Mutluluğun Sırrı Deniz

Halil Yılmaz

Admin
Yönetici
Katılım
May 19, 2010
Mesajlar
14,175
Tepkime Puanı
35
Puanları
48
Yaş
47
Sabahın ilk saatleri idi .Çalar saatim çaldı .Yavaşça yatakta doğruldum . Canım hiç gitmek istemiyordu ama gitmeliydim. Zorda olsa kalktım sımsıcak yatağımdan. Elimi yüzümü yıkadım ,üstümü değiştirdim .Buzdolabıma dünden hazırlayıp koyduğum öğle yemeğimi alıp dışarı çıktım. Kahvaltı yapmamıştım bu yüzden açtım. Yolda rastladığım bir simitçiden simit aldım ve yavaş yavaş yemeye başladım . Hava sanki biraz soğumaya başlamıştı. Bir bankta oturup montumun düğmelerini bağlıyordum. Bir ara başımı kaldırdım ve parkta tek başına oturan küçük bir çocuk gördüm. Ağlıyordu, üzüntüden mi yoksa soğuktan mı titriyordu anlayamamıştım. Banktan kalktım çantamı ve simidimi de alıp çocuğun yanına gittim. Yavaşça yaklaştım küçük çocuğa . Beni görmüyordu arkası dönüktü. Bu yüzden rahattım . Elimi çocuğun omzuna koydum . Küçük çocuk korkmuş olmalı ki hızla arkasına döndü ve bana baktı. Gözleri masmaviydi, küçücük burnu ve ağzı vardı. O kadar sevimliydi ki ona ısınmıştım hemen. Çocuk benim bakışlarımdan utanmıştı. Kafasını yavaşça döndürerek ayağa kalkmaya çalıştı. O an anladım ki küçük çocuğun tek ayağı yoktu. Eline koltuk değneklerini alarak oturduğu banktan kalktı. Bir şey demeliydim ona ,gidiyordu. Biraz uzaklaştıktan sonra ona seslendim:

-Hey Küçük! Biraz durur musun? Sana bir şey sormak istiyorum. Dedim . Küçük çocuk beni duymuştu ,bana geliyordu. Ama yüzünde rahatsız olmuş bir ifade vardı .Bana bakarak:

-Pardon! Siz bana ne sormak istiyorsunuz? Dedi. Gülümseyerek:

-Bu saatte tek başına burada ne arıyorsun? Birde rahatsız olmazsan neden ağlıyordun ? diye sordum. Bana baktı ve hüzün dolu bir sesle:

Ben her sabah buraya geliyorum. Ailem benim buraya geldiğimi bilmiyor eğer bilseler beni bir daha göndermezler. Gördüğünüz gibi tek bacağım yok. Mahalledeki arkadaşlarım her gün burada koşup oynuyor ama ben koşamıyorum. Sadece bu bankta oturup onları izliyorum. Ve her sabah onlar gelmeden buraya geliyorum. Koşamadığım oynayamadığım bu pa rkta her sabah ama her sabah ağlıyorum. Ve sonrada eve gidiyorum .Tıpkı şimdi olduğu gibi. Umarım merakınız gitmiştir dedi. Ben ne söyleyeceğimi bilemeden ona baktım o an ağzımdan:

-Peki nerede oturuyorsun? İstersen birlikte gidebiliriz? Dedim kibarca. Bir an sözlerime kızacağını sanmıştım ama o gülümsemişti bana. Masmavi gözleri ışıl ışıl olmuştu. Bana:

-Olur tabi gidebiliriz. Ama sizin işiniz yok mu? Benim yüzümden geç kalmayın birde. Dedi. Gülmüştüm o da şaşırdı. Kendine baktı ve yüzü değişti birden. O an ne büyük bir hata yaptığımı anladım .Üzüntülü bir sesle:

-Lütfen beni yanlış anlama sana gülmedim. Sadece çok düşüncelisin ve yaşına oranla olgunsun .Hadi gidelim. Bu arada ismin ne? Diye sordum. Bana:-Deniz dedi. Yine güldüm ismi gözlerine çok uymuştu. Aynı soruyu bana sordu oda .“Ece” dedim. Sonra birlikte yürümeye başladık. Bir an dengesini kaybetti. Onu kollarından tuttum. Gülümseyerek teşekkür etti. Bir banka oturttum onu .Elimdeki simidi kırıp ona verdim. Yine o güzel gözlerinde hüzün yakalamıştım. Birden ona sarılmak gelmişti içimden. Tutamadım kendimi sıkıca sarıldım ona. Oda bana sarıldı. Masmavi gözlerine baktım ve ilk defa mutluluğu gördüm. Banktan kalkmasına yardım ettim ve yine yürümeye başladık. Mahallesine geldik. Onu yaşındaki bir iki çocuk kovalamaca oynuyordu. Deniz’e baktım gözleri dolmuştu. Elini daha sıkı tutarak:

-Üzülme Deniz! Sende cennette koşup oynayacaksın. Orda herkesin ayağı bacağı olacak. Tıpkı arkadaşların gibi sende rahatça koşacaksın. Ne olur üzülme bir daha dedim. Bana doğru bakarak:

-Gerçekten bacağım olacak mı? Ben hemen gitmek istiyorum cennete dedi bana gülümseyerek. Gözlerimin dolduğunu ona göstermemeye çalışıyordum. Bende gülümsedim Deniz’e. Ve o evine girerken uzunca arkasından baktım. Geri dönüp gidecektim ki Deniz’in bana seslendiğini duydum. “CENNETTE GÖRÜŞÜRÜZ ECE ABLA” dedi bana. Ağlayarak el salladım ona. Artık her gün Deniz’in evine gidiyordum . Bir gün işten çıkmıştım yine Deniz’e uğrayacaktım. Bu kez ona oyuncak almak geldi içimden .Hemen bir oyuncakçıya girdim ve ona araba aldım. Süslü bir hediye paketine koydurttum oyuncağını. Sonra oyuncağı alıp Deniz’in evine doğru yürüdüm. Mahallesine geldiğimde evlerinin önünde kalabalık gördüm. Korkmuştum yoksa ona bir şey mi olmuştu. Koşarak evlerinin önünde toplanan kalabalığa ne olduğunu sordum. Bana Deniz’in dün gece hastalandığını, ateşinin düşmediğini ve ambulans gelmeden evinde öldüğünü söylediler. Ve bana ölmeden önce bir şey söylemiş: “Anne Ece ablama yarın gelirse benden ona selam söyle ve benim cennete gideceğimi söyle. Orda koşup oynayacağım anne. Üzülme anne .Ben seni göreceğim hep ”demiş ve gözlerini yummuştu. Elimdeki oyuncağı sıkıca tuttuğumu ve gözlerimden yaş geldiğini fark etmiştim bana bunlar söylenirken. Ona aldığım oyuncağı göremeden Deniz tıpkı adı gibi sonsuzluğa uğurlanmıştı. Ağlıyordum ,bir ara gözlerim karardı ,sendelemiştim. O an toplanan kalabalığın bana baktığını gördüm. İçlerinden birkaç kişi oturmama yardım etmişti. Ben Deniz’in evinin önünde otururken annesi gözleri yaşlı yanıma geldi. Bana uzunca baktı. Yanıma oturdu gülümsemeye çalışarak:

-Oğlum senden çok bahsetti. Onu ne kadar mutlu ettiğini bir bilsen. Seninle tanışmadan önce gülmezdi hiç. Ama ilk kez oğlumun hayata güldüğünü gördüm. Ölürken bile bana bakarak gülümsedi ve seni çok sevdiğini söyledi. Sağ ol! Oğlumun güldüğünü bir kez de olsa bana gösterdiğin için. Dedi. Sonra elimi tuttu ve Deniz’den geriye kalan küçük bir kolyeyi bana verdi . Ben kolyeye kolye bana bakıyordu. Sanki Deniz üzülmememi istiyormuş gibi kolyede bana gülümsüyordu.

Toparlanmaya çalıştım. Annesine baş sağlığı dileyerek yavaşça yerimden kalktım. Güçlükle Deniz’le tanıştığım o parka gittim .Simitçiden bir simit aldım. Oturduğu banka oturdum . Simidimi kırdım ve yanıma koydum. O an sanki onun yüzünü gördüm yanımda. Gülümsedim. O da bana gülümsedi. Ne kadar oturduğumu bile hatırlamıyorum o bankta. Kendime geldiğimde saat 21:00 idi .Kalktım banktan elimdeki simidimi oturduğum yere bıraktım. Gözyaşlarıma engel olmaya çalışarak evime doğru yola koyuldum. Eve vardığımda kendimi yatağa zor attım. Hıçkırarak içimdeki hüznü kusmaya çalıştım. Perişan haldeydim. Halbuki daha dün Deniz bana gülümsüyordu yanımdaydı, onunla oyunlar oynamıştık. Ama şimdi ona aldığım oyuncakla baş başaydım. Gözlerim dolu kalbim bomboş kalmıştı…

Aylar sonra ilk kez gidebildim onu tanıdığım yere. Bana bakışını hissetmeye çalıştım. Bacağının olmayışından duyduğu rahatsızlığı ifade edişini görmeye çalıştım. Oturduğumuz bankta onun yerine oturdum ,yok olan elini tuttum. Ona uzunca baktım. Gözlerim dolu onun mavi gözlerinde kayboldum. Ve onu kaybettiğim günden beri gidemediğim evlerinin önünde onun bana el sallayışını görmek istedim.

Yıllar sonra ben bunları yazarken Deniz’e aldığım oyuncak ve onun kolyesini yatağımın baş ucuna koydum. Ve onu tanıdığım ilk yere, parka, her sabah aynı saatte gidiyorum . Onu ziyaret ediyorum ki onun beni gördüğünü biliyorum. “Mutlu ol Deniz” Hep Mutlu ol..


( NOT:BİLGİLERİMİN YAYINLANMASINI İSTEMİYORUM....).
 
Üst