Uçurtma

Halil Yılmaz

Admin
Yönetici
Katılım
May 19, 2010
Mesajlar
14,341
Tepkime Puanı
114
Puanları
63
Yaş
48
Bu Öykü "Birinci Engelliler Konulu Öykü Yarışmasında" Birincilik Ödülü Almıştır...

ÖYKÜNÜN ADI: UÇURTMA

YAZAN: AHMET KARAKULAK

ucurtma.JPG


Uçurtma Adlı Öykü PDF Formatında Okumak İçin buraya tıklayınız

KONU: Öyküde kambur olduğundan dolayı arkadaşlarınca dışlanan, fiziki görüntüsünü nedeniyle çevresindekilerin ürkerek ve tiksinerek yaklaştığı bir çocuğun iç dünyasıyla toplumun engellilere olumsuz bakış açısı sergilenmektedir.

İnsan toplumsal bir varlıktır. Varlığını sürdürebilmek için çevresine uyum sağlamak, kabul edilmek ve onaylanmak ister. Böylece, içinde yaşadığı toplumla iletişime geçerek hem kişiliğini hem de dünyayı oluşturur. Bu bakımdan bir çocuk için anne-babası, arkadaşları, akrabaları onun için önemli kimselerdir. Onlarla kurduğu iletişim sonucu toplum içinde nasıl varlığını sürdürebileceğine ilişkin bilgileri bir biçimde öğrenir.

Peki, insan bedenindeki bir kusurdan dolayı çevresince dışlanıyorsa, toplumsallaşmasına izin verilmiyorsa ne olur? Uçurtma adlı öyküde bu somut gerçeklik dile getirilmektedir.
Arkadaşlarınca dışlanıp yok sayılan, görüntüsünü nedeniyle tiksinerek yaklaşılan karakterimiz, diğer çocuklar gibi oyunlar oynayıp uçurtma uçuramaz. Yaşamı hep dışarıdan seyretmek zorunda kalır. O yaşamın içinde yoktur. Yaşam onsuzdur. O da yaşamsız… Sırf kambur olduğu için çevresindeki insanlar ondan kaçar. Babasının bile sevmediği karakterimizi ötekileştirme bir gölge gibi izler. O da zamanını yakaladığı kelebeklerle, kırlangıçlarla oyalanarak geçirir. Bir süre sonra boş arazilere koskocaman binalar dikilir. Hem kelebek ve kırlangıçların yok olması hem de ninesinin ölümü karakterimizi iyice yalnızlaştırır. Ancak, dış dünyayla ilişkisini kesmek istemez. Çocuk yüreği özgürlüğe koşmak istese de buna izin verilmez.

Öyküde, karakterimizin bedenindeki bir kusur kişiliğine indirgenir. Atalarından devir aldıkları önyargılarla yaklaşan çevre, kambur çocuğun toplumla bütünleşmesine izin vermez. Karanlıkla aydınlığın boğuştuğu bu yerde karakterimiz “ YALNIZ” dır. Aslında böyle bir dünyada siz, biz, hepimiz “ YALNIZ” değil miyiz?
Yazar, 21 yüzyılda insanı insan olma yönünde değiştirip mutluluğu kurmak istiyorsan, mevcut güzellik ya da sağlam beden anlayışını ellerinle boğmadan ak pak bir dünya kuramazsın demektedir okura.

ÖYKÜNÜN TEKNİK OLARAK İNCELENMESİ:

DİL VE ANLATIM: Öykü tekil örgeyle yazılmış olup birinci tekil anlatım kullanılmıştır. Yazar, duru ve akıcı bir dil gerçekliği çarpıtmadan okura aktarmıştır.

KURGU: Öykü sondan başlamaktadır. Karakterimiz, hikayecinin anlattığı bir masalla çocukluğuna döner. Şimdiki zaman ve geçmiş iç içedir. Çeşitli nesnelerle ve durumlarla zaman döndürülür. Öykünün sonunda hikayeci ve karakterimizin aynı kişi olduğunu anlarız.

NESNELERİN BİRLİĞİ: Toplumun karakterimize olumsuz bakış açısıyla çevresindeki nesneler arasında imgesel bir koşutluk vardır. Öyle ki, dar pencerelerden sızan ışık bile sokaktan geçenleri ürkütür. Tıpkı karakterimiz gibi…

“Gölge” sözcüğü öyküde sıkça geçmekte olup hem soyuttur hem de somuttur. “Gölge”yle, toplumun karakterimize yüklediği paradigmalar simgeleştirilir. Aynı zamanda gerçek anlamıyla “gölge” karakterimizin kendi gölgesidir.

Öyküde kullanılan her nesnenin bir anlamı ve işlevi vardır. Öykünün başında söz edilen masalın öykünün ilerleyen bölümlerinde Yusuf ile Fatmacık olduğunu anlarız. Masal kahramanı Yusuf, karakterimiz için itici bir güç oluşturur. Tıpkı onun gibi uçmak ve masaldaki gibi ailesince, çevresince kabul edilmek ister. Bu isteği uçurtmayla simgelenir öyküde. Ancak, yaşamına kendisinin şekil verilmesine izin verilmez. Mutluluk, karakterimizin dediği gibi, nedensizce biçimlendirilmiş miras aldığımız önyargıların tutsağı olmamakla gelecektir.

ÇATIŞKI: Öyküde toplumda var olan güzellik anlayışından ve engellilere ilişkin olumsuz tutumlardan dolayı karakterimizle toplum arasında nesnel bir çatışkı vardır. Bu bakış açısı, karakterimizin kişiliğini etkiler. Gölgesinden nefret eder. İnsanların arasına girmekten korkar. Çevresindekilerin davranışları sevmek ve sevilmek isteyen öteki yarısının canına okur. Kişiliği parçalanır.
Yazar, bu öyküyle engellilerin nasıl ötekileştirildiğinin altını çizerken bir çocuğun dünyasıyla toplumun dünya görüşünün ayrımını vermekle kalmayıp engellilerin dış görünüşünden dolayı cezalandırıldığını da göstermektedir.

İZLEK: Engel, bedenin engel olması değildir. Engellilere engel olan toplumun olumsuz bakış açısıdır.
 

kumandarya

Üye
Üye
Katılım
Haz 23, 2012
Mesajlar
2
Tepkime Puanı
0
Puanları
0
teşekkürler
 
Tekerlekli Sandalye
Üst