Ölüm ve Sonrası

kartalreis

Üye
Üye
Katılım
Tem 26, 2011
Mesajlar
478
Tepkime Puanı
5
Puanları
18
C*

Ölüm ve Sonrası

1.Giriş

Ölümle ceberrût sahiplerinin boynunu koparan, kisraların belini kıran, kayserlerin emelini kısaltan Allah'a hamdolsun! Onların kalpleri, hak olan va'd (ölüm) gelip çatmacayınca ve onları çukura atmayıncaya kadar ölümün anılmasından ürker. Bu bakımdan onlar saraylardan kabirlere, fenerlerin ışığından lahidlerin karanlığına, cariye ve gılmanların cilvesinden haşerât ve böceklerin hücumuna, leziz yemekler ve içkilerden toprakta sürünmeye mahkum olurlar. İşretin ünsiyetinden tenhalığın vahşetine, yumuşak yataktan korkunç düşüş yerine nakledilirler. Acaba onlar, ölümden koruyucu bir kale ve sığınak buldular mı? Ölümün önüne bir perde ve koruyucu bir set çekebildiler mi? Dikkat et! Onların herhangi birinden bir kıpırtı veya gizli bir ses duyuyor musun? Öyleyse tek başına kahr ve istila sahibi olan Allah, eksiklikten münezzehtir! Bâkî kalma özelliği olan ve mahlukâtı hükmüyle ezen, sonra ölümü muttakîler için kurtuluş ve onlar hakkında mülâkat yapan, kabri günahkârlar için kıyamet gününe kadar daracık bir tutuk evi yapan Allah, ortaktan münezzehtir! Aralıksız nimetlerle nimet etmek, kahr edici azaplarla intikam almak O'na mahsustur. Göklerde ve yerde şükür, geçmişte ve gelecekte hamd O'na mahsustur.

Salât, apaçık mu'cizeler ve görünür burhanlar sahibi Hz. Peygamberin, âlinin ve ashabının üzerine olsun! Onlara çokça selâm et (yârab!)

O kimse ki ölüm onun mesra'ı, toprak onun yatağı, böcek onun enîsi, Münker ve Nekir onun celîsi, kabir onun karar yeri, kıyamet onun va'dedilen yurdu, cennet veya cehennem onun varacağı yeri olursa, ona en uygun olanı ölüm için hazırlanmaktır. Sadece ölüm için tedbir almalıdır. Sadece ölüme bakıp ölüm üzerinde durup düşünmelidir. Ölüme ihtimam gösterip onun etrafında dönmelidir, onu beklemelidir. İnsan için en uygun olan, nefsini ölülerden sayması, kabir sahiplerinden görmesidir. Çünkü her gelecek olan yakındır. Uzak olan gelmeyecek olandır. Nitekim Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Akıllı odur ki nefsini hesaba çekmiş ve ölümden sonrası için çalışmıştır. Tirmizî ve İbn Mâce, (Şeddâd b. Evs'ten)

Herhangi birşey için hazırlanmak, ancak onun kalpte zaman zaman anılmasıyla mümkün olur. O şeyin zikri, ancak onu hatırlatan hükümlere kulak vermek ve ona dikkat çekenlere bakmak suretiyle yenilenir! O halde biz ölümün mukaddime ve lahikalarından, ahiret, kıyamet, cennet ve cehennem hallerinden kul için zaman zaman hatırlanması, düşünmek suretiyle ayrılmaması gereken şeyleri zikredeceğiz ki hazırlık hususunda teşvik edici olsun! Ölümden sonraki âleme göç etmek yaklaşmış ve ömürden az birşey kalmıştır. Oysa halk bu husustan gafildir;

İnsanların hesap vakti (kıyamet günü) yaklaştı. Fakat onlar hâlâ gaflet içinde yüz çevirmektedirler.(Enbiya/l)


C* ***************


İmam Gazâli -İhyau Ulumid-din
 
Moderatörün son düzenlenenleri:

kartalreis

Üye
Üye
Katılım
Tem 26, 2011
Mesajlar
478
Tepkime Puanı
5
Puanları
18
C*


Ölümün sesini duyuyor musun...


C* **************


ölümC*ül
 

kartalreis

Üye
Üye
Katılım
Tem 26, 2011
Mesajlar
478
Tepkime Puanı
5
Puanları
18
C*


956 - Hz. Enes (radıyalahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdular:

"Sizden hiç kimse, maruz kaldığı bir zarar sebebiyle ölümü temenni etmesin. Mutlaka bunu yapmak mecburiyetini hissederse, bari şöyle söylesin: "Rabbim, hakkımda hayat hayırlı ise yaşat, ölüm hayırlı ise Canımı al!"


C* **************

Buharî, Merdâ 19, Da'avat 30
Müslim, Zikr 10, (2680)
Tirmizî, Cenâiz 3, (971)
Ebu Davud, Cenâiz 13, (3108, 3109)
Nesâî, Cenâiz 1, (4, 3)
 

kartalreis

Üye
Üye
Katılım
Tem 26, 2011
Mesajlar
478
Tepkime Puanı
5
Puanları
18
KALDIRIMLAR


Sokaktayım kimsesiz bir sokak ortasında
Yürüyorum ardıma bakmadan yürüyorum
Yolumun karanlığa saplanan noktasında
Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum

Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık
Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar
İn cin uykuda yalnız iki yoldaş uyanık
Biri benim biri de serseri kaldırımlar

İçimde damla damla bir korku birikiyor
Sanıyorum her sokak başını kesmiş devler
Üstüme camlarını hep simsiyah dikiyor
Gözüne mil çekilmiş bir ama gibi evler

Kaldırımlar çilekeş yalnızların annesi
Kaldırımlar içimde yaşamış bir insandır
Kaldırımlar duyulur ses kesilince sesi
Kaldırımlar içimde kıvrılan bir lisandır

Bana düşmez can vermek yumuşak bir kucakta
Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum
Aman sabah olmasın bu karanlık sokakta
Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum

Ben gideyim yol gitsin ben gideyim yol gitsin
İki yanımdan aksın bir sel gibi fenerler
Tak tak ayak sesimi aç köpekler işitsin
Yolumun zafer takı gölgeden taş kemerler

Ne sabahı göreyim ne sabah görüneyim
Gündüzler size kalsın verin karanlıkları
Islak bir yorgan gibi sımsıkı bürüneyim
Örtün üstüme örtün serin karanlıkları

Uzanıverse gövdem taşlara boydan boya
Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi
Dalıp sokaklar kadar esrarlı bir uykuya
Ölse kaldırımların kara sevdalı eşi...


Necip Fazıl Kısakürek
 

kartalreis

Üye
Üye
Katılım
Tem 26, 2011
Mesajlar
478
Tepkime Puanı
5
Puanları
18
ACEP BU BENİM HALİM

Acep bu benim canım, azat ola mı ya Rab
Yoksa yedi Tamu'da yana kala mı ya Rab

Acep bu benim halim, yer altında ahvalim
Varıp yatacak yerim, akrep dola mı ya Rab

Can hulkuma geldikte, Azrail'i gördükte
Ya canımı aldıkta, asan ola mı ya Rab

Dar oldu bana düzler, gice ile gündüzler
Dünyaya bakan gözler, didar göre mi ya Rab

Allah olucak Kadı, bizden ola mı razı
Görüp Habib'in bizi, şef'i ola mı ya Rab

Yunus kabre vardıkta, Münker Nekir geldikte
Bize sual ettikte, dilim döne mi ya Rab


Yunus Emre
 

kartalreis

Üye
Üye
Katılım
Tem 26, 2011
Mesajlar
478
Tepkime Puanı
5
Puanları
18
C*


Mesele yaşamak ya da ölmek değildir kardeş, asıl mesele kardeş yaşarken ölmek öldükten sonra yaşamak...

Anlatabildim mi kardeş...


C* **************


ölümC*ül
 

kartalreis

Üye
Üye
Katılım
Tem 26, 2011
Mesajlar
478
Tepkime Puanı
5
Puanları
18
Ölünün Odası


Bir oda, yerde bir mum, perdeler indirilmiş;
Yerde çıplak bir gömlek; korkusundan dirilmiş.
Sütbeyaz duvarlarda çivilerin gölgesi
Artık ne bir çıtırtı ne de bir ayak sesi…
Yatıyor yatağında dimdik, upuzun, ölü;
Üstü, boynuna kadar bir çarşafla örtülü.
Bezin üstünde ayak parmaklarının izi;
Mum alevinden sarı, baygın ve donuk benzi.
Son nefesle göğsü boş, eli uzanmış yana;
Gözleri renkli bir cam; mıhlı ahşap tavana.
Sarkık dudaklarının ucunda bir çizgi var;
Küçük bir çizgi, küçük, titreyen bir an kadar.
Sarkık dudaklarında asılı titrek bir an;
Belli ki, birdenbire gitmiş çırpınamadan.
Bu benim kendi ölüm, bu benim kendi ölüm;
Bana geldiği zaman, böyle gelecek ölüm


Necip Fazıl Kısakürek
 

kartalreis

Üye
Üye
Katılım
Tem 26, 2011
Mesajlar
478
Tepkime Puanı
5
Puanları
18
ŞÖYLE GARİP BENCİLEYİN


Aceb şu yerde varm'ola
Şöyle garip bencileyin,
Bağrı başlı, gözü yaşlı
Şöyle garip bencileyin?

Gezerim Rum ile Şam'ı
Yukarı iller'ı kamu,
Çok istedim, bulamadım
Şöyle garip bencileyin.

Kimseler garip olmasın,
Hasret oduna yanmasın,
Hocam kimseler olmasın,
Şöyle garip bencileyin.

Söyler dilim, ağlar gözüm,
Gariplere göynür özüm,
Meğer ki gökte yıldızım,
Şöyle garip bencileyin.

Nice bu derd ile yanam,
Ecel gele, bir gün ölem,
Meğer ki sinimde bulam,
Şöyle garip bencileyin.

Bir garip ölmüş diyeler,
Üç günden sonra duyalar,
Soğuk su ile yuyalar,
Şöyle garip bencileyin.

Hey Emre'm Yunus biçare,
Bulunmaz derdine çare
Var imdi gez şardan şare
Şöyle garip bencileyin.


Yunus Emre
 

kartalreis

Üye
Üye
Katılım
Tem 26, 2011
Mesajlar
478
Tepkime Puanı
5
Puanları
18
C*


Öldüm - öldün - öldü - öldük - öldünüz - öldüler...

Ölüm seni çağırıyor duymuyor musun...


C* C* C* C* C* C* C* C* C* C* C* C* C* C* C*


ölümC*ül
 

kartalreis

Üye
Üye
Katılım
Tem 26, 2011
Mesajlar
478
Tepkime Puanı
5
Puanları
18


Oktan Keleş ten Mihriban: Oktan Keleş Mihriban - YouTube


MİHRİBAN

Sarı saçlarına deli gönlümü
Bağlamıştın,çözülmüyor mihriban
Ayrılıktan zor belleme ölümü
Görmeyince sezilmiyor mihriban

Yar,deyince kalem elden düşüyor
Gözlerim görmüyor aklım şaşıyor
Lambada titreyen alev üşüyor
Aşk kağıda yazılmıyor mihriban

Önce naz sonra söz ve sonra hile
Sevilen seveni düşürür dile
Seneler asırlar değişse bile
Eski töre bozulmuyor mihriban

Tabiplerde ilaç yoktur yarama
Aşk değince ötesini arama
Her nesnenin bir bitimi var ama
Aşka hudut cizilmiyor mihriban

Boşa bağlanmış bülbül gülüne
Kar koysan köz olur aşkın külüne
Şaştım karabahtım tahammülüne
Taşa çalsam ezilmiyor mihriban

Tarife sığmıyor aşkın anlamı
Ancak çeken bilir bu derdi gamı
Bir kördüğüm baştan sona tamamı
Çözemedim çözülmüyor mihriban


Abdurrahim Karakoç
 

kartalreis

Üye
Üye
Katılım
Tem 26, 2011
Mesajlar
478
Tepkime Puanı
5
Puanları
18
Can Bedenden Çıkmayınca


Kara haber tez duyulur unutsun beni demişsin
Bende kalan resimleri mektupları istemişsin
Üzülme sevdicegim bir daha çıkmam karşına
Sana son kez yazıyorum hatıralar yeter bana

Unutma ki dünya fani veren Allah alır canı
Ben nasıl unuturum seni can bedenden çıkmayınca

Kurumuş bir çiçek buldum mektupların arasında
Bir tek onu saklıyorum onu da çok görme bana
Aşkların en güzelini yaşamıştık yıllarca
Bütün hüzünlü şarkılar hatırlatır seni bana

Unutma ki dünya fani veren Allah alır canı
Ben nasıl unuturum seni can bedenden çıkmayınca

Kırıldı kanadım kolum ne yerim var ne yurdum
Gurbet ele düştü yolum yuvasız kuşlar misali
Selvi boylum senin için katlanırım bu yazgıya
Böyle yazmışsa Yaradan kara toprak yeter bana

Unutma ki dünya fani veren Allah alır canı
Ben nasıl unuturum seni can bedenden çıkmayınca


Barış Manço
 

kartalreis

Üye
Üye
Katılım
Tem 26, 2011
Mesajlar
478
Tepkime Puanı
5
Puanları
18
Ladikli Ahmed Ağa


5075.jpg


BİZ AHİRET GEMİSİNE

Ahmed Ağa, ömür defterini, dürüp de Hakka yürümeden bir kaç gün önce, oğlu Zekeriya'ya şunları söylemiş:

— Oğlum, demiş, ben öldükten bir müddet sonra üç kişi gelecek! Geldikleri zaman şu emanetleri onlara ver!

Ufak bir sandık içinde bir kaç parça eşyadan ibâret bir emanet bu. Bir şecere, bir hırka, bir mühür...

Sonra da, işte o bir kaç gün içinde:

Ecel gelir yalın yaya,
Günlerimiz saya saya.
Alnı sakar doru taya,
Bindik gayrı gidiyoruz.

Dünya bir imtihan-hâne,
Burda her şey bir bahâne.
Bir binek var pek şahane,
Bindik gayrı gidiyoruz.

Tohumları ata ata,
Bazan kalka bazan yata,
İki kanatlı bir ata,
Bindik gayrı gidiyoruz.

Bu dünyâ böyledir geçti,
Kimi geldi, kimi göçtü,
Herkes bineğini seçti,
Bindik gayrı gidiyoruz

Emisine Memisine,
Haber verin cemîsine;
Biz ahiret gemisine,
Bindik gayrı gidiyoruz.

diye diye, ömür defterini dürmüş ve yine o bir kaç gün içinde Hakka yürümüş... 8 Haziran 1969. Hanyası Konyası her sene Lâdik'e doğru akmış o gün. Lâdik Lâdik olalı öyle bir kalabalık görmemiş tarihte hiç.

Sami Efendi Hazretleri Bursa'daymış o günlerde: Geliyoruz, biz gelinceye kadar kaldırmayın! diye haber gönderince, cenaze ikindiye kadar bekletilmiş. Sonra da bir "Şeb-i arus" şenliği içinde Lâdik'teki merkadine defnedilmiş.



BİR ŞECERE, BİR HIRKA, BİR MÜHÜR


Yıl bin dokuzyüz altmışdokuz, hasat mevsimi. Lâdik harmanlarında harıl harıl döven dönüyor. Arpa buğday, nohut mercimek, zeğerek, Allah ne verdiyse, bir taraftan dövülüyor bir taraftan ambarlara çekiliyor.

Hasat mevsiminde köylülerin çoğunluğu harmanda yatar kalkar. Ben de yattım kalktım çocukluğumda bu harman yerlerinde.

Her harmanın bir "küme"si, kümelesi olurdu o zamanlar. Uçları çatallı dört beş ağacın üstten birbirine çatılması ve aralarının da sık yapraklı çalılarla kapatılması suretiyle yapılırdı bu serin "küme"ler.

Çiftçilerin harman evleriydi bu "küme"ler. Yemek orda yenilir, su orada soğuk tutulur, orada istirahat edilirdi. Harmanların tek kuytu ve gölge yeri bu "küme"lerdi. Gündüz istirahatleri yakıcı güneş dolayısıyle "küme"de, yapılır da, gece yatılarında "küme"nin dışarısı, sap arası ya da "çec"in kenarı tercih edilirdi.

Gece yatılarında –mevsim sıcak– altınızda bir çul cuval, üstünüzde yine bir çul çuval, öyle yatarsınız. Bazan sapın, buğday sapının içine de sokulup yatabilirsiniz. Arpa sapının içinde yatmak çok zordur, arpa tozu çok feci yakar. Yakar ve kaşındırır. Ahmed Ağa'nın büyük oğlu Zekeriya, çecin kenarına yatmış.

Elektriksiz köy gecelerinde yıldızlar yeryüzüne o kadar yaklaşır ki, galaksi çınarları dallarını salıverirler aşağılara sanki. Böylesi köy gecelerinde, hele hele berrak bulutsuz günlerin leylinde, ellerinizi uzatsanız dokunacak gibi olursunuz yıldızlara. Zekeriya yorgun, uykunun koynunda öylesine dalmış gitmiş ki, düş içinde düş görüyor. Rüyasında harmandan ambarına zahire çekiyor, ama mahsül o kadar çok ki, çeke çeke bitiremiyor. Harmanla ev arasında sırtında bir yırtık çuvalla, etrafa döke saça gide gele o kadar yoruluyor ki, harmana son dönüşünde: Şurada azıcık dinleneyim! diye yan gelip uzandığı bir sırada, bu kez de babası gelip dikiliyor tepesine: Zekeriya!

Zekeriya uyanamıyor. Bir kez daha sesleniyor Ahmed Ağa: Zekeriyaa!..

Zekeriya uykunun derinliklerinde şöyle sağına soluna bir dönüyor ama, yine uyanamayınca, Ahmed Ağa ayağıyla dürtüveriyor: Zekeriyaaaa!.. Kalk oğlum kalk, misafirlerimiz var odada!..

Üçüncü seslenişte Zekeriya ayağa fırlıyor, heyecan içinde. Şöyle etrafına bir bakınıyor, tam seher vakti. Fecr-i sadık sökmek üzere:

— Bismillâhirrahmanirrahim!

Kümelesindeki çanak ibrikle bir abdest alıyor, dooğru eve, odaya gidiyor. Oda, Ahmed Ağa'nın misâfir odası, hariciye... Dört beş basamaklı taş merdivenden çıkılan girişinin bir tarafı evine, öbür tarafı sokağa açılıyor. Oda kapılarının anahtarları Zekeriya'da, fakat içerde ışık yanıyor. İçerde bir kaç kişi var. Ahmed Ağa'nın sözünü ettiği misâfirler, içerdekiler. Babasının ölmeden önce tembihatı olduğu için fazla şaşırmıyor ama, yine de tam teskin edemiyor heyecanını. Biraz da korkuyor hatta. Öyle ya, babası Ahmed Ağa, ölümünden bir kaç gün önce: Oğlum, ben öldükten bir müddet sonra üç kişi gelecek! Geldikleri zaman şu emanetleri onlara ver! demiş ama, gecenin bu en beklenmedik saatinde geleceklerini söylememiş.

Her neyse, öyle de olsa, yine de bir heyecan uyanır insanda öylesi anlarda, böylesi durumlar karşısında.

Zekeriya kendini şöyle azıcık toparladıktan sonra anahtarlarını kilitlere sürmüş ve açmış kapıları içeri girmiş, usulca:

— Es Selâmü aleyküm!

İçerdekilerin üçü birden, çömeldikleri yerden hafif önlerine eğilerek, elleri böğürlerinde:

— Ve aleykum selâm ve rahmetullahi ve berekâtuhuuu!.. diyerek alıyorlar selâmını Zekeriya'nın.

Hilâl şeklinde oturmuşlar içerdekiler. Hilâlin ucundaki boşluğu Zekeriya'ya ayırmışlar. İçlerinden biri eliyle işâret ediyor Zekeriya'ya, şuraya otur der gibi. Zekeriya da hemen oturuveriyor tabii.

Zekeriya da oturunca el ele tutuşarak bir halaka oluşturuyorlar. Ve bir zikir başlıyor.

Hû hû hû hû hû hû hû!
Lâ i-lâ-he il-lâ hû!
Hû hû hû hû hû hû hû!
Lâ ma'-bû de il-lâ hû!
Hû hû hû hû hû hû hû!
Lâ mak-sû-de il-lâ hû!
Hû hû hû hû hû hû hû!
Lâ mev-cû-de il-lâ hû!

Zikrin sonunda akar kokar bir şey veriyorlar Zekeriya'ya, yemesi için:

— İnsâniyetine kat şunu! diyerek, ne olduğunu bilmediği bir şey tutuşturuyorlar eline.
Zekeriya, eline tutuşturulan şeyden bir lokma alıyor ağzına ama... Aaaan-nâh!.. Ne yenir, ne yutulur bir şey fakat, ağzından çıkarıp da atacak hali yok. Çar naçar, yarı çiğnenmiş, yarı çiğnenmemiş yutuyor o lokmayı artık. Geriye kalanı da şöyle aklısıra farkettirmeden bir kenara koyduğu sırada, içlerinden biri:

— Kısmetin bu kadermiş... Eğer tamamını yiyebilseydin babanın yerine sen yürüyecektin!.. demiş.

Böyle söylenince, Zekeriya hemen koyduğu nesneye sarılmış ama, eli boş kalmış. Kendisine ikrâm edilen şey her ne ise –ki bence o, bir imtihan, sınama kısmet lokması, kısmet helvası– ortadan kayboluvermiş.

Bi biri bi biri konuşuyormuş bu üç kişinin. Zekeriya öyle azıcık kıvranınca, yine o üçten biri:

— Efendi, demiş, sen... Harımda (harman yerinde) gördüğün rüyanda da döktün seçtin ya kısmetini, o yırtık çuvalla? Ama gene de kısmetsiz değilsin...Zekeriya'nın şaşkınlığı zirveye çıkmış artık bunun üzerine iyice.Zekeriya'nın hayreti gayreti üzerinde dövünürken, yine üçten biri:

— Biz, demiş, babanın sana bıraktığı emanetleri almaya geldik.

Zekeriya, içinin içinde kendi kendine: "Emânet... Babamın bana bıraktığı emanet, bir şecere, bir hırka, bir mühür... Evet, elbet bişiy bunlar ama... Ehemmiyeti ne bunların bu kadar acaba?.." diye döküp düşünürken, yine üçten biri kalbinden geçirdiği şeye cevap vererek, şunu söylemiş:

— Bir şecere, bir hırka, bir mühür, erbabı için çok şey, ama erbabı olmayan için hiç bir şey... Zevâhir bevâtının elbisesidir... Bevatını elbisesiz, çıplak görmeye herkesin tahammülü yoktur.

Üçten biri böyle söylemiş ya, hakikaten de az sonra aynısı gerçekleşmiş bunun.

O üç kişi Zekeriya'dan emanetleri alınca:

— Hadin, demişler, hep birlikte Ahmed Ağa'yı ziyâret edelim!

Hep birlikte odadan çıkmışlar, kabristana doğru yürümeye başlamışlar. Bahçe aralarından. Ahmed Ağa'nın eviyle kabristan arasında bahçeler varmış o zaman. Elmalar, erikler, armutlar, vişneler ve sıra sıra kavakların yer aldığı bahçeler...Gökte yıldızlar, yerde böcekler ve şurada burada tek tük kuş sesleri...Herkes uyurken ortaya çıkan gece kuşlarının sesi bir garibtir. İnsanı başka âlemlere çeker götürür.

Zekeriya ve o üç gayb ricâli evliya bu manzara içinde kabristana doğru giderken, bir an için Zekeriya'nın keşfi açılıverir. Zerreden küreye her şeyin tesbihatını duymaya başlar. Taşların, ağaçların her şeyin, kimisinin rükuya vardığını, kimisinin secdeye kapandığını görür. Sağından solundan, önünden ardından, üstünden altından her taraftan bir tesbihat uğultusu gelmektedir. "Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ı tesbih eder; mülk O'nundur ve hamd O'nadır ve O her şeye kadirdir." (Teğabun suresi birinci âyeti)nin bütün esrarı gözlerinin önüne serilince, Zekeriya bayılır düşer.

O üç gayb ricâli evliya, kollarından tutup kaldırırlar Zekeriya'yı:

— Kalk efendi, kalk!.. Bu âlem halkının basiretinin bağlı oluşunun da bir faydası olduğunu gözlerinle gördün işte! Eğer herkesin basireti açık olsa, hiç kimse şu yapıp ettikleri şeylerin hiç birisini dünyada yapamazlar. Herkes el etek çeker dünyadan o zaman.

Sonra, o lâhûtî cümbüş içinde, o gayb erenler, geldikleri gibi sır olurlar giderler. Zekeriya, azıcık toparlanır gibi olduğu zaman, babasının kabri başında bulur kendini.Yâsin sûresinin "O bir şey istediği zaman ol der, oluverir. Her şey O'nundur, O her şeyin üstünde ve ötesindedir. Hepiniz O'na döneceksiniz." meâlindeki son âyetleri dökülmektedir o anda Zekeriya'nın ağzından. Elini yüzüne çalarken, sabah ezanları başlar Lâdik'de...

Mustafa Özdamar'ın Ladikli Ahmed Ağa Kitabı'ndan...

Ladikli Ahmed Ağa / ON ALTI YILDIZ
 

kartalreis

Üye
Üye
Katılım
Tem 26, 2011
Mesajlar
478
Tepkime Puanı
5
Puanları
18
C*


Herkes susar biz söyleriz

Herkes söyler biz yaparız

Herkes yapar biz ölürüz

Herkes ölür biz yaşarız


C*C*C*C*C*C*C*C*C*C*C*C*C*C*C*


ölümC*ül
 

kartalreis

Üye
Üye
Katılım
Tem 26, 2011
Mesajlar
478
Tepkime Puanı
5
Puanları
18
C*


Yaşadığını sandığınız ölüler, öldüğünü sandığınız diriler nerdeler... Diriyle bir olmakta hüner...


C*C*C*C*C*C*C*C*C*C*C*C*C*C*C*


ölümC*ül
 

kartalreis

Üye
Üye
Katılım
Tem 26, 2011
Mesajlar
478
Tepkime Puanı
5
Puanları
18
Ölüm Güzel Şey


Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber...
Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber?
Öleceğiz müjdeler olsun, müjdeler olsun!
Ölümü de öldüren Rabbe secdeler olsun!

Kapı kapı, yolun son kapısı ölümse;
Her kapıda ağlayıp o kapıda gülümse!
O demde ki, perdeler kalkar, perdeler iner,
Azrail’e hoş geldin, diyebilmek de hüner...

O dem çocuklar gibi sevinçten zıplar mısın?
Toprağın altındaki saklambaçta var mısın?
Ölüm ölene bayram, bayrama sevinmek var;
Oh ne güzel, bayramda tahta ata binmek var!

Ufka bakarlar; ölüm uzakta mı uzakta...
Ve tabut bekler, suya inmek için kızakta...
Sultan olmak dilersen, tacı, sorgucu, unut!
Zafer araban senin, gıcırtılı bir tabut!


Necip Fazıl Kısakürek
 

kartalreis

Üye
Üye
Katılım
Tem 26, 2011
Mesajlar
478
Tepkime Puanı
5
Puanları
18
Bir Yiğit Ölmüş Diyeler

Muhsin Yazıcıoğlu'nu rahmetle anıyoruz...

5148.jpg


Muhsin Yazıcıoğlu Hakk'a yürüyeli 5 yıl olmuş...

Mekanın cennet olsun Muhsin Başkan....

On Altı Yıldız olarak seni rahmetle anıyoruz. Tüm gönüldaşlarımızdan da Başkan'ın ruhuna Fatihalar istirham ediyoruz..


Bir Yiğit Ölmüş Diyeler / ON ALTI YILDIZ
 

kartalreis

Üye
Üye
Katılım
Tem 26, 2011
Mesajlar
478
Tepkime Puanı
5
Puanları
18
C*

(ÂLİ IMRÂN suresi 185. ayet) (Resmi: 3/İniş:94/Alfabetik:7)


Eûzubillâhimineşşeytânirracîym - Bismillâhirrahmânirrahîym


كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِ وَاِنَّمَا تُوَفَّوْنَ اُجُورَكُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ فَمَنْ زُحْزِحَ عَنِ النَّارِ وَاُدْخِلَ الْجَنَّةَ فَقَدْ فَازَ وَمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا اِلَّا مَتَاعُ الْغُرُورِ


Okunuş - Kullu nefsin zaikatul mevt, ve innema tuveffevne ucurakum yevmel kiyameh, fe men zuhziha anin nari ve udhilel cennete fe kad faz, ve mel hayatud dünya illa metaul ğurûr.



Kelime kelime anlamı


1. kullu nefsin : herkes, her nefs
2. zâikatu el mevti : ölümü tadıcıdır
3. ve innemâ : ve lakin, fakat, amma
4. tuveffevne : vefa edilir, ödenir, ödenecek
5. ucûre-kum : sizin ecirleriniz, yaptıklarınızın karşılığı (ücret, mükâfat)
6. yevme el kıyâmeti : kıyâmet günü
7. fe men : o zaman, o vakit kim ... ise
8. zuhziha : uzaklaştırılır
9. an en nâri : ateşten
10. ve udhıle el cennete : ve cennete, sokulur, konur
11. fe kad fâze : o zaman, o taktirde kurtulmuştur
12. ve mâ el hayâtu ed dunyâ : ve dünya hayatı değildir
13. illâ : ancak, ...'den başka
14. metâu el gurûri : aldatıcı metadan, geçici faydalanma



TefhimulKuran - Her nefis ölümü tadıcıdır. Kıyamet günü elbette ecirleriniz eksiksizce ödenecektir. Kim ateşten uzaklaştırılır ve cennete sokulursa, artık o gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı metâdan başka bir şey değildir.

Diyanet - Her canlı ölümü tadacaktır. Ancak kıyamet günü yaptıklarınızın karşılığı size tastamam verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete sokulursa, gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı metadan başka bir şey değildir.

Elmalılı Orj. - Her nefis ölümü tatacak, ecirleriniz ancak kıyamet günü tamamlanacak, o vakit kim ateşten uzaklaştırılır da Cennete konulursa işte o murada erdi, yoksa dunyâ hayâtı aldatıcı bir meta'dan başka bir şey değil

Elmalılı S1 - Herkes ölümü tadacaktır. Mükafatlarınız ancak kıyamet günü tamamlanacaktır. Her kim o vakit ateşten uzaklaştırılır da cennete konulursa, işte o, murada erdi. Yoksa, dünya hayatı, aldatıcı bir eşyadan başka bir şey değildir.

Elmalılı S2 - Her canlı ölümü tadacaktır. Kıyamet günü ecirleriniz size eksiksiz olarak verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete konursa o, gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı zevkten başka birşey değildir.

F. Kuran - Herkes kesinlikle ölümü tadacaktır. Yaptıklarınızın karşılıkları, kıyamet günü, size eksiksiz olarak verilecektir. O zaman kim Cehennem ateşinden uzak tutulur da Cennet'e konursa gerçekten başarıya ulaşmıştır. Dünya hayatı aldatıcı bir hazdan başka birşey değildir.

M. Esed - Her can ölümü tadacaktır: Böylece Kıyamet Günü (yapıp ettiklerinizin) karşılığı size tam olarak ödenecektir; orada ateşten uzaklaştırılıp cennete sokulacak olanlar, gerçek bir zafer kazanmış olacaklardır: Zira bu dünya hayatı(na düşkünlük), kendi kendini aldatma zevkinden başka bir şey değildir.



C* C* C* C* C* C* C* C* C* C* C* C* C* C* C*
 

kartalreis

Üye
Üye
Katılım
Tem 26, 2011
Mesajlar
478
Tepkime Puanı
5
Puanları
18
Alparslan Türkeş'i Rahmetle Anıyoruz...

Vefatının 17. yılında Başbuğ Alparslan Türkeş Bey'i rahmetle anıyoruz ...


5182.jpg



Alparslan Türkeş Bey'i rahmetle ve hasretle anıyoruz...



Türk Milletinin ve Türk davasının mümtaz liderlerinden merhum, Başbuğ Alparslan Türkeş Bey'i rahmetle anıyoruz ...

Oktan Keleş

Alparslan Türkeş'i Rahmetle Anıyoruz... / ON ALTI YILDIZ
 

kartalreis

Üye
Üye
Katılım
Tem 26, 2011
Mesajlar
478
Tepkime Puanı
5
Puanları
18
Tavaf-Umre

Dr. Münir Derman anlatıyor...


5196.jpg



TAVAF - UMRE

Esselamu aleykûm
Ya Bakıyyetül cüz'ül cesedil insan
Ya Yakud-ul hadra
Ya El Hacer-ül Esved
Şahidol.
İşaret parmağını diline dokun.
Sonra parmağının ucunu Hacer'e değdir.
(Sakladığın sırdan bana görünmeyeni ver.)
Sonra elini çek, elinin üstünü öp. Elin üstünü sağ gözüne sür.
Sakın Hacer'i öpme.

O gece göreceğin rüyayı kimseye söyleme. Hiç kimseye... Kâbe’de bulunduğunuz zaman seferi değilsiniz unutma...Dışarıda seferi olduğunuzu da unutmayın...Gece teheccüd namazı kılarsanız. Mekke'de nerede kalıyorsanız orada kıl...

Umre'de: Birinci gün, sabah ve akşam namazlarını şafii taraftan Medine'ye doğru çevrilerek kıl (Güney).

1. 2. 3. günlerde : Öğle, ikindi, yatsı namazlarını Hanbeli tarafta yani Kızıldeniz tarafı (Batı) Arkanı Kızıldenize vereceksin.

2. 3. günü sabah - akşam Maliki tarafta yani arkanı Medine'ye vereceksin. (Kuzey).

Dördüncü günü bütün namazları: Sabah, akşam, öğle, ikindi, yatsı, dönünceye kadar; hanefi tarafta yani Kızıldenize doğru güneşin battığı tarafa döneceksin.

Medine'ye gittiğin zaman: Namazlarda sefer'i olduğunu unutma... Beş vakit namazı mümkünse Mescid'de kıl... Fazla namaza lüzum yok. Lâflara bakma. Medine'de Resulü Ekrem'e selâvat getirin.. Hz. Fatıma'nın ruhuna bildiğini oku... Nisa kapısı vardır. O cihetin dış tarafından Resulü Ekrem'e münacaatda bulun.

Sebebini o tarafın ne olduğunu da sorma... Ravzaya yanaşmak, görmek arzusunu firenle. Kendini zorlama. Uzaktan münacaat efdaldir. Yakın tehlikelidir... Bırak o seni çağırarak yanaştırsın. Lâflara, arzulara kapılıp da cezbeye kapılma. Cezbe öteden çekilmedir. Bunu çok az kimse bilir. Hatta cezbe halinde söylenen sözlerden insan mes'ul değildir derler. Böyle düşünmek insanı küfre götürür. (Oradan) çekilen insan ilâhi cezbededir. O anda normalde küfür sayılan hal ve sözlerde bulunmaz, bulunamaz.

Zira o anda: (Fe âlâ mennehû La ilahe illallah) sırrı içindedir.
“Bir dost bulamadım gün akşam oldu"...

Damla kul idim ummana dalıp kayboldum.
Yine bir dost bulamadım.
Meğer ummanın dostu ben imişim...
O'nun dostu olmasan ölüm olmazdı.
"Er refiki âlâ" sözünü unutma
Herkes ölümü tadacak. Lezzet var bunda...

Burada: Kâbe duvar mıdır? Duvarın hudutlandırdığı saha mıdır? Çünkü dışarıdan da çeriden de duvara doğru dönülmektedir. Kâbe emri ilâhi ile İbrahim Peygamber tarafından kurulmuştur. Resulü Ekrem'in Mekke'de doğması, Kabe'nin orada olduğundan mıdır, yoksa Resulü Ekrem'in murad-ı İlâhi sebebiyle Mekke'de doğacağı için mi Kâbe, Hazreti İbrahim tarafından kurulmuştur. Bunları bilmek gerek.

Kabe dünya yaratılışında Allah'ın sır olarak bir muradıdır. Bunu bilenler vardır. Aşikârdır. Fakat ne akla, ne göze, ne düşünceye çarpar. Zaten asıl sır da budur. Apaşikârdır. Beş vakit, dünyanın her tarafından Kâbe'ye dönen müslümanlar o anda
tavaftadırlar. Yani Umre'dedirler. Hac emir halinde bir Umredir, ziyarettir. Umre de bu emrin değişmez ulûhiyetinin emirsiz şeklidir. Zekât: Emir olmayan sadakada gizlidir. Sadakada emrolunan zekâtın nüvesi gizlidir.

Hacda umre, umrede hac gizlidir. İtiraz etme, lâfı beğenmezsen zedeleme. Gül geç. Ne düşünürsen düşün. Bir iddiamız yok. Fakat söylediğimiz doğrudur. Ben senin bilgine yetişemem. Sen de bana... Sen yüksekte, baştasın. Biz ayak altındayız. Sen haklısın, evet... Fakat biz de doğruyuz. Şu küçük söylediklerimize cevap bul. Gel o zaman dost olalım... Şimdi dost değil miyiz? Diyeceksin. Dostuz. Fakat sen kendinin dostusun, bizi dost bilemezsin. Bu düşünce ve görüşünle...

Dinle hele: Resul'e vahiy geliyor, bunu Cebrail getiriyor. Nereden getiriyor? Allah'ın yeri var da oradan mı getiriyor. O halde Allah başka yerde, Resul başka yerde... Haberler, emirler gönderiyor. Kadir gecesi Kur'an indiriliyor. Nereden? Mirac'a teşrif ediyor Resulü Ekrem... Ne zaman var, ne mekân var diyoruz. Aklımızda zamanı da mekânı da kendimiz kuruyoruz, icadediyoruz... Bu (küfür) dür. Yani yanlıştır. Böylelikle aklımızla her şeyin hazır ve nazır olandan ayrılıyoruz. Haberimiz olmadan. Bu gaflet ve şirktir.

Kimisi demiş: Görmediğim Allah'a secde etmem. Ölmeden evvel ölün Nefsini bilen Allah'ını bilir. Bu bilgisizlik, idrak edememezlik bir perde ile ayrılmıştır. O perde (nefis) dir. Nefis nedir, onu bilmek gerek. Ondan sonra konuşalım.

27.2.1985

Dr.Münir Derman

"ALLAH DOSTU DER Kİ... YAZILMAMIŞ SIRLARIN İLKİ YAZILACAK SIRLARIN SONU " Kitabından alınmıştır

Tavaf-Umre / ON ALTI YILDIZ
 

kartalreis

Üye
Üye
Katılım
Tem 26, 2011
Mesajlar
478
Tepkime Puanı
5
Puanları
18
C*


5397 - İbnu Mes'ud radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

"(Izdırab ve mâtemi sebebiyle) yanaklarını yolan, üst başını yırt(ıp dövün)en, cahileye duasıyla dua eden bizden değildir."


C* C* C* C* C* C* C* C* C* C* C* C* C* C* C*

Buhârî, Cenâiz 36, 39, 40, Menâkıb 8
Müslim, İmân 165, (103)
Tirmizî, Cenâiz 22, (999)
Nesâî, Cenâiz 19, (4, 20)
 
Üst