Çocuklarda Takıntılar - Obsesif Kompulsif Bozukluk ( OKB )

gülümse_hayata

Üye
Üye
Katılım
Kas 9, 2010
Mesajlar
16,301
Tepkime Puanı
5
Puanları
0
Yaş
46
Çocuklarda takıntı.jpg

Obsesif-Kompulsif Bozukluğun (OKB) çocuk ve ergenlerde sıklığı %0.3 –0.9 olarak bildirilmektedir. En sık ortaya çıktığı yaş 7, ortalama başlangıç yaşı 10’dur. Ancak literatürde ve klinik pratikte çok daha küçük yaşlarda başlayan (2 yaşa kadar) olgulara rastlanmaktadır. Ortaya çıkışıyla ilgili birçok psikolojik kuram ortaya atılmışsa da artık OKB’nin biyolojik temelleri olan, obsesyon ve kompulsiyonlarla kendini gösteren bir hastalıktır.


Halk arasında ‘takıntı’ veya ‘vesvese’ olarak adlandırılan durumun tıbbi terim olarak karşılığı ‘obsesyon’ dur. Obsesyon, istenmeden gelen, uygunuz olarak yaşanan ve belirgin sıkıntıya neden olan, yineleyici düşünce, dürtü veya düşlemlerdir. Kişi bu düşünce, dürtü veya düşlemlere önem vermemeye, bunları baskılamaya veya başka bir düşünce ya da eylemle bunları etkisizleştirmeye çalışır. Kişi bu düşünce, dürtü ve düşlemlerin kendi beyninin bir ürünü olduğunun farkındadır. Ancak çocuklar bunu tam olarak ifade edemeyebilirler.

Kişinin obsesyonlara tepki olarak yaptığı tekrarlayıcı davranış veya zihinsel eylemlere de tıp dilinde ‘kompulsiyon’ adı verilmektedir. Örnek olarak bir kişinin ellerinin temiz olduğu bilmesine rağmen pis olduğunu düşünmesi ‘obsesyon’, bu düşünceden kurtulmak için gereksiz yere ellerini yıkaması ise ‘kompulsiyon’ dur. Obsesyonlar ve kompulsiyonlar az oranda herkeste görülebilir, ancak bunlar kişinin yaşam kalitesini ve işlevselliğini bozuyor ve ciddi zaman kayıplarına neden oluyorsa hastalık kabul edilir ve tedavisi gerekir.

Yapılan klinik çalışmalarda, çocuklarda en sık görülen obsesyonlar şunlardır:

- Kirlilik ,
- Hastalık bulaşacağı düşüncesi,
- Kötü bir şey olacak düşüncesi,
- Birinin öleceği veya hastalanacağı korkusu,
- Simetri,
- Cinsel içerikli düşünceler,
- Yasak veya şiddet içeren düşünceler,
- Anlatma, sorma onaylatma ihtiyacı

Sık rastlanılan kompulsiyonlar ise şunlardır:


- Yıkama,
- Kontroletme,
- Düzenleme,
- Sıralama,
- Sayma,
- Dokunma,
- Tekrarlama,
- Biriktirme,
- Tekrar tekrar düşünme


Yapılan nörokimyasal çalışmalar, beyin görüntüleme çalışmaları ve nöropsikolojik değerlendirmeler hastalığa beynin bazal ganglionlar ve frontal bölgelerindeki birtakım işlev bozukluklarının sebep olduğu, serotonin ve dopamin gibi nörotransmitterlerin düzeylerinin de hastalığın ortaya çıkışıyla ilgili olduğunu göstermektedir. Hastalığın genetik olarak geçişiyle ilgili de güçlü kanıtlar vardır. Yine çalışmalar göstermiştir ki bazı OKB vakaları Tik bozukluğu ve Tourette sendromu ile birliktelik gösterebilmektedir ve bu da bu vakaların benzer genetik orjinden kaynaklanabileceklerini düşündürmektedir.

OKB’nin çocuklarda sanılandan çok daha fazla görüldüğü ancak , çocukların sıklıkla ayıplanacakları ve yanlış anlaşılacakları gibi düşünceler nedeniyle sıkıntılarını gizleme eğiliminde oldukları bilinmektedir. Anne- baba veya öğretmenler çocuklara yaklaşımlarında güven verici davranır, çocukların yanlarında rahat ve açık davranmasını sağlayabilirlerse , çocuklar da sıkıntılarını söyleme konusunda daha rahat davranacaktır.

Peki çocuklar takıntılarını nasıl dile getirirler? Sıklıkla konudan bahsederken sıkıntılı oldukları göze çarpar. Kendileri aslında bu şekilde düşünmek veya davranmak istemedikleri halde içlerinden bir sesin (bazen kendi düşüncesi olduğunu söylerler, bazılarıysa başka birisinin sesi olarak tanımlayabilir) belli davranış ve düşüncelere yol açtığını dile getirirler. Örn:içinden herhangi bir şeye küfür etmek gelmesi, rahatsız edici cinsel içerikli görüntülerin göz önüne gelmesi, bir şeyi iki kez yapmazsa kötü bir şey olacağı veya kapıyı kilitlemiş olmasına rağmen sanki kilitlemediğini düşünmesi ve tekrar tekrar kontrol etmek zorunda kalması gibi.

Bazen düşünceler eşlik etmeden sadece tekrar eden davranışlar (kompulsiyonlar) ortaya çıkabilir ve bunlar dışardan rahatlıkla gözlemlenebilir.


Tedavi: OKB’de en başarılı tedavi ilaç + davranışçı kognitif terapidir. Genellikle tedaviye iyi yanıt veren bir hastalıktır. Tedavisiz kalan olgularda depresyon sıklıkla tabloya eklenebilir. Çocuğun işlevselliğini giderek daha fazla bozar, okul ve ev hayatını çekilmez hale getirebilir. Çevresi için de ciddi zorluklar yaratmaya başlar.

Çocuk ve Genç kliniği danışanları, uzman çocuk ve ergen psikiyatristi tarafından değerlendirilerek, yardımcı tedavi yöntemleri belirlenerek, uygulanmaktadır. Çocuğunuzda obsesyonlar ve kaygılardan şikayetçiyseniz, çocuğunuzdaki saplantılar onun genel yaşam düzeyinde sıkıntı yaratıyorsa, uzman desteği için kliniğimizden randevu alabilirsiniz.

Uzm Dr. Gökçe Küçükyazıcı
Çocuk ve Ergen Psikiyatristi
 
Moderatörün son düzenlenenleri:

Ayşe Abla

Üye
Katılım
Kas 19, 2013
Mesajlar
4
Tepkime Puanı
0
Puanları
0
Hiperaktivite ve takıntı tedavisinde probiyotikler:

OKB'li arkadaşlar aşağıdaki yazıyı okuyun lütfen. Bu hastalıktan kurtulmanın yolu bulunmuş.

ABD'li psikiyatrist James Greenblatt, bağırsaklara uyguladığı probiyotik takviyesiyle ile depresyon ve takıntı tedavisi yaptı. Genç bir kız olan Mary'ye hem obsesif-kompulsif bozukluk (OKB) hem de dikkat eksikliği ve hiperaktivite (DEHB) tanısı konmuştu. Hiçbir hastane ya da psikiyatrik ilaç, Mary'nin obsesif-kompulsif ve dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunu iyileştiremedi. Hastalığa farklı açıdan yaklaşan Dr. Greenblatt, Mary'nin ailesine psikiyatriyle ilgili soruların dışında sorular da sordu:

Mary nasıl bağırsak hastası oldu? Sindirim problemi, kabızlık, asit reflü.

Mary sindirim sorunları yaşarken üzgün ya da acı mı çekiyordu? Ailenin yanıtı "Evet" oldu. Psikoterapi ve ilaç yanı sıra, reçeteye bir günde iki kez doz, yararlı bakterileri yani probiyotikleri yazdı. "Bizim bağırsaklarda yaşayan iyi bakterilere ihtiyacımız var" dedi. Probiyotik reçeteden bir yıl sonra, Mary'nin hastalığından iz kalmadı.

BAĞIRSAKLAR İKİNCİ BEYİN GİBİ

Mary'nin bağırsaklarındaki mikroplar, onun zihinsel belirtilerine ya da dengesizliğine katkıya neden oluyordu. Dr. Greenblatt; "Bağırsak gerçekten bizim için ikinci beyin. Beyin dışında en fazla nöron olan yer sindirim sistemi" diyor. Beyin iletişimi ile sindirim sistemi arasında 100 ile 200 milyon nöron olduğunu belirten Greenblatt, psikiyatrik sorunların sindirim sistemi hedeflenerek çözüme kavuşturulabileceğinin kanıtlandığını savunuyor. Greenblatt'a göre, korku, anksiyete, depresyon; iştah veya sindirim arasında bağlantı var. Depresyon iştahı değiştirebilir. Bu şunu da gösteriyor: Bağırsaktaki bakterilerin hareketlerini değiştirerek ruh sağlığı bozukluklarını tedavi edebilirsiniz.

Doç. Dr. Selman Çelebi

(Medical Park Antalya Gastroenteroloji Uzmanı): Stres ve bağırsak fonksiyonları arasında çok yakın bir ilişki olduğunu ve stresle bazı moleküllerin, bağırsak yüzeyinden salgılanmasının arttığını biliyoruz. Buna serotonin ismi verilen depresyonla ilişkili hormonun tamamına yakınının, bağırsak duvarından salgılandığını örnek verebiliriz. Bakterilerin duyguların üzerine doğrudan bir etkisi olduğundan çok, probiyotiklerin bağırsak fonksiyonunu düzeltmesi ve bu düzelmenin depresyon üzerine olumlu etkisi olduğunu düşünebiliriz.

Doç. Dr. Serdar Dağ

(Nörolog): Midede çok fazla sinir ağı vardır. Bağırsakların iyi çalışması sinir sisteminin de normal çalışmasını etkiler. Bu yüzden bağırsakların ikinci beyin olduğu görüşüne katılıyorum. Çok fazla sinir ağı var. Sinir sisteminden çok çabuk etkileniyor. Probiyotikler; vücudun florasını düzenler. Sinir sistemi ile mide bağırsak yakından bağlantılı. Sinir sisteminin aşırı çalışması bağırsakları, bağırsakların fazla çalışması da sinir sistemini bozar. Ülser olunca da sinir sistemi bozulur. Etki tepkidir.

Sabah ( Probiyotikler ) ( Dr. Ümit Aktaş )
Probiyotiklerle Hiperaktivite ve Takıntı Tedavisi / Aktüel Psikoloji
 

Emre1453

Üye
Üye
Katılım
Haz 13, 2021
Mesajlar
3
Tepkime Puanı
0
Puanları
1
Surekli engel raporu alınabilir mi bu hastaliga
 
Üst