Çocuğunuzla evde vakit geçirmenin 50 yolu

Gazoz Agacı

Moderatör
Moderatör
Katılım
Nis 23, 2012
Mesajlar
9,303
Tepkime Puanı
49
Puanları
48
Yaş
51
Çoğumuz yoğun iş temposundayız. Koşuşturmakla geçiyor zaman. Çoğu zaman kendimize bile zaman ayıramıyoruz. Bu arada ilgi bekleyen çocuklarımız da bundan etkileniyor. Eve geldiğinde sürekli işten ve yoğunluktan bahseden bir baba, iş yapmaktan ve toplantılardan bıktığını söyleyen bir anne…

Anne-baba çocuklara zaman ayıramayınca çocuklar da ya bilgisayara ya da cep telefonlarına kapanıyor. Anne baba ilgisizliği ile büyüyen çocuklar daha sonraları bireyleşme ve sosyalleşme sıkıntıları çekiyor. Oysa ki, çocuklarınızla ilgilenmek için fazla efor harcamayacağınız, kolay, para harcamadan ve hatta sizlerin de eğleneceği basit yollar var.

Şimdi sizlere çocuklarınızla evde hoşça vakit geçireceğiniz ucuz ve kolay 50 aktivite

Parmak boyasıyla resimler yapın.

Puzzle oynayın.

Birlikte resimli kitap yapın.

Kitaplarınızı şeffaf ambalajla kaplayın.

Birlikte bulmaca çözün.

Odasını birlikte boyayın.

Hayvan seslerini taklit edin.

Pizza yapın.

Leğene su koyup kâğıttan kayık yüzdürün.

Evde basit fizik deneyleri yapın.

Satranç öğretin.

Işığı arkanıza alarak gölge oyunu kurun.

Evde çöp toplama oyunu oynayın. Kim daha çok eşya toplarsa ödül alsın.

Mısır patlatın.

Birlikte şarkı söyleyin.

Sessiz sinema oynayın.


Birlikte radyo tiyatrosu dinleyin.

Bulmaca çözün.

Bir eşyayı evde sakladıktan sonra haritasını çizin. Çocuğunuz bulsun.

Akvaryum kurun.

Birbirinizi gıdıklayın.

Evde değişik boyda bardakları ters çevirip kaşıkla sesle çıkartın.

Eski bir tişörtü kumaş boyaları ile boyayın.

Kâğıttan uçak yapın, yarışın.

Birbirinizin taklidini yapın.

Sihirbazlık numaraları yapın.

Kese kâğıdından çanta yapın.

Kibrit çöpleri ile şekiller oluşturun.

Birlikte bir hikâye yazın.


Süngerden makas yardımıyla ördek yapıp boyayın.

Sabah erkenden kalkıp beraberce güzel bir kahvaltı hazırlayın.

Balkonda domates, çilek yetiştirin.

Evde dondurma yapın.

Şimdi bu yazıyı okuyunca oğlumla paylaştığım hayatımın en keyifli anları geldi :) ne çok gülerdik biz birlikte gözlerimizden yaş gelinceye kadar hoş hala oğlum beni gülmekten ağlatır ama şu an birlikte yaptığımız tek şey sohbet sanırım ama geçmişe dair aklıma gelenleri yazmak istedim.

* Birlikte kek yapmak

* Legolarla oynamak

* Atari oynamak ( kavgaya sebep olan en önemli oyunumuzdu)

* Tavla, okey, iskambil, misket, scrabble ( kelime oyunu ) oynamak

* Köfte yapmak :) kıymayı yanaklarıma sürmeden duramazdı iyi oldu bu oyun bitti

* Bahar temizliği yapmak ( eski oyuncaklarını attırmanın tek yoluydu :) başka türlü kandıramazdım )

* Saklambaç oynamak,

* Film izlemek

* Suluboya yapmak,

* Okuma yarışı yapmak ( 1 dakikada okunan kelime sayısı kimin daha çoksa o kazanırdı. Aslında bu çok faydalı bir oyundu ve bu sayede hızlı okuma alışkanlığı edindik :) ikimizde )

* Gazete haberi kesmece ( gazete okumasını sevmesi için aynı anda farklı gazeteden en ilginç haberi okuyup kesme oyunu oynardık. Kimin haberi daha ilginç ve önemliyse duvardaki panoya asılırdı. )

Aklıma geldikçe yazarım arkadaşlar sizlerde ekleyebilirsiniz.
 

Gazoz Agacı

Moderatör
Moderatör
Katılım
Nis 23, 2012
Mesajlar
9,303
Tepkime Puanı
49
Puanları
48
Yaş
51
Hediyeleri değil, birlikte geçirdiğiniz zamanı hatırlarlar!

Günümüzün çalışma koşulları birçok ebeveynin gününün büyük çoğunluğunu işte geçirmesini ve kaçınılmaz olarak çocuklarına minimum vakit ayırabilmeyi neredeyse zorunlu kılar hale geldi.

Günümüzün çalışma koşulları birçok ebeveynin gününün büyük çoğunluğunu işte geçirmesini ve kaçınılmaz olarak çocuklarına minimum vakit ayırabilmeyi neredeyse zorunlu kılar hale geldi. Bu nedenle pek çok ebeveyn çocukları ile yeteri kadar zaman geçiremediğini düşünüp üzülür. Oysa çocuklarla geçirilen zamanın süresi değil içeriği önem taşır. Kadıköy Şifa Ataşehir Hastanesi Uzman Klinik Psikoloğu Merve Büyükkucak anne babalara çocuklarıyla nasıl kaliteli zaman geçirebileceklerini anlatıyor.

Bir yandan var gücüyle çalışarak çocuklarına en iyi imkânları sağlamaya çalışan anne babaların, bir yandan da yoğun iş yükü ve artan mesai saatleri sonucu yorgun düşmelerine rağmen neredeyse geriye kalan tüm vakitlerini de çocuklarına vakfetmeye çalıştıkları görülüyor.

İşte tam da bu noktada iş yaşamı ile aile yaşamını dengede tutma savaşını veren modern dünyanın anne ve babalarını son zamanlarda daha da öne çıkar bir derecede yeni bir ikilem bekliyor: acaba çocuklarıyla geçirdikleri zamanın miktarı mı yoksa kalitesi mi onların gelişimi ve ilişkileri açısında daha önemli? Yıllardır tartışılan bu soruya yaklaşım önceleri ebeveyn ve çocukların esas ihtiyaç duydukları şeyin birlikte daha fazla zaman geçirip ebeveynlerin çalışmaya daha az zaman ayırmaları yönündeyken son yıllarda birlikte geçirilen zamanın süresinden çok “nasıl” değerlendirildiği gerçeği büyük bir önem kazanmaya başladı.


hediyeleri-degil-birlikte-gecirdiginiz-zamani-hatirlarlar--2770420.Jpeg


Son yıllarda yapılan yabancı kaynaklı araştırmalar özellikle babaların çocuklarıyla hem bakım verme hem de eğlenceli aktivitelerde bulunma anlamında geçirdikleri zamanı arttırdıklarını ve eskiye oranla anne babaların daha az sayıda çocuk sahibi olmaları sebebiyle çalışan ebeveynlerin önceki yıllara kıyasla çocukları ile daha fazla zaman yaratma çabası içerisinde olduklarını göstermektedir. Ancak buna karşın çalışma saatlerinde bir iyileşme ya da azalma olmadığından bu denklem ancak anne babaların kendilerine ayırdıkları zamanı oldukça kısıtlamaya başlamaları şeklinde açıklanabilir ki bu aslında işten geriye kalan zamanlarda birçok ebeveynin çocuklarıyla geçirdikleri süreye odaklanarak bu süreyi “nasıl” ve dolayısıyla ne kadar “kaliteli” geçirdikleri kısmını ister istemez geri planda tuttuklarını göstermektedir.

Kaliteli zamanı süre değil içerik belirler!


Kaliteli zaman ebeveyn ve çocuğun birliktelik ve keyif hissini içerisinde barındıran, karşılıklı etkileşim ve aktivitelerde buluştuğu zamanlardır. Bunlar ebeveynin dikkatinin tamamını çocuğuna verdiği, ilgisini ve sevgisini çocuğuna hissettirdiği duygusal yakınlaşma ve paylaşım anlarıdır. Bu anları küçük sohbetlerde, birlikte oynanan oyunlarda, ya da birlikte gidilen gezilerde yakalamak mümkündür. Duygu ve düşüncelerin paylaşıldığı, çocuğa duygusal ve sözel olarak tepki verildiği ve anne baba olarak kendinizi spontan şekilde ilişkiye bıraktığınız hemen hemen her yakın ilişkide deneyimleyebileceğiniz bir süreçtir bu aslında. Bu nedenle belirli bir reçete vermek çok mümkün değildir. Ancak çocukların dünyasına dahil olmanın ve ilişkide olduğunuzu hissetmenin, tüm bu paylaşımları yakalayabilmenin yolunun en temel olarak oyundan geçtiğini söylemek mümkündür. Bilindiği gibi oyun özellikle okul öncesi çağda çocuğun kendini ifade etme, dünyayı anlama, çeşitli rolleri deneyimleme, kendisini sıkan meseleleri çözmeye çalışma ve aslında en temelde eğlenme yoludur.

Oyunlara dahil olma anne baba için hem çocuğunu yakından tanıma fırsatı sağlarken hem de çocuğuyla etkileşime girerek çocuğunun zihinsel ve özellikle de duygusal gelişimine katkı sağlamış olur. Bu etkileşimi en kuvvetli hale getirecek yöntem anne ve babanın oyunda yönlendirici olmaması, çocuğun serbestliğine ve özgürlüğüne eşlik edebilmesidir. Amaç hiçbir zaman o anlarda çocuğa bir şeyler öğretmek olmamalıdır; aksine anne baba olarak kendinizi oyunun ve size verilen rolün akışına bırakarak ya da sadece gözlemci veya eşlikçi olarak çocuğunuzla duygusal anlamda aynı frekansta buluşabilmektir.

Onun oyun sırasındaki duygularını takip edebilmek ve ona bu duyguları ifade ederek anlaşıldığını hissettirebilmek çocuğunuzla ilişkiniz açısından en değerli anlar olacaktır. Örneğin her çocuğun aile içi kuralları ve sınırları belirlediği kadar aynı zamanda bir savaş oyununda yerlerde sürünen ve düşüp kalkan, o esnada çocukla birlikte eğlenen, bağıran, gülen ve kendisi de çocuklaşabilen bir babaya da ihtiyacı vardır. Babasının da o esnada çocuklaşabildiğini görebildiği oranda çocuk da ona kendi dünyasının kapılarını aralayacak ve onu iç dünyasında davet edecektir.

Birçoğumuz için geriye dönüp baktığımızda anne ve babamızla ilgili anılarımızı, o dönemlere dair ne hatırladığımızı belirleyen en önemli şeyler ne yaşandığından, bize ne tür hediyeler alındığından, bize ne yedirip ne içirdiklerinden çok onlarla ne kadar doyurucu ve tatminkâr bir ilişkimiz olduğu, ne kadar sevildiğimiz, önemsendiğimiz, anlaşıldığımız, onlarla bir olduğumuzu hissettiğimiz, ihtiyaç duyduğumuzda yanımızda olacaklarına dair beslediğimiz güvenle şekillenir.

Ancak her anne babanın en büyük amacının çocuklarını mutlu etmesi olduğundan yola çıkarsak günümüz ebeveynlerinin yaşadıkları suçluluk duygusuyla çok sayıda hediyeler alarak ve çocuklarının keyif alacaklarını düşündükleri oyun merkezlerine onları sürüklercesine taşıyarak ve çocuğunun her isteğini yerine getirmeye çalışarak ayrı kaldıkları zamanı kapatmaya çalıştıklarını görmekteyiz.

Çocukla kaliteli zaman geçirmek, hediye vermekten daha değerli!

Çocuklara yapılacak her türlü kişisel ve ilişkisel yatırım her koşulda onlara alınan değerli hediyeler ve oyuncaklardan kat kat daha kıymetlidir. Hatta bu hislerle birlikte aile içi kuralları ve disiplin çerçevesini de zayıflatmalarına sıklıkla rastlanmaktadır. Ancak tüm bu çabalar duygusal bir doyum getirmemekle birlikte boş olan tüm vaktini çocuğuyla geçiren anne ve babada aşırı bir yorgunluğa ve bir zaman sonra da farkında olmadan bir bıkkınlığa yol açabilmektedir. Hâlbuki her çocuğun az da olsa birlikte olduğu süre içerisinde kendisiyle birlikte olmaktan keyif alan ve ilişki içerisinde bıkkın ve tükenmiş değil canlı ve istekli bir ebeveynle buluşmaya ihtiyacı vardır.

Özetle, kaliteli zaman hiçbir koşulda iş dışında sahip olduğunuz tüm vakti çocuğunuza adamanız anlamına gelmemelidir. Kaldı ki çalışmayan annelerin dahi her zaman için çocuklarından başka meşguliyetleri olmasının da çocuğuyla birlikte olduğu anların kalitesini arttırma ve çocuğun bireyselleşmesine katkı sağlama açısından büyük önem taşıdığı bilinmektedir.

Örneğin, çocuğunun sağlıklı gelişebilmesi adına çok istemesine rağmen çalışmaktan vazgeçerek kariyerine ara veren anneler için de aynı riskin söz konusu olduğunu, ilişki içerisine ister istemez bu hislerin yansıyarak birlikte olunan sürenin kalitesini azalttığını söyleyebiliriz. Öte yandan çalışmakla ilgili kendisini oldukça mutlu hisseden bir anne çocuğuna çalışmayan bir anneye göre görece daha az vakit ayırıyor olsa da kendisi keyifli ve tatmin olduğu için çocuğuyla ilişkisinde kendisini çok daha istekli bir şekilde var edebilir ve onunla çok daha yakın ve etkin bir iletişim içerisine girebilir.

Çocuğunuzla kalite zaman geçirmek için olağandışı şeyler yapmanıza gerek yok!

“Aile ile” bir şeyler yapmak ile “aile olarak” bir şeyler yapmak arasında çocuğun bütünlük ve tatmin hissi ile ebeveynleri ile arasında bağ kurduğuna dair hisleri açısından önemli farklar vardır. Örneğin yan yana oturup pasif bir şekilde televizyon izlemek ile sizin de aktif katılım göstereceğiniz şekilde on dakika bir hikâyeyi birlikte okuyup üzerine konuşmak arasında oldukça büyük bir fark vardır. Birlikte olduğunuz anın kaliteli olarak geçebilmesi adına özel ve olağandışı şeyler yapmanıza gerek yoktur. Birlikte yenen akşam yemekleri ya da yemek sonrası birlikte oynanan oyunlar gibi günlük rutinler dahi zengin paylaşım anlarına dönüşebilir.

Ancak burada anne ve babaların da robot olmadıklarının, onların da yorulmaya ve dinlenmeye, mola almaya hakları olduğunu vurgulamak gerekir. Yorgun bir şekilde eve gelerek görev gibi oynanan bir oyundan ziyade anne ve babanın “bu akşam ben de seninle oyun oynamak çok istiyordum ancak çok yorgunum ve biraz dinlenmeye ihtiyacım var, evet bu akşam oynayamadığımız için üzgünüm ama ister misin yarın akşam birlikte (çocuğun da keyif aldığı bilinen herhangi bir şey) yapalım?” şeklinde bir paylaşımda ve öneride bulunması daha sonraki daha kaliteli ve doyurucu bir birlikteliğe yön verebilir.

Veya benzer bir durumda söz konusu ebeveyn aynı açıklama ile birlikte fiziksel anlamda daha az yorucu bir aktivite yapmayı önerebilir. Birlikte olunan her anın oyun vakti olarak değerlendirilmesi yerine belirli zamanları oyun vakti olarak ortaklaşa belirlemek anne babalara da iyi gelecek bir yöntem olabilir.

Ne yazık ki modern yaşamın gerektirdiği çalışma koşulları beraberinde getirdiği suçluluk duygusuyla ebeveynleri anne babalığı da bir iş, bir görev gibi görme tehlikesine iterek, çocuğuyla ilişki kurmanın ve duygusal birlikteliğin keyfini, güzelliğini ve önemini görmelerine engel oluyor.

İş yaşamı ve aile yaşamı arasında denge kurmaya çalışan ebeveynler mükemmel anne babalık olmadığı gerçeğine ve çocuklarıyla ilişkilerinde kendilerini spontan bir şekilde onun duygusal ihtiyaçlarına bırakabildikleri ölçüde ilişkilerinin çok daha doyurucu ve tatminkar olacağını söyleyebiliriz.


%C3%A7ocuk-ile-ilgili-s%C3%B6z.jpg
 
Son düzenleme:

Gazoz Agacı

Moderatör
Moderatör
Katılım
Nis 23, 2012
Mesajlar
9,303
Tepkime Puanı
49
Puanları
48
Yaş
51
Mutlu çocuklar yetiştirmenin formülleri


“Evler, çocuklar için sığınılacak bir limandır bir yuvadır. Evleri etüt merkezine çevirmeyin. Onlara öğretmen değil, sadece anne ve baba olun! Onları anneanne ve babaannelerinizin sizi sevdiği gibi sevin; kitaplardaki formüllerle değil!


Özel Tarsus SEV İlköğretim Okulu ve Okul Aile Birliği tarafından velilere yönelik Ailede Mutluluğun Sırları Konferansı düzenlendi. Özel Tarsus SEV İlköğretim Okulu’nun oditoryum salonunda düzenlenen konferansta konuşan Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Nurcan Gökçakan,

“Mutluluk, birden bire ortaya çıkan bir mucize değildir. Önce siz, sonra aile ortamınız mutlu olacak ki çocuğunuz da mutlu ve sosyal bir birey olarak hayata katılabilsin” dedi. Yrd. Doç. Dr. Gökçakan, konferansa katılan velilere, çocuklara mutlu ve huzurlu bir ev ortamı sunmanın formüllerini anlattı:

• Mutluluk kendini tanımakla başlar. Siz mutlu olmazsanız aileniz de mutlu olamaz. Bu nedenle işe kendinizi tanımakla başlayın ve ‘ben kimim’ diye kendinize sorun. Ayrıca kendinizi dinlemeyi öğrenin. Gün içinde 3-4 defa durun ve kendinizi dinleyin; ‘sıkıntıdayım, kaygılıyım, öfkeliyim, heyecanlıyım…’ Eğer dinlerseniz farkına varırsınız.

Hemen ceza vermeyin!

• Çocuğunuza ceza verirken de aynı yöntemi uygulayın; kendinizi dinleyin! Diyelim ki çocuğunuz eve geç geldi ya da ödevini yapmadı. Lütfen direkt o çocuğa müdahale etmeden önce bir dakika yani 60 saniye kendinizi dinleyin. Önce bir durun! Emin olun çocuklarınıza söylediğiniz en kötü kelimeler o bir dakika içinde çıkıyor. Siz onu unutuyorsunuz ama çocuk onu affetmiyor.

• Kendinizi dinlediğiniz 60 saniye içinde ‘Babasına mı söylemeliyim, odasına mı kapatmalıyım, cep telefonunu mu elinden almalıyım?’ diye düşünün. Siz düşünürken çocuk halen odasında!

60 saniye düşünün!

• Hala düşünmeye vaktiniz var; ‘Cep telefonunu alırsam nasıl bir ceza olur? Bu çocuk iyice hırçınlaşabilir. Geçen ay aldım üç gün küstü” diye kendi kendinizle konuşun. Ne yapmalısınız? Kendinize düşünmek için zaman tanıyın. Çok daha sağlıklı bir karar vereceğinizden emin olun.

• Ama eğer onun cezasını hemen verirseniz o anda ağzınıza geleni söylerseniz; çocuğunuz için bu yaptıklarınız hiçbir anlam ifade etmez. Bu nedenle çocuklarınızı hemen cezalandırmayın; çünkü sıradanlaşıyor.

Evler, etüt merkezine döndü!!!

• Ölünceye kadar dürüstçe çocuğunuzun yanında durun. Yanlış da yapsa ‘sanırım ben de senin yaşlarında olsam aynı şeyi yapardım’ deyin. Çünkü siz çocuğunuza sadece anne ve baba olamıyorsanız; çocuğunuzun öğretmeni, hakimi, yargıcı, gardiyanı, polisi, jandarması oluyorsanız; o çocuğunuz annesiz babasız demektir!

• Unutmayın; çocuğun yüz tane öğretmeni ama bir tane annesi var. Ama anne ve babalar bunu unutuyor. O sığınılacak muhteşem liman olan ev de maalesef etüt merkezi oluyor. Biz çocuklarımıza çok büyük bir hata yapıyoruz. Odaya kapatıyoruz. Bir çocuğun ömrü bir odada, özel hoca, özel ders, dershanelerde geçiyor. Oysa eğitim sistemi onları zaten yeterince zorluyor. Sizin yapacağınız evde huzurlu bir anne baba enerjisi yaratmak.

Erkenden herşeyi tüketiyorlar!!!

• Şimdiki çocukların özel odaları, televizyonları, bilgisayarları var. Bu kadar büyük imkanlar sunulunca çocukların mutlu ve huzurlu olmalarını bekliyoruz. Ama yeni nesil maalesef mutsuz ve sıkıntılı.

• Mutsuz olmalarının en önemli nedeni; birçok şeyi erkenden tüketiyor olmaları. Henüz 1.5 yaşındaki çocuk cep telefonundan video çekebiliyor ve izleyebiliyor. Bu çocuk 13 yaşında ne yapacak?

Köydeki çocuklarda takıntı yok!

• Burada çare çocuğu teknolojiden uzak tutmak değil. Çözüm yolu; çocuğu nasıl seveceğinizi ve ona nasıl yaklaşacağınızı bilmek. Çocuğunuzu; anneniz ve babanız yani anneanne ve babaanne usulü sevin.

• Yaptığım araştırmalarda şunu gördüm; köyden ve kırsaldan gelen çocuklar daha rahat ve huzurlu. Obsesyon yani takıntı yok onlarda. Çünkü anne kaygılı değil. Çocuklarda hastalık hastalığı hiç yok. Yere düşen ekmeği alıp üflüyor ve yiyebiliyor. Ama şehirdeki çocukların biberonları kaynatılmaktan aşındı. Köydeki çocuk merdiven çıkmayı düşerek, şehirdeki çocuk törenle öğreniyor.

Perişan anneyi oynayın!

• Çocuğunuza karşı kullandığınız dil ve yaklaşım da çok önemli. Çocuğunuzla çok sıkıntı yaşıyor, çok didişiyorsanız; ‘sanırım ben bu işi yapamıyorum, ben seni anlayamıyorum, bana yardımcı olur musun, nasıl davranmamı istiyorsun’ deyin. Bunu da sert bir dille söylemeyin; hatta perişan ve zavallıymış gibi davranın, biraz mazlum olun. Çocuğa sert yaklaşırsanız onu kazanamazsınız.

Odasını toplayan ergen obsesiftir!!!

• Ailelerin en çok şikayet ettiği konulardan biri de çocuğun odasını toplamaması. Ben de diyorum ki; “Eğer 14-20 yaş arasındaki bir ergen odasını benim gibi topluyorsa obsesiftir, bana getirin.” Çünkü ergenlik bedensel, zihinsel, sosyal, ruhsal dağınıklıktır. Ben çocuğum ergenlik dönemindeyken odasını topluyordum. Sonra da not yazıyordum; ‘Odan tertemiz, akşam istediğin gibi bozabilirsin. Senin annen bir kahraman.’ Lütfen bazen çocuklarınızla yazışın.

• Çocuklarınızın bir robot olmadığını unutmayın! Atıyoruz odasına ‘Dersini çalış, iki saat sonra yemek vakti sofraya gel’ diyoruz. Halbuki onun yerine şöyle demelisiniz; ‘Yavrucuğum yemeğin saat üçte. Dinlenmek isteyebilirsin, ona göre planlamanı yapabilirsin.’

Özel hoca ders verir, yürek değil!

• Çocuklarınız ders çalışırken yanında olabilirsiniz. Kitabınızı, örgünüzü, gazetenizi alın, yanında bir yerlerde oturun. Çocuk sizinle birlikte olduğunu hissetsin.

• ‘Ödevin ne yapabilirim? Sen ne yapabilirsin’ diye sorabilirsiniz. Ama biz bunları özel hocalara bıraktık. Oysa özel hocalar para karşılığında ders veriyor; yürek vermek zorunda değil ki!

• Çocuğunuzu dinleyin, ona kulak verin. Çocuk ‘anne’ diye sesleniyor, anne de daha dinlemeden ‘hayır dışarı çıkamazsın’ diyor. Oysa çocuk ‘eline sağlık yemek çok güzel olmuş’ diyecek ama bunu söylemesine fırsat kalmıyor.


%C3%A7ocuklar%C4%B1n-mutlu-olma-sebepleri_466572.jpg
 
Son düzenleme:

Gazoz Agacı

Moderatör
Moderatör
Katılım
Nis 23, 2012
Mesajlar
9,303
Tepkime Puanı
49
Puanları
48
Yaş
51
12717165_997902253630711_4674422742238974200_n.jpg
 
Son düzenleme:
Üst