştirmeni Roger Ebert ilgili yazısında, filmin çocuklar için neredeyse kusursuz bir seçim olduğunu, zira iyi niyetli bir saflıkla çekilmiş bu filmin birçok benzeri Amerikan çocuk filminde olduğu gibi ukalaca akıl vermeler, gizli alaycılık ve iğneleyici temalar içermediğini belirtmiştir.

    Ödüller

    Film 1998 yılında Yabancı Dilde En İyi Film Akademi Ödülü'ne aday gösterilmişti (Bu ödüle aday gösterilen ilk İran filmi olmuştur). Ancak bu ödülü Roberto Benigni'nin yönettiği İtalyan filmi Hayat Güzeldir'e (Life Is Beautiful) kaptırdı. İran dışındaki ilk gösteriminin yapıldığı Montréal Film Festivali'nde ise FIPRESCI ödülü dahil 4 ödül kazandı. Film çeşitli yarışma ve festivallerde toplam 10 ödül kazandı.


    unuttum.29 ve Murat.Y bunu beğendi.

  8. #368
    Kategori Yöneticisi
    Gazoz Agacı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2012
    Şehir
    İstanbul
    Mesajlar
    8,988
    Blog Mesajları
    452
    Bahsedilme
    21 Gönderi
    Etiketleme
    8 Konu




    HARRY, SALLY İLE TANIŞINCA

    Yapımı : 1989 - ABD
    Tür : Komedi , Romantik
    Süre: 96 Dak.
    Yönetmen : Rob Reiner
    Oyuncular : Meg Ryan , Billy Crystal , Carrie Fisher , Bruno Kirby , Gretchen Palmer
    Senaryo : Nora Ephron
    Yapımcı : Rob Reiner , Andrew Scheinman

    Film Özeti

    Harry ve Sally birlikte Chicago Üniversitesi'nde okudukları halde ancak mezuniyetten sonra aynı arabayla New York'a giderken tanışır. Yolda uzun uzun sohbet ederler ve 'Kadın ile erkek sadece arkadaş olamaz' kanısına varırlar. New York'a varınca ikili kendi hayatlarını yaşar ancak arada görüşüp birbirlerine olan bitenden bahsederler. Bir gün Harry eşinden, Sally de sevgilisinden ayrılır ve karşılaştıklarında, aralarında iyi bir dostluk başlar. İkili artık birbirine aşık olmamak için büyük çabalar sarf edecektir.




    Peki buna ne dersin! Hava 21 dereceyken üşümeni seviyorum, bir buçuk saatte sandviç sipariş etmeni seviyorum,deliymişim gibi bakarken anlamamış gibi kaşını kıvırmanı seviyorum, bütün gün seninle beraber olunca giysilerime parfümünün kokusunun sinmesini seviyorum ve gece yatmadan hemen önce en son konuştuğum insan olmanı her şeyden çok seviyorum. Yalnız olduğum için veya yılbaşı akşamı olduğu için değil!

    Hayatının geri kalanını biriyle geçirmek istediğini farkettiğinde hayatının geri kalanı bir an önce başlamasını istiyorsun Sally!





    "Hayatının geri kalanını biriyle geçirmek istediğini fark ettiğinde, hayatının geri kalanının bir an önce başlamasını istiyorsun."

    Filmde anlatılanları tam anlamıyla özetleyen cümle. Meg Ryan'ın güzelliği ve mimikleri şahane. Hayatın içinde olduğu kadar komedi var. Ayrılmış iki insanın yeni bir düzen kurmaya çalışması, gayet güzel diyaloglarla işlenmiş.

    'Kadın ile erkek sadece arkadaş olamaz' gerçeğini bir kere daha sorgulatan, düşündüren ama bunu yaparken güldüren, eğlendiren hayli keyifli bir filmdi. İzlerken acaba gerçektende 'Kadın ile erkek sadece arkadaş olamaz' söyleminin doğruluğundan şüphe duyarken bir yandan da hayır neden mümkün olmasın ki dedirten..neyse izleyen olursa buraya yazabilir acaba gerçekte varolan bir tabunun dokunulmazlığı mı yoksa bahse konu olan aşkın karşı konulamaz varlığı mı kadın erkek arkadaşlığını olamaz dedirten bir varsayım mı yoksa kanıksanmış gerçeklik mi???
    Halil Yılmaz, unuttum.29 ve Murat.Y bunu beğendi.

  9. #369
    Kategori Yöneticisi
    Gazoz Agacı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2012
    Şehir
    İstanbul
    Mesajlar
    8,988
    Blog Mesajları
    452
    Bahsedilme
    21 Gönderi
    Etiketleme
    8 Konu




    OKUYUCU

    Vizyon Tarihi: 10 Nisan 2009
    Süre: 2s 3dk
    Yönetmen: Stephen Daldry
    Oyuncular: Kate Winslet, Ralph Fiennes, David Kross
    Tür: Dram
    Ülke: ABD , Almanya


    Özet & detaylar

    II. Dünya Savaşı ertesi, Almanya. Michael adlı genç, kendisinin yaşça iki katı büyük olan Hanna Schmitz’e aşık olmuştur. Gizli bir ilişki götüren ikilinin aşkı Hanna’nın bir gün ortadan kaybolmasıyla biter.

    Aradan 8 yıl geçmiştir ve hukuk okuyan Michael savaş suçları mahkemesinde gözlemcilik yapıyordur ve bir gün sanık sandalyesinde Hanna’yı görür. Mahkeme’de Hanna’nın geçmişi ortaya dökülürken, Michael ikisinin de hayatını değiştirecek bir sırrı ortaya çıkarır.

    Ödüller


    The Reader, eleştirmenler ve sinema dünyasından oluşan üyelerin bulunduğu önemli birliklerden genellikle film, senaryo, yönetmen dallarında adaylıklar alabilmiş ve Kate Winslet'ın oyunculuğuyla Oscar dahil birçok ödül kazanmıştır.

    Akademi Ödülleri (81'inci)


    En İyi Film
    En İyi Yönetmen (Stephen Daldry
    En İyi Kadın Oyuncu (Kate Winslet)
    En İyi Uyarlama Senaryo (David Hare)
    En İyi Sinematografi

    Altın Küre Ödülleri (66'ncı)


    En İyi Film - Drama
    En İyi Yönetmen
    En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Kate Winslet)
    En İyi Senaryo
    SAG (Screen Actors Guild Awards)
    En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Kate Winslet)

    BAFTA

    En İyi Film
    En İyi Yönetmen
    En İyi Kadın Oyuncu (Kate Winslet)
    En İyi Sinematografi
    En İyi Uyarlama Senaryo




    İzlediğim en iyi filmlerden biri. Bazı duyguların aslında ne olduğunu yada ne olmadığını mükemmel anlatan bir film. Verilen yanlış kararların nelere sebep olabileceğini ve sevginin insana neler yaptırabileceğini harikulade anlatmış bu film.

    Murat.Y bunu beğendi

  10. #370
    Kategori Yöneticisi
    Gazoz Agacı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2012
    Şehir
    İstanbul
    Mesajlar
    8,988
    Blog Mesajları
    452
    Bahsedilme
    21 Gönderi
    Etiketleme
    8 Konu
    Sponsor Bağlantılar




    Yapım yılı:
    2015
    Ülke: İngiltere
    Tür: Polisiye, Gerilim, Gizem
    Yönetmen: Aisling Walsh
    Oyuncular: Sophie Rundle, Lucy Chappell, Miranda Richardson


    Filmin Konusu

    BBC tarafından Televizyon filmi olarak çekilen bu yapım, gizemli bir müfettişin zengin bir ailenin akşam yemeğinde, genç bir bayanın intiharını araştırmasını anlatıyor.




    "Halk adamlarının ayrıcalıkları olduğu kadar sorumlulukları da vardır."

    "Önemli olan bu hayata nerede başladığın değil, nerede bitirdiğin."


    Filmle ilgili yorumlar

    Bu zamana kadar yüzlerce film izleyen birisi olarak bu film kadar sürükleyici ve anlaşılabilir kısa diyalogların olduğu bir film izlemedim. Filme resmen dikkat kesildim ve nasıl geçtiğini anlamadım. Filmin özellikle ikinci kısmının 22. dakikasında müfettişin, dönemin burjuvasına ve aslında günümüz zenginlerine de vermiş olduğu bir konuşma var ki sonuna kadar haklı olduğunu düşünüyorum. Benim için tek kelimeyle harika bir filmdi.

    Film bir şeyler hakkında basitçe düşünmemizi sağlıyor.iyi veya kötü olumlu veya olumsuz insanın düşünmesi kafa yorması gayet yararlı bir şey özellikle de koyunluğun popüler olduğu günümüzde. Somut şeylerden zevk almak ilerisi için kafa yormamak gibidir. Dan diye alınlara vurulmadıkça idrak edemeyenlerin olduğunuda göstermiş film.




    Oldukça ilginç bir filmdi. Uzun zamandır böylesine gerilmedim ama yine de hoştu. Zekanın sınırlarını zorlamaya başlar sandım ama değil sadece biraz hayal gücüyle doğru noktalara ulaşabilirsiniz. Aslında filmin izleyiciye vermek istediği mesaj çok anlamlıydı. Müfettişin söylediği şu sözler...

    '' Ama şunu aklınızda tutun. Hayatları, umutları, korkuları, acıları ve mutlu olma şansları bizim hayatlarımızla, düşüncelerimizle, söylediklerimizle ve yaptıklarımızla içiçe olan insanlar var. Dünya üzerinde yalnız yaşamıyoruz. Bütün insanlığın sorumluluğu hepimizde. İnsanoğlu, bu dersten sınıfta kalırsa çok yakında gün gelecek etrafını ateşle, kanla ve ızdırapla çevrili şekilde öğrenmek zorunda kalacak...

    Murat.Y bunu beğendi

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş

Giriş