O Da Sizin Gibi

Halil Yılmaz

Admin
Yönetici
Katılım
May 19, 2010
Mesajlar
14,334
Tepkime Puanı
107
Puanları
63
Yaş
48
Çocuklar sınıfı terk edeli çok oldu. Dağınık masamın üzerinden aldığım kitaplarını çantasına yerleştirdi. Boş sınıfta kendisini durduracak bir engel olmamasına rağmen yine de oyalandı. Onun yaptığı anlamsız bir oyalanmaktı. Nedenini bilmediği zaman geçirme macerasıydı. Ne kadar oyalandığının zamanını kendisi de tahmin edemedi. Saate bakmak bile aklına gelmemişti. Güç bela oturduğu sandalyeden kalktı. Önünde yürümesi gereken çok uzun bir yol vardı. En azından onun için öyleydi. Okulun boş koridorlarından çıkış kapısına doğru ilerledi. Kapının neredeyse üzerine kapatılacağını ancak o zaman fark etti.
-Siz okulda mıydınız Hocam? Durun inmenize yardım edeyim!
Elinin tersiyle kapıyı kapatmaya çalışan görevliye “Olmaz!” diyerek cevap verdi. Yaptığı hareketi gören görevli kendine biraz çekidüzen verdi. Mahcup gözlerle yüzüne baktı. Göz göze gelince de gözlerini kaçırıp başını öne eğdi. Adamın durumuna “üzülmedim dese!” yalan olurdu.

Merdiven korkuluklarına tutunarak ağır ağır indi. Okul bahçesinin dışarıya açılan demir kapısından dışarı çıktı. Bozuk kaldırım taşlarına basa basa su birikintilerine girmeden yürümeye çalıştı. Ara sıra arkasından çalan korna seslerine bile aldırış etmedi. Korna seslerinin sahibi taksiler önünden geçerken sadece arkalarından bakmakla yetindi. Daha önce olsa şimdi birinin içinde eve gidiyor olacaktı. Ağır adımlarla yürüdüğü kaldırımın sonuna geldi. Köşeyi döner dönmez evinin bulunduğu sokağa doğru yöneldi. Önünde geçeceği uzunca bir sokak vardı. Uzun süredir yürüyerek geçmediği sokağı. Sokağın sonunda bulunan evine doğru yürümeye başladı.

Sokağın her iki köşesinde sırayla dizilmiş evlerin balkonları neredeyse birbirlerine değecek gibiydi. Her gün taksiyle geçtiği sokağı bugün nedense gözüne çok dar geldi. Sokağın yolu taş döşeliydi. Yürüdüğü kaldırım taşlarından farksızdı. Önceki gün yağan yağmur taşları biraz daha yerinden oynatmış hatta bazı yerlerde ise taşları söküp atmıştı.
Yağmurdan sonra güneşi gören çocuklar kendilerini dışarıya atmışlar, getirdikleri topun peşinden koşmaya başlamışlardı. Çocuklardan mutlusu yoktu. Zaten çocuk demek mutluluk değil miydi? Her gün çocuklarla o mutluluğu yaşamıyor muydu? Gün boyunca okulda çocukların sesleriyle iç içeydi. Oldu olası çocukların sesleri kulağına müzik gibi gelirdi.

Biraz daha yürüdükten sonra sokağın kenarında, gözüne kestirdiği yüksek kaldırımın üzerine zor da olsa oturdu. Topun ardından çılgınca koşan çocukları izlemeye başladı. Daldı gitti. Ta çocukluğuna ulaştı. En son ne zaman çocuklar gibi çılgınca top oynadığını hatırlamaya çalıştı. Ama zihni bir türlü hatırlamasına izin vermedi. Yoksa böyle bir hatıra zihninde olmamış mıydı?
-Topumuzu alabilir miyiz?
Kendisine yöneltilen soru anılarında yapmaya çalıştığı yolculuğu sona erdirdi. Önünde duran topu elleriyle kavradı. Koşmaktan yüzleri kızarmış, alnından terler boşanan, sık sık nefes alıp veren çocuğa gülümseyerek topu fırlattı. Kendisine atılan topu büyük bir gayretle tutan çocuk arkadaşlarının yanına koşarak gitti.

Oturduğu yerden çocukların topla olan oyunlarını biraz daha izledi. Zorlanarak da olsa yerinden kalktı. Elleri ayağına gitti. Ayağını biraz ovuşturduktan sonra sokağın sonundaki evine doğru yürümeye başladı. Kaç adım attığının hesabını kendisi bile tutmamıştı. Attığı adımları saymıyordu. Birden yerinde öylece kaldı. Emin olmak için başını çevirdi. “Her halde yanıldım!” diyerek yoluna devam etmek için bir adım attı. İkincisini atmadan tekrar başını çevirdi. DEVAMI İÇİN TIKLAYIN
 
Tekerlekli Sandalye
Üst