Like Tree16Beğeni

Konu: Ölüm ve Sonrası

  1. #11
    Üye
    kartalreis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2011
    Şehir
    ad: Kalperen Türkoğlu CCC yer: kalpOder Ötüken - Turan
    Mesajlar
    402
    Bahsedilme
    1 Gönderi
    Etiketleme
    0 Konu
    Sponsor Bağlantılar


    Can Bedenden Çıkmayınca


    Kara haber tez duyulur unutsun beni demişsin
    Bende kalan resimleri mektupları istemişsin
    Üzülme sevdicegim bir daha çıkmam karşına
    Sana son kez yazıyorum hatıralar yeter bana

    Unutma ki dünya fani veren Allah alır canı
    Ben nasıl unuturum seni can bedenden çıkmayınca

    Kurumuş bir çiçek buldum mektupların arasında
    Bir tek onu saklıyorum onu da çok görme bana
    Aşkların en güzelini yaşamıştık yıllarca
    Bütün hüzünlü şarkılar hatırlatır seni bana

    Unutma ki dünya fani veren Allah alır canı
    Ben nasıl unuturum seni can bedenden çıkmayınca

    Kırıldı kanadım kolum ne yerim var ne yurdum
    Gurbet ele düştü yolum yuvasız kuşlar misali
    Selvi boylum senin için katlanırım bu yazgıya
    Böyle yazmışsa Yaradan kara toprak yeter bana

    Unutma ki dünya fani veren Allah alır canı
    Ben nasıl unuturum seni can bedenden çıkmayınca


    Barış Manço


  2. #12
    Üye
    kartalreis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2011
    Şehir
    ad: Kalperen Türkoğlu CCC yer: kalpOder Ötüken - Turan
    Mesajlar
    402
    Bahsedilme
    1 Gönderi
    Etiketleme
    0 Konu


    Ladikli Ahmed Ağa


    5075.jpg


    BİZ AHİRET GEMİSİNE

    Ahmed Ağa, ömür defterini, dürüp de Hakka yürümeden bir kaç gün önce, oğlu Zekeriya'ya şunları söylemiş:

    — Oğlum, demiş, ben öldükten bir müddet sonra üç kişi gelecek! Geldikleri zaman şu emanetleri onlara ver!

    Ufak bir sandık içinde bir kaç parça eşyadan ibâret bir emanet bu. Bir şecere, bir hırka, bir mühür...

    Sonra da, işte o bir kaç gün içinde:

    Ecel gelir yalın yaya,
    Günlerimiz saya saya.
    Alnı sakar doru taya,
    Bindik gayrı gidiyoruz.

    Dünya bir imtihan-hâne,
    Burda her şey bir bahâne.
    Bir binek var pek şahane,
    Bindik gayrı gidiyoruz.

    Tohumları ata ata,
    Bazan kalka bazan yata,
    İki kanatlı bir ata,
    Bindik gayrı gidiyoruz.

    Bu dünyâ böyledir geçti,
    Kimi geldi, kimi göçtü,
    Herkes bineğini seçti,
    Bindik gayrı gidiyoruz

    Emisine Memisine,
    Haber verin cemîsine;
    Biz ahiret gemisine,
    Bindik gayrı gidiyoruz.

    diye diye, ömür defterini dürmüş ve yine o bir kaç gün içinde Hakka yürümüş... 8 Haziran 1969. Hanyası Konyası her sene Lâdik'e doğru akmış o gün. Lâdik Lâdik olalı öyle bir kalabalık görmemiş tarihte hiç.

    Sami Efendi Hazretleri Bursa'daymış o günlerde: Geliyoruz, biz gelinceye kadar kaldırmayın! diye haber gönderince, cenaze ikindiye kadar bekletilmiş. Sonra da bir "Şeb-i arus" şenliği içinde Lâdik'teki merkadine defnedilmiş.



    BİR ŞECERE, BİR HIRKA, BİR MÜHÜR


    Yıl bin dokuzyüz altmışdokuz, hasat mevsimi. Lâdik harmanlarında harıl harıl döven dönüyor. Arpa buğday, nohut mercimek, zeğerek, Allah ne verdiyse, bir taraftan dövülüyor bir taraftan ambarlara çekiliyor.

    Hasat mevsiminde köylülerin çoğunluğu harmanda yatar kalkar. Ben de yattım kalktım çocukluğumda bu harman yerlerinde.

    Her harmanın bir "küme"si, kümelesi olurdu o zamanlar. Uçları çatallı dört beş ağacın üstten birbirine çatılması ve aralarının da sık yapraklı çalılarla kapatılması suretiyle yapılırdı bu serin "küme"ler.

    Çiftçilerin harman evleriydi bu "küme"ler. Yemek orda yenilir, su orada soğuk tutulur, orada istirahat edilirdi. Harmanların tek kuytu ve gölge yeri bu "küme"lerdi. Gündüz istirahatleri yakıcı güneş dolayısıyle "küme"de, yapılır da, gece yatılarında "küme"nin dışarısı, sap arası ya da "çec"in kenarı tercih edilirdi.

    Gece yatılarında –mevsim sıcak– altınızda bir çul cuval, üstünüzde yine bir çul çuval, öyle yatarsınız. Bazan sapın, buğday sapının içine de sokulup yatabilirsiniz. Arpa sapının içinde yatmak çok zordur, arpa tozu çok feci yakar. Yakar ve kaşındırır. Ahmed Ağa'nın büyük oğlu Zekeriya, çecin kenarına yatmış.

    Elektriksiz köy gecelerinde yıldızlar yeryüzüne o kadar yaklaşır ki, galaksi çınarları dallarını salıverirler aşağılara sanki. Böylesi köy gecelerinde, hele hele berrak bulutsuz günlerin leylinde, ellerinizi uzatsanız dokunacak gibi olursunuz yıldızlara. Zekeriya yorgun, uykunun koynunda öylesine dalmış gitmiş ki, düş içinde düş görüyor. Rüyasında harmandan ambarına zahire çekiyor, ama mahsül o kadar çok ki, çeke çeke bitiremiyor. Harmanla ev arasında sırtında bir yırtık çuvalla, etrafa döke saça gide gele o kadar yoruluyor ki, harmana son dönüşünde: Şurada azıcık dinleneyim! diye yan gelip uzandığı bir sırada, bu kez de babası gelip dikiliyor tepesine: Zekeriya!

    Zekeriya uyanamıyor. Bir kez daha sesleniyor Ahmed Ağa: Zekeriyaa!..

    Zekeriya uykunun derinliklerinde şöyle sağına soluna bir dönüyor ama, yine uyanamayınca, Ahmed Ağa ayağıyla dürtüveriyor: Zekeriyaaaa!.. Kalk oğlum kalk, misafirlerimiz var odada!..

    Üçüncü seslenişte Zekeriya ayağa fırlıyor, heyecan içinde. Şöyle etrafına bir bakınıyor, tam seher vakti. Fecr-i sadık sökmek üzere:

    — Bismillâhirrahmanirrahim!

    Kümelesindeki çanak ibrikle bir abdest alıyor, dooğru eve, odaya gidiyor. Oda, Ahmed Ağa'nın misâfir odası, hariciye... Dört beş basamaklı taş merdivenden çıkılan girişinin bir tarafı evine, öbür tarafı sokağa açılıyor. Oda kapılarının anahtarları Zekeriya'da, fakat içerde ışık yanıyor. İçerde bir kaç kişi var. Ahmed Ağa'nın sözünü ettiği misâfirler, içerdekiler. Babasının ölmeden önce tembihatı olduğu için fazla şaşırmıyor ama, yine de tam teskin edemiyor heyecanını. Biraz da korkuyor hatta. Öyle ya, babası Ahmed Ağa, ölümünden bir kaç gün önce: Oğlum, ben öldükten bir müddet sonra üç kişi gelecek! Geldikleri zaman şu emanetleri onlara ver! demiş ama, gecenin bu en beklenmedik saatinde geleceklerini söylememiş.

    Her neyse, öyle de olsa, yine de bir heyecan uyanır insanda öylesi anlarda, böylesi durumlar karşısında.

    Zekeriya kendini şöyle azıcık toparladıktan sonra anahtarlarını kilitlere sürmüş ve açmış kapıları içeri girmiş, usulca:

    — Es Selâmü aleyküm!

    İçerdekilerin üçü birden, çömeldikleri yerden hafif önlerine eğilerek, elleri böğürlerinde:

    — Ve aleykum selâm ve rahmetullahi ve berekâtuhuuu!.. diyerek alıyorlar selâmını Zekeriya'nın.

    Hilâl şeklinde oturmuşlar içerdekiler. Hilâlin ucundaki boşluğu Zekeriya'ya ayırmışlar. İçlerinden biri eliyle işâret ediyor Zekeriya'ya, şuraya otur der gibi. Zekeriya da hemen oturuveriyor tabii.

    Zekeriya da oturunca el ele tutuşarak bir halaka oluşturuyorlar. Ve bir zikir başlıyor.

    Hû hû hû hû hû hû hû!
    Lâ i-lâ-he il-lâ hû!
    Hû hû hû hû hû hû hû!
    Lâ ma'-bû de il-lâ hû!
    Hû hû hû hû hû hû hû!
    Lâ mak-sû-de il-lâ hû!
    Hû hû hû hû hû hû hû!
    Lâ mev-cû-de il-lâ hû!

    Zikrin sonunda akar kokar bir şey veriyorlar Zekeriya'ya, yemesi için:

    — İnsâniyetine kat şunu! diyerek, ne olduğunu bilmediği bir şey tutuşturuyorlar eline.
    Zekeriya, eline tutuşturulan şeyden bir lokma alıyor ağzına ama... Aaaan-nâh!.. Ne yenir, ne yutulur bir şey fakat, ağzından çıkarıp da atacak hali yok. Çar naçar, yarı çiğnenmiş, yarı çiğnenmemiş yutuyor o lokmayı artık. Geriye kalanı da şöyle aklısıra farkettirmeden bir kenara koyduğu sırada, içlerinden biri:

    — Kısmetin bu kadermiş... Eğer tamamını yiyebilseydin babanın yerine sen yürüyecektin!.. demiş.

    Böyle söylenince, Zekeriya hemen koyduğu nesneye sarılmış ama, eli boş kalmış. Kendisine ikrâm edilen şey her ne ise –ki bence o, bir imtihan, sınama kısmet lokması, kısmet helvası– ortadan kayboluvermiş.

    Bi biri bi biri konuşuyormuş bu üç kişinin. Zekeriya öyle azıcık kıvranınca, yine o üçten biri:

    — Efendi, demiş, sen... Harımda (harman yerinde) gördüğün rüyanda da döktün seçtin ya kısmetini, o yırtık çuvalla? Ama gene de kısmetsiz değilsin...Zekeriya'nın şaşkınlığı zirveye çıkmış artık bunun üzerine iyice.Zekeriya'nın hayreti gayreti üzerinde dövünürken, yine üçten biri:

    — Biz, demiş, babanın sana bıraktığı emanetleri almaya geldik.

    Zekeriya, içinin içinde kendi kendine: "Emânet... Babamın bana bıraktığı emanet, bir şecere, bir hırka, bir mühür... Evet, elbet bişiy bunlar ama... Ehemmiyeti ne bunların bu kadar acaba?.." diye döküp düşünürken, yine üçten biri kalbinden geçirdiği şeye cevap vererek, şunu söylemiş:

    — Bir şecere, bir hırka, bir mühür, erbabı için çok şey, ama erbabı olmayan için hiç bir şey... Zevâhir bevâtının elbisesidir... Bevatını elbisesiz, çıplak görmeye herkesin tahammülü yoktur.

    Üçten biri böyle söylemiş ya, hakikaten de az sonra aynısı gerçekleşmiş bunun.

    O üç kişi Zekeriya'dan emanetleri alınca:

    — Hadin, demişler, hep birlikte Ahmed Ağa'yı ziyâret edelim!

    Hep birlikte odadan çıkmışlar, kabristana doğru yürümeye başlamışlar. Bahçe aralarından. Ahmed Ağa'nın eviyle kabristan arasında bahçeler varmış o zaman. Elmalar, erikler, armutlar, vişneler ve sıra sıra kavakların yer aldığı bahçeler...Gökte yıldızlar, yerde böcekler ve şurada burada tek tük kuş sesleri...Herkes uyurken ortaya çıkan gece kuşlarının sesi bir garibtir. İnsanı başka âlemlere çeker götürür.

    Zekeriya ve o üç gayb ricâli evliya bu manzara içinde kabristana doğru giderken, bir an için Zekeriya'nın keşfi açılıverir. Zerreden küreye her şeyin tesbihatını duymaya başlar. Taşların, ağaçların her şeyin, kimisinin rükuya vardığını, kimisinin secdeye kapandığını görür. Sağından solundan, önünden ardından, üstünden altından her taraftan bir tesbihat uğultusu gelmektedir. "Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ı tesbih eder; mülk O'nundur ve hamd O'nadır ve O her şeye kadirdir." (Teğabun suresi birinci âyeti)nin bütün esrarı gözlerinin önüne serilince, Zekeriya bayılır düşer.

    O üç gayb ricâli evliya, kollarından tutup kaldırırlar Zekeriya'yı:

    — Kalk efendi, kalk!.. Bu âlem halkının basiretinin bağlı oluşunun da bir faydası olduğunu gözlerinle gördün işte! Eğer herkesin basireti açık olsa, hiç kimse şu yapıp ettikleri şeylerin hiç birisini dünyada yapamazlar. Herkes el etek çeker dünyadan o zaman.

    Sonra, o lâhûtî cümbüş içinde, o gayb erenler, geldikleri gibi sır olurlar giderler. Zekeriya, azıcık toparlanır gibi olduğu zaman, babasının kabri başında bulur kendini.Yâsin sûresinin "O bir şey istediği zaman ol der, oluverir. Her şey O'nundur, O her şeyin üstünde ve ötesindedir. Hepiniz O'na döneceksiniz." meâlindeki son âyetleri dökülmektedir o anda Zekeriya'nın ağzından. Elini yüzüne çalarken, sabah ezanları başlar Lâdik'de...

    Mustafa Özdamar'ın Ladikli Ahmed Ağa Kitabı'ndan...

    Ladikli Ahmed Ağa / ON ALTI YILDIZ

  3. #13
    Üye
    kartalreis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2011
    Şehir
    ad: Kalperen Türkoğlu CCC yer: kalpOder Ötüken - Turan
    Mesajlar
    402
    Bahsedilme
    1 Gönderi
    Etiketleme
    0 Konu


    C*


    Herkes susar biz söyleriz

    Herkes söyler biz yaparız

    Herkes yapar biz ölürüz

    Herkes ölür biz yaşarız


    C*C*C*C*C*C*C*C*C*C*C*C*C*C*C*


    ölümC*ül

  4. #14
    Üye
    kartalreis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2011
    Şehir
    ad: Kalperen Türkoğlu CCC yer: kalpOder Ötüken - Turan
    Mesajlar
    402
    Bahsedilme
    1 Gönderi
    Etiketleme
    0 Konu


    C*


    Yaşadığını sandığınız ölüler, öldüğünü sandığınız diriler nerdeler... Diriyle bir olmakta hüner...


    C*C*C*C*C*C*C*C*C*C*C*C*C*C*C*


    ölümC*ül

  5. #15
    Üye
    kartalreis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2011
    Şehir
    ad: Kalperen Türkoğlu CCC yer: kalpOder Ötüken - Turan
    Mesajlar
    402
    Bahsedilme
    1 Gönderi
    Etiketleme
    0 Konu


    Ölüm Güzel Şey


    Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber...
    Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber?
    Öleceğiz müjdeler olsun, müjdeler olsun!
    Ölümü de öldüren Rabbe secdeler olsun!

    Kapı kapı, yolun son kapısı ölümse;
    Her kapıda ağlayıp o kapıda gülümse!
    O demde ki, perdeler kalkar, perdeler iner,
    Azrail’e hoş geldin, diyebilmek de hüner...

    O dem çocuklar gibi sevinçten zıplar mısın?
    Toprağın altındaki saklambaçta var mısın?
    Ölüm ölene bayram, bayrama sevinmek var;
    Oh ne güzel, bayramda tahta ata binmek var!

    Ufka bakarlar; ölüm uzakta mı uzakta...
    Ve tabut bekler, suya inmek için kızakta...
    Sultan olmak dilersen, tacı, sorgucu, unut!
    Zafer araban senin, gıcırtılı bir tabut!


    Necip Fazıl Kısakürek

  6. #16
    Üye
    kartalreis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2011
    Şehir
    ad: Kalperen Türkoğlu CCC yer: kalpOder Ötüken - Turan
    Mesajlar
    402
    Bahsedilme
    1 Gönderi
    Etiketleme
    0 Konu


    Bir Yiğit Ölmüş Diyeler

    Muhsin Yazıcıoğlu'nu rahmetle anıyoruz...

    5148.jpg


    Muhsin Yazıcıoğlu Hakk'a yürüyeli 5 yıl olmuş...

    Mekanın cennet olsun Muhsin Başkan....

    On Altı Yıldız olarak seni rahmetle anıyoruz. Tüm gönüldaşlarımızdan da Başkan'ın ruhuna Fatihalar istirham ediyoruz..


    Bir Yiğit Ölmüş Diyeler / ON ALTI YILDIZ

  7. #17
    Üye
    kartalreis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2011
    Şehir
    ad: Kalperen Türkoğlu CCC yer: kalpOder Ötüken - Turan
    Mesajlar
    402
    Bahsedilme
    1 Gönderi
    Etiketleme
    0 Konu


    C*

    (ÂLİ IMRÂN suresi 185. ayet) (Resmi: 3/İniş:94/Alfabetik:7)


    Eûzubillâhimineşşeytânirracîym - Bismillâhirrahmânirrahîym


    كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِ وَاِنَّمَا تُوَفَّوْنَ اُجُورَكُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ فَمَنْ زُحْزِحَ عَنِ النَّارِ وَاُدْخِلَ الْجَنَّةَ فَقَدْ فَازَ وَمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا اِلَّا مَتَاعُ الْغُرُورِ


    Okunuş - Kullu nefsin zaikatul mevt, ve innema tuveffevne ucurakum yevmel kiyameh, fe men zuhziha anin nari ve udhilel cennete fe kad faz, ve mel hayatud dünya illa metaul ğurûr.



    Kelime kelime anlamı


    1. kullu nefsin : herkes, her nefs
    2. zâikatu el mevti : ölümü tadıcıdır
    3. ve innemâ : ve lakin, fakat, amma
    4. tuveffevne : vefa edilir, ödenir, ödenecek
    5. ucûre-kum : sizin ecirleriniz, yaptıklarınızın karşılığı (ücret, mükâfat)
    6. yevme el kıyâmeti : kıyâmet günü
    7. fe men : o zaman, o vakit kim ... ise
    8. zuhziha : uzaklaştırılır
    9. an en nâri : ateşten
    10. ve udhıle el cennete : ve cennete, sokulur, konur
    11. fe kad fâze : o zaman, o taktirde kurtulmuştur
    12. ve mâ el hayâtu ed dunyâ : ve dünya hayatı değildir
    13. illâ : ancak, ...'den başka
    14. metâu el gurûri : aldatıcı metadan, geçici faydalanma



    TefhimulKuran - Her nefis ölümü tadıcıdır. Kıyamet günü elbette ecirleriniz eksiksizce ödenecektir. Kim ateşten uzaklaştırılır ve cennete sokulursa, artık o gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı metâdan başka bir şey değildir.

    Diyanet - Her canlı ölümü tadacaktır. Ancak kıyamet günü yaptıklarınızın karşılığı size tastamam verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete sokulursa, gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı metadan başka bir şey değildir.

    Elmalılı Orj. - Her nefis ölümü tatacak, ecirleriniz ancak kıyamet günü tamamlanacak, o vakit kim ateşten uzaklaştırılır da Cennete konulursa işte o murada erdi, yoksa dunyâ hayâtı aldatıcı bir meta'dan başka bir şey değil

    Elmalılı S1 - Herkes ölümü tadacaktır. Mükafatlarınız ancak kıyamet günü tamamlanacaktır. Her kim o vakit ateşten uzaklaştırılır da cennete konulursa, işte o, murada erdi. Yoksa, dünya hayatı, aldatıcı bir eşyadan başka bir şey değildir.

    Elmalılı S2 - Her canlı ölümü tadacaktır. Kıyamet günü ecirleriniz size eksiksiz olarak verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete konursa o, gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı zevkten başka birşey değildir.

    F. Kuran - Herkes kesinlikle ölümü tadacaktır. Yaptıklarınızın karşılıkları, kıyamet günü, size eksiksiz olarak verilecektir. O zaman kim Cehennem ateşinden uzak tutulur da Cennet'e konursa gerçekten başarıya ulaşmıştır. Dünya hayatı aldatıcı bir hazdan başka birşey değildir.

    M. Esed - Her can ölümü tadacaktır: Böylece Kıyamet Günü (yapıp ettiklerinizin) karşılığı size tam olarak ödenecektir; orada ateşten uzaklaştırılıp cennete sokulacak olanlar, gerçek bir zafer kazanmış olacaklardır: Zira bu dünya hayatı(na düşkünlük), kendi kendini aldatma zevkinden başka bir şey değildir.



    C* C* C* C* C* C* C* C* C* C* C* C* C* C* C*

  8. #18
    Üye
    kartalreis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2011
    Şehir
    ad: Kalperen Türkoğlu CCC yer: kalpOder Ötüken - Turan
    Mesajlar
    402
    Bahsedilme
    1 Gönderi
    Etiketleme
    0 Konu


    Alparslan Türkeş'i Rahmetle Anıyoruz...

    Vefatının 17. yılında Başbuğ Alparslan Türkeş Bey'i rahmetle anıyoruz ...


    5182.jpg



    Alparslan Türkeş Bey'i rahmetle ve hasretle anıyoruz...



    Türk Milletinin ve Türk davasının mümtaz liderlerinden merhum, Başbuğ Alparslan Türkeş Bey'i rahmetle anıyoruz ...

    Oktan Keleş

    Alparslan Türkeş'i Rahmetle Anıyoruz... / ON ALTI YILDIZ

  9. #19
    Üye
    kartalreis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2011
    Şehir
    ad: Kalperen Türkoğlu CCC yer: kalpOder Ötüken - Turan
    Mesajlar
    402
    Bahsedilme
    1 Gönderi
    Etiketleme
    0 Konu


    Tavaf-Umre

    Dr. Münir Derman anlatıyor...


    5196.jpg



    TAVAF - UMRE

    Esselamu aleykûm
    Ya Bakıyyetül cüz'ül cesedil insan
    Ya Yakud-ul hadra
    Ya El Hacer-ül Esved
    Şahidol.
    İşaret parmağını diline dokun.
    Sonra parmağının ucunu Hacer'e değdir.
    (Sakladığın sırdan bana görünmeyeni ver.)
    Sonra elini çek, elinin üstünü öp. Elin üstünü sağ gözüne sür.
    Sakın Hacer'i öpme.

    O gece göreceğin rüyayı kimseye söyleme. Hiç kimseye... Kâbe’de bulunduğunuz zaman seferi değilsiniz unutma...Dışarıda seferi olduğunuzu da unutmayın...Gece teheccüd namazı kılarsanız. Mekke'de nerede kalıyorsanız orada kıl...

    Umre'de: Birinci gün, sabah ve akşam namazlarını şafii taraftan Medine'ye doğru çevrilerek kıl (Güney).

    1. 2. 3. günlerde : Öğle, ikindi, yatsı namazlarını Hanbeli tarafta yani Kızıldeniz tarafı (Batı) Arkanı Kızıldenize vereceksin.

    2. 3. günü sabah - akşam Maliki tarafta yani arkanı Medine'ye vereceksin. (Kuzey).

    Dördüncü günü bütün namazları: Sabah, akşam, öğle, ikindi, yatsı, dönünceye kadar; hanefi tarafta yani Kızıldenize doğru güneşin battığı tarafa döneceksin.

    Medine'ye gittiğin zaman: Namazlarda sefer'i olduğunu unutma... Beş vakit namazı mümkünse Mescid'de kıl... Fazla namaza lüzum yok. Lâflara bakma. Medine'de Resulü Ekrem'e selâvat getirin.. Hz. Fatıma'nın ruhuna bildiğini oku... Nisa kapısı vardır. O cihetin dış tarafından Resulü Ekrem'e münacaatda bulun.

    Sebebini o tarafın ne olduğunu da sorma... Ravzaya yanaşmak, görmek arzusunu firenle. Kendini zorlama. Uzaktan münacaat efdaldir. Yakın tehlikelidir... Bırak o seni çağırarak yanaştırsın. Lâflara, arzulara kapılıp da cezbeye kapılma. Cezbe öteden çekilmedir. Bunu çok az kimse bilir. Hatta cezbe halinde söylenen sözlerden insan mes'ul değildir derler. Böyle düşünmek insanı küfre götürür. (Oradan) çekilen insan ilâhi cezbededir. O anda normalde küfür sayılan hal ve sözlerde bulunmaz, bulunamaz.

    Zira o anda: (Fe âlâ mennehû La ilahe illallah) sırrı içindedir.
    “Bir dost bulamadım gün akşam oldu"...

    Damla kul idim ummana dalıp kayboldum.
    Yine bir dost bulamadım.
    Meğer ummanın dostu ben imişim...
    O'nun dostu olmasan ölüm olmazdı.
    "Er refiki âlâ" sözünü unutma
    Herkes ölümü tadacak. Lezzet var bunda...

    Burada: Kâbe duvar mıdır? Duvarın hudutlandırdığı saha mıdır? Çünkü dışarıdan da çeriden de duvara doğru dönülmektedir. Kâbe emri ilâhi ile İbrahim Peygamber tarafından kurulmuştur. Resulü Ekrem'in Mekke'de doğması, Kabe'nin orada olduğundan mıdır, yoksa Resulü Ekrem'in murad-ı İlâhi sebebiyle Mekke'de doğacağı için mi Kâbe, Hazreti İbrahim tarafından kurulmuştur. Bunları bilmek gerek.

    Kabe dünya yaratılışında Allah'ın sır olarak bir muradıdır. Bunu bilenler vardır. Aşikârdır. Fakat ne akla, ne göze, ne düşünceye çarpar. Zaten asıl sır da budur. Apaşikârdır. Beş vakit, dünyanın her tarafından Kâbe'ye dönen müslümanlar o anda
    tavaftadırlar. Yani Umre'dedirler. Hac emir halinde bir Umredir, ziyarettir. Umre de bu emrin değişmez ulûhiyetinin emirsiz şeklidir. Zekât: Emir olmayan sadakada gizlidir. Sadakada emrolunan zekâtın nüvesi gizlidir.

    Hacda umre, umrede hac gizlidir. İtiraz etme, lâfı beğenmezsen zedeleme. Gül geç. Ne düşünürsen düşün. Bir iddiamız yok. Fakat söylediğimiz doğrudur. Ben senin bilgine yetişemem. Sen de bana... Sen yüksekte, baştasın. Biz ayak altındayız. Sen haklısın, evet... Fakat biz de doğruyuz. Şu küçük söylediklerimize cevap bul. Gel o zaman dost olalım... Şimdi dost değil miyiz? Diyeceksin. Dostuz. Fakat sen kendinin dostusun, bizi dost bilemezsin. Bu düşünce ve görüşünle...

    Dinle hele: Resul'e vahiy geliyor, bunu Cebrail getiriyor. Nereden getiriyor? Allah'ın yeri var da oradan mı getiriyor. O halde Allah başka yerde, Resul başka yerde... Haberler, emirler gönderiyor. Kadir gecesi Kur'an indiriliyor. Nereden? Mirac'a teşrif ediyor Resulü Ekrem... Ne zaman var, ne mekân var diyoruz. Aklımızda zamanı da mekânı da kendimiz kuruyoruz, icadediyoruz... Bu (küfür) dür. Yani yanlıştır. Böylelikle aklımızla her şeyin hazır ve nazır olandan ayrılıyoruz. Haberimiz olmadan. Bu gaflet ve şirktir.

    Kimisi demiş: Görmediğim Allah'a secde etmem. Ölmeden evvel ölün Nefsini bilen Allah'ını bilir. Bu bilgisizlik, idrak edememezlik bir perde ile ayrılmıştır. O perde (nefis) dir. Nefis nedir, onu bilmek gerek. Ondan sonra konuşalım.

    27.2.1985

    Dr.Münir Derman

    "ALLAH DOSTU DER Kİ... YAZILMAMIŞ SIRLARIN İLKİ YAZILACAK SIRLARIN SONU " Kitabından alınmıştır

    Tavaf-Umre / ON ALTI YILDIZ

  10. #20
    Üye
    kartalreis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2011
    Şehir
    ad: Kalperen Türkoğlu CCC yer: kalpOder Ötüken - Turan
    Mesajlar
    402
    Bahsedilme
    1 Gönderi
    Etiketleme
    0 Konu
    Sponsor Bağlantılar


    C*


    5397 - İbnu Mes'ud radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

    "(Izdırab ve mâtemi sebebiyle) yanaklarını yolan, üst başını yırt(ıp dövün)en, cahileye duasıyla dua eden bizden değildir."


    C* C* C* C* C* C* C* C* C* C* C* C* C* C* C*

    Buhârî, Cenâiz 36, 39, 40, Menâkıb 8
    Müslim, İmân 165, (103)
    Tirmizî, Cenâiz 22, (999)
    Nesâî, Cenâiz 19, (4, 20)


Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş

Giriş