Sayfa 1 Toplam 16 Sayfadan 12311 ... Sonuncu
Like Tree13Beğeni

Konu: Sırdaş...

  1. #1
    Üye
    kartalreis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2011
    Şehir
    ad: Kalperen Türkoğlu CCC yer: kalpOder Ötüken - Turan
    Mesajlar
    366
    Bahsedilme
    0 Gönderi
    Etiketleme
    0 Konu

    Sırdaş...

    Sponsor Bağlantılar


    Oktan Keleş ile Röportaj


    2184.jpg


    Oktan Keleş'in Yeni Aktüel Dergisi'nde yayınlanan röportajın tamamı. Yer sıkıntısı nedeniyle bazı bölümler yayınlanmamıştı. Şimdi TAMAMINI yayınlıyoruz.


    “Hz. Hızır manevi bir istihbarat teşkilatının başıdır”



    Kitaplarında metafizik alanda yaşanan mücadeleleri anlatan, kimi zaman önceden haber verdiği olaylarla adı manevi istihbaratçıya çıkan araştırmacı-yazar Oktan Keleş yakında yayınlayacağı yeni kitabında metafizik alandaki “manevi istihbarat ağı”nı ve manevi yapılanmayı ifşa edecek. Kitaplarıyla birçok olayın perde arkasını deşifre ederken, kimi kritik projelerde siyasetçi ve bürokratlara danışmanlık da yapan Oktan Keleş gördüğümüz olayların arkasında süren fizik ötesi mücadeleyi ve metafizik istihbaratı ve bu istihbaratın manevi yapılanmasını anlatıyor.


    Siz kamuoyu tarafından sıra dışı ve mistik konular üzerine çalışan bir araştırmacı-yazar olarak tanınıyorsunuz ama işin ehlince etrafımızdaki gerçeklerin görünmeyen yüzüne dair bir takım sırları ifşa ettiğinize dair şeyler duyuyoruz. Gerçekte yaptığınız işin mahiyeti nedir, açıklayabilir misiniz?



    Tasavvufi bir roman serisiyle başladım ki yediden yetmişe herkese hitap edebileceğim şekilde gerçek tasavvufu ve onun günümüzde yaşanan cephelerini ama bir yandan da o kategori içine giren görmediğimiz cephelerini anlatayım istedim. Dolayısıyla ben kendimi “Milenyum Dervişi” olarak niteliyorum. Çağımızda yaşıyorsak öğretileri de çağımıza uygun şekilde algılamamamız ve ya algıladığımız zamanı anlatmamız gerekiyor. Tasavvufi mistik meseleler ve biz farkında olmasak da bu çerçevede etrafımızda yaşananları 1001 Gece Masalları gibi anlatmak da mümkündü ancak bu tarz bizim çağımıza pek hitap etmiyor. Dolayısıyla ben doğrudan, yaşanan dünyada perde arkasında yaşanan metafizik gerçeklikleri roman şeklinde anlatmayı seçtim.

    Bunun içinde İstanbul’u da merkez olarak alarak, İstanbul’da yaşananlar perspektifinde tasavvufun hırka, tac ve cübbeden ibaret olmadığını, işin içinde başka şeyler, mistik mücadeleler de olduğunu göstermek adına kitaplarımda bu hayatı yansıtmaya çalıştım. Tabii fıkhı ve itikadı konulara bağlı kalarak yapıyorum bunu. Okuyucuya evliyaların, Allah dostlarının, mana erlerinin, dervişlerin hâlâ aramızda bulunduğunu, bir takım işlevler gördüğünü, bazı hadiselere müdahale ettiğini göstermeye çalışıyorum bu şekilde. Bunların sadece geçmişte kalmadığını, günümüzde de aramızda bulunduklarını göstermeye çalışıyorum. Günümüzde derviş algılaması yırtık elbiseyle yaşayan, kendilerini açlığa, fakirliğe mahkûm edenler gibi algılanıyor. Onların aslında günümüzde yaşayan örneklerinin nasıl olduklarını, nelerle uğraştıklarını göstermeye çalışıyorum. Dervişlik Allah’ın yarattıklarına karşı gösterdikleri sabrın karşılığıdır. Yunus’un dediği gibi “ne varlığa sevinir, ne yokluğa üzülür”. Böyle bir sabrı gösterendir derviş.



    Kitaplarınız her ne kadar roman, kurgu gibi görünse de içlerinde sadece teorik bilgiler olmadığını görüyoruz. Hatta sonradan bir kısmının gerçekleştiğini gördüğümüz ifşaatlar, olayları da haber veriyorsunuz o kurgu içinde. Hatta manevi işlerin ehilleri tarafından sizin yaptığınız işin aslında “Manevi istihbaratçılık” olduğu da söyleniyor. Nedir bu “Manevi istihbarat”.


    Manevi istihbarat tasavvufun olmazsa olmazlarındandır ve çok önemlidir. İstihbarat geçmişte tekkelerde belli bir öğreti silsilesi çerçevesinde seçilmiş insanlara verilen bir ilim dalıydı. Bunun fiziki ve metafizik istihbarat gibi iki boyutu var. Biz bu öğretiyi de aldığımızdan dolayı, bu işi Türkiye’de yapmak bu fakire nasip oldu. Bu işi topluma açmak bizimle vücut buldu diyebilirim. Çünkü başka bir örneği yok. Böylelikle yazıp, çizdiklerimle, yaptığım danışmanlıklarla tasavvufun böyle farklı bir dalından da dem vurmuş oldum. Sadece kişinin kendi nefsini terbiye etmesi ve kendisini manen geliştirmesinin dışında topluma, milletine, vatanına, devletine, insanlığa olan sorumlulukları bulunduğundan dem vurdum. Hz. Muhammed (sav) ve Kuran’ın belirttiği gibi “Düşmanı takipte gevşeklik göstermeyiniz” ilkesince böyle bir uygulamanın var olduğunu göstermeye çalıştım. Peygamber Efendimiz de kendi sahabelerinden bazılarını diğer toplum ve ülkelere gönderiyor ve “Bakın bakalım, bizim hakkımızda neler düşünüyor, neler planlıyorlar, bilgi toplayın getirin” buyuruyor. Bu manada manevi istihbarat söz konusu olunca baş istihbaratçı Hz. Muhammed (sav)’dir. O’nun Allah’tan aldığı vahiy zaten doğrudan manevi istihbarattır ama sahabeleri gönderip bilgi toplatması da maddi istihbarata girer. Bu bir öğretidir, tasavvufun bir dalıdır ve Hz. Peygamber bunu bizzat uygulamıştır.

    Kuran’daki Hz. Süleyman kıssalarında Hz. Süleyman’ın Hüdhüd adlı kuş olarak tanımlanan şeyi başka diyarlara gönderip, bilgi toplatması da bu manevi istihbarata girer. Dolayısıyla manevi alanlarda da istihbaratçılığın önemli bir yeri vardır. Bunlar dervişler arasında, tekkelerde uygulanmış ancak zaman içerisinde unutulmuş şeylerdir. Maddi ve manevi anlamda istihbaratçılık Adem Aleyhisselam’dan beri mevcuttur. Bunu millet olarak en fazla uygulayanlarsa Türk Milleti’dir. Örneğin Alparslan’ın istihbarat amaçlı Berid (Ulak) teşkilatı tarihi bir vakıadır. Yine benim yayınladığım bir makalede yer verdiğim Sultan Abdülhamit Han’ın bir grup istihbaratçıları da “Meczubîler”di. Fatih Sultan Mehmet’in ordusunda yine Delibozuklar diye biline teşkilatın içerisinde yine meczup istihbaratçılar bulunurdu. “Meczupların istihbaratla ne alakası var” diyeceksiniz ama bunlar derin konulardır. Bunlar eski tekkelerde tasavvuf dairesi içinde seçilmiş insanlara verilen ilimlerdi.


    Yani bazı dervişler hem maddi ve hem manevi anlamda istihbarat mı yapıyorlar?


    Örneğin ülkenin konumu, örfü, adeti vs. göre bunlar kahvelere, camilere, medreselere, her köşe başına dağılır, otururlar. Bunlar üzerlerindeki keşkül, teber gibi alametlerinden derviş oldukları bilinir. Dervişlik halk nazarında kutsal bir kavramdır, erenlik müessesesi içerisinde yer alır, dokunulmazlığı vardır. Halk nazarında çok derin bir bilgi olmamasına rağmen bunlara çoğun evliya gözüyle bakılır. Bunlar hakir görülse de bazı kitleler tarafından halkın geneli tarafından sorgulanmazlar. Abdülhamit Han bu yapıyı istihbari anlamda kullanmış. Bunlar toplumun çeşitli katmanlarına, şehrin çeşitli yerlerine dağılır. Bunların bir de başları vardır. Akşamüzeri bir yerde toplanır ve topladıkları istihbaratı başlarına bildirir. O başlar, gider kendi efendi hazretlerine bunları aktarır. Onlar da bunları ya doğrudan ya ulaklar vasıtasıyla bu bilgileri devlet erkânından birilerine ulaştırırlar. Bu işin maddi istihbarat yönünde; devlete, padişaha karşı kim ne düşünüyor, ne planlıyordan tutun, limanlara hangi mallar geliyor, kimler ne kaçakçılık yapıyor’a kadar pek çok bilgi ulaştırılır. Devlet erkânı bunları raporlar tasnif eder ve ona göre bir strateji planlar.

    Bunun bir de manevi istihbarat yani metafizik istihbarat yönü vardır. Dünya kuruldu kurulalı hak ve batıl mücadelesi dediğimiz bir şey var. İnsan ve Şeytan “Birbirinize düşman olarak ininiz” beyanıyla cennetten kovulmuşlardır. Adem, Havva ve Şeytan bundan beri birbirine düşmandır ve bu bir ilkedir. Cennetten kovulan lanetli Şeytan boş durmayacaktır, kıyamete kadar mühlet almıştır. O günden bugüne süregelen bir hak-batıl mücadelesi söz konusudur. Bu Şeytan ve Şeytani olan cin ve insanlarla, hak erleri arasında geçen bir mücadeledir. Şeytan sihir ve büyüyü kullanan bir varlıktır. Bu konuda da oldukça mahirdir. Bunun alternatifi olan bir de manevi ilim söz konusudur. Bu öğretiler çerçevesinde metafizik istihbarata dayanarak görünen dünyanın, görülen olayların arkasında çok daha fazla şeylerin gerçekleşmekte, dönmekte olduğunu söyleyebiliriz. Bunların gerçekleştirildiği yere İslami tabirle mana ya da rüya âlemi, Melekût âlemi diyebiliriz. İnsanlar rüyalarında ekseriyetle kendileri ile ilgili sembolik şeyler görürler. Dolayısıyla birçok inançlı ya da inançsız insan bu tür bilgileri alabilmektedir. Bunda inanç ya da inançsızlık etken değildir. Melekût âleminin bölümleri vardır. Melekût âlemi de bir istihbarat kapısıdır. Rüyanın İslam’da dört şekli vardır. Bunun biri günlük hayattaki olayların bilinç ya da bilinçaltına işlemesiyle olanı, diğeri doğrudan hak olan ve olduğu gibi çıkan yoruma gerek duyulmayan rüyalardır. Bir diğeri meleklerden gelen istihbaratlar yani tarafından gösterilen, melekût âleminden gelen rüyalardır. Bunlar rüya tabircilerinin tabirine muhtaçtır. Burada sembollerle gösterilir ve bunları sadece ehli yorumlar. Bir de Şeytan’dan gelen, yanıltıcı, halüsinatif , abuk sabuk rüyalar vardır. Şeytan ve Şeytanilerin melekût âlemine girip hırsızlık yaparak aldıkları bazı bilgileri bizi yönlendirmek amacıyla sembollerle gösterdikleri, ama esasında bizi yoldan çıkarmaya yönelik rüyalardır. Bu konuda ehil olanlar bu rüyalarda görülen sembolleri seçerek istihbaratı doğrudan mana âleminde ararlar. Bu da melekûtun istihbaratıdır. Bunu sıradan insanlara bile manevi istihbaratın geldiğini göstermek için söylüyorum. Bunun yanında bir de evliyaullahın ve Allah dostlarının mana istihbaratı vardır ki bu da ayrı bir şeydir.


    İyi de bu rüyaları istihbarat amacıyla nasıl kullanırlar ki?


    Ben 2006 yılında bir tv programında da söyledim, bu konuyla ilgili yurt dışından da bir takım teklifler geldi ama ben itibar etmedim. [B]Rüya istihbaratçıları ve rüya toplayıcıları vardır. Bunlar Anadolu’da köy köy kasaba kasaba dolaşır ve insanların gördükleri kayda değer rüyaları topluyorlar. Ben insanları yazılarımla uyardım. Rüyalarınızı böyle araştırmacı suretinde toplayanlara vermeyin. Zira böylelikle istihbarat topluyorlar. Eğer ben bir takım ilimlere ve sembollere vakıfsam, sizin rüyanızdan sizin karakteriniz, hayatınız hakkında istihbarat toplayabilirim. Bu konuda insanları uyardım. Nitekim bunun doğru olduğu bir süre sonra ortaya çıktı. Bir takım yabancıların grup grup dolaşıp bazen tercümanlar vasıtasıyla rüyaları derleyip topladıkları ortaya çıktı. İşte bu dediğim metafizik bölüme giren bir istihbarat. Bu rüyalardan insanların ortak ya da sıkı gördükleri sembolleri değerlendirip oranın psikolojisini çözebiliyorlar. Bu bilimsel olarak kullanılan ve gizli servislerin de yararlandığı bir metot. Bu gibi faaliyetlere karşı ciddi ülkeler karşı faaliyet ve önlemler geliştiriyorlar. Bu önlemler bazen dini öğeler içerisinde gazete, takvim gibi yerlerde topluma verilir. Bunlar vatandaşları koruma adına başvurulan manevi kalkanlardır. Ama tüm bunları kamufle etmek adına da her iki taraf da dezenformasyona başvurur. Mesela, manevi konuları suiistimal eden kimseler, sahtekârlar ön plana sıkça verilerek bu konuların gerçekliği ve ciddiyeti kamufle edilir. İşin bir boyutu da medyumluktur, sahtekârlık burada da devreye girer.

    Bir de zikir hali söz konusudur. Ayetlerde mealen “Kim benim zikrimden yüz çevirirse ona arkadaş olarak bir Şeytan takarız”
    buyruluyor. Yani zikrin olmamasının karşılığı Şeytandır. Zikir gibi ayinler sırasında da elde def eşliğinde yapılan bir takım hareketler sırasında vecd haline gelen dervişlerin kalbine bazı bilgiler, bazı duygular ilham olunur. Yani işin manevi istihbarat boyutu da vardır. Ama bugün avam denilen insanlar bunu bilmez ve maalesef günümüzde tekkelerde bunların öğretimi artık söz konusu değildir. Çoğunun bu meseleden haberi yoktur zaten.

    Peki, bizim gördüğümüz toplumsal, siyasi pek çok olayın perde arkasında aslında Şeytani ve Rahmani güçlerin mücadelesi mi var diyorsunuz? Yani hem manevi istihbarat hem de bir savaş mı söz konusu?

    İslam’da medyumluk, kâhinlik haramdır. Fakat dünyada kendilerine durugörü ya da arıgörü sahibi diyen bir takım kimseler istihbarat servisleriyle çalışmaktadır. Bunların aldığı bir takım vizyon ve ilhamlar değerlendirilir ve raporlandırılır. Mossad, CIA ya da eski KGB cinleri kullanıyor şeklinde bilgiler çalınmıştır kulağınıza. Bu işleri medyum denilen kişilerle yaparlar. Biz de bu işlerin kamuflesi cinci hoca denilen kişilerce yapılır. Bir takım kişiler medyum, cinci hoca diye medya tarafından üflenir. Bunlara sanatçısı, siyasetçisi, bürokratı, iş adamı her kesimden insanlar gelir. Annesine babasına, eşine söyleyemeyeceği sırlarını bunlara anlatır. Bu da istihbaratın ayrı bir boyutudur. O medyum ya da cinci hocadan da bu istihbaratı başka birileri alır. Bilmem anlatabiliyor muyum? Sonra bu cinci hocaların sahtekârlıkları afişe edilerek, “böyle manevi konulara aldanmayın, böyle şeyler yoktur” diye topluma telkinde bulunulur. Hakikatin üzeri böylece kamufle edilmiş olur. Bunların çoğu zaten cahil adamlardır. Kendini Mehdi ilan edenler gibileri bu gruba dahil etmiyorum. Onlar hasta insanlar kategorisinde yer alıyor.


    Peki manevi istihbaratın başka yolları da var mı?


    Mana istihbaratına devam edecek olursak, Hz. Süleyman ; “Belkıs’ın tahtını bana kim getirecek?” diye sorduğu zaman emrindeki cinlerden biri “Ben getirim” der ama huzurda bulunan bir başka zat onu cinlerden daha hızlı olarak göz açıp kapayana kadar getirir. Tasavvufta bu kişinin Hızır Aleyhisselam olduğu söylenir. Bir ayette o, “Allah katından güzel bir ilim verilmiş” zat olarak anılır. Kendine verilmiş “gayb ilmi”nin yanında Hz. Hızır’ın başında bulunduğu bir de manevi istihbarat teşkilatı vardır ki bu “Erenler” koludur. İşte bunlar nefislerini terbiye ve tezkiye yollarından, çeşitli eğitimlerden geçmiştir. Gerçek manevi istihbaratçılar bunlardır. Yoksa öyle sahtekâr medyum ve cinci hocalar değildir. Bu kişiler kabiliyet ve marifetleri ölçüsünde erenlerin seçtiği ve ilimlerinden verdikleri dervişleridir. Sanat ve ilimlerden tutun, entelektüel çevrelerde bile olmayan pek çok marifet bu şahıslara kazandırılır.

    Bu manevi istihbarat sanatında yararlanılan araçlar arasında ebced ve cifiri de sayabiliriz. Bu ilimler sadece harf ve matematiksel ibarelere başvurur gibi görülseler de daha deruni halleri vardır. Var olan ama aşikâr olmayan bir hadiseyi Allah’ın izniyle bu ilimlere dayanarak keşfetmeye yarayan birer istihbarat sanatı araçlarıdır bunlar. Biz bunların hemen hemen hepsini kullandığımızdan dolayı takdir edersiniz ki çok şeyi Allah’ın yardımıyla önceden haber verdiğimiz oluyor. Hatta benim kitaplarımda bildirdiğim kimi şeyler gibi çok şey birebir zuhur ediyor. Dolayısıyla manevi istihbaratçılık Allah’ın var ettiği ve ehline bildirdiği bir ilim dalıdır.



    Şeytanileri anladık diyelim ama bu olayların perde arkasında olumlu ya da rahmani manada kimler istihbari görev yapıyor ve mücadele ediyor?


    Allah dostlarının en başta bulunduğu, Hazret-i Hızır’ın başkomutanlığını yaptığı, Pirler, Üçler, Yediler, Kırklar denilen Allah erlerinin sürdürdüğü bir mücadeledir bu. Eski mehter marşlarımızda “Yardımcıdır bize Kırklar, Yediler” denildiği gibi Kırklar Meclisi denilen Gayb Erenleri yeryüzündeki birçok olayın perde arkasında istihbaratını yapar ve savaşını verirler. Kuran-ı Kerim’de bir çok ayetler vardır ki görmediğimiz bir âlemde verilen nice savaşlara işaret eder. Manevi istihbaratçılar içinde Veliyullah yani evliyalar dediğimiz insanlar da bulunur. Hak evliyaları Allah’tan doğrudan ve yoruma muhtaç olunmadan melekut âleminden, levh-i mahfuz’dan bilgiler alır. İlke şudur: “Gayb-ı Allah’tan başka kimse bilmez, onun bildirdikleri müstesna…”. Onlar Allah’tan aldıkları bu safi ilhamlarla gayb yani bize bilinmeyen görünmeyen şeyleri bilirler. Bize gayb olan onlara değildir. Bu manada biz onlara Dabbe’t-ül Arş diyoruz. Dabbe’t-ül Arz bilinir de Dabbe’t-ül Arş yani gökte sürünenler yani gezinenler pek bilinmez. Fakat, her Allah Dostu mana istihbaratçısı değildir. Bireylere, gruplara, cemaatlere, ümmete istihbarat verenleri vardır. Mana istihbaratında vazife gören Allah velileri Hz. Hızır’ın komutanlığında, aralarında hiyerarşik bir yapıyla çalışırlar. Bunlar bazen bizim oturduğumuz şu kahve köşesine gelir ve öyle bir şey söyleyip gider ki kimi zaman o söylediği bütün dünyadaki istihbarat örgütlerinin peşinde olduğu bir bilgi olabilir. Onun bunu söylemesinin anlamı vardır: o da söylenen kişinin ehil olması anlamına gelir. Bazen bunu tüm kamuoyuna ulaşması sağlanacak şekilde ulaştırabilecek birilerine söylerler.


    O zaman kitap ve makalelerinizde bildirdiklerinize bakılırsa size manevi istihbaratçı diyenler haklı çıkıyor sanırım?


    Estağfurullah. Bunlar başkalarının yakıştırmaları. Ben böyle büyük laflardan kendimi beri görmek durumundayım. Ancak 2006’da yazdığımız kitabımızda bugün Suriye’de olanları yazdığımız gibi bir çok yazımızda böyle haberler verdik. Bizim kitaplarımızda haber verdiğimiz ve sonradan çıkan kimi bilgilere istinaden hakkımızda “Kâhin mi, yazar mı” gibi yazılar yazıldığı oldu. Bunlar kâhinlik falan değildir. Muhafazakâr kesimin yanı sıra, entelektüel ve laik çevrelerde bunlar üzerine bu işlere bir hayli ilgi duydular. Bu sebeple mana istihbaratçılığından bahsetmek biraz farz oldu.


    Teşbihte hata olmaz derler; anlattıklarınıza dayanarak fiziki derin devletin yanı sıra bir de manevi derin devlet yapılanmasından söz edebilir miyiz?


    Kesinlikle var. Yakında çıkacak olan beşinci kitabımda bunu olduğu gibi deşifre edeceğim. Tabii ifşa edebileceğim kadarını… Başıma bir hal gelmezse, bu manevi yapılanmayla ilgili hiç bilinmeyen bilgiler vereceğim kitabımda.


    Peki, bu manevi istihbarat ve savaş alanında ne gibi mücadeleler yaşanıyor?

    Rivayet odur ki, Kırklar denilen gayb erenlerinin yaptıkları hizmetlere talip olan ve bu uğurda dua eden bir adam varmış, onunda Kırklardan biri vefat etmiş ve onu onun yerine Kırklar meclisine almışlar ve görevlendirmişler. Sonra onu çağırıp neler yaptığı konusunda rapor istemişler. O da “Şu kimselerle savaştım, şu komploları engelledim, şeytanilerden şu kimseleri bertaraf ettim” diye raporunu vermiş. Kırklar cevap olarak ona şöyle demiş: “eyvah sen ne yaptın. Bu işleri engellemekle şu kadar kişinin gaziliğini, şehitliğini engellemiş oldun”. Bilmem bu menkıbeyle izah edebildim mi durumu. Bunun gibi etrafımızda dönen olayların perde arkasında böyle birçok hadiseler, yaşanan olaylar var. Bugün de bunlar hala oluyor. Kitabımda bunların bazılarını açıklıyorum zaten. Ama geçmişten, Osmanlı’dan bir örnek vereyim. Rus elçisi gelir ve yapacağı bir açıklamayla savaşı başlatacaktır. Ancak erenlerden biri onun yakınına gelir ve onu merdivenden iter. Bu kaza ile elçi ölür ve bu kadarcık müdahaleyle çıkacak olan bir savaş önlenmiş olur. Tıpkı “bir nal bir at kurtarır, bir at bir kumandan kurtarır, bir kumandan ordu, bir ordu devleti kurtarır” misali küçük görünen müdahalelerle bazı şeyler yönlendirilir. Bu manevi istihbarat savaşının etkinliğini anlatabilmek için sanırım bu örnek yeterli olur.


    Peki ülkemizle ilgili olaylara bakarsak, ülkemizde yaşanan kimi olaylarda da perde arkasında şeytani ve rahmani güçlerin istibarat mücadelesi var mı? Ne gibi şeyler oluyor bu alanda?


    Zahiri alanda olduğu gibi Bâtıni yani manevi alanda da birçok hadiseler söz konusu oluyor. Örneğin düşman saldırdığı zaman sizin bu öğretilerinizin beynine yani inancınıza saldıracaktır. Fakat bunları sizden birileri vasıtasıyla yapar. İşte bu bile büyük savaşın aslında manevi bir parçasıdır. Bu Batıni mücadele zahire döküldüğü zaman ayrı bir şeymiş, büyük bir oyun gibi eğil, günlük olaylardan biri gibi görünür. Oysa ileride etkilerine baktığınız zaman inancından, manevi ve milli değerlerinden uzaklaşmış, örfi kaygılarından uzaklaşmış bir topluma yol açabilir. Burada global anlamdaki demokratikleşmeden bahsetmiyorum, yanlış anlaşılmasın. Bunun için de Allah-u Teala şöyle bir ayet indirmiş: “Sizin için neyin hayır, neyin şer olduğunu bilemezsiniz”. Ülkemizde de bugün İstanbul’u merkez alacak olursak, bu manevi savaş olabildiğince hızla sürmektedir. Doruğa çıkmaktadır. Görüyorsunuz etrafımızda yalancı Arap baharları, bir cenahın İran ve Suriye’ye karşı mücadelesine Türkiye’yi dahil etme çabaları söz konusudur. Mesela, televizyonlarımızda birileri sürekli olarak Suriye ve İran’ı kötüleyip duruyorlar. İşte bunlar hep bu perde arkasındaki manevi mücadelenin zahire dökülmüş yansımalarıdır. Birilerini sürekli kötüleyip, insanların insani ve dini duygularına da hitap ederek şeytanilerin planlarını uygulatmaya çalışıldığını görüyoruz. Bu konuda yazıp konuşanların temiz olmadığını söylemiyorum ama bunlar üzerinden şeytanilerin ve birilerinin planlarını Türkiye’ye uygulatmak için ciddi bir çaba sarf ediliyor. Bu alanlarda manevi bir savaş halen sürdürülüyor. Ancak şunu söyleyebilirim, birilerinin umduğu gibi Türkiye Suriye’ye müdahale etmeyecektir.


    İstanbul’un bu manevi istihbarat savaşlarında özel bir konumu mu var?


    İstanbul Mekke’nin kalkanıydı. İslam dünyası ve hatta dünyanın merkeziydi. Bu mahiyetiyle İstanbul bütün dünyanın rahmani merkeziydi. Eskiden İstanbul’un tarihini 2500 yıl öncesine götürürlerdi. Biz bunun 20 bin yıllık geçmişi olduğunu söylüyorduk. Marmaray kazılarında çıkan eserlerle, lahitlerle bu tarihin en az 10-15 bin yıl öncesine kadar uzandığı görüldü. Burası 10 bin sene öncesinde Rahmani ve Şeytani güçlerin savaşlarının sürdüğü bir merkezdi. Örneğin burası Kuran’daki “İki denizin birleştiği” yer ifadesine şaşılacak şekilde denk düşer. Ben Marmaray tünelinin geçtiği yolun adının “Hüdai Yolu” olmasını öneriyorum çünkü bu tünel tam da Aziz Mahmut Hüdai’nin fırtınalı bir günde keramet göstererek karşıya kazasız belasız geçtiği ve ondan sonra denizcilerin karşıya geçmek için asırlarca kullandığı yola denk düşmektedir. Marmaray projesi tam da bu güzergâha denk düşmektedir. Bu bile asırlar öncesinden bildirilmiş bir istihbarattır.

    Bazen bu gibi istihbaratı kabir taşlarından, evliyaların bazı sözlerinden okursunuz. Yüzlerce sene sonra çıkacak hadiseleri bazen kabir taşlarındaki bir sembolden okuyabilirsiniz. Bunlar gelişigüzel söylenmiş sözler değildir. Dolayısıyla bunlar da bazen manevi istihbarat alma şekilleridir. Hüdai Yolu İstanbul için çok büyük bir manevi istihbarat projesidir. Bunun karşısında bulunan şeytani bir proje olarak nitelendirilecek şeyse Kanal İstanbul projesidir. Yanlış anlaşılmasın bunları yapan insanları itham etmiyorum. Anlatmak istediğim projenin getirecekleri. İstanbul’u pasta şeklinde bölmek, zaten doğal bir boğaz varken mantıksız bir şekilde Süveyş kanalı gibi suni bir ikincisini yapmak. Aslında kerametiyle Aziz Mahmut Hüdai manevi istihbaratı vermiş ve burada Hüdai Yolu denilen yerden bir su yolunun geçeceğini çok önceden işaret etmiş. Bu tünelde en korkulan şey yangın ve suda boğulma tehlikesi. Hüdai Hazretleri’nin “Kabrimize gelip bize dua edenlerin ölümü suda boğulmaktan ve ateşte yanmaktan olmasın” duası bile buna işaret ediyor.


    Gerçi sizi tanıyanlar, sizin kitaplarınızda yer verdiğiniz olayların ve onların kahramanlarının kurgudan ibaret olmadığını, günümüzdeki gerçek perde arkası olaylarını ve yaşayan gerçek mana erlerini kahramanlar olarak yansıttığınızı söylüyorlar.


    Allah’ın ayeti var: “Başıboş bırakılacağınızı mı zannetiniz?” diye. Allah dostları, veliler bizi başıboş bırakmıyor ve hissettirmeden etrafımızda olup bitenler üzerinde tasarrufta bulunmaya devam ediyorlar.


    Yani bunlardan etrafımızda fark etmesek de birçoğu var mı diyorsunuz?


    Bakmak var görmek var. Ama bizim kafamızda bir hak ereni, evliya şablonu var. Bu kalıpları kırarsak onlara ulaşabiliriz. Biz insanları kılığına kıyafetine, sakalına cübbesine sarığına göre değerlendirip kafamızda evliyalar üzerine oturtulmuş kalıplara göre değerlendiriyor ve “Bu evliyadır, bu değildir” diye kafamıza göre değerlendiriyoruz. Son model bir Land Rover jeep’e binen kimse neden evliya olamasın ki. Allah dostu olmanın ölçüsü kılık kıyafet, makam mevki, tekke şeyhlik değil yani. Biz kafamıza yerleştirilmiş kalıplarla imajlarla değerlendirirsek daha çok “Bu evliyalar, hak erenleri, dervişler nerede?” diye sorar dururuz.


    Romanlarınıza dönecek olursak kahramanlarınızdan biri kayıkla denize açılarak bir Balıkçı Baba’dan düzenli manevi istihbarat alıyor. Bu Balıkçı Baba kimi zaman yakın tarihte gerçekleşecek olaylardan bahsediyor. Bunun Hz. Hızır olduğu söyleniyor kimilerince.


    Doğrudur. Hızır, İlyas deniz ve karaların pirleridir, istihbarat sağlayanlarıdır derler. Ama Hızır Makamı denilen bir makam da vardır. Bazen Hızır makamına gelmiş evliyalar vardır. Onun makamında kalem müdürü gibi onun mührü ve yetkisiyle hareket etmeye salahiyetli kimselerdir bunlar. Hz. Hızır da bazen Balıkçı baba, bazen de Kaşıkçı baba kılığında, herhangi bir kılıkta görünür ve insanlara yardımcı olur. Bilmem anlatabiliyor muyum?


    Resimler için: Oktan Keleş ile Röportaj / ON ALTI YILDIZ

    güz gülleri bunu beğendi

  2. #2
    Üye
    kartalreis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2011
    Şehir
    ad: Kalperen Türkoğlu CCC yer: kalpOder Ötüken - Turan
    Mesajlar
    366
    Bahsedilme
    0 Gönderi
    Etiketleme
    0 Konu


    Peki, hadiselerin perde arkası derken yakın zamanlarda anlam vermekte güçlük çektiğimiz bir takım esrarlı olaylar oldu. Örneğin “Erke Dönergeci” denilen ve sınırsız bir enerji kaynağıyla çalıştığı iddiasıyla ortaya atılan ama acı şekilde alay konusu olan bir hadise vardı. Bunun aslını esasını bir türlü öğrenemedik, öylece kaldı. Örneğin bununla ilgili sizin bir manevi istihbaratınız var mı?


    Bu konu dezenformasyona uğramıştır. Nuh Peygamber’in tufan hadisesi vardır. Nuh’un gemisinin Ağrı ya da Cudi Dağı’na konduğuyla ilgili çok şey duymuşuzdur. Hatta bölgeye zamanında gelen bir astronot gibi pek çok araştırmacı gelmiş ve bazı parçalar kaçırdıkları şeklinde spekülasyonlar eşliğinde haber olmuşlardır. Cudi yüksek tepe, yüksek yer anlamına gelir. Ama aslında oldukça geniş bir bölgenin adıdır. Bu bölgede büyük bir enerji kaynağı maddeden söz edilir. Ben bu konuyu daha önce de yazdım. Burasıyla özellikle İsrail çok ilgileniyor. Bu bölge hakkında aldığımız manevi istihbarata göre burada çok büyük bir enerji olduğundan ve geleceğin enerjisi olarak tabir edilecek bu enerjinin petrolü ve bütün enerjileri sıfıra indirip insanlığın hayrına sunulacağından bahsediliyor. Eski metinlerden de buna dair işaretler çıkıyor. Orası şu anda yasak bir bölge… Araştırmacılar oralara gidebilmek için çeşitli kılıflarla bu yasağı delmeye çalışıyorlar. Dağda yolunu kaybedenler gibi çeşitli hikâyelere rastlıyoruz. Bugünkü terör olaylarına baktığımızda büyük ölçüde o bölgenin enerji potansiyeliyle alakalı olduğunu görüyorum. Neden İsrailliler vaat edilmiş toprakları istiyorlar. PKK vs. hep zurnanın son deliği… Bütün bu hadiseler geleceğin enerjisinin bizim topraklarımızda yatmasından kaynaklanıyor. Buradaki enerjiyle ilgili olarak ben devletimizin Erenler kolu vasıtasıyla bu projeyi koruma altına aldığını biliyorum. Bahsettiğimiz Erke Projesi sulandırıldı ama bu proje bundan daha da yüksek bir proje. Bu kendi kendine enerji üreten ve enerjisi bitmeyen bir maddeyle alakalı.



    Bu nasıl bir enerji? Erke Dönergeci dediğimiz şey bir uydurma değildi o zaman. Bu bahsettiğimiz enerjiyle mi çalışıyordu?


    Ben bu enerjiye Q enerjisi diyorum. Maksat isim vermemek. Ben zamanında volkanlar patlayacak, dünyada birçok yerde hayat olumsuz etkilenecek dediğimde bana gülmüşlerdi. Ama nitekim volkanlar patladı, bulutlar aylarca Avrupa’nın üzerinde dolaştı, uçaklar bir süre kalkamadı biliyorsunuz. O zaman “Bu maddi istihbarat olamaz, ancak manevi istihbaratla olabilir” dediler. Tıpkı bilim adamlarının “demir dünya elementlerinden değil, uzaydan geldi” demeleri gibi burada Allah’ın indirdiği bir madde ve enerji var bizim topraklarımızda. Erke Dönergeci ise kesinlikle palavra değildi. Kısmen bu enerjiye dayanıyordu. Ama çok fazla açılmaması gerekiyordu. Devletimiz onu kontrol altına aldı ve bu proje şimdilik uyutuldu. Şöyle düşünelim; sizin bir hazineniz var ama onu koruyacak gücünüz yok. Ne yaparsınız? Onu saklarsınız. Bunun için çok güçlü bir devlete ve orduya ihtiyaç var.


    Böyle başka manevi istihbarat savaşlarının yaşandığı başka örnekler var mı?


    Gemilerin batma hadisesinden tutun, volkan patlamalarına bazı konuları sitemiz onaltıyıldız.com’da gündeme getirdik. Örneğin iki ülkenin savaşın eşiğine geleceğini söylemiştik bir tv programında ve o televizyon hemen hacklenmişti . Böyle pek çok mesele var. Örneğin bugün Beşar Esad’ın yaptıklarını 2006 yılında “Bir Meczubun Rüyası” adlı kitapta aynen yazdım. O zaman “Ne alakası var” demişlerdi. Takip edenler biliyor. Son dönemlerde Esad’a suikast yapılabilir ve Türkiye’nin üzerine atılabilir diye yazdım, dikkat edilmesi için.


    Yine İstanbul’a dönersek, siz yapılan gökdelenlerle İstanbul’un siluetinin değiştirilmesini de benzer şekilde manevi bazı savaşlara bağlıyorsunuz bildiğim kadarıyla. Bunu nasıl açıklıyorsunuz?


    2006 yılında İstanbul’un siluetinin değiştirilmesi çalışmalarının başladığını yazdım. Camilerin kaybedilip, yerine gökdelenlerin yükseleceğini söyledim. O zaman da çok tepki aldım. Ama 6 yıl sonra benim o zaman çizdiğim resme uygun olarak aynı yerde iki bina şimdiden yükseltildi. Amaç İstanbul’un ruhunu yok etmek.
    Bundan kasıt mimarisiyle İstanbul İstanbul’dur. Osmanlı ve Bizans’tan kalan yapılarını kaybettiğiniz zaman İstanbul’un bir New York’tan farkı kalmaz. Bu İstanbul’u sıradanlaştırmaya, ardından da çeşitli şekillerde kültür işgaline yol açar. Yerli kültürden bahsetmiyorum. Kimisi Ekümeniklik iddiasını, kimisi başka argümanları kullanan dış güçlerin işgaline. Tarihi yarımadanın korunması ve Galataport projelerini de yabana atmamak lazım. Bunlar şeytaniler dediğim güçlerin yaptığı global planlarla bağlantılı.


    Siz aynı bağlamda Ayasofya ile de ilgili benzer projelerden bahsediyordunuz.


    Ayasofya ile ilgili çok dezenformasyon yapıldı. Mesela hiç tadilat yapılmadığı söylendi durdu. Oysa Abdülmecid zamanında Fossati diye bir mimar geliyor ve burada bazı melek figürlerini sıvayla kapatıyor. Biz dedik ki “Zamanı gelince bu melek figürleri açılacak”. Geçen sene açıldı ve ortaya çıkarıldı bunlar. Bunların hepsi semboller savaşının bir parçası. Anlamı şu: “Ayasofya bizimdir, dolayısıyla İstanbul bizimdir” diyorlar. Bu “Bizans işgal olsa da iki melek gelecek ve işgal edenleri helak edecek. Bizans tekrar bizim olacak” inancına dayanıyor. Bu Hıristiyan teologlar açısından bir semboldür. Ayasofya fethin bir sembolüdür ve camiye dönüştürülmüştür. Eğer Ayasofya elimizden çıkarsa fethin bir anlamı kalmayacaktır. Ben Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın burayla ilgili olarak çok büyük bir hayır yapmış ve müzeye çevirerek güçlenene kadar buranın üstünü örtmüştür. Madem yeri geldi bunun da istihbaratını vereyim bari. Bunu temenni olarak değil bilerek söylüyorum: Ayasofya zamanı gelince tekrar cami olarak açılacaktır.


    Siz kitap ve yazılarınızda Mekke üzerine oynana oyunlardan da bahsediyorsunuz? Açar mısınız?


    Bakın, Mekke Emiri peygamberin torunu falan değildir, Yahudi asıllı biridir. Mekke yapılan oteller, yapılar, saat kuleleriyle adeta Las Vegas’a çevrilmiştir. Yapılan saat kulesi Babil Kulesi’ni andırmaktadır. Üzerindeki hilal çok büyüktür ve Allah yazısının üzerine yerleştirilmiştir. Oraya yerleştirilen güneş, yıldız ve hilal sembolleri Lat, Uzza ve Menat denilen batıl tanrıların simgesi gibidir ve bunlar eski tabletlerde de aynen yer almaktadır. Bunlar Kâbe’den bile görünmekte ve Kâbe’yi küçücük ve gölgede bırakmaktadır. Kabe’yi dev binalar ve iş makineleri kuşatmıştır. Eski Sin tapınağı böylece sembolik olarak Kâbe’ye sokulmuştur. Kâbe’ye açıkça bir hürmetsizlik vardır. O bölgeye maymunlar bile kralın dedesi tarafından getirilip üretilmiştir. Amaç Kâbe’yi yok etmektir. Ama Allah’ın da bir planı vardır. Çok büyük helakler olacaktır, Suudi hanedanlığı da zamanı gelince yok olacaktır. Bunu da tarihe not düşelim. Kesin ve net olarak söylüyorum.


    Başka böyle planlar var mı?


    Yakında çıkacak olan kitabımda bunlardan bazılarını ifşa edeceğim. Şunu söyleyeyim Da Vinci Şifresi şimdi İstanbul üzerine oynanmaktadır. Da Vinci’nin büyük bir sırrını nasip olursa belgeleriyle açıklayacağım. Şu kadarını söyleyeyim, Da Vinci’nin sırrı Halfeti ‘de yatmaktadır. İlluminati gibi örgütler zurnanın son deliğidir. En tepede Şeytan ve şeytaniler bulunmaktadır. Bunlar dünyayı yönettiği ileri sürülen örgütlerin de üzerinde bir yapılanmadır. Diğer örgütler, bu en üsttekilerin potansiyelini diri tutmak amaçlı olarak dünyaya serpiştirilmiş örgütlerdir.


    Önümüzdeki günlerde dikkat edilmesi gerektiğini düşündüğünüz gelişmeler var mı?


    Özellikle Suriye ve İran konusuna Türkiye’nin bulaşmaması gerekiyor. Çünkü Türkiye bir savaşa çekilmek isteniyor. Yine İran’da çok büyük bir deprem bekliyorum. Bunların da normal şekilde oluşturulduğuna inanmıyorum. Bir başka konu; örneğin yeni bir uzay dini çıkarılmaya çalışılacak. Üç dinin birleştirilmesi safsatasıyla; tanrılar ve tanrısızlar savaşı kapıda. Böyle tanrılılar ve tanrısızlar kutuplaştırması yaratılmaya çalışılacak. Bunun merkezi Amerika ama İsrail ve Vatikan’da bu işin içinde, kutsal bir ittifak oluşturmaya çalışıyorlar. Bir sonraki hamlede “Bu dinlerden bize hayır gelmedi, yeni ve global bir din oluşturalım” demeye getirecekler. Ufolarla ilgili yeni haberler ortaya çıkarılacak. Ben kısaca bunlara Hilaliler ve Melamiler savaşı diyorum.


    BİROL BİÇER / birol.bicer@aktuel.com.tr

    Fotoğraflar: GÜVEN POLAT

    Oktan Keleş'in Aktüel Dergisi'ndeki Röportajı / ON ALTI YILDIZ


    Resimler için: Oktan Keleş ile Röportaj / ON ALTI YILDIZ
    güz gülleri bunu beğendi

  3. #3
    Üye
    kartalreis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2011
    Şehir
    ad: Kalperen Türkoğlu CCC yer: kalpOder Ötüken - Turan
    Mesajlar
    366
    Bahsedilme
    0 Gönderi
    Etiketleme
    0 Konu


    Kulbak Bilge

    Korkut Ata'dan Türk Milletine mesaj var...


    4715.jpg


    Kulbak Bilge - 1


    Dedem Korkut, kopuz omuzunda, çağları aştı da geldi. Yine heybesinden mektubunu çıkardı koca bilge.


    Mesaj ve resimler için: Kulbak Bilge / ON ALTI YILDIZ
    güz gülleri bunu beğendi

  4. #4
    Üye
    kartalreis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2011
    Şehir
    ad: Kalperen Türkoğlu CCC yer: kalpOder Ötüken - Turan
    Mesajlar
    366
    Bahsedilme
    0 Gönderi
    Etiketleme
    0 Konu


    Gargat Projesi: Görünmezlik DNA'sı

    Kulbak Bilge yeni sırlarla büyük projeyi deşifre ediyor...


    4899.jpg


    Oktan Keleş'in hazırlamış olduğu Kulbak Bilge çizgi romanında tarihi sırlar deşifre edilmeye devam ediliyor. 6. Bölümde Gargat Projesi, Yahudlilerin görünmezlik DNA'sı deşifre ediliyor...

    Gazete büyüleri ve daha bilinmeyen pek çok konu...

    Kulbak Bilge-6 / ON ALTI YILDIZ
    GülerAkköse bunu beğendi

  5. #5
    Üye
    kartalreis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2011
    Şehir
    ad: Kalperen Türkoğlu CCC yer: kalpOder Ötüken - Turan
    Mesajlar
    366
    Bahsedilme
    0 Gönderi
    Etiketleme
    0 Konu


    Oktan Keleş Karadeniz Tv'de


    4901.jpg


    Oktan Keleş, 8 Şubat Cumartesi günü saat 21.00'de Karadeniz Tv'de Gönül Mimarları Programında...

    Ahmet Yesevi Sırlarına devam...


    Not: Programı kaydedecek arkadaşlar linki bize gönderirlerse sitemizde de hemen yayınlama imkanı buluruz.


    Oktan Keleş Karadeniz Tv'de / ON ALTI YILDIZ
    GülerAkköse bunu beğendi

  6. #6
    Üye
    kartalreis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2011
    Şehir
    ad: Kalperen Türkoğlu CCC yer: kalpOder Ötüken - Turan
    Mesajlar
    366
    Bahsedilme
    0 Gönderi
    Etiketleme
    0 Konu


    Abdülhamid Han

    10 Şubat (dün) ABDÜLHAMİD HAN'IN 96. vefat yıldönümü idi...

    4911.jpg



    ABDÜLHAMİD HAN -1-


    Bu yazı herkes için yazmakla beraber, özellikle genç kardeşlerimizin dikkatini çekmek için kaleme alındı. Çünkü bizim ne kadar güzel bir tarihimiz olduğunu ve ne büyük şahsiyetler yetiştirdiğimizi anlayacaklar ve bir kez daha atalarını rahmetle anacaklar. Belki bilenler öyle yapıyordur, ama biz bilmeyenlerin de olduğu varsayarak konumuza girelim.

    II.Abdülhamid Han hakkında; ne kadar yazsak-çizsek yine de onu hakkıyla anlatamayız. N.Fazıl'ın "Ulu Hakan 2.Abdülhamid Han" isimli eserinde bir cümle şöyledir: "Abdülhamid'i anlamak, her şeyi anlamak olacaktır." Bu cümle aslında O'nun ve yaptıklarının özeti gibi. Geriye dönüp bakanlar şimdi O'nun yaptıkları önünde bir kez daha saygıyla eğiliyorlar.

    O'nun bakış açısı bize bugün bile yol gösteriyor. Çünkü O, maddi bir dünyanın imkanları ile her alanda işler yaparken manevi alemin büyükleri ile de hasbıhal ediyordu…

    Padişahım, seni bilenler derler ki; "abdestsiz yere ayak basmaz, hatta yatağının başucunda Kerbela toprağından imal edilmiş bir tuğla bulundur ve sabah kalkar kalkmaz, yere abdestsiz basmamak için, bu tuğla ile teyemmüm eder ve sonra abdest alırdı."

    Seni bize hep vehimli olarak tanıtırlar Padişahım.Ama onlar, senin bugün dahi kulaklarımızda yankılanan şu seslenişini duymamışlar: "Beni evhamlı sanıyorlardı. Hayır! Ben, sadece gafil değilim, o kadar!"

    Sen ki, 33 yıl başında bekleyen aç kurtları, yeri geldiği zaman tek başına defettin. O aç kurtların salyaları senden sonra vatanın her tarafına bulaştı. Senden sonra bir tespih tanesi gibi dağıldı koca Osmanlı İmparatorluğu Padişahım…. ( Ama çok şükür imamemiz elimizde kaldı…)

    Padişahım, seni 24 Nisan 1909'da 31 Mart denilen düzmece bir olayı bahane ederek tahttan indirenler, aslında bu yüce milleti tarih sahnesinden silmeyi amaçlıyorlardı.

    Padişahım; o dönemde sana yasakçı diyenler ne şartlar altında görev yaptığını bilmiyorlar mıydı? Aç kurtlar koca Osmanlı'yı bölmek için fırsatlar kollarlarken, seni nasıl yasakçı ilan ederler? Sana yasakçı diyenlere; Bir Osmanlı Gazetesi olan Gayret'i İngiltere tarafından dağıtımının neden yasaklandığını sorsan elbette bilemeyebilirler…

    Seni en iyi anlayanlar, neden "İngiltere'yi baş düşman" ilan ettiğini artık gayet iyi biliyorlar…

    Dünyanın her yerindeki mazlum milletlerin yardımına koştuğunu bilmiyorlar mı? Doğu Türkistan'a gönderdiğin ay-yıldızlı bayrağın, Kaşgar semalarından seni bugün bile selamlıyor Padişahım…

    Pekin Hamidiye Üniversitesi'nden kaçımızın haberi var?

    Şerif Hüseyin "ahh ben ne yaptım, ben ne yaptım…" diye dövünüyor mudur hala Padişahım…

    Osmanlı Devleti'nin içinde bulunduğu ekonomik bunalımdan faydalanarak Filistin'i satın almaya çalışan Yahudi Herzl'e verdiğin cevap bütün idarecilerin cebinde bir muska gibi taşıması gereken bir cevap: "Ben bir karış dahi olsa toprak satmam. Zira bu vatan bana değil milletime emanettir. Milletim bu vatanı kanlarıyla mahsuldar kılmışlardır. O, bizden ayrılıp uzaklaşmadan tekrar kanlarımızla örteriz."

    Parayla toprak satın alma girişimleri, SENİN kararlı tutumunla sonuçsuz kalınca, "Siyonizmin amaçlarına ulaşabilmesi için Osmanlı'nın dağılmasını beklemeliyiz." "Bir tek plan aklıma geliyor. Sultan'a karşı bir kampanya açmalı, bu iş için de sürgün edilmiş prensler ve Jön Türklerle temas kurmalı." diyen Yahudiler bugün de yanı başımızdalar padişahım. Gözleri yine bizim topraklarımızda…

    Japonya'ya gönderdiğin Ertuğrul Gemi'si ; Japonlarla bizim aramızda kurulan bir köprü oldu. 581 Şehidimize bizle beraber Japonlarda bugün hala ağlıyor Padişahım…

    Yaptırdığın binlerce camii yanında, Santa Maria, San Gioacchino in Prati kiliseleri ve daha bir çoklarında hala senin adın yad edilir Padişahım…

    Peygamber Efendimiz (S.A.V) aleyhine Avrupa'da oynanacak tiyatro oyunlarını Yıldız'dan, bütün büyük devletleri karşına alma pahasına nasıl engellediğinizi belki bugün pek çokları bilemez, sizin Resul'e olan sevginizi bizler gayet iyi biliyoruz ve bir kez daha seni rahmetle ve Fatihalarla anıyoruz…

    Seninle o günlerde görüşen yabancı devlet adamı (Bagnam paşa) şöyle diyordu. "Bilmece gibi bir adam. Hem de çözülmesi çok çok çok zor olan bilmece." Bugün dahi senin sırlarının peşindeler Padişahım….

    Seni nasıl gösterirseler göstersinler Padişahım; bu millet, senin yaralı askerine ellerinle baston yapıp, bizzat verdiğini, Harem'indeki kadınlarının cephedeki askerler için dikiş diktiklerini, unutmadı ki…

    "Ha kendi evlatlarım, ha millet. Farkı yoktur." Sözünüz bile bize, sizin devlet anlayışınızın, millete olan sevginizin özeti gibi…

    1919 yılındaki bir gazete şöyle yazıyordu senin ardından: "Sen sukût ettin, sukût etti siper!"

    Padişahım, ülkemizin kalkınması ve gelişmesi yönünde yaptıklarını başkaları hayal bile edemezler.Ve gerçek reformcunun kim olduğunu bugün ilgili kişi ve kurumların hepsi gayet iyi biliyorlar…

    Yıldız Arşivi gibi muhteşem bir koleksiyonu yağmalayanlar, biliyorlardı ki, arşivdeki belgeler onların maskelerini düşürecekti…Sanıyorlar ki maskeleri düşmeyecek!

    Sen üzülme Padişahım, arşivlerin bir kısmını her ne kadar çalmışsalar da, biz onların maskelerini senin hatırın için düşüreceğiz. Bizim arşivimiz gönülden gönüle, gözden göze naklediliyor, onlar bunu bilmezler, anlamazlar, varsın inanmasınlar ama gerçekler ortaya çıkınca bir kez daha senin önünde saygıyla eğileceklerdir yüce Hakan'ım.

    Karlı bir Şubat günü, seni ebedi aleme uğurlamıştık Padişahım… Bir Şubat günü senin sırlarını paylaşmak çok şükür bize nasip oldu….Mekanın Cennet olsun BÜYÜK DİRENİŞÇi...



    Abdülhamid’i Anlayabilmek-2-


    – Karlı bir Şubat günü Hakk’a yürüyen cihan Sultanı Abdülhamid Han’ı vefatının yıl dönümünde bir kez daha rahmetle anıyoruz…Bu yazıyı okuyan dostlarımızdan O’nun ruhuna Fatih’a okumalarını rica ediyoruz-



    İç çeken bu coğrafyanın en masum katilleri kim? Bundan sonra alevden kelimelerle kimlerin yüreğinde yer bulacağız? Nedendir kanımızda gezinenlerin fazlalığı, nedendir dünyanın dengesini kaybetmesi ve bizim mütemadiyen huzuru arayışımız?

    ‘Kanımı helâl kılıyorum eğer alnına vurulacaksa’ kimlere diyeceğiz bundan sonra? Nefes nefeseyken bütün lobiler, dernekler, kuruluşlar, ülkeler….Biz nasıl direneceğiz, nasıl kendimizi bulacağız, nasılı titreyip kendimize geleceğiz?

    Tarihimiz tetikte beklerken, biz nasıl hissetmeyiz ‘büyüklerimizin’ gözlerini sırtlarımızda? Biz dünyanın dengesiyiz, bundandır yükümüzün ağır oluşu, öyle mi? Ya ‘nişan-ı zişan’ göğsümüzden indirildi mi?

    Dünyanın dört bir yanından gelen insanlar, Saray’a uzaylılar gibi bakıyorlar ve akıllarında binlerce sorularla ayrılıyorlar. ‘Nasıl olur, nasıl olur…’ Anlasaydılar ‘o büyük müjdeyi’, bilseydiler o sözün anlamını sorar mıydılar o kadar soruları? Yaşamın başka bir gayesi vardı, hayatın başka bir anlamı…

    Padişahım yüreğini boğaza koyup, beş kıtayı besleyendi. Şimdi biz boğazın iki yakasını bir araya getirmeye uğraşıyoruz. Yetmiş iki milleti bir arada, tek vücut tutan sen değil miydin padişahım? Her biri vücudumuzdan bir parça gibi kopan bu milletlerin, şimdi hangi birinde huzur var? Hangi başbakan, kral, diktatör ülkesindeki kanamayı durdurabiliyor? Neden şimdi bu ülkelerdeki bu yoksulluk, bu ateş, bu kan…

    Hangisi ülkelerinin geleceğini bir rüyada yaşayabiliyor? Şimdi neden o güzelim rüyalar uykularımızın arasından sıyrılıp kaçtı? Görülen kâbus yaşamın ta kendisi değil mi şimdi? Bir gün bitecek mi bütün bunlar? Gözlerimizi yerden kaldırıp; HAYDİN SEFERE! Diyecek miyiz yeniden? Yeniden bütün Türk Dünyası’nın başına geçip, İslam'ın SANCAKTARI olacak mıyız? ( İ n ş a a l l a h….)

    Padişahım, bize ‘büyüklerimizin’ ellerini öpüyoruz, tarihe yüz sürüyoruz diye kızanlar; Rahibe Terasa’nın ayaklarını öpenleri soylu bir davranış gibi gösteriyorlar. İsveç Kraliçe’si bize ödül verirken, biz bu durumu ona çok yakıştırıyorduk. İspanya Kralı’nın futbol maçını izlemeye gelmesi bizi nasıl da gururlandırıyordu… Oysa onlar, Portsmouth Spor’un senin altınlarınla kurulduğunu bilmiyorlar herhalde.Ay-Yıldız’ı görmediler mi hala? Japon’ya, senin gönderdiğin robot ‘ALAMET’i hala sır gibi saklıyor. Hazırlattığın ‘petrol haritasını’ görenler, petrolün olduğu ülkeleri de, bin bir oyunla bizden çalmadılar mı….?

    Hem hangi birine üzüleceksin padişahım; ceylanlar çoktan terk etti bizi, birbirimizin kapısını açmaz olduk, dünyaların kapısın açarken… Şimdi yüreğimizde korkular birikti, ölümler soylu bir ayrılışın çok ötesinde artık. Her yenilgide yeni hırızmalar takıyorlar bizlere. Biz dünyayı dolaştığımızı zannediyoruz, vücudumuzda dolaşanları bilmeden. Çağdaş ökselere yakalanıyoruz, yıllarca oralarda kaldığımızın farkına dahi varmıyoruz. Kendimizi unuttuk, nereden geldiğimizi, nereye gittiğimizi unuttuk…Ama bir gün, BİR GÜN uyanacağız inşallah…

    Damarlarımdaki kan titriyor, düşüyor göz kapaklarım, cepheye çıkmadan yenildiğim ilân ediliyor canlı yayınlarda. ‘Ustam’, bu kargaşada ‘emin’leri nasıl bulacağım, kalbimi nasıl doğrultacağım? Ustam ölmüş… Ben bundan sonra çırak olarak mı yaşayacağım diyorum; hayır hayır diyor şair, ‘fıtrat değişir sanma, bu kan yine o kandır.’

    Biliyorum Padişahım biliyorum… Gazi Paşa demişti: Muhtaç Olduğum Kudret Damarlarımdaki Asil Kanda Mevcuttur…

    Haydin Sefere…Haydin 2023′e…



    Erol Elmas

    buulkem@gmail.com

    Abdülhamid Han / ON ALTI YILDIZ
    GülerAkköse bunu beğendi

  7. #7
    Üye
    kartalreis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2011
    Şehir
    ad: Kalperen Türkoğlu CCC yer: kalpOder Ötüken - Turan
    Mesajlar
    366
    Bahsedilme
    0 Gönderi
    Etiketleme
    0 Konu


    SEÇİMLER

    “Aldatan bizden değildir.”


    İnsanlar mutluluğu nerede arayacaklarını da, neyin mutluluk olduğunu da bu ilizyonlarla bilmiyorlardı:

    * Televizyonlardaki adı pembe, hakikati kara olan sanal karakterleri gerçek hayata uyarlamaya kalkıyorlardı. Onların mesajlarını, hallerini, tavırlarını gerçek hayatta sergilemeye çalışıyorlardı.

    * Dolayısıyla o sahteliği hayatlarında yaşatıyorlar; hayatı da sihirbazların istediği gibi sahteleştiriyorlardı.

    * Medyanın sembolize ettiği diva diye -haşa- ilahileştirdiği zavallıların sözlerini hayat felsefesi yapıyorlar; esprilerini moda hâline getiriyorlardı: Light erkek, maço, taş fırın vs... vs...

    İlizyondan çıkmak şarttı.

    * Uluslararası sihirbazlar, tüm dünyada elemanları vasıtasıyla ülkelerin siyasetine de el atmışlardır.

    * İlizyon tekniklerini sembollerle, bir aldatmaca sergileyerek insanların zihinlerine istediklerini sokarak planlarını uygularlar.

    * Birçok ülkede imajcılar, politik slogan kampanyaları yürüten, bu işleri büyük paralarla yapan birimler vardır.

    Örneğin:

    * Hangi seçimlerde hangi müziğin kullanılacağından tutun hangi sloganın hangi renklerle, hangi vaadlerle süslenerek insan zihnine x partisinin liderini sokmasından;

    * Onu iyi göstermeye, duygusal insan hislerine yapılan ilizyonlarla insanı aldatmaya;

    * Rakip partinin liderini, sembollerini insanların zihnine bir canavar gibi göstermeye kadar büyü yapan merkezler vardır.

    Bunlar Şeytan’ın aldatmacalarını insan üzerine kullanırlar. Bir düşün dünyadaki seçim kampanyalarını...

    Ne kadar ahlakîdir? Yani ne kadar Rahmanîdir, ne kadar şeytanîdir? Küçük birkaç örnek verelim:

    1- Seçim kampanyalarında birbirlerine hakaretler, entrikalar, iftiralar havalarda uçuşur.

    Bu kimdendir? Şeytan’dan.

    2- Milyonlarca dolar israf vardır. Bayraklar, dev afişler, balonlar insanların seçim kampanyalarında caddelerde ayaklarına dolaşır. Diğer israfları saymıyorum. Sen düşün:

    Bu ahlak kimindir? Şeytan’ın.

    Yüce Kur’an buyurur:

    “İSRAF YAPANLAR ŞEYTANLARDIR, KARDEŞLERİDİR.”
    diye.

    3- Vaadlerle insanları aldatmak, ümitlendirmek...

    Kimin ahlakıdır? Şeytan’ın.

    Yüce Kur’an bizi buna da birçok ayetinde uyarıyor:

    “O ŞEYTAN ONLARA VAAD EDER. OLMADIK KURUNTULARA SEVKEDER. FAKAT ŞEYTAN ONLARA KURU BİR ALDATMACADAN BAŞKA NE VAAD EDER Kİ?” Nisa / 120

    Ya onların taktiğini uygulayan insanlar?.. Bunlar güzel sözlerle insanların zihinlerine girerler. Bakın hiçbir politikacı insanlara seçim kampanyalarında kötü söz söyler mi? Buna da bir ayetten örnek verelim:

    “İNSANLAR İÇİNDE ÖYLELERİ VARDIR Kİ DÜNYA HAYATI İLE İLGİLİ SÖZLERİ SENİ İMRENDİRİR. BİR DE KALBİNDEKİNE ALLAH’I ŞAHİT TUTAR. HALBUKİ O İSLAM’A DÜŞMAN OLANIN EN YAMANIDIR.” Bakara / 204


    Enam 112’de insan ve cin şeytanlarının aldatmak için birbirlerine sözün yaldızlılarını telkin ettiklerini ve Peygamberlere karşı da kullandıklarını açık açık yazar. Örnekler o kadar çoktur ki sen anla!

    Bir anda düşündüm seçim zamanlarını: Sembollerle siyasetleri, vaadleri, iki anahtar verenleri, sloganları, televizyon programlarındaki tartışmaları… Haşa; bunlar Rahmanî olamazdı.

    Yapılan her şey -istisnaî filler dışında- insan zihnine bir aldatmaca, vaad, ötekini düşman gösterme, israf üzerineydi ve bunlar Kur’an’da sayılan Şeytan’ın fiilleriydi. Veysel Dede Kur’an-ı Kerim’den bir ayet okudu ve arkasından hayli düşündürücü şu yorumu yaptı:

    “HEM ONLARDAN GÜCÜN YETTİĞİNİ SESİNLE OYNAT. ATLILARINI, SÜVARİLERİNİ, PİYADELERİNİ ÜZERLERİNE YÜRÜMEN İÇİN KULLAN. MALLARINA, EVLATLARINA ORTAK OL VE ONLARA VAADLERDE BULUN. FAKAT ŞEYTAN ONLARA BİR ALDANIŞTAN BAŞKA NE VAAD EDEBİLİR Kİ?..” İsra / 64

    Kur’an’da İblis’e

    sesinle = seçim kampanyalarındaki dev hoparlörlerden,

    atlılarınla = otobüslerinden,

    piyadelerinle = konvoylarınla, taraftarlarınla vaad et. Bol bol aldat. Vaadlerde bulun. Böylelikle mallara, ihalelere, onların evlatlarına, nesillerine, istikballerine ortak olursun…

    Şimdi bir de bu misali şöyle düşün: Dünyaya da bir seçim için geliyoruz. Oyumuzu Rahman’a mı, Şeytan’a mı vereceğiz? Aman ha… kampanyalara dikkat dedi ve şu Hadisi-i şerifi okudu:

    “Aldatan bizden değildir.”

    Çok düşündürücüydü. Yüce seçim asıl önemli olanıydı.
    Aklıma şu ayet geldi:

    “EY İMAN EDENLER! ŞEYTAN’IN İZİNDEN GİTMEYİN. HER KİM ŞEYTAN’IN ARDINDAN GİDERSE ŞÜPHE YOK Kİ O ŞEYTAN ÇİRKİN VE KÖTÜ ŞEYLER EMREDER...” Nur / 21

    Asa Kitabı (sayfa 305-311)

    Oktan KELEŞ

    Seçimler / ON ALTI YILDIZ
    GülerAkköse bunu beğendi

  8. #8
    Üye
    kartalreis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2011
    Şehir
    ad: Kalperen Türkoğlu CCC yer: kalpOder Ötüken - Turan
    Mesajlar
    366
    Bahsedilme
    0 Gönderi
    Etiketleme
    0 Konu


    Kulbak Bilge Sırları Açıyor

    4937.jpg


    Kulbak Bilge yeni çağın sırlarını açmaya devam ediyor:

    -Neden evlerin kapılarına koç boynuzu asılır?

    -Zaman atlatıcılarının hedefi ne, neden takvimlerle oynuyorlar?

    -Midas'ın sırrı ne?

    -Neden Hristiyan keşişleri kafalarının (tepe kısmını) traş ediyorlar?

    -Zamanın sahipleri nasıl Şeytan ile mücadele ediyor?

    -Şeytan neden elektrik sisteminin tümünü ele geçirmeye uğraşıyor?



    Kulbak Bilge 7. bölümü ile yine yüzyılların sırlarını açmaya devam ediyor...

    Kulbak Bilge-7 / ON ALTI YILDIZ
    GülerAkköse ve güz gülleri bunu beğendi.

  9. #9
    Üye
    kartalreis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2011
    Şehir
    ad: Kalperen Türkoğlu CCC yer: kalpOder Ötüken - Turan
    Mesajlar
    366
    Bahsedilme
    0 Gönderi
    Etiketleme
    0 Konu


    Kulbak Bilge TMT'ni Açıklıyor

    Kulbak Bilge Türk Metafizik Timi'nin görevini açıklıyor...



    4988.jpg



    Kulbak Bilge, 8. Bölümde yine ilk defa açıklanan bilgilerle okuyucuları sarsmaya devam ediyor.

    -Gölgesizler (Hortlak) Sırrı...

    -Gözüm seçmedi, yüzünü karartı olarak gördüm vs. Kimi Gördün?

    - Ayetlerle konunun izahı...

    -Zaman Tüneli, Ashab-ı Kefh...

    -Türk Metafizik Tim'inin görevi nedir? TMT'nin flaması nasıl, üzerindeki sembollerin anlamı?

    -Kozmik Takvim sırrı...

    -ABD'nin sahte Mehdi projesi çöktü. Sıra İsrail'in sahte Mehdi projesinde...

    -Uzay'a Kur'an-ı Kerim'i ilk götüren Türkler oldu.

    -TEBLİĞCİ ile Turksat 4A uydusundan nasıl Uzay'a özel Kur'an sinyalleri yayılıyor...

    Kulbak Bilge yeni çağın sırlarını açıklıyor...



    8. Bölüm: Kulbak Bilge-8 / ON ALTI YILDIZ
    güz gülleri bunu beğendi

  10. #10
    Üye
    kartalreis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2011
    Şehir
    ad: Kalperen Türkoğlu CCC yer: kalpOder Ötüken - Turan
    Mesajlar
    366
    Bahsedilme
    0 Gönderi
    Etiketleme
    0 Konu
    Sponsor Bağlantılar


    Münir Derman'ın Son Yazısı

    Dr.Münir Derman'ın Hakk'a yürümeden evvel yazdığı son yazı...


    m.jpg


    ANA-ANNE

    Cennet anaların ayağı altındadır. Ne demektir?


    l -(Anaların) çoğul olarak (Ayağı) çoğul değil. Hangi ayak, sağ veya sol...

    2-Meleklere, Adem'e secde edin emrolundu. Havva'ya secde yok...

    3-Adem topraktan halkedildi. Havva (Nefsi vahide'den). Toprak yok...

    4-Anaya babaya hürmet et. İlk defa ana söyleniyor. Niçin?

    5-Gizli bir hazine idim. Bilinmeyi istedim. (Hadisi Kutsi)...

    (idim), (istedim) kelimeleri fiilleri, geçmiş zamanı bildiriyor. Kime karşı bilinecek...Kâinatı halkettim. Maksadı ilâhiyesini bildiriyor. Melâikelere hitaben: Arzda bir halife kılacağım... Demek ilk defa melâikeler halkedilmiştir.(Bir halife kılacağım) benim yerime... İnsanın kadrini bildirmek için de (Ene alleme mâla ta'lemun) Sizin bilmediğinizi bilirim, buyurması da insanın farz üzerindeki makam ve şerefini ifade ediyor.

    Ona bir emanet vereceğim. Emanet kelimesi muvakkat bir zaman için manasını ifade eder. Bu emanet sırrı esrarı vahdaniyet'dir. İnsana yüklettiği bu emanet eşrefi mahlûk olduğunu açıklar. İnsanın hâmil olduğu Sırrıl esrarıl vahdaniyet'den dolayı kerameti insaniye, hafıza idrak vasıtası ile her şeyi tasarruf etmesi gayrı kabili inkârdır. Mucizeler ve kerametler bu tasarrufun görünen neticeleridir, eserleridir.

    m1.jpg

    Âli İmran sûresinde 4 yerde peygamberin ismi (M) geçiyor. Niçin? Sebep ne? Bunlar ilmi ilâhinin sır perdesidir. İnsan mantığının hududunu aşan mantıksız bîr mantık ile anlaşılan perde arkası... Kimya kanunları gibi değişmez kanunları vardır bu perde arkasının. Bura ile temas edeni (tasarrufa) muvakkat kılar.

    Maddeye insanlar tapmaya başladığı devirden itibaren Allah'a sıfat aramaya başlamışlardır. Bu suretle aklın peşine takılarak şuursuz bir tempo ile gidiyorlar. Bu yazı çok düşünerek, tetkik edilerek anlaşılabilir, izahı çok uzundur. İnsan ve mahlûklar için (arz) da buyruluyor. Kâinat da veya yıldızlarda buyrulmuyor.(Halagassemavatı vel ard)... İlk defa semavat, sonra arz yaratıldığı ifade buyruluyor.

    Yıldızların mevkileri.

    Bir belde.

    Atom çekirdeği ve elektronların sağdan sola dönmeleri. Soldan sağa dönerken akıp gitmeleri.

    Kıyamet günü

    Nefsi kötülemek

    Seher vakti

    Bir yıldız.

    Âllah'canın Resul'de Arap diline çevrilmiş şekli (Allah'ın kelâmında) yukarıda bildirdiklerimize Allah yemin ediyor ve onları şahit tutuyor. Kullara ispat için mi? Hâşâ. Sümme hâşâ. Kullara inandırmak için mi? Hâşâ. Sümme hâşâ. O halde niçin bu yemin ve şahit tutma... Kendi şanını tenzih ediyor. Ve insanı şerefli bir mahkûk olarak yarattığını anlatıyor... Paşam, ağam kıymetini bil. Kendini temiz tut. Temiz yaratıldın.Tekrar dönüşte alnın açık, ruhun temiz, vücudun şaibesiz olsun. Şimdi bazı sualler söyleyeceğiz: Bunları halletmeye bak. Kime sorarsan sor, öğren. Alacağın hakiki cevaplar seni bir hükme götürecek...

    Hava:

    Hidrojen. Oksijen. Azot. Argon gazlarından teşekkül etmiştir.

    Hava nedir o halde?..

    Hidrojen H2 – O oksijen. Bu sudur. H2O

    Şimdi sualimiz şudur:

    Su kaynadığı zaman buhar oluyor.

    Buhar - H2 midir, oksijen midir?

    Bulut -H2 midir, oksijen midir.

    Sis H2 midir, oksijen midir.

    Yağmur -Su

    Dolu-Su

    Kar - Hidrojen midir, oksijen midir?

    Buz - Hidrojen midir, oksijen midir?

    Bir kimya hatırlatması, hidrojen dışında çekirdeksiz proton ve nötron yoktur.

    Güneş yuvarlanıp devrildiği

    Yıldızlar döküldüğü

    Dağlar yerinden oynayıp yürüdüğü

    Gök yüzünün perdesi kalktığı

    Gökyarıldığı

    Yıldızlar dağıldığı

    Deryalar kaynayıp aktığı,

    Bu ayetler İnfitar. Tevkir sûrelerinin ilk ayetleridir.

    Kâinatda ilk defa semavat halkedildi, sonra arz. Yukardaki ayetlerde (Yuvarlanmak. Devrilmek. Dökülmek. Yerinden oynayıp yürümek. Göğün yarılması. Yıldızların dağılması. Deryaların kaynayıp akması. Bunların hepsi gök yüzünün perdesi kalktığı zaman ile başlayacağı ifade edilmektedir)...

    Gök yüzünün perdesi nedir: Ne dersen de, ne mana verirsen ver. insanın aklına sokulması için perde buyrulmuştur...

    4991.jpg

    Vecealna minel mai külle şey'in hay. Canlılık. Hayat. (Hay)'yın sudan geçmesiyle başladı. Allah'a her şey kolaydır demek bile doğru değildir. (Ve) suyu da halkeden O'dur. Minel mai külle şey'in hay. Biz her şeyi sudan halk (ettik). Ana madde su değil, dikkat. (Hay). Hayyın görünmesi su ile olmuştur. Su, ruhun geldiği geçtiği bir vasatdır. (Su neden halkedildi) bilinmiyor. Suda ifade edilemeyen bir ahenk var. İfadeye kalkarsanız, bu ahengi bozarsınız, izah edilebilen (ahenk) değildir. Bir testinin kullanmaya yarayan kısmı onun içinin boşluğudur. Her şeyi halketmek için suyu katalizör aracı yaptık... Hay sudan geçtikten sonra tahammül hududuna iniyor. Her şeyi ölçülü. Hacimli. Sikletli bir plân dahilinde (yarattık).

    Bu sırrı suda gizledik...İnsan vücudunda, her şeyde bir damla bile olsa su vardır.Vücut bir mabetdir. İnsan bir mekândır. Dünya mekânındadır. Aslı la mekândadır. Alllah, insan gönlünde insan sözü şeklinde (Allah'ça kelâmı) ile tecelli ettik. Biz semadan (mübarek) su indirdik. Mübarek kelimesi başka dilde yoktur. Tercüme edilemez. Gönülleri coşkun, alnında görünmeyen secde izi (Min eseris sücud) olanlara, kalbinde Allah lâfzını sezenlere ve islâm olanlara söylüyoruz.

    İnanmayana, kendi kendini unutan insanlık kıymetini kaybedip, ben bilirim, ben mürşidim diye gaflet ve delâlet içinde olanlara sözümüz yok...

    Zaten onlar bu kitabi ellerine alamazlar. Alsalar bile anlayamazlar. Anlasalar bile okuyamazlar. Bu da bu kitabın sırrı.

    26.5.1989 Cuma

    Dr. Münir Derman

    Allah Dostu Derki Yazılanların Sonu Yazılmayanların İlki 3

    Münir Derman'ın Son Yazısı / ON ALTI YILDIZ

    güz gülleri bunu beğendi

Sayfa 1 Toplam 16 Sayfadan 12311 ... Sonuncu

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Giriş

Giriş